Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

BİR TELİN HİKAYESİ

Kategori Kategori: Anı | Yorumlar 29 Yorum | Okunma 11258 Okunma | Yazar Yazan: yavuz | 04 Mayıs 2009 23:35:41

Selim Beye Teşekkür ediyoruz.

BİR TELİN HİKAYESİ

      Acaba zaman mı, yoksa zaman içinde eriyen yanlarımız mı kaybettiklerimiz?

      Tuhaf?

      O günlerde yaşadıklarımız, bir çilenin,bir ağıdın sözcükleri idi. Şimdi  ise, hatırladıkça mutlu oluyor,özlem duyuyorum.

      Televizyonların evlerdeki muhabbeti, mahalledeki ziyaretleri ve samimi komşuluk ilişkilerini çalmadan önce, TELİN bambaşka bir yerdi. Bir muhabbet ocağı, garip hikayeler ve yaşantılar yatağı, cin, menkir, öyran (ki kendisi insanları bile yutabilecek bir yılandır Allah muhafaza) masalları üretim hanesi gibiydi.

      Ve dedemin evinde bütün bunların hepsi doya doya yaşanırdı.  

      MÜLK SAHİBİYLE ÖLÜR demiş atalarımız.

      Akşam ablamlardaydık. Yani Naciye ebemin evinde.Doğrusunu söylemek gerekirse Naciye ebemle birlikte ölen evde.

      Bu evi, Suçatılı olup ta bilmeyen yoktur sanırım. PTT binasının hemen yanı, bakkalların karşısı idi. Toprak damlı ve damındaki iniş çıkışlı görüntüden de anlaşılacağı üzere,enteresan bir iç mimari muamması.

      Şimdi ise o evin sadece ön sağ duvarı ve iki penceresi Naciye ebemden kalma.

      Bir çok insanın hayatında apayrı bir yeri oldu.

      Mutfak, karanlık sayılabilecek derecede loştu. Kışları buz gibi, baharda oldukça  soğuk, yaz aylarında ise serindi. Mutfağın tam ortasındaki ve kapıdan taraftaki, daha koyu ve daha ince direkte, kimisi yazanın adıyla, kimisi yazının karakteri ile imzalanmış, söylenmesi en son düşünülen  bir düzine hikaye, veya şiir yada isminin altında “beni unutmayın” temennisi “gelecek yaz yine geleceğim”

      Belki bir isyan

      Beklide bir umut

      Belki bir gönül yarası..

      …………

       Salon ince ve kısa ,tabanı beton,üzerinde ya ince bir hasır vardır ya incecik bir antep kilimi. Kapıya yakın yerde, muhtemelen (kasabalının söyleyişi ile) alemiyon ibrik ve ebemin el leğeni.

      Oturma odası da loş. Girişte sağda soba,solda ise Meryem teyzemin yapması televizyon masası.Her taraf tertemiz.Giriş sağ duvarla,tam karşısı çiçekli perdelerle kapanmış. Karşı duvarda Battal dedemle Naciye ebemin bir fotoğrafı asılı.Aynı resmin çerçevesinin dıştan köşelerinde, teyzem ve dayım çocuklarını fotoğrafları var. Bu arada Meryem teyzemle, teyze oğlum Nurullah’ın birlikte çektirdikleri fotoğrafı da unutmamak lazım. O fotoğrafta teyzem gözlük takmış. Ve teyzem, fotoğrafa bakan herkese kesin sorar; “nasıl yeğenim yakışmış mı?” herkes gözlüğün sorulduğunu bilir ve “ooooo teyze çok fiyakalı olmuş yaaaa”

      Ebem genelde somyasındadır.eğer somyada değilse yine somyaya yakın sol köşesindedir. Tabii hava soğuksa. Yaz aylarında  ve havanın iyi olduğu günlerde kapının önündeki eğri kaysının gölgesi, en güzel odadan da güzeldir,ayağı sakat Naciye ebem için. Yoldan,daha doğrusu asfalttan tarafa,tahtadan çit çekilmiştir ve Naciye ebem o çitlerin ardından, -TİKANLARIN ÖNÜNÜ-: yani Telinin gündemini takip eder.

      Yan tarafta, Memed dayımın odası vardı. Orası benim için oldukça prestijli bir yerdi.Tavanında naylon çekiliydi, sonraları tavandan sızan toprağa dayanamayıp indi aşağı. Çok soğuk olduğunu söylerlerdi ve genelde yaz aylarında misafirler orada kalırdı.

      Mutfaktan da geçilebilen arka salon,incecik ve basamaklıydı, üstelik köşesinde birde tandır vardı.salonun bitişinde ise ya odun yığılıdır yada kemre.

O ince salonun girişinde,sağda ahıra açılan kapı vardı. Dedem sağ ve sağlıklı iken sınırlı sayıda da olsa keçi, gidik, koyun,kuzu beslerdi. O ahırın sokağa bakan tek penceresi küçücüktü ve içerisi korku doluydu. Zıkım olasıca kapı  bazen kendi kendine kapanmaz mı! Al işte Battal dedemin, o Karanlık kış gecelerinde anlattığı, ya o yeşil sarıklı arkadaş geldi yada çocuk mezarı ile dolu dediği, ve sürekli o ağıtlarını duydukları bebeklerden bi tanesi beni, annesi zannetti geldi işte! üstelik birde kapıyı kapattı!... tependen aşağı bir kazan kaynar su inerde, bir müddet yaşamla ölüm arasında patinaj çekersin! Ahırın yanı bazen samanlık bazen ise odunluk olurdu. Burası evin en çok konuşulan, en çok korkulan yeri idi. Penceresi tavanda ve diğerleri gibi yine küçücük. Belki de, girişin tam karşısındaki,sekiyi andıran yer üzerine anlatılan YATIR hikayeleri olmasa, her şey tatlı bir loşluk olarak kalacaktı hayallerimizde. Orası, beni hayatım boyunca korkutmayı başarabilen tek yerdi.

       (Süslü) Abdurrahman dayılardan tarafındaki dar sokakta bir kayısı ağacı vardı, ve bu ince salondan sokağa açılan 2. bir kapı bulunuyordu. Evin bahçesine ilk girişte bir selvi, yanında şekerpare, (ki onun çağlasını yemek yasaktı ama çalmak çok eğlenceliydi) PTT binasından tarafta yemişen (İğde) ,büyük dut ağacı, sağında o meşhur eğri erik ona takılı  bir salıncak,daha solda, küçük dut ağacı ve  ayrıca aynı bahçenin değişik kısımlarında vişne,ceviz ve daha farklı cins küçük kaysı ağaçları ve iki asma. Girişteki, kara üzüm onu takiben beyaz kabarcık .. bunlara ilaveten, kan kırmızısı cennet kokulu güller,allı morlu çiçekler.

       Büyük duttan tarafa, mutlaka bir de ıspanak maşarası vardır. Bahar aylarında üzeri bölük parça naylonlarla kapatılmış. Sonra yaz aylarında o küçücük bahçede, içinde küçük sırıklar dikili çeleler, sarı çiçekleri, yemyeşil tenekleri ile salatalıklar, gür sapının aksine güneş göremediği için verimsiz patatesler vardır.

      Memed dayımın odasından tarafta yemyeşil biberler, sağda, Fahri dayımın dükkandan taraftaki duvarın dibinde, küçük maşaralar içinde, maydonoz  tere reyhan ve domates…..

       Sanki bir tekkeydi orası. Geleni gideni, misafiri hiç eksik olmazdı.      Dertleşilir, anlatılır, ağlanır ama her şeye rağmen genelde gülerdi insanlar.

       Teyzelerim, genelde kocalarından ve kaynanalarından dert yanardı.

       Meryem teyzem saz çalardı, kimi zaman oynatırdı maşallah takılası bolluktaki bacıları ve yeğenlerini,kimi zamansa ağlatırdı. Kimi zamanda Mehmet Ali (GÜLEÇ) enişte o pala, hilal bıyıklarını oynatarak, hem çalar hem de söylerdi türkülerini.       

        En çabuk, ve en çok dedem ağlardı.“Gaderime ağlayırım gızım gaderime!”  derdi o zamanlar anlamazdım. Şimdi anlıyorum!

       O ağıtların üzerine küçük M. Ali (KÖSEOĞLU) enişte gelir “dinleyin çok güleceksiniz” diye bir hikayeye başlar ve herkesi güldürürdü.

       O kadar çok hikayesi vardı ki o evde,o bahçede oturup gülenlerin, ağlayanların anlatmakla bitmez, uzar gider gılgamış destanı gibi.

       Ama şimdi!

       Şimdi o evden bir yarım duvar iki pencere kaldı. Bahçesinde ise sadece girişteki şekerpare ve şimdilerde hayli büyümüş olan ceviz.

       Loş odalar yok!

       Direğinde,raflarında;kırık kalpler,göz yaşları ve yarım kalmış hikayeler kokan mutfak yok! Tavanı naylonlu Memed dayımın odası da yok!

        Yüreği veremi yenmiş! ama hayata hep yenilmiş! Battal dedemin çok sevdiği keçilerini,kuzularını, gıdiklerini misafir ettiği ahırı da yok!

       Toprak tabanlı, sekmeçli (basamaklı), tandırlıklı, puharılı ince salonu, o salonun kapısının ardına yaslanan bir yanı kazma olan baltasıda yok!

       O korkulu rüyam samanlıkta yok!

       Bahçedeki selvinin ortası çürük çıkmış “bir …. Yaramadı” diyor dayım

       Eğri erik fotoğraflarda  bile yaşlandı! Sararıp soldu!

       Dutun sarı zilleri, yol genişletilmesinde molozlarla karıştı, kamyonlara yüklendi! yaşlı yemişenlerle. Ebemin, ardından tikanların önünü izlediği çitlerde yok!

       Erik ne ki!

       Ev ne ki!

       Dayılarım gitti!

       Teyzelerim gitti!

       Dedem gitti!

       Cevriyem gitti!

       Meryemim gitti!

       Topal Naciyem gitti!

       Güllerin, allı morlu çiçeklerin üzerinde beton kaldırım var! Güllerim, çiçeklerim gitti!

       Sahibiyle birlikte gitti her şey!

       …………………

       Bütün bu yazdıklarım bir hayaldi! Bir nefeslik, parlayıp söndü gözlerimde!

       Ama yinede bir gün bu hikayeyi, ve çok daha fazlasını dinlemek isterseniz, yukarı Telin’e, mezarlığa gelin.

       Her şey tatlı bir hayalmiş!

       Sadece iki mezar taşı bütün bunlardan geride kalan….

       Mekanları cennet olsun.

 

       Ne de güzel söylemiş YUNUS EMRE;

       Mal sahibi mülk sahibi

       Hani bunun ilk sahibi

       Malda yalan mülkte yalan

       Gel birazda sen oyalan

   

 

                                                                             3 MART 2003 Pazartesi- 01:40

 | Puan: 10 / 4 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

yunus emre { 06 Mayıs 2009 22:11:59 }
selimciğim merhaba,

doğrusu, sitemizde halamların evi ile ilgili bir yazının bulunmaması büyük bir eksiklikti. tahmin ederim ki hemen her suçatılı halamların evinin önemini teslim edecektir. bu önem nereden ileri geliyordu?

bir defa bu ev bütün mütavaziliğine rağmen suçatı'nın tam merkezinde bulunuyordu. senin de belirttiğin gibi gündemi buradan takip etmek mümkündü. çünkü bütün resmi dairelerin hemen yanı başında(!) ve kasabalının yaptığı bütün toplantıları görebilecek bir konumdaydı.

ayrıca yine belirttiğin gibi hemen çoğu kimsenin sanki kendi evine giriyormuşçasına rahat edebildiği sıcak, samimi bir ortam vardı. bu nasıl sağlanmıştı dersin? katılır mısın bilmem ama öncelikle, halamla emmim birbirlerine son derece bağlı ve saygılı kimselerdi. gerçi, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa halam, zaman zaman emmime çıkışırdı ancak emmimin tek kelime olsun karşılık verdiğini hatırlamıyorum. işte bu bütünlük hepi topu o büyükçe bir odadan müteşekkil evi çekici kılıyordu.

evet, bu evde tevekkül hep tevekkül vardı. kim bilir olsa olsa en fazla halam kızlarının veya misafir genç kızların hüzün kokan duyguları ancak mutfak direğine resmedilmiştir; belki bir çizik, belki bir kelime ve belki de silik bir kalp resmi ile.

evet selimciğim, mekanları, o mekanlarda bulunan varlıkları da orada yaşanılanlar anlamlı kılıyor. bir yaz elması, bir dut ağacı keza bir iğde ve eşine pek rastlamadığım kayısı. o evin bahçesinin bütünleyenleriydi.

ya yazıya koyduğun resimlere ne demeli? sahi halamın gülümsemesi ile emmimim simasına yansıyan görüntüleri nasıl okumalı?hangi kelimeleri ödünç olarak alalım ki meramımızı anlatabilsin? uzun hikaye deyip geçelim mi?

o evin ihtiyarları vardı,
biraz başına buyruk delikanlısı ve de kızları,
damatları vardı keza; hiç eksik olmayan.
ah dünya! zamanı geleni çekip aldın,
diğerlerini ise savurdun da savurdun.
çok yoruldun değil mi?
şimdi dinlenme zamanıdır.

selimciğim, sana teşekkür ediyorum. arşivlik yazıların inşallah kaybolmaz! selam ve dua ile.
suna gülec emre { 06 Mayıs 2009 15:52:19 }
Selim Abi yazini okumak icin actim,annemin,anneannemin ve canim Battal dedemin resimleri beni ziyadesiyle duygulandirdi..Yazin zaten basli basina sahane...
kelime kelime harf harf katiliyorum,ayrica tandirlikla ilgili hikayeler iki cocuklu bir anne olsamda,hala benim kabuslarim:)
Annemle dedemin bu resmi bana hep annemin okumakla ilgili heveslerini,sirf bir imtihana girebilmek ugruna bir yil hizmetcilik yapmaya bile razi olusunu ve ardindan gelen hayal kirikligini hatirlatti..Bizler aslinda basi dedemle baslamis,bir garibanligin süregelen nereye temsilcileriyiz..Boynu büküklügümüz garibanligimiz aya da ciksak ayni..Yani bu tablonun neresini cevirirsek cevirirelim resim ayni resim.Rahmetli anneannem ve dedemden bize kalan en büyük mirasin o evde yasanilan birbirinden güzel günler oldugu muhakkak.Rahmetli dedem ve anneannemin bize verdigi en büyük ögüt ise ;hic bir vaktini terk etmedikleri (heleki anneannemin o halinde)namaz la ilgili olanlardir..
Gelelim babamin saz calma merasimlerine:)Bu konuda neden bu kadar israrli oldugunu bir türlü cözememisimdir:)Üstelik Meryem teyzemle saz konusunda boy ölcüsemeyecegini bildigi halde:)Babam belki baska ortamlarda olsa türkiyenin en iyi tiyatrocularindan olacak kadar yetenekliydi aslinda,keske sazdan ziyade bu yönüne agirlik verseydi:)Burhan dayim ve babamin,(Burhan dayim ögretmen okulunda okurken bizde kaldigi zamanlarda)yaptiklari ortaoyunu gösterileri hala hafizamdadir:)
Yani isin özeti;Telin cevheri bol,ama islenmemis bir mekandir..
Gidenlerin mekanlari cennet olsun insallah ve insallah bizlerde gidenlerin binde biri kadar temiz kalmayi basarabiliriz...
Tekrar bu güzel yazindan dolayi seni kutlarim.
Esine ve teyzemlere selamlar abi..
Emrullah çörten { 06 Mayıs 2009 12:27:57 }
Gönlüne yüreğine sağlık,
belkide hiç görmediğim, ama anamdan sürekli adını duyduğum,benim için bir masal kahramanı olan battal emmi ve naciye bibi ye rahmet olsun..
Nursel TAKÇI BOZDAĞ { 05 Mayıs 2009 20:04:23 }
Selim abi yazın harika olmuş. Bizi duygu seline kaptırdın. Bir zamanların oturacak yer bulamadığımız anneannemin evinin şimdiki halini düşünmek bile istemiyorum. Biz kapısındaki bir gülü koparmaya bile kıyamazdık. Önce dedem sonra anneannemin vefatı ile ev anıları ile birlikte büyük bir sessizliğe büründü. Meryem teyzemin gelin olması ise bir tarihin sona ermesi olarak ifade edilebilir. Gerçekten çok haklısın mülk sahibiyle ölüyor. Anneannemin dedemin mekanı cennet olsun. Saygı ve sevgilerimizle... Nursel-Ökkeş BOZDAĞ
Ebubekir GÜR { 05 Mayıs 2009 16:15:12 }
Yavuz hocama teşekkürler, benzer ev manzaraları bir çoğumuzda vardı.Bir zamanlar her karışında farklı hatıralara mekan olmuş ama zamanla yıkılarak yerine daha modern binaların yapıldığı evlerimiz ve yine çocukluk yıllarımızda her birinin farklı özellikleri olan, iz bırakmış nice büyüklerimiz vardı. Şimdi hepsi yalan oldu. Bir zamanda onlar oyalandılar, konup göçtüler. Şimdi onları anarken yakında sıra bizlere gelecek.Ama acaba bizden önce gidenlerin bizlere duyurmak isteyipde duyuramadığı mesajlar varmı diye düşünmek ve bu mesajları duyabilmek lazım. Oyun ve eğlencenin bir sonu yok. Ömür çabuk bitiyor ve yakında gerçeklerle yüzyüze geleceğiz.Ve bu dünya hayatı için pişmanlık duymayacak kimse de olmayacak.Ölüm en büyük nasihattır demişler. geçmişlerimizi hatırlarken asıl olan nasihat ve ibret alabilmek..Bizim emsaller Battal emmiyi iyi tanır.Her telinlinin en büyük toplanma yeri olan dükkanların karşısında olan bitenlere zaman zaman bizlerde şahit oluyorduk. Özelliklede çalınan saz ve söylenen türküler benim daha çok dikkatimi çekerdi. Bende bir kaç defa o eve uğrayıp çalıp söylediğimi hatırlıyorum. mehmet abi bizden büyüktü ama saz vesilesiyle birazcık samimiyetimiz oluşmuştu. Daha ilkokul yıllarında bizi telinde ve güründeki piyeslere götürüp türkü söyletirlerdi.Şimdi o günleri hüzün ve muhabbetle anıyoruz. Sürekli olarak yaşadığımız gelişme ve değişmeler bizlere çok farklı imkan ve kolaylıklar kazandırsada elimizden aldıklarına üzülmüyor değiliz.O içten, samimi ve riyasız komşuluk, kasabalılık ilişkilerini, dostluklarını yitirdik,bazı kelimeler anlamını yitirdi. Bir şey değişti, çok şey değişti..Selam ve sevgiler
sami { 05 Mayıs 2009 10:23:34 }
Canım Kardeşim,
Gerçekten yine çok güzel bir yazı ile yine bizlerin de içinde olduğumuz hatıralar zinciri ile çıktın karşımıza. Beni öyle bir aldın ki, öyle bir götürdün ki bulunduğum ortamdan. Bir zaman o hayallerle dolaştım gâh ağlayarak, gâh gülerek, gâh içim sızlayarak… Gerçekten apayrı bir yeri vardı o mekânın bizler için. Apayrı bir yeri vardı oradaki herkesin. Ama şu bir gerçekti ki; Naciye Ebem ve Battal Dedemin oradaki rolü bir başkaydı. Zaten dedem vefat ettikten sonra sanki tılsım bozuldu. Hayaletler, cinler ecinniler dahi tutunamadı. Her şey kıs a bir zamanda zincirleme gitti. Kayboluşta her şey bir birini tamamladı sanki. Mekânları cennet olsun. İnşallah yaşadığımız sürece dualarımızla onları unutmayacağız. Hiç bir şeyin baki kalamayacağı bu yalan dünyada hoş bir seda bırakarak gidebilenlere ne mutlu…
İsmail { 05 Mayıs 2009 10:02:57 }
Her ademoğlunun yaşadığı bir hayat hikayesi, hayat dediğimiz işte Yunus Emre nin dediği gibi oyalanmak... birazda sen, ben oyalanıp bizden önce oyalanan fanilerin akibetini yaşamak. Dünya hayatı oyalanma yeri ,bir kervanın gölgede dinlenip kalacağı kadar kısa bir süre...

''Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır. Eğer iman ederseniz ve sakınırsanız, O, size ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez.'' (Muhammed Suresi, 36)ecri bol, göçenlerden olma duasıyla…

Böyle güzel, dokunaklı anlatımla bütün geçmişlerimizi göçenlerimizi hatırlattın mekanları cennet olsun,Allah rahmetini bol versin.

Selam ve saygılarımla..
Mustafa BOĞA { 05 Mayıs 2009 08:50:32 }
Sevgili Yavuz hocam,ellerine sağlık gerçekten bizlere bir nostaljik duygu yaşattın.Yaşamın,zamanın ve duygunun ne olduğunu biraz olsun bizlere hatırlattın.Evet insanoğlu şimdiki zamanda hep geleceğin hayallerini kurar ve geçmişinde nostaljik duygulariıyle yaşar.Şimdiki zamanı,onun gereksinimlerini yapmadan yaşıyanların gelecekleri boş bir hayal geçmişleride boş bir ''Avuntu''lu nostalji'den öteye geçemez.Şair'in dediği gibi''Hayat,tatlı yalan//Aşk,ümit,falan,filan//hüsrandır elde kalan''İşte hayat bundan öteye geçemez.hayat nedirkiulaşılamayan bir hayal,yetişilemeyen bir menzilden ibaretmidir.Evet gözlerimiziyumup şöyle bir dolaşacaksın mazide,onlara konuk olacaksın ve soracaksın onlarda başlıyacak anlatmıya neler,neler...neler görmüşler ne hissetmişler...nasıl bir dünya bulmuşlar nasıl bir gelecek bırakmışlar.onlar hep falan,filan ama işin içinden çıkamayacağız.birgün olacak bizlerde unutulup falan veya filanmış olacağız.Ama hayat yinede devam ediyor,unutulmuşların yanı sıra böyle yad edilenle beraber....teşekkürler size mazi'yi önümüze serdiğiniz için,unutulmuşlar sergisine bakıyorumda kimler gelmiş kimler gitmiş..telin,telin olalı....
Hidayet Takçı { 04 Mayıs 2009 23:45:30 }
Sevgili Yavuz Hocam,
Yine güzel bir yazı, yine tarihten bir yaprak, elinize sağlık. Keşke herkes sizin kadar duyarlı ve duygulu olabilse ve keşke herkes kendi atası dedesi hakkında, geçmiş güzel günler hakkında böyle güzel şeyler yazsa. Ne bileyim mesela bir babayiğit çıkıp ta benim dedelerim ve ebelerim hakkında bir yazı yazsa dünyalar benim olur. Hani yeteneğim olsa bir dakka durmayacağım ama eğer birileri yazmazsa mecburen ben yazacağım. Yazmak önemli çünkü yazarak geçmişlerimizi yad etme ve onları daha iyi anlama fırsatı buluyoruz. Evet, yazınız hepimiz için örnek olur inşallah ve bu tat da güzel yazıların ardı arkası kesilmez.
Diğer Sayfalar: 1. 2. 3. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun743 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI