EYLÜL İŞTE…
“her şey o kadar dokunaklı ki
eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen
dağınık, renksiz bir mozaik gibiysem
üstelik yalnızsam bir de -telefonda kuş sesleri-
aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı…”
Yine geldi eylül. Eylül işte... Sormadan, danışmadan, konuşmadan yine geldi apansız. Apansız, usulca oturdu yüreklere... Eylül işte... ne varsa yine geldi habersizce... Salına salına inmeye başladı yeniden…
Yeniden güz rüzgarının tenhalığını taşıdı, çentikleşmiş yüreğin en nazeninine…
**
Eylül işte... Yine geldi ansızın. Sarımtırak divanelikler kaplıyor yine gönülleri. Ağır aksak aşkların, umarsız bildirisi iniyor ufuklara. Dağ dağ, türkü türkü, kırılgan umutlar yayılıyor çiçeklere. Yağmurla dalıyor zaman keşkelere, yağmurla yağıyor hazan şarkıları gönüllere...
**
Eylül işte... Divane aşkların, soy destanı doğuyor yarınlara. Çisil çisil bir adam dalıyor yağmurun bereketine. Bir adam, çisil çisil bir türküyü mırıldanıyor usulcacık... Bir adamın yüreği burkuluyor eylülle...
**
Eylül işte... Tenha, öyle tenha bir kenarda, bir kadın ağlıyor gözlerini göstermeden. Bir çocuk koşuyor, tenhadaki kadının kollarına. Kadın ağlıyor yağmurun sesiyle, çocuk koşuyor, yağmurun şakırtısıyla...
**
Eylül işte... Dalıyor gözler, serçelerin pır pır yağmura ram olmalarına. Dalıyor yürekler, bembeyaz bir siluetin sessizce salınışına...
**
Eylül işte... Toprağın, yine epeyce söyleşmesi var herhalde damlalarla. Damlalarla, umudun söyleşmesi var herhalde. Damlalar, damlalar, sukutun münzevi yarenleri. Damlalarla Eylül’ün , ılgıt ılgıt, gazelleri okşaması.
**
Eylül işte. Eylül... Çisil çisil inen şiirin, yürek çığlığı. Deli ırmakların, yatağına kıvrılması... Kirli düşlerin, kaldırımlarda parçalanması... Bembeyaz hayallerin, usul usul yüreklere inmesi...
**
Eylül işte... Eylülün usulca gelmesi gönüllere...Eylülün deli yağmurları...
Yağmurların bitip tükenmez türküsü... Eylül işte, yarınlara saklanmış aşkların apansız hatırlanması yeniden. Eylül işte, çıkıp gideceklerin ve çekip geleceklerin mevsimi...
**
Eylül işte… Hatıra defterleriyle, kuru yaprakların hemhali gizlice. Utandırılmış aşkların, soy gururu ile eylülün yüzleşmesi. Eylül işte, kıyıda köşede gizlenmiş resimlerle, nemli gözlerin buluşması. Eylül işte, kırık bir yüreği, emanet edemeden kadir bilenlere, başı öne eğip gitme usulca.
**
Eylül işte… Yine geldi Ağustosu hızlıca geçiştirerek. Yine geldi ve gölgede kalan yanlarımı usulca kanatmaya başladı. Gölgede sakladığım gizleri, servilerin düşen yapraklarıyla somutlaştırdı yine. Kırık bir hayata gönüllü hamal olmak kadar yanımı, yöremi sarıp sarmaladı yine. Ah, eylül geldin yine…Geldin ve ıp ıssız bir şiir gibi mısralarınla yudumladın benliğimi…
Osman ÇELİK