
Toprakları Vatan yapanlardan biri daha, Sofu Yusuf...
SOFU YUSUF DALGIÇ (1873-1983)
(ESİR'LİĞİN BEDELİ VATAN)
Gözlerinden dökülen yaşlar bembeyaz sakallarına doğru akarken belli ki iyi üzülmüştü. Babasından bahsederken onun yaşadığı çileleri anlatırken sanki kendisi yaşamış gibiydi. Anlat, dedim anlat hacı emmi boşalırsın dedim. Sofu Hacı Ömer Dalgıç başladı anlatmaya;
1873 yılında Telin'de dünyaya geldi Sofu Yusuf Dalgıç. Babası Halil İbrahim, annesi Mevlüdiye. Annesi Sivas'ın dren köyündendir. babası tırpancı imiş. Babası Sofu Yusuf'u Darende'ye okutmaya salmış 4 seneye yakın ders almış. Bu arada sefil Abdullah'ın kızı Fadime Orakcı ile evlenmiştir. Abbaslar'dandır.
Evlendikten kısa bir süre sonra askere istenmiş. Darende'de okurken hemen Telin'e gelir ve hanımına ve ailesine Allah'a ısmarladık der, çıkar yola. Erzurum'a gönderirler. Birliğine vardığında okumuş olduğundan bölük eminliğine yani alayın depo yemekhane sorumlusu olarak verilir. Bu görevde başarılı olunca paşa başçavuş rütbesi takıp emrine 40 Asker ve 40 deve verir.
Birliğine yiyecek toplamak için Sofu Yusuf, askerleri ile birlikte Gürün, Darende, Kangal ve Hekimhan gibi yerlerde dolaşır. Her geldiği Kaza'da kaymakam nezaretinde ve köylerde ise muhtarlarla dolaşıp un, bulgur, nohut, mercimek, buğday vs. toplarlar. 40 develik yük tamamlanınca Sarıkamış cephesine giderirler. Bu şekilde bir hayli görev yapar. Sonraları alayla beraber Yunan cephesine gönderilirler.
Mevcutları 360 askerdir. Bu giden alay en ön safda oldukları için askerlere fazla para verirlermiş. Bu dönemde bir kemer, bir kese altın biriktirmiş.
Bir gün mevzide iken alayın tamamı esir düşer. Bu dönemlerde oğlu Sofu Osman dünyaya gelmiştir.(Sofu Hidayet Dalgıç'ın babası). Esirleri Selanik'teki Elbasan Hapishanesi'nde yatırırlar. 3 seneye yakın bir zaman yatar. Hapishane dönemlerinde gardiyanlara bahşiş vererek tanışırlar. Ve bu dönemde hergün Arnavutca dilini öğrenmeye çalışır. Sonunda ana dili gibi Arnavutca'yı konuşmaya başlar.
Gardiyana para verdiği için onunla samimi olur. 3. sene dolunca bir gün gardiyan ona "dostum" der, "sizi yarın hepinizi denize dökecekler kaçabilirsen kaç" der. Denizle hapishanenin arası yaya 4 saatmiş. Sabahleyin Türk esirlerinin tamamını içtima edip subaylar eşliğinde ormanlık alandan yola çıkarlar.
Sofu Yusuf denize döküleceklerini bildiği için çareler aramaya başlar. En arkaya kalır. Bunu gören atlı bir subay, kırbaçla dövmeye başlar. Arnavutca'yı iyi bildiği için Sofu Yusuf "Üzerimemi yapayım çok sıkıştım bir su dökeceğim" der. Yüzbaşı yanından uzaklaşır. Bu fırsattan yararlanan Sofu Yusuf ormana dalar.
Bulduğu köylerden dillerini iyi bildiği için kimse şüphelenmez,ona bazı yardımlarda bulunurlar. Araştırarak sorarak binbir çile içerisinde Türkiye'ye vatanına giriş yapar.
Vatanına girer girerya sevinçlidir göz yaşlarını tutamaz Sofu Yusuf. Eğilir toprağı avuçlar ve diz çöker alnını toprağa dayar bir süre şükreder. Kaçıp köyüne gelmez. Yemin etmiştir, arkadaşlarının intikamını alacaktır. Alması lazımdır, onca seneler esirliğin anlamı kalmayacaktır. Hep bu günleri hayal etmiştir.
Sofu Yusuf bulduğu ilk birliğe tümenini sorar. Samsun'da olduğunu öğrenir. Yaya olarak köyüne değil doğru Samsun'a gider. Birliğini bulur ve paşanın huzuruna çıkar. Olanları anlatınca orda bulunanlar paşa dahil hepsi ağlarlar. Çünkü diğer 359 er ve subayları ile birlikte denize döküldükleri için.
Samsun'da paşa terhisine karar verir. Hayır paşam dediyse de yok der Paşa. Kendisine öyle bir belge verir ki o belge ile Sofu Yusuf Darende'ye jandarma karakoluna komutan olarak görevlendirilir. 6-7 sene evinden ayrı kalan Sofu Yusuf Telin'e evine döner.
Evine döner, döner ya öldü sandıkları Yusuf karşılarına çıkınca hanımı dahil zorluk çıkarırlar. Dilini dahi zorla konuşmaktadır. Arnavutca konuştuğu için karıştırır konuşmaları. Ama tabi düğün bayram yapılır evlerinde. Evinde 10 gün kalan Yusuf Darende'ye gider ve burda 5 sene görev yapar. Bu dönemde iki oğlu daha dünyaya gelir. Ömer ve Mustafa.
Bu dönemde Fransızların Maraş'ı istilasında Gürün ve Darende kaymakamları ile birlikte çete olarak gönüllü asker toplarlar. 100'e yakın olunca bunlardan bazıları Telinli yüzbaşı Mehmet Önder, Calıklar'dan Mehmet Ali ve Bekir Boğa, İbrahim Altınbaş, Çavuş Kıllı İbrahim Takcı, Durdu Deliönü köy köy dolaşırlar ve 100 kişi olunca yüzbaşı Mehmet Önder komutasında Maraş için yola çıkarlar.
Maraş'a vardıklarında Fransızlar'ın yenilgiye uğrayıp dağıldıklarını görürler. 15-20 gün içerisinde köye tekrar dönerler. Tekrar görevine dönen Yusuf, bir süre sonra ortalık sakinlenince görevinden ayrılır, köyüne döner. Sonraları Kangal'ın Hüyüklüyurt ve Çad köylerinde 7 sene imamlık yapar. Çocuk okutur ve halen okuttuğu bir çocuk ise sonraları Kangal'a müftü olur.
Köyünde yaşamaya başlayan Yusuf, bahçecilik ve hayvancılıkla uğraşır. 85 yaşında hacca gider.Çocuklarından Osman, kendi sağlığında üzerine bir ağaç düşerek vefaat eder. Oğlu Mustafa okur öğretmen olur. Diğer oğlu H.Ömer ise şu anda 93 yaşındadır.
Kendisine Cin Yusuf da denir. Bu lakap Darende'de okuduğu zamanlar köye geldiğinde sabah ezanı okumak için tahtadan yapılı minareye çıkar ezan okur. O zamanın kahyası(muhtar) İbrahim Kahya'nın evi yakınmış. Ezan sesine uyanır. Sonraları etrafında bulunan kişilere sorar bu kim diye onlarda İbrahim'in oğlu Yusuf derler. O zaman hoparlör yokmuş. Sesi de nasıl gür çıkıyor cin gibi demiş. Ondan sonra gel Cin Yusuf git Cin Yusuf olmuş.
Erzurum Sarıkamış'taki görevi döneminde götürdükleri erzakları boşaltırken erlere çuvalın köşelerini iyi tutun boşaltmayın dermiş. Akşam olunca 80 çuvaldan kalanlar hemen hemen bir çuval olurmuş. Gürünlü, Tıhmınlı, Telinli ve Saccağızlı arkadaşları toplanır 18 kişi olurlarmış. Bu grupda bulunan kaynı Abbaslar'dan H.Ömer Orakcı da varmış. Bu erzaklar avuç içi hesabı ile arkadaşlar arasında kardeş payı dağıtırlarmış. Onları ıslar yerlermiş. Ömer enişte dermiş sen bize böyle bakar karnımızı doyurur isen böyle iki kat Rus ordusu olsa bize dayanamazlar dermiş. Kaynı Ömer çok güzel top atıcısı imiş ve şehit düşmüştür. Köyüne dönememiştir. Sofu Yusuf da 1983 yılında 110 yaşında vefaat etmiştir.
İşte bu topraklar, böylesi kahramanlar sayesinde VATAN olmuştur bize. Onlara Allah'tan bolca rahmet dilerken şimdiki Türküm diyebilen ve vatanına bayrağına sahip çıkan Türk gençlerinin olduğunu ve bu vatanın bizim için bir namus ve her çakıl taşının kutsal olduğunu bu bilinç ile yaşadığımızı gururla söylüyorum. Gözünüz arkada kalmasın sevgili H.Ömer Dalgıç emmi, sana da Allah uzun ömürler versin ağzınıza sağlık. Herkese saygı ve selamlar.
Mustafa BOĞA
Sevgili Erdi kardeşim,Aslında inanırmısın herkesi aynı ölçüde severim.bazan aşırı gittiğiminde farkındayım ama inanırmısın benim derdim şöyle bazen şamatalı bazan gırgır ama bazanda öğretici olsun.Bu şamata içinde kardeşce orta yolu bulup bazanda bilen kardeşlerimizden bir şeyler öğrenebilmek.Yani anlıyacağın yazarla okuyucu arasında tatlı bir diyaloğun yaşanması.Eleştiriye herzaman açığım.saygı duyuyorum.Sizleri çok seviyorum.sizlerinde aynı hassasiyeti göstermesini isterim.Siz bana bakmayın serbest davranın.Ben hoşgörülü insanım,hak edenlere.Çokca selamlar...
Sevgili Mustafa Abi,sizden bir büyük ve sevdiğim saydığım insan olarak bir övgü alabilmek beni inanırmısın çok mutlu ediyor.sizinde insanı kucaklıyan insana sevmeyi öğreten güzel şiirlerinizin olduğunu biliyorum ve zevkle okuyorum.sevgilerimi sunuyorum...
Mustafa abi kalemine sağlık çok guzel bi çalışma olmuş. torunu olarak dedemizin ne yaşadıgını bılmıyorduk senın sayende ögrendık. nur içinde yatsın SOFU YUSUF DEDE. Tanımayanlar için bırde resmı olsa çok daha iyi olur düşüncesındeyım. başarılarınız devamını dılerım
Çok başarılı bir yazı olmuş.Bence Mustafa bey bu yüzünüzle tanınmanız daha iyii olur.Yazar yüzünüz çok kymetli.Mesela ben bu hikayeden çok seyler öğrendim.
Bu yazı üretkenliğiniz bir yetenek .Zaten yorumlarınızın bazılarıda yazı zevkinde.Başarılarınızın devamını diliyorum....
İyi günler....
teyzeoglu dedemin anısını herkesle paylaştıgın için çok tesekkür eder devamını dilerim
Evet sevgili kardeşim ismail,vatan toprağını bizler gibi namus olarak gören insanlar sayesinde bu topraklar daha nice bin yıllar yaşıyacak ve yaşatılacaktır.Kasabamızda daha nice cevherler var.İnşallah herkes bu cevherleri gün yüzüne çıkarmıya gayret edecektir. Not: Bu yazının hazırlanmasında emeği geçen Tacettin DALGIÇ'a teşekkürlerimi ayriyetten sunarım. sevgilerimle
mustafa abi allah razı olsun ben torunu oldugum halde bilmediklerimi sayende ögrendim
çok güzeldi teşekkürlerr
Kurtuluş mücadelemizin, anadolu insanın sarsılmaz iradesinin bir örneğini daha sizin kaleminizden okuduk.Necip Fazıl'ın ifadesiyle;''...Sağına ve soluna bakınmadan ben varım diyebilen...'' nerde bir çiğnenmiş işgal edilmiş vatan toprağı varsa vatanımızda vatanımız suçatımızın insanı orda vatan müdafaasında.
Mili Müdafaamızın neden anadolu da başladığının kahramanlık örneklerini okuyoruz inşallah bu serinin devam etmesini istiyoruz,eline sağlık Mustafa abi.
Selam ve saygılarımla...