
Ebubekir Beyden bir yazı
MÜRŞİTSİZ TERBİYE OLMAZ
İnsan bir büyük emaneti taşımak için vardır. Bu emanet Allah’ın dostluğudur. Bu emanete sahip çıkacak ve onu hakkıyla taşıyacak olanlar ise ancak terbiye edilerek güzel ahlakı elde eden kâmil insanlardır.
İnsan terbiye edilebilecek evsafta yaratılmıştır. Terbiye ile eğitim farklı şeylerdir. Eğitimle insanın zahiri ve batıni hallerinde belirli bir gelişme olabilirken nefsin tezkiye ve kalbin tasfiye edilerek kâmil bir insan olabilmek ancak bir mürşidin elinde terbiye edilmekle mümkün olabilir.
Her alanda başarılı olmak, meslek öğrenmek, işinin ehli olabilmek için mutlaka bir ustanın, ehil bir meslek erbabının yanında çalışmak ve mesleğinin inceliklerini öğrenmek gerekir. Ustası büyük olanın çırağı da büyük olur demişler. Dünyevi işlerde böyle olduğu gibi terbiye noktasında da vesilelere yapışmalıdır. Kendisi kâmil bir mürşidin kapısında terbiye edilerek mukarrebun makamına çıkmış, seyr-i sülükünü tamamlamış, tüm güzel sıfatları kendinde toplamış ve insanları irşatla görevlendirilmiş kâmil-i mükemmil bir zatın terbiye halkasına girmeden kâmil manada terbiye olmak mümkün değildir. Bu Allah(cc)’ın adetidir. Peygamberlerin terbiyesi bizzat Allah(cc) tarafından yapılırken Cebrail(as) arada vasıta olmuştur. Peygamberler ve Veraset-ül Enbiya olan zatlarda insanların terbiyesi ile görevlendirilmiş mürebbilerdir.
Bu konuda en güzel örnek Sahabelerdir. Sahabeleri üstün kılan çok ilim sahibi olmaları yada çok ibadet etmeleri değil bizzat Allah Resulü(sav)’nün sohbet ve nazarları ile terbiye edilmeleridir. Bu nedenle sonradan gelen hiç bir fakih, alim veya evliya Sahabenin en ednasının bile makamına çıkamamıştır. Eğer bu iş ilimle ya da çok ibadetle olsaydı sonradan gelen birçok âlim ve arifin de aynı derecelere ulaşmaları gerekirdi.
Bu gün de insanın terbiyesi ancak Peygamberimiz(as)in ilmine varis olan kâmil mürşitler tarafından, Resulullah(as)’ın kullandığı terbiye yöntemi kullanılarak terbiye edilmeleriyle mümkün olabilir. Sadece kitap okumakla, vaaz ve nasihat dinlemekle terbiye olamayacağı gibi nefsi tanımayan, tuzaklarını, hilelerini, silahlarını ve onunla mücadele yöntemlerini bilmeyen kimselerle de terbiye olmaz. Kalbi temizlenmemiş kimseler kalb temizleyemez. Yol bilenle gidilir, tarifle gidilmez. Mürşitsiz gidilen yol girdap olur. Bu yolun emniyeti ise bir takva imamının rehberliğidir. Bu takva imamı silsile meşayihleri vasıtasıyla aktarılan Allah Resulü(as)’nün ahlakını temsil etmekte ve bunu bizzat kendi nefsinde yaşayarak insanlara nakletmektedir.
Peygamberimizin terbiye yöntemi nazar ve sohbettir. Kamil mürşitlerin nazar ve sohbetleri de insanı kemale erdiren, nefisleri felç eden en etkili yöntemlerdir. Zira onların nazarlarında Allah’ın nuru vardır ve bu nurla insana nazar ederler. Bu nedenle bin tane müftünün, on bin tane vaiz efendinin yapamadığını kâmil bir mürşidin bir anlık nazarı yapabilir.
Bu dini mübini koruma garantisinin bir tezahürü olarak Allah-ü Azimüşşan Rabbani âlimler çıkarmıştır. Bu âlim ve evliyalar canla başla Peygamber mirasını korumuşlar, kurdukları takva okullarında kalplere iman, ihsan, takva, ihlâs, cihad ve edep aşılamışlar, marifete ulaşmada da onlar rehber olmuşlardır.
Bilmeliyiz ki kâmil bir mürşide uğramadan suretleri hakikat gibi algılamaktan kurtulamayız ve hakikatin ne olduğunu anlayamayız.
Güzel yazınızı okuyunca,Mevlana hazretlerinin iki güzel sözü geliyor aklımıza "Huzurda bulunan biedep kişi,huzurda bulunmayandan daha hoştur.halkada eğri ama nihayet kapıda değil mi?"ve "Demir demirdir ama ateşe girince ateşin rengini almıştır."Evet huzurda bulunmak,kapıya varmak ya da ateşle hemhal olabilmek maharettir.