Nevruz Peşinde
Kategori: Anı |
9 Yorum |
2344 Okunma | 21 Mart 2008 13:53:24
Yunus Beye Teşekkürler...
NEVRUZ PEŞİNDE…
Mart ayının kış günlerini aratmayan karlı, soğuk günlerine rağmen baharın gelmekte olduğu belliydi. Dam boyuna uzanan kar kürtükleri yavaş yavaş eriyip kaybolurken, kasabayı çevreleyen tepelerin eteklerindeki beyaz örtü de daha yukarılara doğru çekilirdi. Kış mevsimiyle içine kapanan tabiat ve insan oğlu, baharla birlikte açılıp serpilmeye başlardı.
Eriyen kar suları, küçük derelerden nağmeli şırıltılarla, büyük derelerden de gür sesler çıkararak akardı. Ve biz çocuklar, dere sularında türlü oyunlar çıkarırdık. Hep diyorum ya tabiat ve çocuk her daim anlaşıveren ve bütünleşen bir ikili.
Kar çiçekleri, evlerimizin hemen yanı başında çoktan kendilerini gösterdiler bile. Ancak bütün nazlarına, boyunlarını bükerek dikkatlerimizi çekmek istemelerine, karşılıksız bir sevgi ile etrafımızda sürekli dolaşmalarına rağmen, hülyalarımız hep ötelerde, bizim çiçekler uzakta, hem de çok uzaklardaydı. Sami ve birkaç kafadarla birlikte ayaz çalan bir nisan gününde, kendimizi say veya partıyarık tepelerinin eteklerine salıverirdik; yorulmak nedir bilmeyen adımlarla…
Say’ın eteklerinden kopup gelen rüzgar, terli bedenlerimize ulaşmışken Sami’nin çığlığı ile irkilirdik:
“işte orda bir tane. Bir de yanında. Oooooo bissürü”
Biz de Sami’nin bu çığlığına değişik sesler çıkararak karşılık verir ve büyük bir heyecan içerisinde nevruzları sökerek toplamaya başlardık. İşte yine bir bahar gelmiş ve sevgililerimizle buluşmuştuk. Bu kavuşma anındaki duygusal coşkuyu nasıl ifade edebilirim, bilemiyorum. Onlarla konuşur, her elimize aldığımıza büyük bir sevgi ve muhabbetle bakar, koklardık. Onların da bize gülümsediklerini, daha güzel görünmek için capcanlı olmaya çalıştıklarını düşünmüşümdür hep.
Sami, nevruzu ilk gören olmanın ötesinde en güzellerini de bulmakta üstüne yoktu doğrusu. Evet, yine yaptı yapacağını ve sarı geyiği de buldu. Ekseriyetle beyaz, mavi, mor renklerin ağırlıkta olduğu üç parçalı bir çiçek olan nevruz, çok nadir tamamen sarı renkli de olabilirdi. Öyle bir sarı ki eylül yapraklarına hiç benzemez, boyama kitaplarındakiler eline su dökemez. Ancak görenin tarif edebileceği bir sarıydı. Kokusu da diğerlerine göre daha farklıydı.
Nevruzu bazen bir kevenin gölgesinde bulurdum. Bulunmuş olmanın mahcubiyetini taşırdı sanki. Eriyen karın nemini henüz üzerinden atamamış, muhtemeldir ki, hiç bir canlının henüz ayak basmadığı, baharın rüzgarının yaladığı dere yamacı…
Yoruluncaya kadar nevruz toplamaya devam ederdik. Sonunda, misafir arkadaşların uyarılarını dikkate alan Sami, dönmemiz gerektiğini belirttikten sonra kendimize göre büyük bir iş başarmış olmanın keyfi ile dönerdik. Özellikle evlere yaklaştığımızda daha bir çalımla yürür, nevruz demetlerini herkesin görmesi için çabalardık. Cam sürahi veya bardağın içerisine koyduktan sonra da pencere önlerini süslerdik.
Böyle işte…bir çiçek uğruna bütün enerjimizi harcardık. Onlar bizim sevgililerimizdi. Uğurlarında bunca zahmete, emeğe değerdi doğrusu. Hem aşklar, aranılan güzellikler hep uzaklarda değil miydi? Neden yanı başımızdaki gelincikler değil de uzaklardaki nevruzlar? Sevgiye değer katan, onun uzakta olması mıydı? Her neyse ne…sonunda biz onlara, onlar bize kavuşurdu.
……………………..
Bardaktaki nevruzlar zamanla solardı. Bu kez, sevgiliye gönderilen bir mektupta veya okunan bir hikaye veya romanın arasında kendisine yer bulurdu, kurumuş haliyle. Fazla söze ne gerek var; mektup arasında kurumuş nevruz neler anlatmaz ki…özlem, masumiyet, saflık…daha da uzatabiliriz, korkmayın nevruz bütün duygularınızı ifadeye yeter de artar bile!
………………………
“Nevruz, yaratıcının bin bir güzelliğinden bir remizdir. Nevruz, keven gölgesinde bir sevgi çığlığıdır ki herkesi kucaklar. Narindir;ihtimam ister. Çocukluğumuzun sevgilisini kirli emellerinize alet etmeyin lütfen. İncinir, gücenir sonra. Bırakın hep açsın, umut, sevgi dağıtsın. Her daim baharı muştulasın.”
|
Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy |
Yazdır
Yorumlar
Kardeşim Yunus; nevruz etme ve sel gelince balık tutma nesilden nesile devam eden bizim suçatı na mahsus bir olay.Biz zamanında yaptık biraz büyüyünce arkadan gelen kuşağa yani sizlere bıraktık bu nevruz olayını,heyikler,kanatlı kapı,çrtenlik,seksenveren,körkuyu iyi birer nevruz depoları idi yalnız nevruz toplarken çoban köpeklerinin saldırıları ile bazan çamura batan muhtemelen bir kenarı yırtık kara lastiklerin çamur tarafından alıkonulması ayağımızdaki el örgüsü yün çoraplarında ayakkabısız basmak zorunda kaldığımız için çamur olmaları benim aklımda kalan hatıralardan.Süleyman amcam ,Fahri amcam,babam,vb.....gibi köy büyüklerimizi sel gelince balık tuttuklarını gördüm.Ancak bu büyüklerimizin nevruz etmeye gittiklerini asla görmedim.
sami
{ 31 Mart 2008 11:01:35 }
Canım Kardeşim! Yazını daha ilk gün büyük bir zevkle ve gözlerim dolarak okudum.Aslında telefonla hemen arayıp konuşmak istedim. Ancak duygu yoğunluğum buna müsade etmedi.Daha sonrasında ise bir türlü fırsat bulamadım.Gerçekten de çocukluğumuzun en büyük zevkleriydi göllücülük,köprücülük oynamak,nevruz toplamak,höre çalmak,saklanbaç oynamak,cirit atmak,silahçılık... Ama karlar yeni kalkmaya başladığında nevruz aramanın ve bulmanın zevkini ben başka hiç bir şeyde bulamadım. Öyle büyük bir zevkti ki; daha önce sana anlatmışımdır, ben yine bir nevruz mevsiminde cenneti gördüm. Yanımda yine sizler vardınız.Gerçekten okadar güzeldi ki! Öyle güzel nevruzlar vardı ki, okadar nevruza benzer,güzelliğini tarif etmede biçare olduğum başka çiçekler vardı ki anlatabilmem mümkün değil.Bu sebeple bugün nevruzla ilgili duygular benim için çok özeldir.Nevruzun cennet bahçelerinde de baş köşelerde yer aldığına inancım tam.Öyle olunca da kimsenin ne sebeple olursa olsun benim bu cennet gülüme başka adlar, başka amaçlar yüklemelerine gönlüm razı olmaz. Olsa olsa buğzum olur,nefretim olur. Selam ve sevgilerimle yeni yazılarını bekliyorum kardeşim.
sevgili akrabalarım ,diyorum rahmetli babama sorduğumda baba bizim akrabalar kim dediğimde aşağı yukarı herkesi sayardı az kalanlarıda kardeşim aliden daha çok severim derdi sizlerin yazdıklarını okudukca boğazım düğümlenip kalp atışlarım yükseliyor rahmetlinin telini vetelinliyi ne kadar çok sevdiğini şimdi daha iyi anlıyorum selamlarırmla
Değerli kardeşim Yunus;Nevruzu okadar güzel anlatmışsın ki,kokusu ta buralara kadar geldi.İnsan genelde bir şeyin değerini kaybedince anlıyor.Yanımızda hemen yanıbaşımızda olanlanların nekadar kıymetli olduklarının maalesef ayrı düşünce farkına varıyoruz. Sami''yede burdan selamlar.Sağlıcakla kalın.
Parçalı bulutlu bir Sivas akşamında. Beton kutuların kale gibi etrafımızı çevrelediği şu günlerde. Alacalı dağların zar zor göründüğü bir mekanda. Her dulda da nevruz varmı acep düşüncesiyle yazınızı solukladım.Her güzel şey gerçekten de çok uzaklarda...
Yunus Bey, tebrik ederim.Gerçekten çok güzel bir yazı olmuş. Okurken sanki o çocuklardan biri de benmişim gibi hissettim. Böyle güzel duygular yaşattığınız için de ayrıca teşekkür ederim.Elinize sağlık...
Saygıdeğer Yunus Abi, herkesin de takdir ettiği gibi siz sitemizi aldınız ve devamlı yukarılara doğru götürüyorsunuz. İsminiz yazarlar arasında en yukarılarda olmayı hak ediyor. Sitemizin yeni düzeni içerisinde inşallah hak ettiğiniz yere, insanların görmek istediği sıraya sizi taşımayı düşünüyoruz. Ve yazdığınız bu güzel bahar yazısından dolayı herkes adına teşekkür ediyorum.
Sevgili kardeşim Yunus;yazını dikkatle okudum,çünkü her kelimesi memleket kokuyordu.Uzakta baharı yaşadığımız şu günlerde yazınızla,memlekete,çocukluğumuza götürdün,o yılları tekrar yaşattın tşkler,yüreğine sağlık,saygılarımla
Yunus bey çok güzel bir yazı elleriniz dert görmesin çok teşekkür...
Diğer Sayfalar: 1.
Yorum Yazın