
Ayşegül Hanıma Teşekkürler...
Ya Doğrulacaksınız Ya Da Yok olacaksınız !!!
Neden yazamıyorum çocuk?
Sana söylemem gereken bunca söz varken neden susuyorum sence?
Yıllardır büyüklerin hatalarını hep sizler ödediniz. Sanki sizler yok olunca tüm sorunlar bitecek gibi; sanki hepiniz zararlı birer virüsmüşsünüz gibi gizli ya da açık tüm silahlar sizin küçük bedenlerinizde denendi. Bu çok uzun zaman önce böyleydi, şimdi de böyle ve düzelmesi için bir şey yapmamaya; “Ben yapsam ne olacak ki?” demeye devam ettiğimiz sürece de üzgünüm ama böyle olmaya devam edecek. Bu durumdan hepimiz sorumluyuz. Çektiğiniz acılarda az ya da çok; bilerek ya da bilmeyerek belki, ama hepimizin parmağı var.
Bilerek ya da bilmeyerek de olsa herhangi birinize verdiğimiz en küçük zarardan dolayı milyonlarca kez özür dilemem gerekirken neden doğru kelimeleri bulmakta zorlanıyorum çocuk?
Çok eski değil, bundan 64 yıl önce 6 Ağustos 1945’ de, Kendilerini müthiş birer insan hakları savunucusu olarak gösteren insanlıktan çıkmış, ne olduğu anlaşılamayan yaratıklar, yeni buldukları bir öldürme biçimini denediler. Çok da başarılı oldular. Ne mutluydu onlara! Buldukları yeni bomba çok işlerine yaramıştı. Onların yaptığı çocuk öldürmek değildi. İlerde karşılarına çıkması muhtemel bir orduyu yok ettiler. Hedefleri asla çocuklar değildi ama nedense o bombanın adı "Little Boy" (Küçük Oğlan)’dı. Eminim “Küçük oğlan”ı Hiroşima’ya, kendi gibi küçük çocuklarla oynasın diye göndermişlerdir. Nerden bilsinler bu yaramaz “Küçük oğlan”ın, çocuklarla değil de onların hayatlarıyla oynayacağını. Hem ne olacak canım ölen kendi çocukları değil nasılsa; başkasına ne olursa olsun. Yalnız haklarını yemeyelim, kendi canları azıcık yandığında gerçekten insanlarının hakları için her şeyi göze alıyorlar. Onlar önemli çünkü. Dünya’da ne varsa onların olmalı. Diğer insanlara nefes almak bile fazla…
Bugün de suçsuz, günahsız çocuklar ölüyor. Suçsuz anneler, babalar yok yere büyük acılar çekiyorlar. Kendi ülkesinin güvenliğini bahane edip ha bire savaşan, bir oraya bir buraya saldıran canavar ülkelerden biri bu da. Yukarıda bahsettiğim insan hakları savunucularıyla da araları çok iyi nedense? Çocuklarına daha küçükken kendinden başka herkesi düşman olarak öğreten; başka çocukları öldürecek bombaları kendi çocuklarının imzasıyla süsleyen, tüm nesilleri sorunlu bir toplumdan insanlık adına iyi şeyler beklemiyoruz zaten ama Dünya’da sadece bunlar yok. İnsanın tuhafına giden işte o diğerlerinden bu olaya gereken tepkinin gelmemesi ya da gelen tepkilerin çok cılız olması. “Aramızda kalsın ama halkınıza yapılanlar insanlık suçudur. Aman yapanlar duymasın!!!”
İnsanoğlu tuhaftır çocuk… Savaşmak için binlerce nedeni vardır ama barış için bir nedeni zor bulur. Bitmek tükenmek bilmeyen istekleri vardır. Hele bir “Dünya Hakimi” olma isteği vardır ki işte o istek kabardı mı hiç kimseye, hiçbir şeye aldırış etmez. Gücünün yeteceğine inandığı, kendine ait olmayan topraklara hiç sebep göstermeden saldırır. Çocukmuş, kadınmış, yaşlıymış demez öldürür. Hatta bazen bir annenin, bir babanın, bir insanın onurunu o kadar haysiyetsizce çiğner ki o insan ölse şükredecektir.
Bir de şimdilik gücünün yetmeyeceğini bildiği yerler vardır. Oralara da gizli silahlarla saldırır. İnsanları yok yere bahanelerle birbirine düşürmek için eline geçen her fırsatı değerlendirir. Kimseye sezdirmeden o topraklarda da yayılır. Oralarda yaşayanların dillerine, kültürlerine saldırır. Özellikle de genç nesli hedef alır. İster ki onlar asla tarihlerini, kültürlerini doğru öğrenmesin hatta mümkünse hiç öğrenmesin. Yesin, içsin, gezsin, eğlensin, nerde boş iş var onunla oyalansın ama asla okumasın, asla bilmesin, asla uyanmasın. Hiçbir şey yapmasa ekmeklerin arasına koyduğu köfteler ve yanına eklediği oyuncaklarla önce küçük çocukları sonra ailelerini bir şekilde kendine bağlayarak gelenekleri zayıflatmak için uğraşır. Yaptığı köftenin tadı da berbattır ama nedense bazı insanlar oralardan yemeyi de bir çeşit üstünlük ya da birbirine hava atma aracı yaparlar. Küçücük çocuklar evde pişen yemeği yemez oraları sayıklar durur. Bu sayıklamalara “Bak İngilizce kelimeleri nasıl güzel telaffuz ediyor, aferin çocuğuma!” şeklinde bir tepki veren var mıdır bilmiyorum ama olmamasını diliyorum.
Ve çocuk, belki bu gizli silahlar senin hayatına daha çok zarar veriyor. O kadar ki sen daha annenin karnındayken saldırıya uğrayabilirsin. Yani orda da güvende değilsin. Bu “Dünya Hakimi” olma yoluna kendini adamışlar, senin rahatsızlığın için ellerinden geleni yapıyorlar. İnsanlara yenecek, içilecek doğal hiçbir şey bırakmamayı kendilerine görev edinmişler. Eğer elinde doğal bir ürünün varsa onu kendileri alırlar sana da nerde kötüsü var onu verirler. En belirgin özelliklerinden biri “AHLAKSIZLIK” tır. Hedeflerine varabilmek için yaptıkları ve yapacakları her şeye hakları olduğunu düşünürler. Sen istersen hemen öl, istersen yavaş yavaş. İstersen daha anne karnındayken, insanlara mutlaka yenmesi gereken şeyler gibi gösterilen, ne olduğu belirsiz, içinde binlerce kimyasalı barındıran hazır gıdalar yüzünden hastalan, ömür boyu kalsın o hastalığın izleri sende. Bunların hiçbir önemi yok onlar için. Yeter ki onlara “DUR!” diyecek güce asla sahip olma.
Ama ne var biliyor musun çocuk? Bir şeyi hep unutuyorlar:
Hani dedim ya sana, çok eskilerden beri bu düzen böyleymiş; zalimler de hep varmış mazlumlar da. İşte bu insan görünümlüler şunu hep unuturlar. Eninde sonunda kaybeden hep zalimler olmuştur.
Bu Dünya, içinde eğrileri de doğruları da barındırır. Eğriler, doğruları çekemez, kıskanırlar. Bilirler çünkü, onlar doğrudur. Ve nedense kendileri doğrulmaya çalışacaklarına, doğruları bir şekilde eğmeye çalışırlar ama ne fayda. Kolay değildir “gerçek doğru” ları eğip bükmek. Olsa olsa biraz kırar, yıpratırlar o kadar. O da geçicidir. Çünkü Yüce Yaratan, doğruların yanındadır. Onların acılarını mutlaka dindirecektir. Ah! bu doğrular birbirini bir bulsa. Ah! bu doğrular bir birlik olsa ki bu er ya da geç olacak inşallah. İşte o zaman eğrilerin hiçbir hükmü kalmayacak. Doğrular onlara iki seçenek sunacak:
YA DOĞRULACAKSINIZ YA DA YOK OLACAKSINIZ!!!
İnşallah o zaman ilkini tercih edenler çoğunlukta olur. Ve inşallah çocuk, o zaman sokakta gördüğün bir oyuncağı evine gönül rahatlığıyla götürebilirsin. Bilirsin çünkü doğruların olduğu bir dünyada dilin, dinin, ırkın ne olursa olsun, oyuncağınla aileni yok etmek için hain planlar yapanlara yer yoktur…
Bekle çocuk… Daha doğrusu bekleyelim…
Ama bu öyle boş bir bekleyiş olmasın. Kendimizi küçümsemeden, mutlaka yapabileceğimiz şeyler olduğunu bilerek ve bu konularda elimizden gelenin en iyisini yaparak bekleyelim. Beklediğimiz güzel günlerin mutlaka geleceğine dair umudumuzu da asla yitirmeyelim ki o güzel günleri, en az onlar kadar güzel, geleceğe umutla bakan gözlerle karşılayalım…
Ayşegül ERGİN
Ocak // 2009
Kimse savaş güzeldir diyemez. Savaş kötüdür elbette. Ama dilinize, dininize, bağımsızlığınıza saldıranlar karşısında da eliniz kolunuz bağlı oturamazsınız. Savaş kötüdür ama gerçek savaşın bir onuru vardır. Çocuklarla, kadınlarla savaşılmaz. Ordularla savaşılır. Bugün gördüklerimiz savaş değil onursuzca yapılan bir SOYKIRIM dır. Suçsuz insanları öldürüp, öldürmediklerinin onurunu çiğnerken bir de utanmadan, güzel bir iş yaptıklarını göstermek istercesine etrafa gülücükler saçarak açıklamalar yapabilenler, bir gün gerçekle karşı karşıya kalacaklar. Adalet bir gün mutlaka yerini bulacak. Umarım içi çürümüş, insanlıktan nasibini almamışlar, girdiklerine bin pişman geri dönmek zorunda kalırlar.
Dili, dini, ırkı ne olursa olsun çocukların öldürülmediği; kinle, nefretle değil umutla, sevgiyle büyüyebildiği; kimsenin onurunun çiğnenmediği; insanların insan gibi yaşayacakları güzel günlerin çok yakın olması temennisiyle…
Hepinize sağlıklı güzel günler diliyorum…
Kıymet verip okuduğunuz için teşekkür ederim…
Saygılar…
Ayşegül Hanım yazınız için teşekkürler.Bir mü'min in şer karşısında elinden hiçbir şey gelmemesi durumunda en azından kalben buğz etmesi gerektiğini Allah rasulunun ifadelerinde buluyoruz.
Bu durumda hepimiz elimizden geldiği ölçüde tepkimizi belirtmeliyiz.Yazınızda bu gerçeği vurguladığınız için bir kez daha teşekkür ediyorum...
Turan Bey, Hidayet hocam ve Yavuz hocam, değerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Güzel sitemizin kıymetli yazarları ve bir o kadar kıymetli ziyaretçileri tarafından yazılarımın okunması benim için bir onur. Tekrar teşekkürler.
Saygılar...
Hocam yazınızı ve yaklaşımızı çok beğendim daha ötesi takdir ettim.... Çok arabesk olacak ama yeri geldi maalesef "zalimin zulmü varsa mazlumun ALLAH'ı var" hatta hatta "alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste!!!" derler... ÇIKAR BİR GÜN!!!!! (Kasabada geçen çocukluk yıllarımda bir komşumuz birilerine aşırı derecede kızıp öfkelendiği zaman "YAHUDU!!" diye serzenişte bulunurdu.. bana komik gelirdi... işte şimdi görüyorum YAHUDU'yu ve marifetlerini.......)
selamlar.....
"Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin". Evet, merhameti en çok hak eden çocuklara merhamet edemeyen insanlar intikam alanların en büyüğünün gazabını hak etmektedirler. Er veya geç zulüm sona erecektir. Hiç bir devirde ve hiçbir zulüm hareketi sonsuza kadar devam etmemiştir. Bu son dönemde yaşananlarda büyük sınavın bir parçasıdır ve sınavdan geçer not alabilen millet ve insanlara ne mutlu, sınavdan geçemeyenlere ise ne yazık. Bizi düşünmeye sevk eden yazıdan dolayı teşekkürler...
Ayşegül hanım,hemen bütün yazılarınızı büyük bir zevkle okuyorum.Elinize,dilinize,ilgi ve emeğinize sağlık diyorum.Teşekkürler ediyorum.