Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Baltazar Dede, Döne Kadın ve Yadigâr

Kategori Kategori: Güncel Olaylar | Yorumlar 3 Yorum | Okunma 2165 Okunma | Yazar Yazan: ekrem | 07 Ocak 2010 23:54:57

Ekrem Beye Teşekkür ediyoruz...

Baltazar dede,Döne kadın ve Yadigâr

Kayın ,ladin sedir ormanları ile kaplı tepelerin arasında kaybolmuş küçük bir kanyonun sonlandığı noktada küçük bir orman kulübesinde yaşayan Baltazar dede ile Çanakkale savasında şehit olan biricik oğlu kartal Şehmuz`un emaneti minik Yadigâr ve yaşlılıktan beli bükülmüş evlat acısından saçları ağ koyun yününe dönmüş Döne nine ile can yoldaşları sırdaşları kesik kuyruklu eşekleri hayatın bütün zorluklarına beraberce göğüs gererek yaşamaya çalışırlarmış.

Baltazar dede yazları kanyona gider balık tutar ,gelirken de çeşitli meyveler toplar getirir Döne nine ve Yadigârla birlikte yerler arta kalanları a kışın yemek üzere kurutup saklarlarmış. Minik Yadigâr yaşananlardan habersiz kulübenin önünde koşup zıplayan sincaplar ve kuşlarla arkadaşlık edermiş. Yaz gelip geçmiş mevsim kışa dönmüş Döne nine Baltazar kış yaklaşıyor biraz odun toplamamız lazım demiş. Baltazar dede hiç meraklanma Döne kadın ben yarından tezi yok ormana gider toplarım demiş.

Döne nine Baltazar`ın yiyecek çıkınını hazırlamış baltasının yanına koymuş. Sabah erken kalkan Baltazar torununu ve 50 yıllık eşi Döne kadını uyandırmamak için sessizce kulübeden çıkmış. Eşeğine semerini vurmuş yiyeceğini heybesine yerleştirmiş baltasını da alıp koyulmuş yola. Patika yollarda orman içine doğru ilerlemiş. Çevrede derelerden akan su sesleri bülbül,keklik ve diğer yabanıl kuşların sesine karışıyormuş. Baltazar dede bu yollardan kim bilir kaç kez geçmiş olmalı ki buraları avucunun içi gibi bilir ve gözü kapalı gideceği yere gider ve gelirmiş. O günde öyle olmuş ormanda odunları toplamış ve karanlığa kalmadan bir yük kuru odunla eve dönmüş. Sofra kurulmuş yenmiş içilmiş Baltazar günün yorgunluğunda erken yatmak istemiş Döne kadına ve Yadigâra Allah rahatlık versin deyip yatağa uzanacağı zaman Yadigâr dedeciğim yarın oduna bende gele bilirmiyim? demiş. Dedesi sen daha küçüksün Yadigârım büyüdüğünde gelirsin demiş. Yadigâr ne olur dede diye ısrar etmiş. Döne kadında gelsin dedesi sana can yoldaşı olur demiş. Baltazar peki ama sözümden çıkmak yok tamamı demiş. Yadigâr sevincinden dedesinin boynuna sarılmış tombul yanaklarından öpmüş. Herkes erkenden yatmış ama Yadigârın gözüne uyku girmez olmuş sevinçten. Yarını düşünmüş,ormanı,çağlayan dereleri,cıvıldaşan kuşları dede ile birlikte toplayacakları odunları ve ormandaki yabani meyveleri düşünürken uyuya kalmış.

Sabah erkenden kalkmışlar kahvaltılarını yapmışlar ve eşeklerini de alıp dede torun yola koyulmuşlar. Çağlayan derlerin yanından kuşların şarkı söylediği patika yollardan ormanın içlerine doğru hayli yol almışlar. Yadiğar duyduğu her farklı sesi dedesine soruyor oda dili döndüğünce anlatıyormuş. Ormanın faydalarını, yaban hayvanlarının doğaya katkısını ,onlarsız bir dünyanın anlamsız olduğunu. Bir ara orman sessizleşmiş kuşlar susmuş . Baltazar tamam bu gün odunu buradan toplayacağız Yadigâr demiş. Eşeğin semerinden heybesini almış sonrada semeri indirmiş düzgünce bir yere yerleştirmiş. Yadigâr sen burada otur bende odun toplayayım sakın buradan ayrılma demiş. Yadigâr tamam dedeciğim demiş. Baltazar baltasını almış bir süre sonra ormanın içinde kaybolmuş.

Yadigâr başlamış kendi kendine oyun oynamaya. Şarkılar söylemiş kuşlarla birlikte. Bir ara su içmek istemiş canı. Etrafına bakınmış su içeceği bir yer aramaya başlamış. Nasıl olsa buralarda bir dere bulurum diye geçiriyormuş içinden . Kaybolmamak içinde gittiği yerere iyice bakıyor kendine göre işaretler koyuyormuş. Bir süre gittikten sonra önce bir su şırıltısı duymuş. Kocaman yosun bağlamış taşlarla örülmüş çeşmeyi görmüş. Koşarak çeşmeye varmış tam su içmek için eğildiğinde inler gibi cik cik diye bir ses duymuş. Doğrulmuş sesi iyice duymak için ama ses kesilmiş. Herhalde bana öyle geldi diye tekrar suyu içmeye eğilmiş yine aynı ses. Tekrar doğrulmuş yine ses yok. Kendi kendine bakalım yine olacak mı diye suya eğilir gibi yapmış evet o ses yine var. Bu kez sesin geldiği yöne doğru bir iki adım atmış ki ne görsün bir kuş yavrusu kanadının biri yaralı ve baygın halde yatıyor. Hemen yanına oturmuş ne yapsam acaba diye düşünmeye başlamış. Önce hemen dedesini aramak gelmiş içinden sonra da kuşu alıp konakladıkları yere götürmek dedesi geldiğinde de ona göstermek istemiş.

Cebinden mendilini çıkarmış ve kuşu mendilin içine yerleştirmiş. Su içmek için geldiğini de unutarak dedesinin kendisini bıraktığı yere gelmiş. Heybenin içinden Döne ninenin koyduğu yiyeceklerden çıkarmış. Küçük parçalara ayırdığı ekmek kırıklarını kuşun önüne koymuş ama kuş hiç yememiş.

Yadigâr ya dedem kuşu benim bu hale getirdiğimi sanırda bana kızarsa diye korkmuş ve o nu saklamaya karar vermiş. Bir süre sonra dedesi gelmiş topladığı odunları eşeklerine yüklemişler ve evin yolunu tutmuşlar. Yadigâr dedesine sürekli olarak kuşların anne babalarının olup olmadığını onlar hastalandığın da kimin baktığını sormuş durmuş. Baltazar dili döndüğünce anlatmış. Gün batarken eve varmışlar. Odunları kulübenin yanındaki saçağın altına sıra sıra dizmişler yağmurdan ıslanmaması için.

Yadigâr bir an önce dedesini yatmasını beklemiş kuşu Döne ninesine göstermek için. Baltazar yorgun olduğu için hemencecik yatıp uyumuş. Döne nine Yadigârın huysuzlandığını fark etmiş Yadigâr nen var aslanım demiş. Yadigâr omzunu şöyle bir silkmiş yok bir şey nine demiş. Döne kadın Yadigârın altın sarısı saçını okşamış hele de bakıyım gadasını aldığım demiş. Yadigâr bir köşeye bıraktığı mendili alıp ne olur nine dedeme söyleme diyerek mendilin içindeki yaralı kuşu çıkarmış. Döne nine hayretle ve acıyan gözlerle kanadı kırılmış gözleri yarı aralık baygın yatan kuşa bakmış. Nerden buldun bu zavallıyı demiş. Yadigâr olanı biteni bir bir anlatmış. Döne nine yavrum bu hayvan iflah olmaz demiş. Yadigâr ama nine onu ben buldum kimsesi yok zavallının demiş. Selda nine çaresiz torununu kırmamak için kuşun kanadını güzelce sarmış. Kulübenin bir köşesine de Yadigârla beraber yuva yapmışlar. Önüne biraz ekmek kırıntısı biraz su koymuşlar. Döne nine Yadigâra hadi aslan torunum sende yat gayrı demiş. Yadigâr tamam nine demiş yorganı başına çekip yatmış. Döne ninede şiltesini sermiş ve üzerine kıvrılı vermiş.

Yadigâr iki de bir yorganı aralayıp ninesinin uyuyup uymadığına bakıyormuş. Nihayet ninesinin uyuduğundan emin olacak ki kalkmış kuşun bulunduğu köşeye gitmiş onu avucunun içine almış sonrada göğsüne doğru bastırmış. Çünkü üşüdüğünde ninesi de onu böyle bağrına bastırarak ısıtırmış. Yadigâr kuşu avucunun içinde ona iyi olacağını sonrada yuvasına döneceğini söyleyip durmuş. Bir süre sonra Yadigâr uykuya yenik düşmüş. Sabah Baltazar dede kalktığında torununu avucunda bu yaralı kuşla uyurken bulmuş. Döne nine de kalkmış ve olanı biteni anlatmış.

Baltazar ilahi çocuk neden bana bunu söylemedi diye söylenmiş. Baltazar dede torunun elini yavaşca açıp kuşu almaya çalışmış ama Yadigâr hemen uyanmış. Dedesi gel bakalım Yadigâr seninle erkek erkeğe konuşalım biraz demiş. Yadigâr tamam dedeciğim demiş. Dede kuşun öle bileceğini anlatmış. Dedeciğim o ölmeyecek ben onu iyi edeceğim demiş. Dedesi tamam bende sana yardım edeceğim yinede ölürse üzülmek yok tamamı demiş. Yadigârın gözleri dolmuş ama dede o daha çok küçük demiş.

Dede Yadigârın başını okşamış . Yadigâr o günden sonra bu yavru kuşla yatıp bu kuşla kalkar olmuş. Kuş yavaş yavaş iyileşmiş kulübenin içinde bir o cama bir bu cama uçup durmuş. Gün geçtikçe daha da güçlenmiş kulübenin dışında da uçmaya başlamış. Döne nine torununun bu halini gördükçe hem sevinmiş hem de bir gün bu kuşun uçup geri gelmemesi halinde neler olacağını düşünmeye başlamış. Yadigâra kuşların gerçek yuvasının doğa olduğunu onu sürekli kulübede tutamayacağını söylemiş. Yadigâr ama nine ben onu çok seviyorum demiş. Ninesi biliyorum aslanım demiş. Dedesi de Yadigâra anlatmış artık kuşun da bekleyeni var annesi ve babası onu bekliyordur demiş. Yadigâr çok üzülmüş ama kuşu serbest bırakmaya karar vermiş.

Sabah erkenden kalkmış dedesi ile ormanın derinliklerine doğru yola çıkmışlar. Çağlayanlardan su içerek,tepeleri,çalılıkları geçerek kuşu bulduğu yere gelmişler . Yadigâr dedesinin heybesinin üstüne oturmuş kuşu ile vedalaşıp ona son bir kez baktıktan sonra haydi güle güle deyip ormana salı vermiş. Kuş önce şöyle bir kanat çırpıp havalanmış yeşil dalların arasında kaybolmuş. Yadigâr yüreğenin yandığını içinin sızladığını hissetmiş. Tam o sırada bir kanat sesi duymuş evet kuşu yeniden dönmüş Yadigâr sevinçten çıldıracak gibi olmuş. Kuş gelip eline konmuş Yadigârın parlayan gözlerine baktıktan sonra yeniden kanat çırpıp gözden kaybolmuş. Yadigâr ve dedesi Baltazar topladıkları odunlarla eve geri dönmüşler.

Yadigâr birkaç gün ninesi ve dedesi ile hiç konuşmamış. Ertesi gün erkenden kalkmış ve kuşu ile oynadığı yere gitmiş tam oturmaya hazırlanırken yanı başında kuşun kendisini beklediğini görmüş. Yadigâr gözlerine inanamamış. Hemen ninesine seslenmiş. Nine döndü döndü kuşum geri döndü. Ninesi sesi duyup dışarı çıktığında Yadigârla kuşun oynaştıklarını görünce çok mutlu olmuş. Bir süre oyun oynadıktan sonra kuş gözden kaybolmuş. Ninesi Yadigâra bak o yeni hayatından çok mutlu,sende artık kendi yaşantına dönmen lazım demiş.

Günler hızla gelip geçmiş. Karlar yağmış yeşil ağaçların dalları beyaza bürünmüş artık dışarı çıkamaz olmuşlar. Yazdan toplanan odunları yakıp kurutulmuş et ve meyveleri yiyerek ve dedesinin hikayelerini dinleyerek günlerini geçiriyorlarmış. Bir gün Yadigârın ateşi yükselmiş ve öksürmeye başlamış. Dedesi ve ninesi bildikleri yöntemleri denemişler ama fayda etmemiş. Yadigâr ateşler içinde yanmaya başlamış.

Baltazar –Döne kadın ben kasabaya inip bir doktor bulayım demiş. Döne nine Baltazar ne olur çabuk gel diye yalvaran gözlerle bakmış. Baltazar eline bastonunu almış düşmüş yola karlara bata çıka akşama doğru kasabaya varmış. Kasabanın doktorunu bulmuş durumu anlatmış. Doktor bu havada oraya dönmenin mümkün olmadığını söylemiş. Ve Baltazar`a sende gitmemelisin bu karda ve gece ormanda kaybolursun demiş. Baltazar ama doktor torunum çok hasta dönmem lazım dedi ise de doktor bırakmamış. Çaresiz Baltazar o geceyi doktorun evinde geçirmiş. Sabah erkenden kalmış hava akşamkinden daha kötü. Doktor kusura gamla Baltazar ben bu havada oralara gelemem ama şu yazdığım ilaçları götür birde taze yaban gülünün suyunu kaynatıp içirirsen geçer demiş.

Baltazar ilaçları almış ama taze yaban gülünü nerden bulsun. Çaresiz düşmüş yola akşama doğru kulübesine ulaşmış. Döne kadın onu kapıda karşılamış. Baltazar olanı biteni anlatmış. İlaçları getirdim ama birde taze yaban gülü lazım Döne kadın onu bulamadım demiş. Yadigâr yarı baygın dedesine bakıyormuş. Arada gözleri dalıyor yanakları ateşten bir topa dönüyormuş. Döne kadın ilaçları içirmiş ve torununun yanına kıvrılmış. Sabah Döne ve Baltazar erkenden kalkmışlar. Kulaklarına çik çik bir kuş sesi geliyor. Baltazar Döne kadın bak kuşlar aç kalmışlar herhalde camın önüne konmuşlar demiş. Döne nine cama dönmüş gördüğüne inanamamış. Baltazar bu Yadigârımın kuşu bak ağzında neler var demiş. Evet kuş ağzında bir tomar yaban gülü ile camın önünde duruyor. Baltazar hemen camı açmış kuş içeri Yadigârın yastığının başına konmuş. Yadigârın yanaklarına gagasını sürmüş ve yaban gülünü bırakıp uçup gitmiş.

Döne kadın yaban gülünü kaynatıp suyunu içirmiş ve Yadigâr tez zamanda iyileşmiş. Kuş her gün gelip camın önüne konup bir süre Yadigâra baktıktan sonra gitmiş. Yadigârla kuşu o kışı beraberce geçirmişler. Yazın birbirlerine ne olursa olsun birbirini unutmayacaklarına söz vermiş ve vedalaşmışlar.

Döne kadın

-Bak Baltazar boşuna dememişler “iyilik yap denize at balık bilmezse halik bilir.”

-Baltazar

Ya öyle Döne kadın bir küçücük kuşun bize verdiği dersten ibret almak lazım.

Sevgi ne kadar güzel,ne kadar güçlü bir şey der ve 50 yıllık Döne kadını ve biricik torunu Yadigarı yaşlanmış çınar ağacının dalları gibi kolları ve nasırlanmış kocaman elleri ,içi sevgi dolu kocaman yüreğiyle kucaklar.

Ne zaman bir orman ve bir serçe görsem Baltazar dedeyi,Döne kadını ve Yadigarı anımsarım.İçim huzur dolar.

Bu insanlar hala yaşarlar mı bilinmez ama ,böyle sevgilerin ve dostlukların her zaman var olması insan ve hayvanların birlikte bu dünyada mutlu yaşamalarını umarım.

Ekrem MADENLİ

03.01.2010

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Muhammed Türktekin { 10 Ocak 2010 20:46:04 }
Ekrem bey cevabınız için teşekkür ederim ama siz soruma cevap vermek yerine malesef konuyu çok tehlikeli bir mecraya çekmeye çalışıyorsunuz. Ancak ben sizin istediğiniz tarafa gelmeyeceğim. Ben kendimin Türk olduğunu da iddia etmiyorum, bu coğrafyada kimin hangi milletten olduğunu yalnız Allah bilir.
Ben bir önceki mesajımdaki konuya geleceğim tekrar. Orada da yazdığım gibi dilimizde sayısız yabancı isim var ancak BALTAZAR diye bir isim yok. Kusura bakmayın Anadolu coğrafyasında bir tane bu ismi bulamazsınız. "Siz de onun yerine Alptelin koyarak okuyun" kolaylığına kaçmanızı da anlayamadım. Dil bu kadar basit mi ya da bu kadar basite indirgenebilir mi? O zaman siz ne iş yapıyorsunuz? Çarşaf çarşaf şiirlerinizi ve yazılarınızı okuyoruz, her birinin yerine bir şeyler koyup da mı okuyacağız? Kanyon yerine "dar vadi" koyalım, Baltazar yerine Alptelin koyalım...O zaman yazılarınızın altında bir liste yazmanız gerekir. Dil bir milleti bir arada tutan en önemli TUTKAL' dır. Aynı dinden olan insanlar bile dillerine göre farklı milletlere ayrılmışlardır.
Siz ne derseniz deyin, yaptığınızın bir hata olduğu kesin. Takip edebildiğim kadarıyla bu sitede insanlar "yerel Türkçe kelimeleri" tespit etmek ve yaşatmak için kendi çaplarında bir şeyler yapmaya çalışırlarken ve siz şiir ve yazınla bu kadar uğraşan biri olarak bu konuda en hassas olması gereken insanlardan biri iken böylesine ihmalkar olmanızı anlayamadım. Dili yaşatan, geliştiren ve korumaya alan halkın yanısıra hatta daha da fazla "edebiyatçılar"dır. Dilimizin hala "emekleme aşamasında olan dillerden biri" olarak nitelenmesinin nedeni de yazılı edebiyata çok geç geçmemizdendir. Bu konuda bundan sonra daha hassas olacağınızı ümit ediyorum.
ekrem madenli { 10 Ocak 2010 17:09:34 }
Sayın Muhammet TÜRKTEKİN
Öncelikle görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.
Sorunuza gelince;Anadolunun bir medeniyetler beşiği olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.O nedenlede bu çoğrafyada yaşayan insanların hepsinin Türk olması veya hepsinin müslüman olması söz konusu olamaz.Bu toraklarda yaşayan Türklerin başka ırk ve dinden insanlarla evlilik yaptıkalrını biliyoruz.Örneğin osmanlı padişahlarının bir çoğu yabancı kadınlarla evlenmişlerdir.Şuan içinde yaşadığım Nilüfer İlçesine ismini veren kadında Türk değildir. Asıl adı Holofira dır.
İyilik yapmak için illa Türk olmak gerekmez sanırım.Her toplumda sevecen ailesine bağlı,fedakar ve tonton dedeler bulunabilir.
Diğer bir konu isimler üzerinde inceleme yapılırsa şu an kullandığımız adların bir çoğunun arap adı , Türklerin İslam Dinini kabul ettikten sonra bu adları kullanmaya başladıklar,günümüzde ise bu adların Türk adı sanılması.Örneğin sizin adınız arap adıdır.Benim adımda arap kökenlidir.Ama günümüzde çok kullanılan adlardır.Diğer yandan dildeki gelişmeler ve değişmelere baktığımızda şuan kullanılan kelimelerin içerisinde yabancı dillerden Türk diline girmiş çok kelime bula bilirsiniz.TDK yeni kelimeler üretmekte üretilen kelimeler toplum tarafından kabul görürse kalıcı görmezse kaybolup gitmektedir.
Herşeye rağmen Türk dili için göstermiş olduğunuz hassasiyeti önemli buluyorum.Ayrıca bu ad özl seçilmiş değildir.Siz bu yazı kahramanını torunlarınıza Baltazar yerine oduncu Alptelin dede diye anlata bilirsiniz.Teşekkürler sağlıcakla kalın.
MUHAMMED TÜRKTEKİN { 08 Ocak 2010 15:39:05 }
Yazının vermek istediği mesaj güzel ancak ben burada adı geçen BALTAZAR ismine fena takıldım. Döne ve Yadigar'ı anladık da BALTAZAR ne anlama geliyor onu anlayamadım. BALTAZAR bilindiği gibi Babil'in son hükümdarı nın adı. Zevk ve sefahat düşkünlüğü ile bilinir. Dilimizde farklı dillerden bir çok isim olmasına rağmen BALTAZAR'ın hiçbir zaman bizim geleneğimizde yeri olmamıştır.
Dahası, çok eskiden televizyonlarda yayınlanan ve Batı kaynaklı bir çizgi filmin de karakteri idi. Galiba bu yazıda "balta kullanan" anlamında kullanmaya çalışılmış. Ancak Türk Dil Kurumu'nun Büyük Türkçe Sözlük’ ünde böyle bir kelime yok. “Balta” kelimesinden türetilmiş tam 20 adet Türkçe sözcük var ancak Baltazar mevcut değil. Özellikle gençler arasında son zamanlarda "kaba, saba, kıro, yontulmamış" anlamında argo olarak da kullanılıyor ki bu da yazı ile hiç alakasız zaten. Yadigar, Şehmuz ve Döne gibi güzel Türkçe isimlerin yanında, 1920'li yılların başında geçtiği kurgulanan ve de bir şehit babası olduğu anlaşılan bir kişinin ismi nasıl BALTAZAR olur? Belki bize bunu sayın şair ve yazarımız açıklar.
Bir de “kanyon” meselesi var, o da ayrı bir fecaat. Bu Fransızca kelimenin yerine “dar boğaz ya da vadi” kullanılamaz mıydı? Bizim köyde şimdi "kanyon" denilince kaç kişi anlar? Edebiyatla uğraşan yazar ve şairlerimizin bizim gibi halktan insanlara dilimizde yerleşik kelimelerin kullanımı açısından örnek olmaları gerekmez mi?
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun94 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI