Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SUÇATI İLE YILANHÜYÜK ARASI

Kategori Kategori: Güncel Olaylar | Yorumlar 9 Yorum | Okunma 3244 Okunma | Yazar Yazan: tatar | 20 Mart 2008 16:57:50

Hulusi Ağabeye Teşekkürler...

SUÇATI İLE YILANHÜYÜK ARASI


     Yukarı Suçatı’daki evimizin önündeki eşeğin üzerinde bir semer, semerdeki şahranın sağında ve solunda ikisi üzüm, ikisi de elma dolu dört teneke, semerin üzerine  bir şeker torbası çeleyi de atarak yola çıktım. Kurudere’yi boydan boya geçip Çörten’i de geride bırakıp patika yoldan önümdeki dağı tırmanıp ter içinde Körpınar’a vardığımda henüz kuşluk vakti girmemişti. Bu sıcakta şırıl şırıl akan bir pınar, pınarın ayağına davarlar su içsin diye alt alta yapılmış iki yalak ve bu yalaklardan taşan su ile sulanan bir bostan.

     Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa sağdan soldan toplanmış taşlarla eğreti bir şekilde duvarları örülmüş üstüde çalı, çırpıyla rast gele kapatılmış bir de küçük ağıl vardı. Buradan benim üçüncü geçişim. Birincisini Suçatı’dan almış olduğu kuru veya yaş meyveleri başka köylere götürerek çerçilik yapan, (Allah ikisine de rahmet eylesin) Hacı Osman Emmi ve yine aynı işi yapan Mevlüd Emmi(Gala Duran) ile beraber gitmiştik. Buradaki kısa moladan sonra tekrar yola koyuldum. Sağdaki ve soldaki kimi ekilmiş kimi nadasa bırakılmış ekin tarlalarının arasındaki ince ve uzun yolu bitirip Sazcağız’a giden yolu da enlemesine geçtikten sonra Bağırsak Dere’nin üst tarafından Sivas yoluna ulaştım. Stabilize yoldan Sivas’a doğru iyice yakmaya başlayan güneşin altında uzun bir süre yürüdüm.                          

    Bu süre içerisinde arada bir ekilmemiş tarlaların içinden aniden fırlayıp kaçan biraz gittikten sonra durup, benden tarafa dönüp, arka ayaklarının üzerine dikilerek selam veren kelengiden, bazen yol boyunca bana eşlik eden ağızlarında kendilerinin iki, üç katı yiyecek taşımakta olan karıncalardan, vın diye gözümün önünden geçip giden sinekten, otların içerisinden kayarcasına giden bıldırcınlardan, önümde ki eşeğin nallarından çıkan sesten, rüzgârın uğultusundan birde uzaktan uzağa duyulan köpek ve çan seslerlide olmasa neredeyse etraftan çıt çıkmayacak. Ne bir gelen ne de bir giden. Nice sonra uzaktan bir toz bulutu göründü daha sonra motor sesi gelmeye başladı. Ondan sonrada ortalığı tozu dumana katan burnu kesik Deuts marka Gürün-Sivas otobüsü bütün hışmıyla yanımdan geçip gitti. Otobüsün çıkarmış olduğu toz ve duman dağılınca tekrar yürümeye başladık. Bu arada acıktığımın farkına vardım annemin bir gün öce tandırda pişirip azığıma koyduğu topak ekmekten aldım, bir salkım üzüm alıp  yiye yiye Mudafar’a kadar geldim.

      Bu bölgenin yukarı tarafında bir kaç yayla evi, bunların yanında da çalı,çırpıyla etrafı çevrilmiş çıkış tarafı da kapısalak ile kapatılmış bir de ağıl vardı.  Alt tarafta ise yolun ikiye böldüğü büyükçe bir çayırlık bu çayırlığın muhtelif yerlerinde de küçük su birikintileri oluşmuş muhtemeldir ki yayla evleri sularını buralardan karşılamaktalar. Buradan ayrılıp bir müddet yürüdükten sonra uzaktan yolun sağında ve solun da yayılan büyük bir sürü gördüm. Sürüye epey yaklaşınca sürünün etrafında yatan köpekler aniden bana doğru havlayarak koşmaya başladılar. Önümdeki eşek olduğu yerde durup, kulaklarını dikerek köpeklere doğru bakmaya başladı. Bu arada çobanın ”hoşt hoşt” diye bağırıp arkasından ıslık çalarak köpekleri çağırmasıyla, köpeklerin isteksizce geri dönüp eski yerlerine yatınca, çobanda bana doğru gelmeye başladı. Bana doğru gelen çobanın üzerinde bir kepenek, kepeneğin içerisinden omzuna astığı namlusu diz hizasının altından görünen bir tüfek. Öbür omzuna ise rengârenk iplerden örülerek asılmış bir tuz torbası. Yine aynı iplerden örülmüş lastik ayakkabının içine giyip diz kapağına kadar çektiği bir çorap. Elinde de alıç ağacından yapılmış kalın ve uzunca sağlam bir değnek. Bana yaklaşan çobandeğneğine yaslanarak sordu:
       —Yolculuk nere yeğenim?
       —Yılanhüyüğüne
       —Yükünde ne var?
       —Üzümünen elma
       —Ne yapacaksın, götürdüklerini satacak mısın?
       —Yok. Dedemler, dayımlar, teyzemler varda onlar yesinler diye götürüyorum.
       —Dedenin adı ne ki?
       —Hamit, Çolak Hamit deyince çoban uzun bir ”oooooo” çektikten sonra "Hamit Emmi’yi tanırım, hem de iyi tanırım" dedi.
Bu ıssız dağ başında insanda, görüntüsünden buraların hâkimi hissi uyandıran bu kişinin, dedemi tanıması, hem de iyi tanıması beni hem sevindirmiş hem de gururlandırmıştı. Çobana bakarak elmaynan üzümden biraz al da sonra yersin dedim. Çoban da “Yok, ben almamda sen istersen biraz ver“ dedi. Ben de tenekelerin içinden elmaynan karışık üzümlerden bana uzattığı mendiline koyarak verdim. Çoban ismini söyleyerek  ”ben filanca köydenim Hamit Emmime benden çok selam söyle “dedi. Ben de  baş üstüne, diyerek yoluma devam ettim.
     
             İkindi vakti geçmiş olmalı ki Ağpınar’a vardım. Burası Gürün –Sivas yolunun takriben 17. kilometresinde bir yer. Hemen yolun altında iki gözünden de mevsime göre oldukça iyi su akan bir çeşme, aşağı tarafta yine bu çeşmenin sularıyla ayakta kalmaya çalışan yarı kurumuş söğüt ağaçları, yukarıda ise bir kaç yayla evi. Bu toprak evlerin damlarının üzerinde 2–3 metre yüksekliğinde yığılmış kuru ot yığınları, önlerinde ise, koyun kemrelerinden yapılmış piramide benzeyen galaklar belli ki insanlar kışı da burada geçiriyorlar.
 

      Çeşmeye sırtını verip de Sivas’a giden yola doğru bakıldığında ta uzakta annemin köyü Yılanhüyük görünmekte. Çeşmeden ayrılıp birkaç kilometre daha yürüyünce önüme çıkan, kurumaya yüz tutmuş kavak ağaçları olan suları iyice çekilmiş çayırlığı da geçince sol tarafa Yılanhüyük'e giden toprak yola saptım. Bu bölgenin adı Yazı, burada ilerlerken bir gök görünüyor bir de, başakları insan boyuna ulaşmış ekin tarlaları. Herhalde bu köyün en verimli arazisi bu Yazı da toplanmış. Dikili taşları geride bırakıp köye girince eşek doğru ilkokulun önünde ki çeşmenin kürününe eğilip derin derin soluyarak suyunu içtikten sonra dedemlerin evine doğru ilerlemeye başladık. Evin önünde oturmakta olan dedem, yavaşça ayağa kalktı, şapkasını başına koyup elini güneşin sararmaya başlamış ziyasına doğru siper ederek bize doğru baktı, eline bastonunu da alarak aceleyle bizim tarafa doğru gelmeye başladı…

          Bilmem ki; Körpınarla Ağpınar’ın suları hala akıp, gelen geçen bir garip yolcunun susuzluğunu gideriyor mu? O yayla evleri hala oradalar mı? İnsandan önce korkup kaçan, sonra geri dönüp iki ayağı üzerin dikilip selam veren kelengiler, ekin içerisinde kayarcasına gözden kaybolan bıldırcınlar, kumlu yerlerde biri biriyle oynaşan keklikler, akşam üzeri yuvalarına doğru kanat çırpan kel kargalar, kara kargalar, kırlangıçlar, sığırcık kuşları, bir biriyle cilveleşen serçeler hala oradalar mı? Akşam karanlığında seslerini eşlerine duyurmaya çalışan kurbağaların, ağustos böceklerinin çıkarmış olduğu bitmez tükenmez sesleri hala oralarda çınlıyor mu? Siz ne dersiniz, onlar hala oradalar mı yoksa onlarda oralardan koptular mı?
        

HULUSİ TATAR                     

İZMİR
 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

MEHMET KILIÇ. /25 Aralık 2008 { 26 Aralık 2008 18:49:56 }
Tıhmınönünün kelengileri bir de yol arkadaşı oluyordu.Biz Avgun a giderken birde papırın sıcağını çekerdik.Sonra da ırmak ta çimerdik.Saygılar yazı için teşekkürler.Mehmed in bacanağı İsmail KARAKUZU(guru ismail)
MEHMET KILIÇ. /25 Aralık 2008 { 26 Aralık 2008 16:48:35 }
SEVGİLİ HULUSİ AĞABEY, Abi gerçekten mükemmelsin.Bir insan bir yeri ancak bu kadar edebi olarak doğallığıyla anlatabilir.Ve bizi eskilere sürükledin.Hamit emmimi hatırlattın.Dağı bayırı hatırlattın.Çocuklluğumu hatırladım.Teşekkür ederim.SELAMLAR.
adem delıonu { 23 Aralık 2008 21:02:41 }
sevgılı kardesım hulsı telınım hakkıddakı yazını okudum ınankı cok duygulandım bır tarıh olmus koyumun ne hale geldıgını bu yaz gozlerımle goordum ınsandan gecılmıyen o daracık sokaklar bosalmıs evler vıran olmus ıncın topoynuyor o meshur harman yerı mestogun olmus cop yuvası oysa bızım cocuklugumuzda ordan gecıp harman yerıne top oynamaya gıdemezdık buyuklerımız kızacak dıye
bakkal kullu ıbrahım
durdualıemmı cucuk hacı pısıkcobanı gıllıdevrıs guleyalı ısmını hatırlayamadıgım cok atalarımızın orda toplanıp sohbetlerıne doyum olmıyan mestogunun halını gordum ıcım kan agladı gelın telınlı kardeslerım bırlık olalım koyumuzu yenıden canlandırmanın yolunu arayalım
Abdullah Takcı { 06 Mayıs 2008 01:03:46 }
Hulusi kardeşim güzel yazıyorsun hemde telin diliyle....Kutluyorum seni.Yazılarını okudukça o günlere gidip geliyorum.Birtaraftan sevinç,bir taraftan,hüzün kaplıyor içimi..Hele bu yazın bana çok şeyleri hatırlattı.senin o yılanhüyük yolculuğu yaptığın yolların her karışında benimde ayak izlerim var. o günlere taşıdın hüzünlendirdin beni..Rahmetli babamın(çor ibrahim,sünnetçiibrahim,çölloğ memet amcam)Yılanhöyük köyünde cami imamı olarak 14 yılı geçti.Ben öğretmen okulunda okuduğum o altmışlı yılların yaz aylarında senin o yürüdüğün yollardan eşek üzerinde bazan yaya olarak,çok gidip geldim,Yılanhöyüğe..bilirim oyolları bayırları.bana o yıları hatırlattın.sana defalarca teşekkürler ederim.bundan böyle sana başarılı çalışmalar diliyorum.kutluyorum,kutluyorum seni....

hulusi tosun { 11 Nisan 2008 22:29:09 }
ben hulusi önce yıllar önceye dayanan anını okudum çok sevindim .beni hatırlaya bildinmi bilmiyorum belki orta okul yıllarrımızı hatırlarsa aynı snıftaydık.ben aşağı suçatı karşıkadanım,
Zuhal EMRE { 22 Mart 2008 21:21:37 }
Merhaba enişte,
Yazılarını takip ediyoruz. Çok güzel. Sende ne cevherler varmış enişte. Teyzeme selamlar...
fahrettin yurtseven { 20 Mart 2008 23:04:25 }
kalemine sağlık hulisi ağbi.malesef herşey zamane yenik düşüyor.geçmişin güzelikleri hep bir anı olarak kalıyor hani fırtına çıkarda önüne ne katarsa götürüp geride harabe bırakırya zamanda hızla geçip geride harabeler bırakıyor.
Osman ÇELİK { 20 Mart 2008 20:56:53 }
Evet, çok hoş bir yazı....
İyi ki hatıralar var. Ya onlarda omasaydı?...
İBRAHİM SARIKAYA { 20 Mart 2008 18:01:42 }
Sevğili kardeşim hulusi. yine bizi o diyarlara sürükledin.kalemine sağlık.körpınarı soruyorsunvarmı diye,yok kardeşim hani bir laf vardır sahibi ölmeden malı ölürmüş körpınarda öyle rahmetli kelmısteğ emmi öldükten sonra orasıda öldü şimdi ne o dağlarda otlayan koyun sürüleri ne ekin tarlaları,nede şırıl şırıl akan pınarlar.Kelenğileri sorarsan onlar hala oradalar geçen sene yıllık iznimde gittim köye.gençlik yıllarımı yad etmek için aldım tüfeği vurdum kendimi dağlara karabayırdan kurudereden körpınara doğru hayalimdeki körpınarı arıyordum mısteğ emminin zamanındaki körpınarı bulacağımı umut ediyordum o şevkle ayağımın altından kayan çakıltaşlarına basa basa bir ileri iki geri hesabı zorda olsa ulaştım. ama keşke hiç gitmeseydim ve hep anılarımda kalsaydı körpınar her taraf virane olmuş.senin söylediğin kaynaga baktım bari bir su içeyim diye yok olmuş yapacak bir şey yoktu oraya oturdum bir siğara yaktım.ve ali kızıltuğ un türküsünü mırıldanmaya başladım.bir ev orda kalmış bir ev karşıda kalmış.sorun hele bizim komşular nolmuş.kırk senelik ağaç kurumuş kalmış.bizim köye benzemiyir gelele.ardından bir türkü daha viran olmuş bizim eller.dedim hele birde ağılın önüne doğru gideyim kalktım çörtenin gözünden öyle değirmen taşından geçtim ağyokuşunun tepesine ordan seyrettim ağılın önünü oranında körpınardan pek farkı yoktu.bundan seneler önce mozik bayramın korkusundan bırak yaklaşmayı yakınından geçemedigimiz ağılın önünde in cin top oynuyordu.ilkokul yıllarında pikniğe gittigimiz altında oturup azıklarımızı yediğimiz söğüt ağaçları artık yoktu kaysı bahçesinde ise dikili bir tane kaysı kalmamıştı.mozik bayramın haymalırı yıkılmış yerinde otlar bitmişti velhasıl o an köyde olduguma üzüldüm. niyemi köyümün çoçukluğumdaki köy olarak anılarımda kalmasıydı.çörtenliğe doğru geçtim önümden iki defa tavşan kalktı arkasından baktım karadağın orda keklik sürüsü ne denk geldim inanırmısın elim tetiğe gitmedi döndüm geldim eve hani belki biraz olsun kafam dağılır diye ırmağın kenarına indim.yazın çimdiğimiz gölü aradım yok o berrak çağlayarak akan ırmağı aradım yok inekleri yaymadan gelen yemlihayı aradım yok üzerine yatıp da suya bakarak kendimizi yukarı doğru gittiğimizi zannettiğim tahta köprüyü aradım yok senin anlayacağın kardeşim telin artık yok.herşey gönlünce olsun hoşcakal
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun489 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI