Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

MÜRŞİTSİZ TERBİYE OLMAZ

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 12 Yorum | Okunma 3685 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 24 Mart 2010 09:44:45

Ebubekir Beyden bir yazı

MÜRŞİTSİZ TERBİYE OLMAZ

İnsan bir büyük emaneti taşımak için vardır. Bu emanet Allah’ın dostluğudur. Bu emanete sahip çıkacak ve onu hakkıyla taşıyacak olanlar ise ancak terbiye edilerek güzel ahlakı elde eden kâmil insanlardır.

İnsan terbiye edilebilecek evsafta yaratılmıştır. Terbiye ile eğitim farklı şeylerdir. Eğitimle insanın zahiri ve batıni hallerinde belirli bir gelişme olabilirken nefsin tezkiye ve kalbin tasfiye edilerek kâmil bir insan olabilmek ancak bir mürşidin elinde terbiye edilmekle mümkün olabilir.

Her alanda başarılı olmak, meslek öğrenmek, işinin ehli olabilmek için mutlaka bir ustanın, ehil bir meslek erbabının yanında çalışmak ve mesleğinin inceliklerini öğrenmek gerekir. Ustası büyük olanın çırağı da büyük olur demişler. Dünyevi işlerde böyle olduğu gibi terbiye noktasında da vesilelere yapışmalıdır. Kendisi kâmil bir mürşidin kapısında terbiye edilerek mukarrebun makamına çıkmış, seyr-i sülükünü tamamlamış, tüm güzel sıfatları kendinde toplamış ve insanları irşatla görevlendirilmiş kâmil-i mükemmil bir zatın terbiye halkasına girmeden kâmil manada terbiye olmak mümkün değildir. Bu Allah(cc)’ın adetidir. Peygamberlerin terbiyesi bizzat Allah(cc) tarafından yapılırken Cebrail(as) arada vasıta olmuştur. Peygamberler ve Veraset-ül Enbiya olan zatlarda insanların terbiyesi ile görevlendirilmiş mürebbilerdir.

Bu konuda en güzel örnek Sahabelerdir. Sahabeleri üstün kılan çok ilim sahibi olmaları yada çok ibadet etmeleri değil bizzat Allah Resulü(sav)’nün sohbet ve nazarları ile terbiye edilmeleridir. Bu nedenle sonradan gelen hiç bir fakih, alim veya evliya Sahabenin en ednasının bile makamına çıkamamıştır. Eğer bu iş ilimle ya da çok ibadetle olsaydı sonradan gelen birçok âlim ve arifin de aynı derecelere ulaşmaları gerekirdi.

Bu gün de insanın terbiyesi ancak Peygamberimiz(as)in ilmine varis olan kâmil mürşitler tarafından, Resulullah(as)’ın kullandığı terbiye yöntemi kullanılarak terbiye edilmeleriyle mümkün olabilir. Sadece kitap okumakla, vaaz ve nasihat dinlemekle terbiye olamayacağı gibi nefsi tanımayan, tuzaklarını, hilelerini, silahlarını ve onunla mücadele yöntemlerini bilmeyen kimselerle de terbiye olmaz. Kalbi temizlenmemiş kimseler kalb temizleyemez. Yol bilenle gidilir, tarifle gidilmez. Mürşitsiz gidilen yol girdap olur. Bu yolun emniyeti ise bir takva imamının rehberliğidir. Bu takva imamı silsile meşayihleri vasıtasıyla aktarılan Allah Resulü(as)’nün ahlakını temsil etmekte ve bunu bizzat kendi nefsinde yaşayarak insanlara nakletmektedir.

Peygamberimizin terbiye yöntemi nazar ve sohbettir. Kamil mürşitlerin nazar ve sohbetleri de insanı kemale erdiren, nefisleri felç eden en etkili yöntemlerdir. Zira onların nazarlarında Allah’ın nuru vardır ve bu nurla insana nazar ederler. Bu nedenle bin tane müftünün, on bin tane vaiz efendinin yapamadığını kâmil bir mürşidin bir anlık nazarı yapabilir.

Bu dini mübini koruma garantisinin bir tezahürü olarak Allah-ü Azimüşşan Rabbani âlimler çıkarmıştır. Bu âlim ve evliyalar canla başla Peygamber mirasını korumuşlar, kurdukları takva okullarında kalplere iman, ihsan, takva, ihlâs, cihad ve edep aşılamışlar, marifete ulaşmada da onlar rehber olmuşlardır.

Bilmeliyiz ki kâmil bir mürşide uğramadan suretleri hakikat gibi algılamaktan kurtulamayız ve hakikatin ne olduğunu anlayamayız.

 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Alparslan ÖNDER, { 18 Mayıs 2010 11:11:47 }
S.A.

Ebubekir abicim güzel sohbetler için çok teşekür ederim,

Allah razı olsun,

TEVBE;


ALLAH'ın Kuran'da en çok tekrarlanan sıfatlarından ikisi, "Rahman" ve "Rahim", yani "esirgeyen" ve "bağışlayan" sıfatlarıdır. Kullarına olan bu rahmetinden dolayıdır ki, ALLAH, insanları işledikleri günahlar yüzünden hemen cezalandırmaz. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilir:

‘’Eğer ALLAH, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)

ALLAH, insanların işlediği suçların cezasını ertelemekle, onlara bağışlanma dilemek ve tevbe etmek için süre vermektedir. İnsan, ne denli büyük günahlar işlemiş olursa olsun, bunlardan dolayı ALLAH'tan bağışlanma dileyebilir ve bir daha işlememeyi hedefleyerek tevbe edebilir. ALLAH, Kuran'da kullarını günahları için bağışlanma dileyip tevbe etmeye şöyle çağırmaktadır:

‘’Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Enam Suresi, 54)

Bağışlanma, insanın bilerek ya da bilmeyerek yaptığı tüm hatalar, işlediği tüm günahlar için ALLAH'ın affediciliğine sığınmasıdır. Tevbe ise, işlenmiş olan belirli bir günah için yapılır. Tevbe eden mümin, yaptığı bir hatayı ya da sürdürdüğü bir tavrı düzeltmeye kesin olarak karar verir ve bir daha tekrarlamamak için ALLAH'tan güç ve destek diler. Nitekim makbul olan tevbe de, ardından fiili düzelme ile desteklenen tevbedir:

‘’Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak ALLAH'a döner.’’ (Furkan Suresi, 71)

İnsan tevbe edip, ancak sonra yine nefsine yenilerek aynı günahı tekrar ediyor olabilir. Belki defalarca tevbe edip, sonra bunların hepsini de bozmuş olabilir. Ama bu, bir daha tevbe edemeyeceği anlamına gelmez. Tevbe kapısı, insan yaşamını sürdürdüğü sürece açıktır. Ancak bilinmelidir ki, insanın ölümün kenarına gelip, ahirette başına gelecekleri fark ederek son anda tevbe etmesi kabul edilmeyebilir. ALLAH Kuran'da şöyle buyurmaktadır:

ALLAH'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte ALLAH, böylelerinin tevbelerini kabul eder. ALLAH, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.

‘’Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.’’ (Nisa Suresi, 17-18)

Bir başka ayette, tüm iman edenler bu kurtuluş yoluna şöyle çağrılmaktadırlar:

"... Hep birlikte ALLAH'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki felah bulursunuz." (Nur Suresi, 31)

S.A.
ebubekir gür { 21 Nisan 2010 23:35:15 }
Alparslan kardeşim güzel ifadeler için çok teşekkürler. Eskiden hemen herkes tasavvufun ve kamil bir mürşidin mutlaka gerekli olduğunu bilmiş ve kendisine bir mürşit bulmak için memleket memleket gezmişler. Çünkü vesilesiz Hakka ulaşılamayacağını, hakikatin elde edilemeyeceğini, ihsan mertebesine ulaşıp hakkıyla kulluk yapılamayacağını bilmişler. Bir Allah dostunun gönlüne girmeye çalışmışlar. Şems'in gönlüne girmeseydi Mevlana hz.leri olmayacaktı. Tapduk emrenin gönlüne girmeseydi Yunus'u tanıyamazdık. Emir Külal'in gönlüne girmesydi Şah-ı Nakşibend bilinmezdi Her arif bir gönle girdi ve ulaştı. Bu yolda bindörtyüz senedir süren bir pratik varken görmemek ve girmemek çok şeyden mahrum kalmaktır.Bu nimetten herkesin istifade etmesi için dua etmek ve anlatmak lazım. Allah dilemeden biz dileyemeyiz. O neylerse güzel eyler.
Alaparslan Önder, { 17 Nisan 2010 14:37:36 }
S.A.
Mürşidden Maksat,

Allah için Çıkılan Yolun Sonu Cennettir
Bir Allah dostunu ziyaret etmenin ilk faydası, Allah için sevginin ve ziyaretin sevabına ulaşmaktır. Allah için sevilen bir Müslüman kardeşi ziyaret etmenin hediyesi ilahi muhabbet ve Cennettir. Resûlullah (s.a.v) Efendimiz bu konuda şu müjdeleri vermiştir
“Size Cennet ehli olanlarınızı haber vereyim mi? Bir şehrin (memleketin) öbür ucunda bulunan din kardeşini Allah rızası için ziyaret eden kimse Cennetliktir.”

“Allahu Teala buyurur ki: Benim için birbirini sevenleri, birbirini arayıp soranları birbirini ziyaret edenleri, birbirine ikramda bulunanları, bir araya gelip meclis kuranları muhakkak ben de severim.”

S.A.

ALLAH'' a emanet,
Allah Razı olsun Yazılarınızdan dolayı,
Alaparslan Önder, { 14 Nisan 2010 17:19:01 }
S.A.
Allah şüphesiz insanları fani hayata sınav için gönermiş ve sınavınıda biribirini vesile kılarak yapmaktadır..;

Mürşidden Maksat,

Mürşide gitmekten maksat, Allah rızasına ulaşmak, kötülükten kaçmak, hasta kalbe ilaç, garip gönle gerçek bir dost aramak, kısaca manevi bir hicret yapmaktır.
Resûlullah (s.a.v) Efendimiz:

“Fitneler etrafı sardığı bir zamanda ibadete yönelen kimse, sanki bana hicret etmiş gibidir.” buyuruyor.
Bir mürşide giden kimse, fitneden kaçıp hak yolundaki cemaate koşmakta, isyandan kaçıp takvaya sarılmaktadır. Bu, Allah ve Resûlü için yapılmış bir hicret çeşididir. Bu hicretin sonu Allah rızasıdır.
Kâmil mürşid yeryüzünde en şerefli, en kıymetli, en gerekli ve en zor işi üstlenmiştir. O aynı zamanda en büyük bir emaneti taşımaktadır. Çünkü kâmil mürşid Hz Peygamber’in (s.a.v) varisi olarak takva imamlığını ve insanları terbiye işini yürütmektedir.
Mürşide gitmenin en önemli hedefi, bu iman ve irfan kervanına katılıp imanımızı muhafaza etmektir.

Büyük veli İmam Kuşeyri (k.s), mürşidin gerekliliği hakkında şöyle diyor:

“Hakkı arayan kimse, bulunduğu yerde kendisini irşat edecek bir kimse bulamadığı zaman, irşatla görevli zamanının mürşidine gitmeli, onun bulunduğu yere hicret etmeli;

yanında kalmalı, terbiye olup kendisine izin verilene kadar kapsından ayrılmamalıdır.”

Takva yolunda imam olan bir arifi sevmek ve desteklemek imanın bir parçasıdır. Şu hadis-i şerifteki müjdeye bakınız:

“Kim Allah yolundaki bir imamı desteklemek ve yüceltmek için yanına giderse, o kimse Allah’ın himayesinde olur; bu uğurda göreceği her sıkıntının sevabını Allah verir.”


Allah''a emanet,
S.A.
ebubekir gür { 09 Nisan 2010 20:51:24 }
Hulusi kardeşim hizmet anlayışımız farklı olabilir. Ben sadece hizmeti nasihat olarak anlamıyorum. Bizim yapmaya çalıştığımız nasihat değil aslında. Bizler Allah dostlarının sohbetini yaparak rahmet-i ilahiden istifade etmek istiyoruz. Daha önceden büyüklerin sözü olarak söylemiştim. Nazarı fayda vermeyenin sohbetide fayda vermez demişler. Bu nedenle bizim sohbetimizin fayda vermediğine inanıyorum. Ancak Resulullah(as) "Allah dostlarının anıldığı yere Allah'ın rahmeti iner" buyuruyor.Biz insanların hidayetine vesile olacak ve işi kolay kılacak evliyanın varlığından bahsediyoruz. Ta ki insanlar bunları tanısınlar ve istifade etsinler.Bizim işimiz insanları sadatlara götürmek, gerisi bizim işimiz değil.Hizmetten maksat insanların hidayetine vesile olmak. Biz alim, vaiz yada müftü değiliz. Ve bu noktada hiç bir iddiamızda yok.Biz her sınıftan insanların yanında ayyaşı, sarhoşu, esrarkeşi de yakalayıp içire içire de olsa sadatlara götürmeye çalışıyoruz. İnsanlar faydayı onların kapısında görüyor. Yoksa bizim kimseye tesirimiz yok. Bizler bize falan filan desinler,alim, abid zannetsinler diye konuşmuyoruz. Bizim hizmet anlayışımız bu. Hulusi kardeşim insanlar daha ziyade ilginç haberler yada keşif ve kerametlerle ilgileniyor. Ama bunlar ölçü değil. Önemli olan istikamettir. Ama keramet de haktır ve sadece salih insanlarda ortaya çıkar. Keşif ve keramet bir yolun hak olduğunun delillerindendir. Ama malesef ki insanımız bu tür şeyler çok önem veriyor ve bazı şeyleride çok abartıyorlar. Diğer taraftanda bariz örnekler var. hep şahit olduğumuz ve yaşadığımız. Bunları da kimse inkar etmemeli ve hafife almamalı. Bazan bu tür bilgiler, menkıbeler insanların hidayetinde çok etkili olabiliyor. En yakınıdaki insanlara olağanüstü halleri ve değişiklikleri gören insanlar bunlardan çok etkileniyorlar ve bataklıktan kurtulmalarını kolaylaştırıyor. Ümitsiz insanlar ümitleniyorlar. Allah(cc) kur'an da bir çok peygamber ve evliya menkıbesine, haberine yer vermişken bizlerinde evliyalara ait hallerden, menkıbelerden ibret almamızdan daha tabii bir şey olamaz. Bu haberleri de hafife almanın haklı bir tarafı olmasa gerek .Saygılar
hulusi takcı { 09 Nisan 2010 14:55:48 }
Selam
Can çıkmadan huy çıkmıyor demekki. Yine sabredemedim Bekir beyin ve Hüdai Beyin yorumları üzerine yazmak istedim.Şimdiden bağışlayın. Hüdai beyin akıl tarifindeki ayrımına şimdiye kadar rastlamadım bu benim kusurum.tarifin kaynağını zikrederlerse memnun olacağım. Bekir beyin teslimiyet konusundaki ısrarına değinmiyeceğim sadece şu hizmet meselesi beni rahatsız ediyor. Halka hizmet hakka hizmettir düsturu hizmetseverlerce öz itibarıyla değiştirildi. Üst perdeden insanlara vaazı nasihat vermeğe dönüştürüldü. Akıl ve Teslimiyet arasındaki bağı ,irtibatı iyi kollamak lazım. Neye teslim olduğunu akletmeyenin teslimiyetinin kime ne yarar olaki. Akıl nakil tartışmasında olduğu gibi herbirinin varlığı diğerini anlamlı kılıyor,yumurta tavuk misali.Bekir bey soflere verilen ilginç haberlere itiraz ediyor ama tarikatı ilginç kılan taraftar larınca kabul edilebilir kılanda biraz bu ilginç haberler değilmi.. Merak ilmin özüdür. Benimkisi sadece merak.. Selamlar saygılar
ebubekir gür { 08 Nisan 2010 15:31:49 }
Hüdai kardeşim selamlar..

Yorumun için saygılıyız ancak işi özele taşıman açıkçası çok doğru bir şey değil. Biz burada sırf hizmet kasdı ile bazı şeyleri yazıyoruz ve mümkün mertebe özele girmemeye dikkat ediyoruz. Çünkü kimsenin şahsi hatası, günahı ile ilgilenmiyoruz. Bizim hatamız, günahımız bize yetiyor. Ama madem ki sordun cevap vermeye çalışayım. Öncelikle aklın taşıdığı üç manayı ben bilmem. Konuşurkende genelde “bana göre” değil âlim ve ariflerin düşüncelerine göre konuşurum. Bazı âlim ve arifler akıl konusunda şunları söylemişler:
“Kişiyi dünya ve ahrette mutlu edecek hükümler naslarla belirlendiğinden akla düşen şey sadece bunları anlamaktır. Bu sebeple ehl-i sünnet kelamcıların “akıl ilahi hitabı anlamaya yarayan bir alettir” şeklindeki tarifi sofilerce de benimsenmiştir.
Allah’ın varlığının delillerini anlamak için akıl kullanılır. Ama bazı âlimler “Allah’ın varlığının delili bizzat Allah’tır” diyerek aklın aciz olduğunu söylemişler. Bazıları Allah’ı yine O’nun tarifiyle bildiklerini ifade etmiştir. Yine bazı âlimler gözün görme, kulağın işitme alanı sınırlı olduğu gibi aklın anlama alanı da sınırlıdır. Mevlana hz.leri aklın gayb âlemi hakkında verdiği bilgileri körün renkler, sağırın sesler hakkında verdiği bilgilere benzetir. Aklın söz ve davranışlarımızda rehber olabileceğini, fakat deruni hayat alanında “çamura batmış merkep” gibi aciz kalacağını söyler ve “Mustafa’nın huzurunda aklı kurban edin” öğüdünü verir.(TDV İslam Ansk. C:2, Sh; 246-247). Yine alimler akıl kendi başına yol gösterici olamaz, onunda bir rehbere ihtiyacı vardır demişler. Eşyanın hakikatini bilmek gayb ilmi değil midir? Hal böyle ise akılla Allah’a nasıl ulaşılır ve gerçekten ulaşan var mı, varsa kimdir sorularının cevabını açıkçası merak ediyorum.
Hüdai kardeş bir senelik bir tasavvuf tecrübeniz olmuş. Allah mübarek etsin. Öncelikli olarak bir vekilin önünde eğilip tövbe etmek sana neyi çağrıştırıyor bunu da çok merak ediyorum ve gerçekten bilmek istiyorum. Lütfedip söylerseniz memnun olurum. Tövbenin tarifinin Nisa suresi, 64. ayette tarif edildiğini daha önceden yazmıştım. Ayette; nefislerine zulmedenler sana(Resulullah’a) gelseler de Allah’tan bağışlanmayı dileseler, Resul de onlar için istiğfar etseydi, Allah’ı ziyadesiyle affedici ve esirgeyici bulurlardı.” Mürşitlerin yaptığı da bu. Mesele tövbenin Allah’a ulaşması değil, tövbe-i Nasuh yapmak ve nefsi tezkiye etmek. Eğer kişiler bunu elde edebiliyorsalar mesele yok. Onları (vekilleri) hatasız göstermek doğru değil diyorsun. Önce kısaca vekillikten bahsetmeliyim. Allah Resulü’de bazı kabilelerden biat almak için vekil tayin etmiştir. Vekiller sadatların olmadığı yerde tövbe etmek istedikleri halde hemen mürşide gidemeyen, hasta olan vs. nedenlerden dolayı, sadece onlar adına tövbe veren, sohbet eden ve bazı görevleri yapan kimselerdir. Görevleri sınırlıdır. Vekil demek kâmil insan demek değildir. Halifeler ile karıştırmayalım. Halife olan kâmil bir insandır ve insanları irşatla görevlendirilmiştir. Milyon tane vekilden bir halife, bir şeyh çıkmaz. Bu nedenle vekilleri kimse hatasız zaten gösteremez. Bu kanaate nasıl vardın bilmiyorum. Verdiğin mehdi örneği çok uçuk geldi bana. Eğer gerçekten benimle aynı yere bağlanmış idiysen ve tüm sofilerce dillendirilen bir mesele idiyse böyle bir şeyi benimde bilmem gerekirdi. Ama ben böyle bir şeye şahit olmadım. Başka bir yerle karıştırmayasın? Eğer değilse bir tarikatta veya bir cemaatte cemaati bağlayan sadece liderin, mürşidin sözü ve yaşantısıdır. Tarikat büyüklerim müjde verdi diyorsun. Eğer tarikat büyüklerin vekil ise o sözler sadece vekili bağlar. Birkaç kişinin şahsi düşünceleri bir büyük topluluğu bağlamaz ve hiçbir önemi olmadığı gibi bunu genellemekte doğru değildir. Eğer çevrendeki birkaç kişi ya da vekilden duyduğun bir konuyu sanki sadatların düşüncesi imiş gibi yazman senin için büyük vebaldir, bühtandır, iftiradır, sui zandır. Benim tanıdığım sadatlar böyle şeylerle meşgul olmazlar, olmadılar. Mehdi geldi, gelecek gibi meseleler onların işi olmamıştır. Hele gayba dayalı bu ve benzeri şeyleri ulu orta açıkça izhar etmekten kaçınırlar. Onlar bu gün sadece Müslüman’ın imanını kurtarma davasındadırlar.Nefsini ıslah edemeyenler Mehdi AS gelse ne yapacaklar. Dilaver Selvi’den alıntı yaptığım paragrafı elbette inandığım için aldım ve yazdım.Bunlar İslamı en iyi anlayan ve yaşayan, arifler tarafından açıklanmış konular. Allah(CC) Kur’an da “Allaha, Resulüne ve sizden olan ulü’l- emre itaat edin” buyurmuştur. Müfessirlerden bazıları bu ayete mana verirken ulü’l emirden kasdın devlet başkanı, çoğunluğu ise alimlerdir diye tefsir etmişler. Dolayısıyla bu müfessirlere göre Allah’ı hakkıyla bilen gerçek âlimlere itaat etmek Allah’ın emridir. Allah(CC) Sahabelerin Resulullah’a biat’ın da Resulullah’ın eli Allah’ın kudret eli olarak vasıflandırılmış ve hakikatte Allah’ın elini tuttukları zikredilmiştir. Tasavvufta da Allah Resulünün varisi olan bir mürşidin eli Resulullah’ın eli olarak addedilir ve mürşide itaat Resulullah’a ve Allah’a itaat olarak kabul edilir.İtaat teslimiyeti gerektirir. Kamil bir mürşide -ki bu zatlar marifetullah sahipleridir- teslimiyetin neresi abes anlamıyorum. Eğer gerçekten, nefisler ıslah olmadan, kalpler tasfiye olmadan Allah ve Resulüne tam teslim olabiliyorsan ne mutlu. Maksat budur zaten.. Sana mürşit gerekmez. Ama bunu yapamayanlar için lazımdır. Mürşit bulmaktan maksat Allah’a tam ittiba etmek, O’na hakkıyla kul olmaktır. Tasavvufta Fenafillâh olan, Allah’a kavuşan zaten mürşidi aradan çıkarır. Çünkü maksat hasıl olmuştur. Ama `Hüdai kardeşim âlimler bu konuda da ,” insan tek başına ancak nefs-i mülhimeye kadar çıkabilir. Mutmainne’ye belki her asırda bir kişi mürşitsiz çıkabilir” demişler.Mutmainne den sonra daha gidecek çok mesafe var.
Ayrıca yazdıklarımla başkalarından daha iyi müslümanım mesajı veriyorsam bundan Allah’a sığınırım ve Allah’tan af diliyorum. Maksadım Allah rızası ve hizmet kasdıyla bilgilendirmek. Din nasihattir. Eğer niyetimde eksiklik varsa niyetimizin düzelmesi için de herkesten dua talep ediyorum. Biz ancak kendi nefsimizi levmederiz. Zaruretten dolayı uzadığı için de özür diliyorum. Allah’a emanet olun.
hüdai { 07 Nisan 2010 18:45:58 }
Akıl üç mânâ taşır: 1- Eşyanın hakikatini bilen akıl, 2- İlmiyle amil olan kalb aklı, 3- İdrak aklı      Bütün insanlar bana göre küçük bir dünyadır. Akıllarını kullanarak ALLAH! a ulaşılabilir.Zamanında 1 sene tarikat tecrübem oldu..Ebubekir Bey beni bağışlayın.(Maksadım sizi eleştirmek değil sizinle bir şey paylaşmak) Bir Vekilin önünde eğilipte tevbe almak bana başka şeyleri çağrıştırıyor.Bence o vekil olmadan da Tevbe ALLAH!a ulaşır.Onları hatasız göstermek bence doğru değildir.
Mesela Bir örnekle konuyu pekiştirmek istiyorum.12-13 sene önce sizinde Mensup olduğunuz Tarikat ehline bağlandım.Bana müjde verildi.Çünkü Mehdi 2000 yılında yeryüzüne inecek ve ordularıyla Kudüs fethedilecekti.Mehdi İsmide söyleniyordu.Bana Tarikatte bulunan büyüklerim müjde verdi.Kudüsün Fethinde en ön sıralarda yer alacaktım.O gençlik zamanımda hoşumada gitmedi değil.2000 li yıllar geldi geçti.Daha hala umutla beklemekteyim.Umutlarım boşa gitti:)))))Acaba beni gazamı getirdiler yoksa fetih ertelendimi.Yani kısacası eleştirel gözle bakmak istersek eleştirecek çok şey buluruz. Ama Kalpten teslim olursak devam eder gideriz.Peki Ebubekir bey bunları dillendirmeden teslim mi olalım.Onlar bizim yerimize karar verir mi?.
Sizden alıntı
"Mürşide teslimiyet, gerçekte Allah ve Resûlüne (s.a.v) teslimiyeti gerçekleştirmek içindir. Manevî terbiyenin sonucu, marifetullah ve muhabbetullahı elde etmektir"
Yani alıntı yaptığınız yeri belirtmişsiniz ama bunu da yazdığınıza göre kabul ediyorsunuz demektir. Soruyorum.ALLAH! a ve Resülüne ulaşmak için Mürşite teslim olmak Şartmıdır. Onsuz olmaz mı?.Sadece ve Sadece ALLAH! ve Resülüne   Kayıtsız ve Şartsız teslimiyet yetmiyor mu?

Ebubekir Bey bu fikirler beni bağlar. Lütfen ben senden daha Müslümanım Edasıyla değil de ,Birde yazdıklarıma göre Empati yaparak cevap vermenizi istiyorum.
ALLAH!a emanet ol.Saygılarımla
ebubekir gür { 31 Mart 2010 22:41:00 }
Yunus kardeşim selamlar. Her şeyden önce tasavvuf konusunda söz ederken dünya ve ahret saadeti için elzem gördüğüm için hep tasavvufa dikkat çekmek istiyorum. Yoksa tasavvuf konusunda bilmişlik taslamıyorum ama bir şeyler yazmaya belki adaba aykırı olsada devam ediyorum. Yunus kardeşim senin soruların hep sorulan, dile getirilen sorular. Bu daha çok belki yüz yıldır tasavvufu yıkma, mürşidleri halkın gözünden düşürme ve nihayetinde top yekün İslam ile savaşma senaryolarının önemli bir parçası. Müslüm Gündüzler, Kalkancılar da bu maksatla servis edildi. Bizler İslamı hakkıyla öğrenemediğimiz için tasavvufun bazı adaplarını islama aykırı gördük yada gösterdiler.
Mürid- mürşid ilişkisine baktığımızda;
Nakşibendilikte insanın irşadı için üç şeyi elde etmek gerekir. Bunlar, ihlas, muhabbet ve teslimiyettir. Mürid mürşidine, ölünün gassala teslim olduğu gibi teslim olmalıdır. Kamil mürşid her şeyden önce Peygamber varisidir veya öyle olmalıdır. Eğer bir mürşid Peygamberimize tam ittiba etmemişse o gerçek bir mürşid değildir ve ondan uzak durulmalıdır. Kamil bir mürşide ittiba Resulullaha ve Allah ittibadır.Onların eli Resulullahın eli olarak addedilir. Kişi nasıl ki zahirde doktora teslim olması gerektiği gibi manevi hastalıkların tedavisinde de manevi doktor mesabesindeki mürşide tam teslim olmalıdır ki hasta üzerinde sanatını icra imkanı verilsin.
“Mürşide teslim olmak, aklı bir kenara atmak, onu kiraya vermek, akılsız, şuursuz bir insan olarak ne denirse onu yapmak değildir. Teslimiyet, doğruyu tercih etmektir, hak yoldaki rehbere tabi olmaktır, doktora güvenmektir. Aklını kullanıp onun dediği gibi ilacını kullanmaktır. Kulluk için akıl lazımdır. Akılsız, niyet olmaz, amel yapılmaz, zikir çekilmez, fikir edilmez, yol alınmaz, Allah’a ulaşılmaz. Mürşide teslim ol demek, nefsinin keyfine değil, Allah yolunda önündeki rehbere hak yolunda uy ve kurtul demektir. Mürşid terbiyesine giren kimseye bu teslimiyet gerekmektedir. Yoksa mürşid, kendisine inanmayan, teslim olmayan, kalbini önüne koymayan kimseye sanatını icra edemez, fayda veremez.
Mürşide teslimiyet, gerçekte Allah ve Resûlüne (s.a.v) teslimiyeti gerçekleştirmek içindir. Manevî terbiyenin sonucu, marifetullah ve muhabbetullahı elde etmektir. Bu da güzel kulluk için gereklidir. Ancak, dünyanın en zor ve en kıymetli işi, nefsi, gönlü, ruhu hak yoluna teslim etmek olduğundan, kâmil insan az çıkmıştır. Ancak, herkesin iman ve teslimiyetine göre bu nimetten bir nasibi olur. Yeter ki insan, kâmil mürşide karşı münkir olmasın, münafıklık yapmasın.”(Dr. Dilaver SELVİ)
Yunus kardeşim, Sahabeler her şeyi Allah Resulüne sormuşlar. Dünyevi işlerde de elbette ki mürşid ile istişare etmelidir. İşleri istişare ile yapmak Allahın emridir. İstişare ise ehil ve kâmil insanlarla yapılır, herkesle yapılmaz. Hele bu insan hadisi kudside “tutan eli, gören gözü, konuşan dili olurum. Benimle konuşur, benimle iş yapar. Benden bir şey isterse ona veririm” buyurulan ve sadece Allahın muradına göre iş yapan, söz söyleyen bir mürşid olursa elbette ki dünya işlerini de onlara arz edip ona göre yapmaktan daha doğru bir şey olamaz.Çünkü din sadece ahrete bakmaz, dünyevi ve uhrevi her şeyimize müdahale eder. Yapacağımız dünyevi işlerin de islama uygun olmasına dikkat etmeliyiz. Bizlerin bilinçaltında din adamları, mürşidler dünya işleriyle pek uğraşmazlar hatta pek anlamazlar düşüncesi yerleşmiş. Bu da tamamen yanlıştır. Erzurumlu İbrahim Hakkı hz.leri bir şeyhtir ama aynı zamanda iyi bir astronomi âlimidir. Bu örnekleri artırabiliriz. Akıl noktasında da kâmil insanlardan daha akıllısını bulamayız. Zira akl-ı selim kalbi selimin eseridir. Kimin kalbi, kalb-i selim hale gelmişse o insan aynı zamanda akl-ı selim sahibidir. Ve onun vereceği kararlar hep doğru kararlardır. Nefisleri ıslah olmayan bizlerin ise kararlarımızda genelde nefsin payı olabilir ve bu da bizi yanlış kararlara götürebilir. Dünyevi işlerimizde mürşid her zaman teferruatlara girmez ama hayra yönlendirir. Eğer kâmil mürşidin kim olduğunu hakkıyla bilirsek onlardan islama aykırı bir şeyin olmayacağını da öğreneceğiz. Dolayısıyla bu zatlarla ilişkilerimizden dolayı bireysel ve toplumsal gelişmeleri engelleyici bir şeyin zuhura gelmesi asla ve asla mümkün olamaz. Bediüzzamanın dediği gibi ehil olmayanların yaptığı yanlışlardan dolayı tarikat mahkûm edilemez.
Bazıları tasavvufun insanı miskinleştirdiğinden bahseder. Bu da asla doğru değildir. Tasavvufta hizmet, nafile ibadetten, zikirden önce gelir. Eğer gönül almaya vesile olacak ya da bir ihtiyaç giderecek bir hizmet varsa tasavvufdaki zikirler terk edilir, o hizmet yapılır. Hiçbir mürşid müridlerini miskince oturtmamıştır. Şah-ı Nakşibend hazretleri eğer dergâhta yapılacak bir iş yoksa dervişleri boş bırakmamak için evleri yıktırıp yeniden yaptırmıştır. İlim ve teknolojik gelişmelerde tasavvuf ehlinin çok büyük katkıları vardır. Halidiye kolunda alim olmayan hiç kimse mürşid olamamıştır. Seyda hz.leri:” Bir âlim yetiştirmek, yüz tane insanı sofi yapmaktan efdaldir” demiştir. Ülkelerin İslamlaşmasında ise belki en büyük pay yine derviş gazilerindir.
Yunus kardeşim, tasavvuf islamın aşkla, muhabbetle, ihlasla, ihsanla yaşanmasından ibaretken bu kapıda güzellikten başka ne olabilir ki. Eğer olursa da o tasavvuf değildir.
Saygı ve muhabbetle..
Bekir { 28 Mart 2010 00:35:16 }
Abi Allah Mürşidinden ve senden razı olsun eline koluna sağlık bu iş ancak seningibi anlatmasını bilenler tarafından anlatılırsa ve yaşayışla insanlara aksettirilirse tabiki himmetle bir çok kişi belkide herkes yapılması gerekeni anlar ve o tadı,lezzeti alır mutluluğa erişir.Hayrullah abininde Mevlana(K.S)dan naklettiği
Diğer Sayfalar: 1. 2. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun475 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI