Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

NE DERLER

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 12 Yorum | Okunma 4635 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 20 Ocak 2008 21:45:19

Ebubekir Gür Bey'e Teşekkürler...

NE DERLER

İnsan nefsi devamlı surette başkaları tarafından takdir edilmek, övülmek arzusundadır. Böyle olunca da sürekli olarak insanları razı etme, onlar tarafından yerilmeme düşüncesi insana hakim olmaktadır. Çünkü nefisler asla yerilmeyi, kötülenmeyi, tenkit edilmeyi sevmemektedir. Ancak bütün insanları razı etmek mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. Zira insanların birçoğu kendisini yaratıp türlü nimetler bahşeden Rabbül Âlemin(cc)den bile razı değilken sen tüm insanları nasıl razı edebilirsin ki?

Nice insanlar güzel ahlak abidesi olan peygamberlerden ve evliyadan bile razı olmamışlar, bizden razı olurlar mı dersin?

Herkesi razı edemeyeceğimize göre neden hesabımızı halkın rızasına göre yapmaya çalışırız ki. Toplum içinde bir iş yapacağımızda çoğu zaman ”falan ne der?” diye düşünürüz de tavır ve davranışlarımızı “falana ve filana göre” ayarlamaya çalışırız. Yeter ki komşular, eş- dost, arkadaş beni kınamasın, bana laf söylemesin, hakkımda kötü düşünmesin. Yememizi, içmemizi, giyinmemizi, eğlenmemizi, sakalımızı vs. hep “ne derler sendromu” ile dizayn etmeye kalkarız.

Bu tür davranışlar genelde insanlar arasında şan, şöhret, nüfuz sahibi olmak, hep takdirle karşılanmak, övülmek düşüncesiyle yapılır. Bu ise tamamen nefsi emmarenin tahakkümünün sonucudur. Nefsi emmarenin ise insanı ulaştıracağı son nokta ancak uçurumlar ve çukurlardır.

İşte bazen amellerimizde bile bu sendrom etkili olurda yaptığımız ameller boşa gider. Zira falan için yapılan amel şirk, filan için terk edilen amel ise riyadır.

Zaman zaman toplanan yardımlarda vereceğimiz meblağın miktarını “ne derler” hastalığı belirler. Bizler hayır hasenat yaptığımızı zannederken aslında amacımız beğeni toplamaktır, kınanmamaktır.

Belirli bir yaşa geldiğimizde artık bir çok şeyden el- etek çekmeye ve camiye gitmeye başlarız. Bu durumda daha ziyade ya ölüm korkusu ya da kınanma korkusu hakimdir. İsyanla geçirilen bir ömrün sonunda ihlası ve takvayı elde etmek genelde zordur. Harap olan bir kalpden Allah rızası zor çıkar.

İnsanlara yaranmak çok zordur, ne yapsan bir kulp takarlar. Para kazanırsın “nereden kazandı”, ev araba alırsın “nereden aldı, birden köşeyi döndü ” derler. Kaybedene “har vurup harman savurdu” derler. İyi giyinirsin “kibirli, gösteriş hastası” derler. Giyimine dikkat etmezsen “pejmürde” olursun. Helale, harama dikkat ediyorsan “ahmak” olabilirsin, dikkat etmiyorsan “helal olsun” derler. Eğer dinini yaşamada biraz gayretliysen “ya kafayı yemişsin ya da koyu sofu” olmuşsundur. Başörtüsü takıyorsan “siyasi simge” olarak kullanıyorsundur. Malını israf etmiyorsan “mezara mı götüreceksin” derler. Derler de derler.

İşimizi, yaşantımızı insanların söyleyecekleri şeylere göre organize etmeye kalkarsak geleceğimiz şaşar, hayatımız kayar. Böyle bir ruh hali içinde insanın hayatı zehir olur. Sonunda “ne İsa’ya ne Musa’ya” yaranamaz, perişan olup gider.

Cenab-ı Allah(cc) ”Allah istemeden siz isteyemezsiniz” diyor. Allah istemeden kimse bize ne zarar verebilir nede fayda verebilir. Ne bize rızık verebilir ne de rızkımızı kesebilir. Allah'tan gelene kim engel olabilir ki. O zaman bizim tüm yaşantımızı bize fayda ve zarar veremeyecek olanlara göre dizayn etmemiz bir aldanış, bir gaflet değil mi? Bu uykudan, ölmeden önce uyanmazsak bizlere çok yazık olacak.

Bir kimse bizim aleyhimizde konuşur, gıybetimizi yapmışsa bize ikramda bulunmuştur, varsın yapsın. Tasavvuf büyükleri kendilerinin gıybetini yapan insanlara hediye göndermişler, onlar bize ikramda bulundular diye. İnsanın yaptığı işler Allah katında takdir edilebilecek evsafta ise başkalarının takdir etmemesinin ne değeri var ki.

O halde insan yüzünü halka değil Hakka çevirmeli, ben ne yaparsam Allah benden razı olur diye düşünmeli, insanları memnun etmeye çalışmamalıdır. Bizler “halk ne der” değil “Hakk ne der” düşüncesiyle hareket etmeliyiz. Bu durumda insan Allah için yaşar ve Allah için ölür. Her iki âlemde de rahat eder. Zira hep başkalarını memnun etme düşüncesindeki bir insanın kalben huzurlu olması mümkün değildir. Halk için yaşayanın Allah katında bir değeri de olmaz.

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Ebubekir GÜR { 27 Ocak 2008 11:01:57 }
Hıdır Bey, yorumunuz için teşekkür ederim." Bazı sözler evet maksadı aşabilir. Burada insan belki maksadını ayrıntılarla daha iyi açıklayabilir Ama benim son cümle olarak ifade ettiğim cümle olan"Halk için yaşayanın Allah(cc) katında bir değeride olmaz" sözünü tüm yazının bütünlüğü içinde düşünerek değerlendirmek ve ona göre tanımlamak daha uygun olacaktır. Zira benim bu sözden maksadım "insan sadece halk ne der düşüncesiyle hareket ederse bu riyakarlık ve samimiyetsizliktir. Dolayısyla böyle bir amelin Allah indinde hiç bir değeri olamaz. İşlenen amel tamamen insanlar için yapılmıştır. Riya ise islamda küçük şirk olarak ifade edilmiştir ve işlerinde riyakarlık yapanlar için "gidin kimin için amel işlediyseniz ecrini ondan isteyin" denilecektir. Burada amelden kasıt insanın tüm fiillerini ifade etmektedir. Sadece ibadet amaçlı olan ameller değildir.Kaldıki islamda halka hizmet çok önemlidir. Peygamberimiz "sizin en hayırlınız halka hizmet edendir "diyerek müslümanları halka hizmet etmeye teşvik etmiştir. Her şeyde niyetler çok önemli olduğu gibi burada da kişi niyetini düzelterek hizmet etmeli "Halka Hakk razı olsun" diye hizmet etmelidir ki yapılan hizmetlerin de Allah indinde bir değeri olsun. Eğer insanın niyetinde Allah rızası yok, sadece halkı razı etmek düşüncesi varsa o insan belki halkın nazarında bir değer ifade edebilir ama Allah katında yaptıklarının yine bir değeri olmayacaktır. Gavs-ı Sani (ks)hz.leri "hizmet nimettir" derken müslüman halka hizmeti Allahın büyük bir nimeti olarak algılamalı ve Hakk'a ittiba ile beraber bütün gayretini halka hizmete tahsis etmelidir. Selamlar
hıdır kaya { 26 Ocak 2008 16:50:08 }
ebu bekir bey merhaba, yazınızı tam beş sefer okudum, doğru anlamak adına... bağışlayın biraz kafası kalın bir adamım öyle bir seferde anlayamıyorum..."Halk için yaşayanın Allah katında bir değeri de olmaz." yanılmıyorsam maksadını aşan bir ifade, halk için vakfedilen değerlerin tanımı nasıl olacak ozaman...
"falan filan neder" felsefesine gelince bu tamamen kişinin aşağılık kompleksinden nemalanan yücelme hevesidir... bu kompleks hemen hemen her toplumda kayde değer kitlelerde mevcuttur... bu durumu fırsat bilen emperyalistler "moda" akımını oluşturmuşlardır. günlük modaya uyduğunu, modayı sıkı takib ettiğini zanneden zavallılar nasıl sömürüldüklerinin hiçte farkında değiller. bu kompleks okadar soytarıcaki; adam hiç sevmediği yemeği "moda" adına yiyor, aslında hiç beğenmediği ceketi "moda" adına giyebiliyor... yani yakındığınız konu güzel ama bunu halkcılığa bağlamanız tuhaf... "nederler" mantığı halcılık değil, "moda"yı ve nemalananlarını ayakta tutan bir AŞAĞILK KOMPLEKSİDİR...
başörtüsünede değinmişsiniz, hakikaten bu yasakları anlamak akıl karı değil... gün gelir birisi kalkar "yumurta topuk ve sivri burun ayakkabı birsimgedir yasaklansın" derse hiç şaşmayın... hatta; "insanlar yüksek topuk giyince, giymeyenler kendini cüce hissediyor" yüksek topukta yasaklansın diyenler çıkarsa hiç şaşmayın...
selamlar...

Diğer Sayfalar: 1. 2. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun469 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI