Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

OTOBÜS TERMİNALLERİ VE YOLCULUKLAR

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 6 Yorum | Okunma 2282 Okunma | 18 Kasım 2007 20:31:47

Teşekkürler Yunus abi,

OTOBÜS TERMİNALLERİ VE YOLCULUKLAR

 

Hepimizin bir vesile ile yolu düşmüştür terminallere; yolcu  veya uğurlayan olarak. Şöyle bir kenara çekilip veya ufak oltalar atarak bu mekanlarda insanları alıcı gözle izlediğiniz oldu mu bilemem. Özellikle de Büyükşehirlerde, örneğin Ankara’da… edineceğiniz bu izlenimlerle çok farklı insani hallere şahit olursunuz.

 

Bir gece yolculuğu için terminale uğramış olalım…

 

Bu mekanların öncelikle “yerli”leri vardır. Çığırtkanlar, çeşitli seyyar satıcılar, büfeciler,  temizlikçiler, güvenlik görevlileri, sarhoşlar, dilenciler…

 

İşte bir çığırtkan… yerinde duramıyor. Sağa sola kısa gidiş-gelişler yaparak yolcu toplamaya çalışıyor. Bu tiplerin en belirgin özelliği hızlı konuşmalarıdır. Ayrıca başlarını adeta bir gözetleme kulesi gibi kullanırlar. Evet, bizimkisi gözüne bir serseri yolcuyu kestirdi. Garibim, elindeki valizi zaten dengesini bozmuş, biri birinin kuyruğuna takılmış ve değişik renklerle ışıklandırılmış otobüs işletmesi levhalarına şaşkın şaşkın bakarken, bizimkisi yolcuyu pençesine alır. Kurtuluş yok, bütün sorulara cevaplar hazırdır. Valiz elinden çoktan gitmiş, kendini çığırtkanın peşinde bulmuştur. Yolcu  ne olduğunu anlayana kadar bilet kesilmiştir bile. Anlamsız bakışlarla bilete şöyle bir göz gezdirir. Bu kez bir çaycının pençesine düşmek üzere bekleme salonuna doğru yaylanır. Çığırtkan ise şevk ve heyecanla yeni bir avın peşine düşer.

 

Bir çaycı… el, kol, kafa öyle  çabuk  ki bir birini takip eden hareketlerin zaman aralıklarını fark edemezsiniz. Bunlar da çoğu zaman hangi yolcuya çay satabileceğini bilir, bir yolcunun belli belirsiz bir kafa veya el hareketiyle daha bir iki metreden çay hazırlarken etrafına da bolca laf yetiştirir. Tepsi, çaydanlık ve bir sürü bardağın bir düzen içerisinde nasıl böyle bir hizmete dönüşebildiğini  düşünürken, bizim çaycımız ikinci, üçüncü turunu atmaktadır bile.

 

Sakin olalım. Beyimiz geliyor…terminalin has yerlisi. Kasketi kafasından kaymış, yıllanmış ve bir sürü lekeyi üzerinde barındıran ceketi neredeyse düşecek, ancak ilginçtir öyle bir denge var ki bir türlü düşmüyor. Kemer çıkmış önden sallanıyor. Gözler kızıllaşmış, eller,ayaklar ve baş ağır çekim hareket ederken esip gürlüyor. Ülke yönetmenin ip uçlarını verirken tek kurtarıcının kendisi olduğunu söyleyip, insanları ıslaha davet ediyor! Terminalin misafirlerinden kimi acıyarak, kimi kızarak, kimi küçümseyerek, kimisi de gülümseyerek bu manzarayı izlerken, beyimiz ötelerde kaybolup gidiyor.

 

Sarhoşların haricinde nadiren meczupları da görebiliriz. Esip gürlemezler, kendileriyle konuşarak dolaşıp dururlar.

 

Dilenciler… değişik kılıklara bürünürler. Zabıtalara karşı da her an tetiktedirler. Yere uzanmış sanki baygın vaziyette duran bir dilencinin, bir “tehlike” anında nasıl da bu kadar kıvrak hareket edebildiğine şaşar kalırsınız.

 

Özellikle orta yaş üzeri olup davranışları ile pek tekin olmayan ancak etrafı da rahatsız etmeyen, gözüne kestirdikleri  yalnız yolcular ile samimiyet kurmaya çalışanları da görebilirsiniz. Muhatabından cevap alamayınca efendice kalkar, başka bir “dostluk” ümidi ile çeker giderler.

 

Uzak mekanlardan gelmiş, ne yapacağını ne edeceğini bilemeyen, ulaşabildiklerine bir şeyler sorup, tutunacak bir dal arayan, çocukluktan henüz kurtulmuş bedenler görürsünüz. Bunlar, etraflarına gıpta ile bakarlar. Aç karınlarına bir şeyler göndermek için insanlardan bir şeyler istemenin çekingenliğini bile üzerlerinden henüz atamamışlardır.

 

Üst katın merdiven altını kendilerine mekan tutmuş ayakkabı boyacılarına uğrayalım. Tabi yolcu fazla olunca sayıları da artıyor. Küçük terminallerde sayıları biri, ikiyi geçmez. Kim bilir kaç yolcu müşterileri olmuştur. İnsanları tanımada mahirdirler. Ağızları iyi iş yapar. Siz nereli olduğunuzu, nereye gideceğinizi söylemeye çalışırken, ayakkabınızın en “ekonomik” şekilde boyandığını fark edemezsiniz bile. Boya sandıkları üzerinde bulunan resimlere dikkat ederseniz, özlemlerini sezebilirsiniz. Bir futbolcunun, bir artistin örneğin Orhan ağabeyin kaytan bıyıklı bir fotoğrafını veya bir memleket kartpostalını görebilirsiniz. Paranın üzerini almazsanız arkanızdan canı yürekten hayırlı yolculuklar dilerler!

 

Bir tuvalet görevlisi…bozuk paralar değişik ihtimallere göre hazırlanmış ve istiflenmiş şekilde cam bölmenin gerisinde duruyor. Giriş-çıkışlar emniyet bariyeri ile kontrol altına alındığından yolcuya bakmaya bile gerek yok. Hızla işleyen el hareketleri, geride soğuk bir yüz. Ara sıra atılan fırçalar ve verilen cevaplar. İçeride  küçük bir tv. Eski bir Türk filminin sahneleri. Gözleri şişmiş, kirli sakallı görevli ellerini bozuk para demetine uzatırken anlık bakışlarını filme kaydırıyor…

……………………………………

İsterseniz artık yolculuk hazırlığına başlayalım. Hareket etmeden şöyle on-onbeş dakika öncesinden otobüse binelim ve biraz da misafirleri izleyelim. Özellikle yeni otobüsler epey yüksek oldukları için etrafı daha rahat görebiliyorsunuz. Çok ta  konforlular. Hala da yeni özellikler kazandırılıyor; insanlar daha rahat yolculuk yapabilsinler diye. Yenilikler, insanları mutlu ediyor mu bilemem. Neyse geçelim…

 

Hele durun. O da ne? Az ötede bir kalabalık. Halkanın merkezinde gençler var. Kenarda yaşça biraz daha büyükler onları izliyorlar. Evet, anlaşılan bir gencimiz vatani görevi için uğurlanmak üzere. Vur patlasın, çal oynasın. Gençler maharetlerini sergilerlerken zaman zaman da askere tempo tutturuyor, onu kucaklayıp havaya atıp tutuyorlar. Ellerinde Türk bayrağı gençlerin bu coşkusu, askerin otobüse binmesine kadar devam ediyor. Hatta içeri eller, omuzlar üzerinde bindiriliyor. Bu tören bazen otobüsün hareket saatini geciktirir. Ama olsun diğer yolcular bunu anlayışla karşılamaktadır. Asker, heyecanlıdır. Hareketten sonra etrafına epeyce bir el sallar. Kalanlar, otobüs belli bir uzaklığa ulaşana kadar çeşitli vasıtalarla, kornalar eşliğinde onu uğurlarlar. Yolculuğun ilerleyen dakikalarında askerin, elleri koynunda otobüsün penceresine yansıyan görüntüsüne dalıp kaldığını görürsünüz. Mahzun, düşüncelidir.

 

Birkaç dakika öncesine geri dönelim. Coşkulu gençlerin az gerisinde bir kadın. Öylece, olanları izlemekte. Başında beyaz yemenisi, üzerinde entarisi ve süeteri. Bacağında, kumaştan yapılmış bolca bir pijama. Ayağında, bir türlü yakıştırılamamış şehir ayakkabısı. Bir vesile ile şu büyük şehre savrulduğu belli bu Anadolulu kadının, askere sarılmasından anne olduğunu anlayabilirsiniz. Evet, ananın evladına sarılması farklıdır. Onu koklar adeta. Her hareket samimiyet, şefkat nişanesidir. Otobüs hareket etmeye başladığında  gözlerinden damlayan yaşları yemenisine silerken, vakur öylece bakakalmakta…

 

Yolculuk başlar…

Maşallah şoförümüz epey kilolu. Bacaklar kısa, göğüs kafesi de dar olunca göbek, adeta dışarı fırlamış! E, ense de kalın tabi. Beyaz bir gömlek. Göbek üzerindeki düğmeler neredeyse yerinden fırlayacak. Yakaya  öylesine geçirilmiş ve firmanın amblemini taşıyan kirli bir kravat. Maharetli olduklarını düşünmüşümdür hep. Trafikte ilerlerken yolcu listesini kontrol edip, bir sonraki yazıhane ile telefon görüşmesi yapmak, bu arada ön koltukta oturan yolcularla laflaşmak, sonra muavini yönlendirmek…

 

Otobüsün diğer esas elamanlarından muavin… gencecik. Şoföre inat oldukça zayıf. Otobüsün olası bütün manevralarına karşılık koridorda  ayakta kalabilmek başka nasıl başarılabilir ki. Onlarla hiç sohbetleriniz oldu mu bilemem. Hayattan bekledikleri çok fazla şey yoktur aslında. Önce askerlik, sonra sevdiği kızla evlenmek. Belki işin sonunda şu imrendiği şoför abisi gibi olmak vardır. Hepsi bu kadar işte. Neyse…Su, ardından çay, kahve, meşrubat servislerimiz yapıldı. Bazı yolcular daha başlangıçta ikili sohbetlerini derinleştirmeye başlamışken bazıları gazete veya dergiye gömüldüler. Bazıları da askerimiz gibi etrafı gözlemekte.

 

Zaman ilerler. Büyük şehrin şaşalı caddeleri, binaları artık çok gerilerdedir. Eğer iç bölgelerimize doğru yolculuk yapıyorsanız sessiz mekanlar çok uzağınızda değildir. Otobüsün motor sesi uyuyan bazı yolcuların horultusuna eşlik eder. Uyumayanlar da vardır şüphesiz. Zinhar gözlerine uyku girmez. Sonunda dayanamayıp ön tarafa sarkarak şoförle sohbet etmeye başlarlar. Şoförün de canına minnet… Eğer sohbet konularında da mutabık kalınmışsa yolculuk her iki taraf için de iyi geçecek demektir. Hatta öyle olur ki, bu muhabbet, bizim yolcuya molalarda şoförle birlikte hani şu özel bölmelerde yemek yeme ayrıcalığını bile kazandırabilir.

 

Gece yarısı… nefeslerden kirlenmiş solgun ışıklar, bütün yolcuların üzerini kaplamışken, asabilerin haricinde bütün yolcular uyumakta. Bizimkilerin sohbeti de eski kıvamında değil artık. Kaptan bilmem kaçıncı sigarasını ağır bir müziğin eşliğinde içerken, ayrıcalıklı olanımız da kendi koltuğuna geçme ihtiyacı hisseder.

 

Molalar…uyku sersemliğindeki yolcular lavabo, tuvalet ihtiyacı için koşuştururlarken, benim dikkatim şu otobüslerin camlarını yıkayan işçilerde. Onları daha yakından tanımak istemişimdir hep. Gece emekçileri…öyle çabuk kullanırlar ki fırçayı, önce camlar az ıslatılır, sonra az köpüklü fırça ve durulama. Hepsi birkaç dakika sürer. Ve final. Kaptan, özel muamelenin verdiği keyifle sigarasını içerken, bizim emekçimize ne kadar harçlık vereceği merakımı celbetmektedir. Aslında buradaki alma –verme işlemi de çok çabuk gerçekleşir. Çünkü sırada daha çok iş vardır.

 

…………………………..

