Osman Beye Teşekkürler...
YAĞMUR YAĞIYOR
“İyiki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükürki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyiki bilmiyor kalabalıklar”
Birkaç gündür yağmur yağıyor. Aralıksız süren bir gök şiiri, usul usul iniyor yeryüzüne. Alacağı vardı diyorum toprağın. Kışın olanca şiddetine rağmen, toprak, yağmur şiiriyle yıkanacak diyorum kendimce…
**
Yağmur yağıyor… Usul usul baharın dağlara serpeleyeceğini mırıldanıyor sanki. Börtü böceğin ilk gök gürlemesiyle uyanacağını söylüyor sanki. Yıkık virane duvar kenarlarında, ebe kömeçlerin ardı ardına serpilmeye başlamasını başlatıyor sanki…
**
Yağmur yağıyor… Camın arkasından uzun uzun seyrediyorum yağmuru. Tabiat, daha bir renk cümbüşüne kapılmışçasına karşılıyor bereket türküsünü. Ara sıra cama vuran yağmur tomurcukları, zamanı eritiveriyor sanki. İçerinin sıcaklığından olsa gerek, camın buğusuna takılıveriyorum ansızın. Yağmurla aramda bir perde olmasını engellemek için işaret parmağımla bir cümle düşüyorum buğulu camlara: “Yine Geldi Bahar…”
**
Yağmur yağıyor ve sanki diğer yağmurların bir devamıymış gibi geliyor insana. “Oysa her yağmur başka bir yağmurdur ve her insan başka bir yağmurda arar yitiğini” sözü aydınlatıyor zamanı. Her insan, bir damlada süzüveriyor sanki zamanı. Her damlada süzülen gök şiiri misali.
**
Çisil çisil yağmur yağıyor günlerdir. Günlerdir bir huzur yayılıyor içime. Her düşen damlada okyanuslar görmüşçesine seviniyorum nedensiz. Her damlada, benliğimi hiçlendirmenin esrik hayaline dalıyorum sanki.
**
Daha fazla dayanamıyorum yağmurun yağmasına ve kendimi bir anda atıveriyorum sokaklara. Koca şehrin koca caddeleri bom boş. Ara ara insanlar uzanıyor hızlı adımlarla. Ellerinde şemsiyelerle ıslanmamak için öteliyorlar zamanı.
Ellerim ceplerimde usul usul yürüyorum sokaklarda. Tanıdık birkaç sima ile yollarımız kesişiyor. Onlarda anlamış olacak ki gök şiirini, şemsiyesiz inivermişler şenliğe.
**
Parkın en gür ağacına tünemiş serçeler, küçük göllerde çığlık korosuna eşlik ediyorlar. Çığlık çığlığa karşılıyorlar dostlarını. Eski bir evin bahçesindeki yaşlı iğde ağacı, dallarında tuttuğu damlaları usul usul sarkıtıyor çimlerin üstüne. Güneş gösterende yüzünü, paylaşıvermek için zamanı, var gücüyle tutuyor damlaları çimenler….
**
Kestanecinin kavruk kestaneleri ilişiyor gözüme. Kışın son demleri diye bir avuç kestane alıyorum avuçlarıma. Adımlarımı usul usul atıyorum mutluluk damlalarıyla.
Yağmur yağıyor. Alacağı vardı diyorum toprağın. Alacağı vardı diyorum gönlümün… Uzun bir kıştır biriktirdiğim eksikliklerimi, bir damlaya emanet etmenin iç huzuruyla yürüyorum damlaları incitmeden…
**
Birkaç gündür yağmur yağıyor. Aralıksız süren bir gök şiiri, usul usul iniyor yeryüzüne. Alacağı vardı diyorum toprağın. Kışın olanca şiddetine rağmen, toprak, yağmur şiiriyle yıkanacak diyorum kendimce…
Osman ÇELİK