
Ayşegül Ergin hanımefendiye teşekkür ediyoruz
ÖZLEMEK
Merhaba,
İşte yine, yine o inatçı, beni bir türlü kendine yaklaştırmak istemeyen, belalı yazılardan biriyle kavga ediyorum. Aslında onunla aramızda kavgadan ziyade çetin bir kovalamaca var. Hani tutsam bir ucundan gerisi gelecek biliyorum ama olmuyor… Kim bilir belki de seçtiğim konu yüzünden böyledir…
***
Özlemekten bahsedelim mi bu yazıda? Sanırım bu cümle şöyle olmalıydı: “Özlemin farklı bir halinden bahsedelim mi bu yazıda?”. Siz hiç kendinizi özlediniz mi mesela... Belki insanın en büyük özlemi kendinedir hiç düşündünüz mü?... Peki, “Sizce hangi insan tüm duygu, düşünce ve yaşanmışlıklarını her an yanında taşıyabilir?” diye sorsam, bana bir örnek gösterebilir misiniz? Eğer bu soruya cevabınız “Hayır” ise kendini özleyenler kervanına hoş geldiniz…
Sevdiğimiz insanlardan, sevdiğimiz yerlerden, kokulardan, seslerden azıcık ayrı kalsak nasıl özlüyoruz onları değil mi? Hâlbuki nasıl delice istemiştik gitmeyi de… Ve özlemlerimizden bahsederken hep o uzağımızdakiler dökülüyor dilimizden; aslında tek ve en büyük özlemimizin kendimize duyduğumuz özlem olduğu hiç aklımıza gelmiyor. Oysa neyi seviyorsak bir parçamızı onun içine saklıyoruz. O yanımızdayken bunu fark etmiyoruz ama ne zaman ki ondan uzaklaşıyoruz, işte o zaman sakladığımız parçanın yeri ince ince sızlamaya başlıyor. Bu sızıya özlem diyoruz ve biz uzağımızdaki her sevgilide aslında kendimizi özlüyoruz. Hani o gelse, bir anda koparıp attığımız parçamızı da getirecek yanında ve sızılarımız dinecek. İşte tam burada bir soru daha sormak istiyorum: Sizce bir şekilde koparıp attığı tüm parçaları bir ömürde tekrar kendinde birleştirebilir mi insan? Ve hangi durumda daha mutlu olur? Tüm sızıları dindiğinde mi yoksa sızılarına rağmen yaşamayı bildiğinde mi?
Ben kendi cevabımı vereyim. Değil bir ömür, binlerce ömür verseniz de tüm parçalarınızı bir araya getiremezsiniz. Çok basit bir örnekle açıklamaya çalışayım isterseniz: Sivas’ım, ata toprağım aşığım ona; Ankara’m, doğup büyüdüğüm yer ona da aşığım birer parçam onlarda saklı. Diyarbakır, Urfa, Mardin… bir şekilde gidip gördüğüm, sevdiğim tüm şehirlerde de birer parçam var ve hangisine yakın olsam uzak olanlar burnumda tütüyor. Hiçbir parça bir diğerine ait sızıyı dindiremiyor. Tüm parçaları bir araya getirmek de imkansız olduğuna göre –ki teknoloji henüz bunu başarabilecek ve duyguları tam anlamıyla yaşatabilecek kadar ilerlemedi- bu ara sıra şiddeti değişen fakat hiç kaybolmayan sızıyla yaşamayı öğrenmek gerekiyor sanırım. Aslında bazen acıtsa da genelde tatlı bir sızıdır özlem ve bence gereklidir de.
Velhasılıkelam, eğer memleketimin dağlarında esen rüzgârı özlüyorsam; aslında onun saçlarımı okşayıp geçerken kulağıma fısıldadığı muhteşem hikâyelerden aldığım hazzı özlüyorum. Dostumu özlüyorsam; elini tuttuğumda duyduğum sonsuz güveni özlüyorum. Annemi özlüyorsam; onun sınırsız, karşılıksız, derin sevgisinin beni adam edişini özlüyorum. vesaire… vesaire… Ben aslında kendimi özlüyorum… Ah! Bir de hiç gelmeyecek parçalarımız var öyle ya… Eksiliyoruz bir yandan… Şimdi nasıl bahsedebiliriz ki tüm parçalarımızı birleştirmekten… Tüm sızılarımızı dindirmekten… Özlememekten…
İzninizle bu yazı da böyle bitsin. Biraz eksik, hatta belki yarım bile diyebiliriz ve belki biraz da karışık ama böyle işte. Belki bir gün tamamlarım kim bilir…
Özlemek muhteşemdir… Özleyin kendinizi… Bu sızının kıymetini bilin…
***
Vakit ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Biraz geç de olsa, hepimiz için hayırlı, güzel, kıymetini bilerek geçireceğimiz muhteşem bir Ramazan diliyorum…
Hoşça kalın…
Ayşegül ERGİN
Ağustos // 2010
aysgl-ergin@hotmail.com
Kıymetli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.
İrfan Bey, yorumunuzla bu yazıyı daha da zenginleştirdiğiniz için ayrıca teşekkür ederim.
Eksik olmayın...
Güzel yazı için teşekkür ediyoruz.
Muhterem kardeşim, insanın kendisini özlemesi cümlesine " insanın kendisini sevmesi" ile katkıda bulunmak isterim. Dünyada çocukları ve torunları olan herkese bu dünya da en çok neyi seversiniz sorusunu yöneltseniz. Sanıyorum cevaplar aşağı yukarı çocuklarım, torunlarım olacaktır. Aslında ego'larımızda ki bu ağırlıklı merkez sevginin kaynağı, evlatlarımızın bizim parçamız olmasından kaynaklanmaktadır. Buradan hareketle, gözle görüp gönülle kavrayıp, beynimize hapsettiğimiz Dünya ya dair kavramlar, sevgiyle yoğrulabilirse bize aidiyet sevgi ve özlem duygularınıda yoğun olarak yaşatmaktadır. Kaleminize sağlık. Hoşça kalın.