
Halim Beye teşekkür ediyoruz...
FEDAKAR ANNELERİMİZ
Hepimizin aşağı yukarı aynı olayları yaşadığı, belkide bazılarımızın kıyısından köşesinden geçerek bizi bu günlere getiren değeri biçilmez annelerimizden yazacağım. Kimileri hala hayat mücadelesine devam ederken, kimileri bu alemi terki diyar eylediler. Belki günümüzün gelinleri kızları bana kızacak ama ben analarımızın hakkının cüzi kısmını ödemek için bu satırları karalayacağım.
Peygamber efendimiz, cennet anaların ayağı altındadır diyerek hakkı teslim ederken bizlerde az buçuk bir iki kelimeyle analarımızı hatırlayalım. Öyle sevme sevilme diye bir şeyler yoktu onların zamanlarında. Kim komşu kızını yada eş dosttaki akraba kızını kendisine uygun görürse Allah’ın emriyle isterdi. Eğer uygun görülürse miktarı azda olsa başlık parasıyla, üç gün üç gece düğün dernekle çiftler evlendirilirdi. Başlık parası kalktı şu an. (düğünlerimizi başka bir yazıda yazacağım)Yok uygun görülmese bir çok kapı çalınırdı.
Ve analarımızın çileli hayatı başlıyordu. Önceleri iş çok ekmek azdı, köyümüzde. Nüfus kalabalık bağ bahçe işleri çoktu. En başta gelin gelen kayınbabanın yanında oturamaz, yemek yiyemezdi. Kapının eşiğinde ayak üstü bekleyecekti. İzin verilince gidip bir köşeye oturacaktı. Irbık ve peşkır elinde, kayınbabanın yanında bekleyekti. Abdest suyunu döküp peşkırı eline verecekti. Çocuğu oluncada kendi çocuğunu kaynana kayınbabanın yanında sevemeyecekti. Bunlar kayınbabası ve kaynanası olanlar içindi. Birde gelinlik ediyor sıfatıyla onlarla konuşamazdı. Bu adetlerin iyi veya kötü olduğunu düşünmeden bugünkü yaşam ile karşılaştıralım.
Şimdi gelelim annelerimizin meşakkatli yaşam hikayelerine. Gelin hemen çocuk sahibi oluyordu. Üç, beş, yedi, on çocuk sahibi olanda vardı. Ağburun’un üstünde Yar mevkiindeki öllük toprağı harerlerle eve getirilip elenirdi. Annelerimiz eledikleri öllüğün irisini atar ufaklarını ise bezlerin içine koyarak çocukların altına bağlardı. Genellikle bağ ve bahçeden geçinilirdi. Fakat baharla birlikte evin erkeği başka şehirlere inşaatlarda çalışmaya giderdi. Sabah erkenden kalkan anne çalı çırpı ile gözlerine dolan dumana aldırış etmeden sabah yemeğini ( çeleli bulgur çorbası ) hazırlardı. Çorba pişene kadar ineği, keçiyi sağar, hayvanları sığıra katıp yayık yayardı. Sonra eşeğin heybesine azığı koyar bahçe yollarına düşerdi. Azık olarak öyle ahım şahım bir şeyler yoktu. Kuru tandır ekmeği vardı. Bahçede çocuğun biri kucağında, biri illangaçta, biri patates biri dometes pürlerinin içinde oynarlardı. Çocuklar ağladıkça tülbentin içine tudu sarıp çocuğun ağzına emzik diye verirdi. Kızgın güneşin altında keser yapar ot yolar maşaraları sular göğer işlerdi. Daha yazdan kışlık ot, odun ve zahranın peşine düşerdi. Bazılarının ise ekini olurdu o kadar işin arasında dağa koşarlardı. Buğday yıkama, hedik, erişte kesme, tandırda ekmek en önemli işleriydi. En garibime giden olay ise, Perşembe ve Pazar akşamları satmak için toplanan çele, hıyar, alma, cöyüzü satan babaların hanım şu üç kuruşuda sen al buda senin hakkın diye, küçücük bir sevinci çok görmeleriydi, fedakar analarımıza.
Akşam eve gelince onca yorgunluğa rağmen işi bitmezdi ananın. Yemek hazırlama, inek sağma, çocuklara bakma görevleri gece boyu devam ederdi. Ocağın üstüne büyük kazanı kurardı. Kaynayan suyun önüne teşti koyar çamaşırları eliyle çitilerdi.
İkinci gün yine iş başına düşerdi. Dut ırgalayıp, sıkma. Pekmezleri dama serme. Kayısı zamanı kasıları damlara yarma. Okuduğunuz gibi ben yazarken yetişemediğim işlere analarımız canlı canlı yetişirdi. Çok darda kalmasalar ne doktor bilirlerdi nede hastane.
Kışın bahçe işleri biter anaların işleri devam ederdi. Çocukları okula hazırlarlardı. Sabah akşam ahır işleri ile uğraşırlardı. Hayvanlara yem verme, akmın dökme, sobaların ateşinde yemek pişirme, çamaşır yıkama ile günleri dolu dolu geçerdi. Haftada birde tandırda ekmek pişirirlerdi.
İşte şimdi ile kıyaslayın analarımızın bizleri yetiştirmek için nelere katlandığını. Elektirik süpürgesi, çamaşır, bulaşık makinesi buzdolabı bunların hangisi vardı analarımızda. Gelinler kızlar şimdi kaynana kayınbaba yanında dakika durmaz. Durmadığı gibi bazıları yüzlerine bakmaz. Tamam kimi ana babalar oğullarının evlendiğini bir türlü kabullenip, gelini benimsemiyor olabilir. Bu kusur yaşlıları dışlamak için bahane olmamalı.
Evet hemşerilerim, bu günkü gelinler kızlarla dünün analarını bir karşılaştırın. Canım o zamanlar öyle şimdi böyle diyerek işin içinden sıyrılamayız. İş yapmayı bıraktık, gezmeye bile bahçelere zor gidiyor, gelinler, o da araba olursa. Ben bu kadarını yazabildim sizler benim atladıklarımı ekleyebilirsiniz.
Vefat eyleyen fedakar analarımızın önünde saygıyla eğilirken, Allah’an rahmet, yaşayanlara hayırlı, sağlıklı hayat diliyorum.
Sonuçta herkes yaşlanıp aynı duruma geliyor. Ne ektiyse onu biçecek. Onun için vakit varken her şeyin kıymetini zamanında anlamak en değerli şey olsa gerek. Selam ve sevgilerle.
HALİM BAŞPINAR
21 / 7 / 2010
Halim bey Önce belediyenin sitesinde gördüm bu güzel yazıyı düşüncemi oraya yazayım diyordum buraya nasipmiş ,hani Şarkıcılar derlerya bizim gıdamız alkış bende sizi alkışlıyorum bu yazıyı okuyan herkes mutlaka taktir cümlesi söylemiştir ama ne hikmetse 2 dakika vakit ayırıp birşeyler yazmıyoruz elinize gönlünüze sağlık devamını bekliyoruz
Ayrıca sitemiz de yaz rehavetimidir nedir hareketlilik az çok çok selam