
Memleket insanı muhabbet insanı, güzel insan hepsi
KÖYÜMÜZÜN İNSANI
Saat 11.00, “Günaydın Hocam” şeklinde telefondan gelen bir gülümseme, “Günaydın” derken kim acaba diye düşünmeden edemiyorum. “Geliyorsunuz değil mi?” diye devam eden bir konuşma ve “Tamam” diyorum, bu sesin sahibi dernek başkanımız Halil ağabey. Sabrına ve tahammülüne hastayım, bıkmadan usanmadan bizi çağırıyor. Eee kolay değil dernek başkanı olmak. “Abi, kem, küm …” edecek oluyorum yok, kurtuluş yok, bunun bilincinde olarak teslim bayrağını çekiyorum ve “Abi, Şinasi ağabeye de söyleyin de gelelim inşallah” diyorum.
…
Fazla bir zaman geçmeden, kahvaltımı etmiş vaziyette kulağım seste ve tam o sırada Orhan Baba’nın “Bulamadık ki” isimli şarkısının melodisi eşliğinde telefonum çalıyor. Bu sefer Şinasi ağabey “Hoca kapıya çık hazır ol, seni alalım”. İki Dakka içinde ben kapıdayım ve onlar da gelmişler. Ön koltukta oturan bir ağabey, ben o kişinin kim olduğunu tam görmeden tahmin yürütüyorum, kesin İsmail Hoca olmalı. Olmak zorunda, büyük bir heyecanla beni bu derneğe sokan o, o da olmalı mutlaka derken; “Selamün Aleyküm” eşliğinde tutmayan tahminimle yüzleşiyorum. Şinasi ağabeyin yanındaki isim Yakup Geçili. Ben arkaya yöneldiysem de “Gel Hoca” diyorlar, “Öne gel”. Öne oturuyorum. Yakup amca çok sevdiğim bir büyüğüm. Bundan önceki dernek yönetiminde başkan yeni yönetimde ise ikinci başkan veya diğer adıyla başkan yardımcısı. Hal hatır ardından “İsmail Hoca nerede?” diye soruyorum. Şinasi ağabey “Bugün mesaisi varmış” diyor. “Hay Allah” diyerek dernek merkezinin olduğu Bayrampaşa’ya doğru gidiyoruz.
Yolda Halil Bey ve oğlu Serdar kardeşimizi de alarak dernek lokaline doğru ilerliyoruz.
Yönetimde olduğumuz halde uzun bir aradan sonra ancak ziyaret ediyoruz derneği. Kendi kendime diyorum “Biz böyle yaparsak üyeler hiç uğramaz tabi”. Bizden daha fazla derneğe uğrayan üyelerimize sonsuz saygılar sunuyorum bu arada. Masa başında dört kişiyiz, yönetimden dört kişi. Uzun bir aradan sonra bir araya geldiğimiz için bir iki karar alıyor ve imza ediyoruz, gelmek üzere olan Ali ağabeyimizin imza yerini ayırt ederek. Ortam biraz serin, Şinasi ağabey bu serinliğin de etkisiyle, gidip bir şeyler yiyelim şeklinde bir teklifte bulunuyor. Sanırım biraz da ısınırız ümidiyle. Gerçekten de öyle oluyor. Hem yerken ısınıyoruz, hem de muhabbet ısıtıyor. Halil ağabey yolda tok karınlı insan ile aç karınlı insan arasındaki farkı geçmişten bir hikâye ile anlatıyor. Ve biz de tok karınlı insanın aç karınlı insandan daha zor öldüğünü öğrenmiş oluyoruz.
Dernek lokaline yeniden döndüğümüzde lokali ısıtmanın lüzumu belirmiş olacak ki ısıtma tedbiri olarak bir UFO getiriliyor. İnfrared ısıtıcı J. Dernekte konuşacaklarımız bitince büyüklerimizin önerisi ile okey masası kuruluyor. “Herhalde bende oynarım” derken Ali Yağcı amca geliyor. Ben kendi kendime diyorum “O yaşta oynayacak” değil ya, bir kez daha yanıldığımı anlıyorum Şinasi Ağabey bana “Hoca istersen sen oyna benim yerime deyince”. Oyun başlıyor, ben masanın dört bir yanında dolaşıp kendimi geliştirmeye çalışırken beni en çok şaşırtan Ali Yağcı amcanın performansı oluyor. Ayrıca arada bir “Yav ne güzel bir oyun bu” demesi. En oynamaz sandığım adam fanatik çıkıyor. Bende ne adam tanırmışım be J.
Bir hafta sonu da böyle geçiyor. Memleket insanı muhabbet insanı, güzel insan hepsi. İnşallah daha sık bir araya gelir, güler, oynar, memleket için yazar, çizeriz hep birlikte. Az kalsın demeyi unutuyordum, dört kişilik masada dergimiz için iki reklam görüşmesi yaptım ve dergimizden bahsettim. Herkes böylesi bir çalışmadan dolayı çok memnun inanın.
Saygılarımla,
Hidayet Takçı
Ocak 2010