 

Nihayetinde yolculuklar sona erer. Yolculukla birlikte sanki yeni bir başlangıcın arefesinde olduğumu düşünmüşümdür. Onun için de hatırlayabildiğim en geri zaman diliminden itibaren hayatımın nirengi noktalarını hatırlamaya çalışır, adeta o anları yeniden yaşarım. Sonra, yakınlarımdan başlamak üzere çevremden kimlerin bu dünyadan göçtüklerini hatırlarım; bende iz bırakan hareketleriyle…ister istemez hayata dair sorular sorar “fani” olmanın anlamını yeniden düşünürüm. Tabi daha otobüsten adımınızı attığınız andan itibaren akan hayatın içinde bulursunuz kendinizi. Yine başta sizin hayatınızda olmak üzere bir yığın insani hallerle karşılaşmak üzere yeni yolculuklar sizi beklemektedir; size biçilen sürenin son anına kadar…

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

ALİ { 18 Ocak 2008 10:46:43 }
ben ankaradan ali tempoda calısan mehmet dogan amcama selam yozgat lılara da selam
ali { 18 Ocak 2008 10:42:58 }
selam mehmet dogan
Musa TAKÇI { 21 Kasım 2007 21:11:32 }
Sevgili kardeşim, yazını büyük bir zevkle okudum. Adeta bir otobüs yolculuğu yaşadım.Zaten yazının gücü bu. Okuduğumuz bir yazı, hayat dediğimiz koşuşturmada gözümüzden kaçan ayrıntıları bize hatırlatıyor, bizi alıp bir yerlere götürüyor, bize keyif veriyor ve bizi sıkmıyorsa, o yazı amacına ulaşmış demektir. Sevgili kardeşim, bu arada affına sığınarak yazınla ilgili bir iki notumu da iletmek istiyorum .Yazın içerik ve üslup yönünden dikkate değer olmasına rağmen birkaç yerde göze batan “dil ve anlatım hataları” var. Özellikle sanat değeri taşıyan bir yazıda “dil ve anlatım hataları” yazının güzelliğine gölge düşürüyor.
Keyifle okuyacağımız yeni yazılarında buluşmak üzere…Selamlar…

nesibe { 20 Kasım 2007 18:56:14 }
yazınız beni öğrencilik yıllarıma götürdü evet terminaller nelere tanık olur
iki çocuk biri daha 17 sinde üniversiteyi yeni kzanmış öbürü daha 15 şinde babaları gürünün sabah ayazında gözleri yaşlı uğurluyor onları 17 sindeki ablasına sahiplik ediyor halbuki daha çocuk ama o sorumluluğu kaldıracak kadar yüreğe sahip kayseriden niğdeye uğurluyor ablasını
terminaller beni hep kardeşimden ayırdı ama ondan her ayrılışımda sevgim bi kat daha arttı


dilinize yüreğinize sağlık
hıdır kaya { 19 Kasım 2007 17:00:51 }
Duygusal anlamda harikulade bir yazı. Ancak üzülecegimiz bir nokta var. Türkiye avrupanın engenç ve en dinamik nufusuna sahip yani en yüksek yolcu potansiyeline sahip. Hal böyleyken ulaşımın en çarpık, en pahalı olanı yani karayolunun tercih edilmesi bir hayli düşündürücü. Tüm iktidarların en kaydadeğer icraatlarıda otoban yapmak olmuştur. halkımızın her kesimide çektiği sıkıntılara rağmen bu icraatları en şaşalı biçimde alkışlamıştır, galiba buda "sorguzuz taraf olma yada güdümlü insan olma" hastalığından kaynaklanıyor.
Uzun lafın kısası; inşaallah gün gelir güründen tirene binince altı saatte istanbula ineriz...
Emrullah TOPRAK { 19 Kasım 2007 13:13:49 }
Sevgili Yunus Abi, hemen hemen hepimizin onlarca kez yaşadığı bu serencamı çok güzel anlatmışsınız. Küçük bir ayrıntı eklemek isterim. Terminallerde veya mola yerlerinde otobüs kalkarken hemen oracıkta küçük, süslü tezgahlarda satılan esanslar vardır. En hafif türü bile böyle bir meşakkatli yolculukta insanın afedersiniz içini dışına getirir. Bunların müşterisi gerçekten var mı? Yada varsa bunları alanlar nasıl geniş akciğere sahip insanlar hep merak etmişimdir. Bu güzel yazı için tekrar tebrik ediyorum.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun276 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI