Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

BİR BAHAR MEŞGALESİ

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 2 Yorum | Okunma 2202 Okunma | 25 Nisan 2008 09:04:59

Yunus Beye Teşekkürler...

BİR BAHAR MEŞGALESİ

 

Hafta sonu bir haber:

 

“yarın aşağı mutufun harığı işlenecekmiş”

 

Ertesi gün, babamla yola çıkmazdan evvel annem eşeğimizi hazırlardı. Boynuna bir kendir bağlar, sırtına önce ince bir minder, üstüne yıllanmış heybe, onun üstüne ise kalınca bir minder daha. Heybenin bir gözünde turfanda birkaç domates ve salatalıkla taze iki somundan oluşan azık çıkını, diğer gözünde ise kalıçla birlikte diğer tarafı tartacak kadar küçük bir taş!

 

Yoldayız….

 

Yaz günlerini andıran sıcaklar da başladı sayılır. Boğaziçi Mahallesi’ne uzanan yeşillikler arasındaki düz yolu geçmek hem zevkli, hem de eğlenceliydi. Ancak yaylaya sapan dağ yolu ile birlikte çekilmez dakikalar da başlardı. Babam eşekte, bense geriden onu takip ediyorum. Güneş yükseliyor…hayvancağız daha ilk yokuşta kehilemeye başladı bile. Zavallı, dili yok ki konuşsun. Ço ha ço…ortalıkta gözükmeye başlayan buğeleklerin can sıkıcı sortileri altında bu bayırlar aşılır mı? Her tarafından terler sökün ederken, kulaklar kendini kaybetmiş halde inip kalkardı. Hele bir de yavaşlamaya görsün, arkadan nodulu yemez mi? Ey zalim insan! Sıcak demeden, bayır bacak demeden seni sırtımda taşıyorum. Revamı bu yaptığın?

 

Babam sessiz. Zaman zaman, yavaşlayan eşeğe boğazdan gelen gürültüyle bir şeyler söylüyor. Ancak çörtenlik deresine tırmanan son yokuşun başlarında mırıldanmaya başlıyor:

 

“birkaç dönüm bahçe, birkaç dönüm tarla,

çıkar mı geçim bunlarla.

Bak ufukta yine gurbet,

Adana’nın yolları seni bekler,

Heeeey gidi hasan heyyyy”

 

Derken arada bir bana döner, “aşık sen de söylesene” diye seslenirdi. Yamaçtan  aşağıya inerken derenin şırıltısına kulak kabartan eşek, adımlarını hızlandırırdı. Babam da beni, dere kenarında bulunan büyükçe bir kayanın dibindeki pınardan, içi yosun bağlamış, daracık ağızlı testiyle su almaya gönderirdi. Pınarın başındayım. Bulgur kaynar gibi su kaynıyor. Oluşan göleğe ağzımı dayayıp kana kana içerken, boğazımdan aşağısını tatlı bir serinlik kaplar, hararetten eser kalmazdı. Testiyi yan yatırarak ancak yarısını doldurabildikten sonra ilerde babama ulaşırdım. Eşeği durdurduktan sonra kasketini şöyle bir yukarı kaldırır, testiyi kafasına dikerken, dudaklarının kenarından sızan su çenesinden boğazına, oradan da göğsüne süzülürdü.

 

Mezarın sırtı, patan ali derken aşağı mutufa ulaşırdık. Biraz gecikirdik tabi. Ancak olsun, harığı işlemeye başlayanlar bunu anlayışla karşılar, biz de bir şekilde mahcubiyetimizi belli ederdik. Haydar, Mulla Emmiler gelmişler, tamam. Hacı Ali Emmi  oğlu genç Azizle gelmiş. Melek Mehmet Emmi, tamam. Yukarı Sazcıvaz’dan Nurettin Abi de gelmiş. Benim gibi bir iki yeni yetmeyi de dahil edersek eh, sekiz-on kişi olurduk. Eşler oluşturarak aşağı mutuf bahçesine su taşıyan harığın (su kanalı) çörden, çöpten, muhtelif ot artıklarından, çürümüş gazellerden ve oluşan balçıklardan temizlenmesine başlardık.

 

Genç Aziz ve Ali Emminin çalışmasına diyecek yok doğrusu. Aziz, Melek Mehmet Emminin övgüleri eşliğinde küreği öyle bir daldırıyor ki önüne ne geliyorsa sıyırıp süpürüyor. Ya Ali Emmi? Biraz ağırdan alıyor ama o da küreğe dayanır dayanmaz ne var ne yok alıp götürüyor. Haydar, Mulla ve Mehmet Emmiler idare ediyorlar işte. Mehmet Emmi, eşeğine bakmak bahanesine arada sırada ortalıktan kayboluyor ama o da ne? Bir de bakıyoruz ki eşek şaha kalkmış, emmi kendisini kollamaya çalışıyor ama nafile. Toz bulutları içerisinde yerlerde…epey sonra üstünü başını silkeleyerek doğrulurken eşeğe ver yansın ediyor. Büyükler biraz endişeli olayı izlerken, bizler belli etmeden kıkırdıyoruz. Hayvan bu işte…hırsını aldıktan sonra kuyruğunu sallaya sallaya geri dönüyor. Mehmet Emmi  yine yanı başında.

 

Harık işleme işi devam ederken, anılar anlatılıyor, yarenlikler yapılıyor. Ali Emmi zaman zaman uzun hava ziyafeti veriyor. Biz yeni yetmeler, derenin karşı tarafındaki bakilerin adasının hemen üstünde bulunan pınardan su taşıyoruz ve çalışanlara ikram ediyoruz. Dinlenmek için kısa bir mola aynı zamanda. Su servisleri tamam da yorgunluk belirtileri de başlıyor hani. Bunu sık sık oturmalardan ve etkisi çabuk geçen gayretlerden görmek mümkün.

 

Derken öğle yemeği vakti geliyor. Şöyle düzgünce bir yer bulunur, çıkınlar açılırdı. Tabi, dikkatler çıkınlardan çıkacak azıklardaydı. Yayla sakinlerinin azıklarını tahmin etmek zor değil. Esmer, beyaz tere yağlar, kaynatılış yumurtalar, kalıp kalıp yoğurtlar ve yemek vaktine denk getirilen ve bir ufaklığın getirdiği tere yağlı bulgur pilavı. Ahalinin dikkati, bizim çıkından çıkan domates ve salatalılıklarla  somun ekmeğinde. Babam  hemen servis yapıyor. Bu arada Ali Emmi somunu ikiye bölüyor. Sonra tere yağı kalıbını olduğu gibi ekmeğin arasına yayıyor ve üzerine toz şeker dökerek birkaç lokmada işi götürüyor!

 

Eh, yemekten sonra iş daha hızlı ilerliyor. Çalışanlar ve idare edenlerle birlikte harık işlemeye devam…

 

………………………………..

 

Birkaç gün devam eden bu çalışma nihayet sonlanır, harığa su bağlama işi ise bütün yorgunlukları unutturan son hamle olurdu. Bir akşam üstü kazmalar, beller, kürekler omuzlarda pür neşe evlere dönülürken, bizim dönüş yolculuğumuz da başlardı. Hayvan bu kez zorlanmıyor. Ne de olsa karnı doymuş, hava da serinlemiş. Çekirge ve kurbağa seslerini geride bırakır, akşam serinliğinde yol alırdık. Dakikalar geçer, eşeğin ayak sesleri, benim kara lastiğin çıkardığı sesler ve babamın zaman zaman  boğazdan gelen anlayamadığım sesleri eşliğinde yolculuk devam ederdi. Ve gökyüzü, bütün güzellikleriyle seyre hazır. İrili ufaklı yıldızlar ve galaksi…

 

“Yıldızlar…

Uzatsam ellerimi, tutabilir miyim sizi.

Kesilse ayaklarım  yerden,

Koşarak kavuşsam sizlere.”

 

Artık mahalle yolundayız. Yanan gaz lambaları pencere önlerine çoktan konulmuş bile. Tavandan sarkan lüksler de göze çarpıyor. Depo önünden geçerken, çıkan sesler yankı yapıyor. Evimize sarkan bayırın başlangıcında marangozhaneye koşan  Hacı Ahmet ağabeyle karşılaşıyoruz. Geç vakte kalan ablam, önündeki su dolu kovalarla bayırı tırmanmak için nefesleniyor. Hayvan bütün yolu sorunsuzca geldi. Şu elli metrelik bayırı da tırmanırsa iş tamam. Neyse işte evin önündeyiz. Annem ocağın başında ıspanak böreği pişiriyor. Çıkan küçük alevler yüzünü aydınlatıyor. 

……………………..

Börekler yendi.

Dış kapı gıcırtıyla kapandı.

Yorgun babam seri yere verdi.

Gozluk tarafından baykuş sesi geliyor.

302 mersedes yolcu otobüsü hocanın yarını döndü.

Ve gökyüzü yere eğildi.

…………………….

 

Bilerek “merkep” demedim. Onlar elimiz, kolumuz, ayaklarımızdı. Huysuzlanıp sıkıntılı anlar da yaşatırlardı. Ama eve getirilecek hemen her şey onların sırtından geçerdi. Buna rağmen yine de  “üvey” evlat muamelesinden kurtulamadılar. Nadiren de olsa önlerine yonca otu konulunca çocuklar gibi sevindiklerini düşünmüşümdür. Hakkınızı helal edin…!!!

 

Yunus EMRE

Avcılar/İSTANBUL

 

 

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Burhan Emre { 29 Nisan 2008 00:38:44 }
Kardeşim Yunus;Yine büyük bir ustalıkla yazılmış gerçek olaylara dayanan yazını okudum.Bahsi geçen harık işleme olayında bende bulundum.Bazanda işleyen kişi olarak,senden diyelimki üç beş yıl önce aynı kişilerle.Yaşımızın henüz küçük olmasından dolayı ve bedenimizin çiğ olması münasebetiyle harığın içinden çamur dolu küreği dşarı atmak yerine küreğin beni dışarı atmasından çekinirdim.Haliyle olgun insanlar kadar iş yapamazdık,bazanda durumu bize sözlü olarak belirtirlerdi.Mahçup olurduk.Yazıların için teşekkür eder gözlerinden öperim.
fahrettin yurtseven { 25 Nisan 2008 20:26:34 }
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun774 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI