
Musa Beye Teşekkür ediyoruz...
YALNIZLIK VE İNSAN
… Issız bir vadideki umursamaz bir çağlayanın
Bir günlük macerasını merak edenler anlar ancak
Yalnızlığın yürek sıvazlayan değerini
Sayısı hiç de az değildir aslında
Kalabalıklar arasında yalnızlık türküleri yakanların…
Sosyal bir varlık olarak insan, aslında her zaman “yalnızlığını unutma” savaşını vermiştir. Yalnız kalma korkusuyla bir arada yaşayan insanoğlu, zaman zaman yalnızlığı da arar. Bence geçici bir avunmadır, insanın topluluk halinde yaşama merakı. Güçsüzlüğünü, endişelerini, korkularını başkalarıyla aşmaya çalışan insan, adeta bir sığınak olarak görmektedir diğer insanları. Ama bu, gerçek anlamda kendisini ayakta tutmaya yetmemekte, gerçek gücü yine kendi içinde, kendi özünde aramaya koyulmaktadır. Çünkü insan, yapısı, yaratılışı gereği yalnızlığa mahkumdur. Kendi özel dünyasına tüm dünyayı sığdırsa da o dünyasında tek başınadır.
Şu bir gerçek ki mutluluğu dışarıda arayan insan eninde sonunda kendi dünyasına yönelecek ve gerçek mutluluğu kendi içinde, kendi yalnızlığında bulacaktır. Öyleyse nedir bu insanın iç dünyası? Bu dünyaya giden yollar nasıl yakalanır, ve bu dünya bu enerjiyi nereden alır? Şüphesiz, insanın iç dünyası tüm dış etkenlerden etkilenen fakat her şartta varlığını koruyan yapısıyla bir sığınaktır aslında insana. Dış dünyanın negatif etkileriyle bocalayan insan, gerçek huzuru ve mutluluğu bu sığınakta bulur. Düşüncenin gerçek gücü de burada kendini gösterir. Kendi içinde mükemmel bir yapıya sahip olan insanın iç dünyası, olayları yorumlamada ve anlam vermede sürekli aktif haldedir. İnsan, iç dünyasını biraz keşfe çıkıp, orada olup bitenleri biraz sabır eşliğinde anlamaya çalıştığında birçok meseleyi eninde sonunda çözüme kavuşturacaktır.
Temel mesele insanın bir varlık olarak kendini tanımaya ve anlamaya gayret etmesi meselesidir. İnsan kendini tanıyabildiği oranda huzura erecek ve yaratılış gayesine yönelik eylemlerde bulunacaktır. Yalnızlık, bu aşamada kilit nokta görevini üstlenecektir. İnsan, yalnız kaldığında ve yalnızlığını hissettiğinde bir arayış içine girecek ve gereksiz yönelmelerden kendini soyutlayacaktır. Yalnızlık demek, düşünmek demektir. Yalnızlık demek, hayatı sorgulamak demektir. Yalnızlık demek, varlığın esrarını merak etmek demektir. Yalnızlık demek, hayatın anlamını anlamaya çalışmak demektir.
Unutmayalım ki ne zaman devre dışı kalacağı belli olmayan bir bilincin uyanması için yalnızlık şarttır. Yalnızlığı önemsemek, zamanla olgunlaşacak düşüncelere kapı aralamak demektir. Yalnızlıkta doğan her düşünce yabana atılacak türden değildir. Onlar bir gün gerçek karşılıklarını bulacaktır. Arınmış bir bilincin durağıdır yalnızlık.
…Yalnızlık
Kimseye uzak değil aslında
Çıkmak lazım
Yalnızlığın gizemli yolculuğuna
Ve yaşamak lazım doya doya yalnızlığı…
Musa TAKÇI
Gittin ve izin kaldı. Ne doğru tespitler. ruhun şadolsun. Yalnızlık konusundaki "ne zaman devre dışı kalacağı belli olmayan bilincin uyanması için yalnızlık şarttır"tespitin çoğumuzun anlamakta zorlanacağı bir tespit. Ölüceğiz ve bir çoğumuzun bilinci hiç uyandırılmadan ölmüş olacak ne acı. yalnızlık vurgusu edebiyatta genelde toplumdan ve sorumluluklardan kaçış gibi algılanır. ama yazıdaki yalnızlık inzivayı çağrıştırıyor. Gidenlerine dua edenler aslında kendilerine dua ediyorlardır. Gidenlerimizden gerekli nasihatları alıp rahmetle analım.
Musa kardeşim yalnızlık konusunda çok farklı yaklaşımlar olabilir. Ben, sosyal bir varlık olan insanın fıtratının toplum içerisinde yaşamaya daha uygun olduğunu düşünüyorum. İnsan zaman zaman yalnız kalabilir belki kalmalıdır. Ama insan toplumla bütünleşerek, toplumun ayrılmaz bir parçası olarak yaşamalıdır. Peygamberimiz(as) mü''minlerin bir vücudun parçaları olduğunu ifade etmiştir. Herkes birbirine muhtaçtır, yalnızlık hayatı zorlaştırmaktır. Yalnızlık belki bazı olumlu düşüncelere kapı aralar ama şeytanında en başarılı olduğu zaman yalnızlık dönemdir.
Peygamberimize vahiy gelmeden önce zaman zaman Hıra dağında mağaraya giderek tefekkür ve zikirle meşgul olmuştur. Ama sürekli olarak vahiy gelmeye başladıktan sonra terketmiştir. Ehl-i tasavvuf da erbain denilen ve 40 günlük sürelerle inzivaya çekilerek zikir ve tefekkürle ve nefis mücadelesiyle meşgul olmuşlar. Bunu nefsin ıslahında bir yöntem olarak kullanmışlar. Sonra tekrar halkın arasına, hizmet dönmüşler. Tasavvufta zahirde halk ile, batında Hak ile beraber olmak ulaşılması gereken bir seviyedir.
Din yalnızlıkla değil cemaat halinde yaşanır. Dinimiz cemaatleşmeyi emretmiştir.
İnsan belki toplum içerisindeki kötü arkadaşından zarar görebilir. İradesiyle bunu aşabilir. Ama dinini öğrenmek ve yaşamak, nefsiyle mücadele etmek ve insanlara hizmet edebilmek içinde başkalarına muhtaçtır.Yol yalnız gidilmez. Bilenle ve rehberle gidilir. Saygılar
Sevgili dostum,aslında her kötülüğün anasıda yalnızlıktır.yalnızlık öyle bir şeydirki,topluma yön veren toplumu din duygusuyle tanıştıran,şeylerin başlangıcı da yalnızlık ile başlar.Peygamber'lere de bakacak olursanız bu böyledir.Ama diyeceksinizki onlar yalnız değil Allah'ları ile beraberdirler.Yüce yaratn zaten herkesin yanında.Evet bilinmeyen sırlara varılır bazen varılır ama bazılarıda soluğu ya tımarhanede yada hapishanede alır.Güzel yazı ellerinize sağlık,yinede yalnızlık çok iyidir.dertlerden dünya meşakketinden arınmanın tek sığınılacak yeri,ama dediğimgibi sağlam durmak kaydıyle....Selamlar