Düdük sesleri arasında geçmiş baharlar...
GEÇMİŞ BAHARLAR
Söğüt dalından düdük yapmayalı yıllar olmuştu, teyzoğlumun yaptığı düdüğün tiz sesini duyduğumda. Büyük bir heyecan içerisinde onun yaptığı yeni düdükleri incelemeye başladım. Gözlerim söğüt ağacından düdüklerde, ama zihnim kasabamın baharlarında idi. Evet, o düdük sesi sanki beni bir uykudan uyandırmış bu seferde memleket hayallerine daldırmıştı. Uzadıkça uzayan hayal şeridime neler takılmadı ki.
O zamanlar pek hoşlanmadığım fakat şimdi aklıma geldikçe nerede o günler dediğim bahar işleri. Mart ayında ağaç budama, bahçe temizleme, nisan ayında yer belleme, ekim dikim işleri, kayısı çiçekleri arasında gezinme, bağ bahçeyi yaz mevsimine hazırlama. Yaptığımız işler kadar belki daha fazla zihinlerimizde kazılı olan yayla yolculukları. Yolda yürürken fark etmeden hızlanmalarımız, birlikte araba tutmalarımız ve bazen de sayısı çok fazla olmayan merkeplere kimin bineceği tartışmaları. Bütün bunlar yapılırken ucu gelmek bilmeyen o güzelim muhabbetler. Muhabbetle yollar kısalır, muhabbetle işler kolaylaşır, muhabbetle samimiyet artar v.s. Hele de bahar işlerinde yardımlaşma varsa en güzel birlik beraberlik ve en güzel muhabbet o zamanlarda olurdu.
Baharın erken vaktinde yaylaya gitmek zor olurdu, içinden çıkılmaz çamur deryaları, kimi yerde kürtük halinde duran bereketli kar yığınları ulaşımı etkilerdi fakat kar kütüklerini yine de severdik. Tamam onun yüzünden yolumuz bozulurdu ama her gidiş ve dönüşte kürtüğün en temiz yerinden bir avuç kar alıp yemekte güzel olurdu. Yoldaki su ihtiyacını gidermek için iyi bir yoldu, mikroplu olmadığı için kar yemekten dolayı hiç hasta olduğumu hatırlamıyorum. Bu arada nevruz toplama yine en güzel hatıralarımızdan birisidir. Hele de işin içine tatlı bir rekabet girdi mi öyle güzeldir ki nevruz toplama yarışı. Nevruz heyecanı ile dağı taşı gezer özellikle de seksenveren’in dolaşmadığımız tarafını bırakmazdık.
Nisan ayı artık havaların iyiden iyiye ısındığı zamandı kasabamda ve yaylamda. Bahçemizin her şeyi güzeldi ama ben en çok kayısı ağaçlarındaki pizleri severdim ve fırsat buldukça piz toplamaya giderdim. Hele onu şekerle karıştırınca tadı öyle güzel olur ki, olsa da yesek…
Bahar güzeldi fakat kimi zaman bahar bizi üzen bir mevsim olabiliyordu. Yine bir ağaç budama zamanı babam, ablam ve ben yaylaya çalışmaya gitmiştik. Akşam dönüş saatine çok az bir zaman kala babam yüksekçe bir kavak ağacından gözümün önünde düşmüş ve yine gözümün önünde kendinden geçmişti. Kayan gözlerinin ardından kaybolan bilinci ablamla beni o kadar korkutmuştu ki anlatamam o korku ve üzüntüyü. Koskoca bir ailenin, ulu çınarı ulu bir ağaçtan düşmüş ve belki de … bu korkular arasında ben donup kalmıştım, ablam biraz daha büyük ve sanırım daha soğukkanlı olmasından olacak köye doğru bağırarak koşmaya başladı. Emmiiii, emmiiii, … rahmetlik ihsan emmim ablamı duymuş olacak ki koşarak gelmeye başladı, arkasından Sami ağabey ve Fadime Yengem, arkasından Gülcan yengem ve bütün köylü. Babam kendine yavaş yavaş gelmiş ve kolum diye inliyordu. İlk müdaheleyi Gülcan yengem yaptı, Sami abi babamı sırtına aldı, İhsan emmim babamı arkadan destekledi ve öylece oradan çıktılar. Daha sonra bir arabaya bindirip babamı önce kasabaya arkasından da Sivas’a götürmüşler. Ben gidenlerin arkasından sadece ağlıyor ve dua ediyordum. O günden sonra başıma birçok olay geldi ama hiçbir zaman o gün ettiğim dua kadar dua etmedim, hiçbir gün o gün ağladığım kadar uzun ağlamadım. Yayladan kasabaya kadar bir taraftan gökler ağladı, bir taraftan ben. Evet her bahar aklıma geliyor ve her aklıma gelişte rabbimden babama uzun ömürler diliyorum.
Bahar mevsimlerinde yaptığım bir şey daha vardı. Kimi zaman annemin kardeşlerime örnek gösterdiği bir davranış. Sevgili Musa ağabeyimin Aytest dergilerinden bir tane yanıma alır ve kasaba yolunda kimi zaman yürürken kimi zaman da merkep üstünde test çözerdim. O azim şimdi olsa sanırım genç yaşta Doçent olabilirdim.
Daldığım hayal dünyasından yine düdük sesiyle uyandım. Oğlum da benim gibi düdük çalabiliyor hatta hayalleri bölecek kadar ses çıkartabiliyordu düdükle. Kültürel bir miras daha bizden çocuğumuza geçmişti, teyzoğlunun sayesinde…
Hidayet Takçı
Not: Benim ve bütün 23 nisan bebeklerinin doğum günü kutlu olsun.
Saygıdeğer Hemşom, yazımı beğenmene inan çok sevindim. Eksik olma, yazı yazmayı ben işte bu yüzden seviyorum, yazılarımız sizin gibi değerli büyüklerimizin ilgisini çekiyor ya daha ne olsun. Her yazma sevdasına düşen kişi gibi benim de en sevdiğim şey yankı bulan bir şey yazabilmek. İnşallah en yakın zamanda hayatımda üniversite yılları ile ilgili bir şeyler yazmayı düşünüyorum. Gerçi biz hala üniversite yıllarımızı yaşıyoruz ama Trakya Üniversitesi yıllarımızı diyeyim.
Sağlıcakla kal, selam ve saygılar...
Eline, yüreğine, kalemine sağlık Hemşo. Çok güzel anlatmışsın yaşanan ve yaşanabilecek o güzellikleri.
Bu vesile ile Kemal amcayada hayırlı, sağlıklı uzun ömür diliyorum.
Başarılar,
Selamlar.