Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Suçatı'nın Müstesna Gülü Kadir Emmi

Kategori Kategori: Portreler | Yorumlar 9 Yorum | Okunma 2740 Okunma | Yazar Yazan: emrullah | 28 Aralık 2009 21:04:12

Emrullah Beye teşekkür ediyoruz

Suçatı’nın Müstesna Gülü Kadir Emmi

 

   O, köyün “Gadir Emmi”siydi kısaca. Bırakın deli demeyi, meczup, divane gibi kelimeler bile onu tarife yeten sıfatlar değildi. O’nu arayanlar bembeyaz sakalıyla cami ile Kozluk arasında bulabilir görebilirdi ancak… Ya bağ bostan beklerken, ya inek yayarken ya da camiye giderken…

 

   Artık beli eğilmiş, baston taşıyordu… Hiç evlenmemişti. Abisi Gığık Halid rahmetli olunca ondan emanet bir öksüz gibi kalakaldı… Yeğeni öğretmen Cemil Sorgun’un himayesinde yanda bitişik bir odada yaşadı durdu üç günlük dünyada… Gençliğinde çok yiğit olduğunu söylerler. Alacakaranlıkta Gübün Deresi’nden sırtladığı altmış kiloluk sal taşlarını tökezlemeden eve taşırmış. Sal taş, avlu, banyo, suluk tabanına döşenecek en uygun malzeme o zamanlar.

 

   Yaz kış namazı hiç aksatmazdı. Kışın bile caminin baş müdavimi olduğuna bütün cemaat şahadet eder. En zemheri soğuklarda Çörten Suyu’nun buzlu suyuyla abdestini alır, yüzündeki damlalar kırağılaşırken sakalını sıvazlayarak imamdan evvel kapıyı o yoklardı. Döşü, kolları abdest sularından ıslak izler taşırdı. Şehlalaşan gözleriyle alttan alttan bakarak o ardıç direğin yanına çökerdi…  Ne bilir, ne okur, sır amma, dudakları kıpır kıpır imrenilesi kıyamda secdesindedir. Temizdi. Cami cemaatinden dışlanmayacak, seçilemeyecek kadar üstünün başının düzgün bakımlı oluşu,  yakınlarının marifeti olsa gerek. Meryem ve Şükran yengeler en derin saygı ve şükrana müstahak olmalılar.

 

   Ali Hoca ile davetli sohbetlere doğru giderken eğilerek yürümesi, keyifli olduğunun işaretiydi. Kışın ancak Terzi Feyzi’nin dükkânında biraz, ezana kadar otururdu. Sığındığı mekânlardan biri de buraydı. Fazla konuşmaz, lafa karışmaz, sorulan sorulara “cık” lı “he” li kısa cevaplar verir, herkesle muhatap olmazdı. Bazı yarenlik etmek isteyenlere ters ters bakardı. Sadece Tayip Abdurrahman ile Ali Hoca’nın “artık baş göz edelim biraz toparlanak da…” latifelerine ciddi ciddi tepki verir, dudakları eğilir, gözleri ışırdı.  Kaf dağının ardındaki erişilmez padişahın kızı dul (!) zevce ile düğün dernek hülyalarına dalar, heyecanını gizleyemezdi. O anda on altısında bir delikanlı gibi dünür salma seremonisine kendini kaptırır, yoklatmaların bile nasıl salınacağının tartışmasına esir olurdu.

 

   Yazları vaktinin çoğunu bağda geçirirdi. Kozluk’taki mastafaların birinde ya kalıç elinde, ya da cevizin dibinde namaz kılarken görürdünüz. Eğer görünürde yoksa Gadir Emmi, bilin ki Kalaycık’tan gelen harığın yukarısında üzüm bağına, Sorkuncuk’a çıkmıştır. İnek yedeğinde erkence Kozluk’un mastafalarına gider, inek yayar bağ beklerdi güze kadar. Cevizlerin dökülüşüne doğru bağda kalma süresi uzar, yaşlı ceviz ağaçlarını beklerdi. Zira kış sohbetlerinde bu cevizlerden en az birisini, gelin adayı uğruna harcayacağını söyler dururdu. Birkaç densizin yakışıksız takılmaları ve alayları ile tahrik olmasa sinirlenmezdi. Küfrettiğini duyan pek olmamıştır. Çalışkandı. Yer beller, odun taşır, ot biçerdi… Cami ile evi arasında geçen hayatında, evi sanki ikinci adresiydi yatmak için uğradığı…

 

   Mescidönü’nde kış güneşi için duvar diplerine toplanan yaşlıların yanına mecbur kalmadıkça varmazdı. Her denemede O’nu inciten bir sataşma olabilirdi. Çene çalan avare topluluk lastik ayakkabı uçları ile sokak aşağı akan kar sularına bentler, kanallar açadursunlar; Gadir Emmi, caminin yün kilim nakışlarına düşen öğle güneşini sıvazlar, halının tüylerince virtlere dalar dururdu içeride…  Diğer mevsimlerde Mescidönü’nde sadece sığır katmak veya sığırı karşılamak için görünürdü Gadir Emmi.

 

   Köyün dışına hiç çıkmış mıydı gençliğinde bilinmez. Son zamanlarında tedavi için Adana’ya götürürler. Kısa süreliğine döndüğünde artık kendini farklı hissediyordu.  Vakit yaklaşıyordu. Son yıllarda artık evlenme lafını hatırlatan da yoktu, hatırlayan da… Kozluk’a gidemez olmuştu. Yeğenleri onu tekrar Adana’ya götürürler… Oradan da ötelerin ötesine… Rahmet herkese…

 

   Yukarı Suçatı’dan Hanyeri’ne doğru yaya gitmek isterseniz bir gün, yol üstündeki mezarlığa illaki uğrayacaksınız… O uhrevi âlemin sükûnetinden ayrılıp asfaltın trafik hengâmesinde boğulmamak için buyurun Ötegeçe’ye… Tahtaköprü’den geçip Kozluk tarafından devam edebilirsiniz yola… En baştan çıkarıcı milli parkları bile aratmayacak doğal patika yol, alıp sizi hayallerinize götürür… Yaban gülleri, ciğiller, kendigelen kiraz dallarından sakınarak, bir merkep yükünün geçebileceği kadar genişlikte bir yol bulup, iğde dallarından kaçarak ilerlersiniz.  Çalı kokularına taze ot rayihalarının karıştığı haziran başında mastafalarda artık çeleler tenek atmaya başlamış, salatalıkların sarı çiçekleri arıları yoldan çıkarır olmuştur. Sanki Emirgan yolunda erguvan mevsimindesinizdir…

 

   Lakin biz bir güz günü geçtik yıkılmış mastafaların arasından… Yarısı kurumuş sumaklar, ciğiller bütün yolu tutmuş, artık kimse geçmiyor diye… Dibine bir kaşık su varmayan erik ağacı,  hangi temmuzda kurumuş ise bedenindeki kabuklar dökülmüş. Gadir Emmi’nin cevizi kesilmiş, ötekiler de kuru. Şu, Gadir Emmi’nin dibinde namaz kıldığı kaya, dikenler arasında kalmış… Sanki Turan Engin’in seslendirdiği “Asri gurbet harap etmiş köyümü…   gelele…”  türküsüne klip çekilecek bir mekan olmuş Kozluk… Yol boyu bağlarda ne bir çocuk sesi, ne de kuzu melemesi.  Elif Karı’nın vişneleri, Kibar Bibi’nin dutları, Melekgilin mastafaları hepsi öksüz kalmış adeta… Pisik Mağarası’nın önünden geçip, Cücük Memmed Emmi’nin kamışlığa dönmüş bostan tarlasına hüzünle bakarak Pambucak’a ulaşırız. Binbir hatıranın burukluğu ve akıbetin elemiyle Hanyeri’ne varabilirsiniz artık…

Emrullah TOPRAK


 | Puan: 10 / 5 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Yusuf Önder { 25 Ekim 2010 13:30:48 }
Rahmetkli Kadir Emmi çocukluğumuzun büyük bir bölümü hemen hemen onunla geçti Rahmetlik Babam Çiğdem Memmet Kadir Emmiyi alıp alıp bize getirir ona güzel şakalar yapar gönlünü hoş etmeye çalışırdı o da onu çok severdi Allah Rahmet Eylesin Kadir Emmiye Adana'da Kardeşi İsmail Emmi ve Meyrem Hala bakardı imrenirdiniz şimdi hepsi gittiler yukarıdaki yazılar aynen abartısız çok güzel ifade edilmiş teşekkür ediyorum lütfen herkes bu tür anıları yazsın okuyalım eskilere gidelim selamlar....
Hulusi Tatar { 21 Ocak 2010 19:23:56 }
Emrullah bey merhaba,Rahmetli Gadir emminin günlük yaşantısını,o kadar güzel anlatmış,çocukluğumuzun geçtiği Kozluğun şu andaki viran halini çok güzel betimlemişsin.Adeta oraların yazı ile resmini çekmişsin.Teşekkürler. Ayrıca Mustafa Ünal Bey'ede katılıyorum kasabamızın önceden yaşamış yada hala yaşamakta olan güllerinide o eşsiz gözlemlerinizle ve akıcı uslubunuzla yazıya dökmenizi bekleriz.Hoşçakalın.
Hidayet Takçı { 04 Ocak 2010 21:03:42 }
Sevgili Hocam,

Kasabamızın simalarını öyle güzel tasvir ediyor, öyle güzel anlatıyorsun resmen sözcükleri resim fırçası gibi kullanıyorsun. Yavuz hocamın resim yeteneğine denk sizde de bir yazma yeteneği var, Allah bağışlasın.

Saygıdeğer Hocam, siz kasabamız insanını yazdığınız gibi inşallah bir gün sizi de yaptığınız bu yazılı hizmetlerden dolayı takdirle birileri anacak, anlatacaktır.

Tebrikler, teşekkürler...
M.Bulut { 04 Ocak 2010 17:45:49 }
Amca,babaannemin,babamın hemen her sohbette muhabbetle hatırladıkları bu pi'ri faniyi hep merak etmişimdir.Sayende görmüş kadar olduk eline sağlık(belkide görmüşümdür,ama çocukluk hatırlamıyorum.) Çok güzel bir yazı,tam tadında ,nostaljik bir film izler gibi,her zaman ki geleneğin tabii....
Sırrı TOPRAK { 04 Ocak 2010 12:28:53 }
Yazıda geçen mekanlar, olaylar ve kişiler abartılmadan en ince ayrıntısına kadar ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi... Ellerinize sağlık.
Burhan EMRE { 02 Ocak 2010 01:42:28 }
Emrullah Hocam rahmetli Kadir Amcayı çok güzel gözlemlemiş o güzelliktede yorumlamışsın eline sağlık.Kadir Amca zaman zaman Aşağı Suçatına gelir yeğeninin oradada kalırdı.Aşır amcanın marangöz dükkanı ile Fahri amcamın dükkanınınönünde sık otururdu.Farklı yönlere bakıyormuş izlenimi veren gözleri ve pirifani görünüşü çocukları ürpertirdi.Çocukluk değilmi bizlerde bazan uzak mesafeden takılırdık.Ne anlama geldiği belli olmayan(tösmek)takılmasına çok kızardı, arkamızdan koşar ancak çok çabuk geri dönerdi.En hoşlandığı muhabbet ise kendisinin evlenmesi ile ilgili konulardı.Allah makamını Cennet etsin kıymetli Kadir Amcamızın.
MUSTAFA ÜNAL { 31 Aralık 2009 19:52:04 }
Sevgili Emrullah hocam, yine çok güzel bir yazıya imza atmışsın. Adeta köyün tarihine bir not düşmüşsün. Kadir emmi bizim aklımızın ilk erdiği zamanlar hem kışın hem yazın köyde idi. Kışın, senin de yazdığın gibi ayaz, soğuk, kar, kış, fırtına demez camiye gelirdi. Ya caminin önündeki çeşmeden, ya da eğer akıyorsa caminin avlusundaki musluklardan abdest alırdı. Soğuk havada ağzından, kollarından ve yüzünden buharlar çıkardı. Pek konuşmaz, bir şey denecek olsa kafasını eğerek kaşlarının altından bakardı. Bazan anlaşılmaz kelimeler mırıldanırdı. Daha sonraları yaşı çok ilerlemişti ve kışları Adana'ya gider oldu. Yazları köydeydi ve Kozluk'ta ceviz beklerdi. Kardeşimle ben Ağburun'daki bahçemize giderken ırmağın karşısında cevizlerin dibinde görürdük kendisini. Burası ırmağın tam Karadağ'a doğru yönelip tekrar dirsek yaparak geriye döndüğü bir yerdir. Ya namaz kılar olurdu ya da uzanıp dinleniyor olurdu. Yukarıda da belirttiğin gibi kendinden beklenmeyecek derecede temizdi, üstü başı tertemizdi. Sakalı uzun ve bembeyazdı. İnsanların şaka yollu kızdırmaları nedeniyle olsa gerek, sinirli halini çok gördüğümüz için kendisinden hep korkardık. Babamın dükkanında da özellikle kış akşamları çok otururdu. Ali hocayı de pek severdi. Bu vesile ile Allah rahmet eylesin kendisine. Bu arada Emrullah hocam rahmetli Yemliha ile ilgili de bir yazı yazsan. Daha önce Hulusi abi güzel bir yazı yazmıştı, senin gözlemlerin daha farklıdır mutlaka. Bekliyoruz. Selamlar...
Naci TOPRAK { 30 Aralık 2009 20:28:25 }
Bir sabah namazı sonu varil sobanın ateşi kocaman mangala çekilirken cematten bazıları erken ayrılırlar camiden. Hoca da gidince mangalın başında Siloğ emmi (Yağcıoğlu) ,Zerdoğ Kadir ve bizim Gadir emmiler kalır.Dışarıdaki keskin soğuk, içeridekileri üşendirir dışarı çıkmaya...Közler nar gibi.Seher vaktinin tatlı rehavetinde usul usul gonuşurlar, konuşmaz sessiz sohbet ederler adeta... Siloğ emmi karakışın uzun sürmesinden endişeli.Lafı Kayapınar'a getirir mutmain bir eda ile. Zerdoğ Kadir emmi ateşin üzerini küllerle kapatır öğle namazında açılmak üzere... Gıgık Gadir emmi sükunetin kodlarını tesbih tesbih çekmede, sırrı kendinde saklı... Eminim o kısa kış günlerinin soğuk sabahında çoğu telin evlerinde ol vakit, teneke sobalar tütmeye erişte çorbası pişirmeye başlamıştır.Emrullah kardeşime tşk. O insanların cümlesine Rahmeti sonsuzdan mağfiret niyazı ile selamlar...
mustafa BOĞA { 29 Aralık 2009 08:40:29 }
Sevgili Emrullah hocam,ellerinize sağlık.O güllerden bir gonca sunmuşsun..Daha dalından yeni kopmuş gibi,insana hem gülücük hemde hüzün veriyor.İnsanların kalbinde anılarında yer etmiş sima'lar.Hayat işte böyle bir şey.Bazen öylesi insanlar bazen böylesi kişiler bazende dert olmuş karışık kafalar...Ama gerçekte var olmuş yaşanılan hayatlar.İyisiyle kötüsüyle.Şu kısamı kısa denen hayatımızda şöyle bir dalıp gidiyorumda kimler,kimler geldi geçti..Allah hepsinede Rahmet etsin.yaşıyanlarında Ahretleri güzel olsun...Sizinde geleceğiniz sevgi ve muhabbetle geçsin..Selamlar
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun151 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI