
Selim Hocamıza Teşekkürler...
(ÇÖLLÖĞ) BEKİR TAKCI
(sol baştan Abdurrahman KILCI(cıncık) – Bekir TAKCI(çölloğ) – Kamil KOÇ(Durmuş Kemal))
Hayat takaslarla dolu bir oyun olmalı..
çocukluğumuzu, gençliğimizi, saçlarımızı, gözlerimizin ışıltısını, ömrümüzü, alnımıza yazılan zamanı takas ederiz, hayatta karşımıza çıkan, olumlu olumsuz seçeneklerle.
Hani hep söylene gelir; hayat bir sınavdır! Sorunlar ve seçenekler, ya da fırsatlar ve seçenekler bizi başarılı ya da başarısız, sağlıklı ya da sağlıksız yapacaktır. ………………
Çocukluğum Sazcağız suyu mezrasında geçti. Gökyüzü Seksenveren kayalığı,Boğaz,Kuş kayası,yılanlı dağı(-ki yaşım ilerleyip ilçe dışına çıkınca o gözümüzde büyüttüğümüz Yılanlı dağının aslında küçük bir tepe olduğunu anlayacak ve buna çok içerleyecektim)ve Say’la çevrilmişti. Mezramız işte bu dağlar ,tepeler,kayalıklar arasında unutulmuş gibiydi.
Sazcağızsuyu’da herkes akrabaydı,akraba olmayanların sayısı bir elin parmaklarını doldurmazdı. İkisi koyun sürülerinin çobanı. Yukarı Telinden rahmetli Esef CIRIK ve aşağı Telinden rahmetli (Çöllöğ) Bekir TAKÇI. Diğer 3. şahıs ise mezranın sığırlarının çobanı idi ve genelde bu isim her sene değişirdi. Onların içinde ise en renkli sima Y. Sazcağızdan rahmetli Abdi emmi idi.
Esef emmi biz çocukları hiç sevmezdi. Dili biraz pepe gibiydi konuşmasını pek anlayamazdık ve ondan korkardık. Beklide aile büyüklerinin yaramazlıklarımızda “bak sizi Esef emminize söyleriz!” şeklindeki uyarıları o insanı bizim gözümüzde korkutucu yapmıştı. Yoksa hiçbir çocuğa hiçbir şey dediğini de görmemiştik.
Diğer çoban Bekir emmi idi. Yani ÇÖLLÖĞ BEKİR. O aslında bizim akrabamızdı ama hep yabancı gibi algılamıştık bizler onu. Çok ama çok fazla sigara içen ,iki üç haftada bir traş olan, şapkasını başından hiç çıkarmayan,biraz asabi ve sinirlendiğinde gözü kimseyi görmeyen,genelde küfrederek konuşan bir insandı. Sert mizaçlı idi,koyunları getirip götürürken, sert sesi ile sinirli bir tonda bağırır çağırırdı. Bizim bakmaya bile korktuğumuz köpekleri o kuyruğundan yakalar evire çevire dövebilirdi,bu korkusuz haliyle içten içe hayranlık duyduğumuz bir insandı aslında. Dedim ya çok sigara içerdi,parlak bir sigara tablası vardı, ya ondan tütün çıkarır itina ile sarar ya da BİRİNCİ paketinden imrenerek çektiği sigara dallarını yakardı. Özellikle karlı kış gecelerinde ALTI KOL oynarken, çok vestern bir portre çizerdi. Ortama daha önceden şahitlik etmeyen bir yabancı, oyunda her an bir tabanca patlayacak ve İSKEMLE etrafını çeviren kuru iddia kumarcılarından kimse sağ kalmayacak hissine kapılabilirdi. Bekir amca dudakları arasındaki sigara ve onun kirli dumanı ardında verdiği gri tehlikeli pozla çok vesterndi! Bekir amcanın öksürmeleri her geçen gün arttı,ama o bir türlü sigarayı bırakamadı. Artık çobanlığı bırakmayı düşündüğü yıllarda eşi rahmetli oldu. Daha genç sayılırdı ve tekrar evlendi. Sigarayı biraz azalttı. Emekli oldu,birkaç yıl daha çobanlık yaptı ve ardından tam emekliye ayrıldı. Artık çobanlık, çalışmak,ona göre değildi.
Sigaranın ciğerlerini bitirdiğini,doktorların yasakladığı halde sigara içmeye devam ettiğini duyduk. Birkaç yıl sonra sigarayı bıraktığını ama artık çok geç kalındığını,ciğerlerinin tamamen kanser olduğunu öğrendik. Kendisine söylenmemişti. “ bıraktım ………… ……………….” Diyordu ,kendine has hafif küfürlü üslubu ile.
Sonra hastaneleri dolaşmaya başladılar. Sivas,Kayseri,olamadı İstanbul.
Ama hiçbir şey iyiden yana değişmedi. Her geçen gün biraz daha kötüleşti.
Son kurban bayramında,Cuma günü namazdan sonra (bayramın 3.günü) ziyaretine gitmiştik, 25 yıl önceki BEKİR amca çoktan ölmüştü! “lazer tedavisi gördüm iki gün,ve o iki günün üzerine iki gün kustum! Simsiyah kustum! Bana iltihap dediler ama heç inanmadım galiba ciğerlerimdi! Tedavinin günü gelmeden de beni taburcu ettiler. İyi olacaksın inşallah dediler… amaaa……………..” bir şeyler daha diyecekti diyemedi ağlamaklı oldu, sonra odaya buz gibi bir sessizlik çöktü.
Sessizliği tekrar kendisi bozdu; “bazen eyle çok özlüyorum ki o mereti o anda yanımda olsa ve onu içince öleceğimi bilsem! heç düşünmem içerim!”
Artık hiç küfretmiyordu.
Çok fazla konuşmuyordu.
Çok düşünceliydi gözleri.
Sesi ürkek, ve düşünceli idi.
Yanında en küçük kızı ve 2. eşi vardı.
…………………
Dün akşam eve döndüğümde annem söyledi!
Vefat etmiş!
Öğle namazını takiben cenaze namazını kıldık ve defnettik hacılar mahallesindeki kabristanlığa.
Bacısı “nenni selvi boylum nenni !” diye devam eden ağıtlar yakmış!
Selvi ya da fidan boylu, uzun ya da kısa ne fark ederki? Vakit tamam.
“Demir almak günü gelmişse zamandan” meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan”
Allah c.c. rahmet eylesin!
Mekanı cennet olsun,ve sigara tiryakilerine ibret olsun!
6 NİSAN 2003 PAZAR 19:40-SUÇATI
Çok teşekkür ederim abi. Sizlerden övgü dolu sözler işitmek benim için büyük bir mutluluk:):)
Memleketten selamlar
Hayırlı ramazanlarınız olsun..
Emmoğlu yine döktürmüşsün.hayata biraz mizahi tarafından bakarken bile olabildiğince ciddisin. Sen bu işi iyi yapıyorsun. tarih veya toplumsal hafıza birebir insanların hayatıdır aslında.Hayat meşgalesinin sürüklediği alanlarda unutmağa yüz tututuğumuz geçmişimizi bize hatırlattığın için ayrıca teşekkürler.