
Mustafa Beye Teşekkür ediyoruz.
KESİK KELLE
Orası -yeşilyurt mahallesindeki su deposunun bulunduğu yerin altındaki evlerin bulunduğu yer-kasabanın en havadar ve aşağılarını seyredeceğiniz en güzel yeridir. Hayat orada öyledir ki sanki bulutların altında yıldızlarla elele, beraber Ay'ın gülümseyen yüzüyle bazen soğuk, ayazın insanı rahatsız edercesine estiği, bir sabah Güneş'e merhaba demesi gibi. Ayrıca kuş bakışı kasabamıza aşağılara daha aşağılara bakarsınız ve ufalan küçülen haritada karşıda Tıhmını, daha karşıda Mahken!i daha ilerde Yazıköy'e doğru uzanan karayol'u takip eder insanın gözleri. Uçmak ister aşağılara doğru ama hayalleri de insanı yalnız bırakmaz, ve daldırır gider insanın hayallerr'inin gittiği yere kadar.
İşte bu mahalle'nin bu güzel yerinde, Hamit Takcı ve ailesi toprak ama güzel bir evde otururlar. Hamit, kendi halinde, kimseye zararı olmayan kendi çabasıyle çoluk çocuğunu geçindiren gariban birisidir. Onun bir kayın biraderi vardır, kendisi bir kaza sonucu kısmen felç olmuştur, birazda asabidir, kahrı bazen çekilmez olabilmektedir.Bazan da babasına kızar söylenir ve Hamit gile; “Ben bunu kesip doğrayıp kapınıza koyacağım” der, onlara gözdağı verir.
Günlerden bir gün sabahleyin Hamit dışarı çıkar ve bakar ki kapının önünde bir torba, ağzı bağlı, yanına yaklaşır ki torbadan kanlar akıyor. Torbanın her tarafı kan revan içinde. Hamit, bu neymiş diye torba'nın ağzını korkuyle açar aman Allah'ım kendisine kanlar içinde bakan siyah bir kelle.
“Vay babam” der elini dizlerine vurur içeri düşer ortaya serilir.
Çocuklar şaşırır ne oldu diye başına üşüşürler, aman baba aman herif ne oldu deselerde Hamit dışarıyı gösterir;
“Baban'ı kesmiş Hüseyin” der hanımına, dizlerine vurur ağlamaya başlar. Dışarı çıkamazlar tamam derler kesin onu kesmiş ne yapacağız diye hep birden ağlaşırlar. Akıllarına komşular gelir komşu da bir hanıma telefon ederler;
“Yenge aman yetiş kapıda ceset var”, komşu hemen sağolsun gelir ve cesaretlidir de yavaş yavaş torbayı açar ki, içerisinde keçi kellesi ve et dolu.
Mahallede keçi besleyen bir Hayati vardır, ancak o bu hayrı yapar derler. Gerçektende Hayati onlara;
“Size bir keçi yedireceğim” der dururmuş. Gece dağda aklına düşmüş, keçi'yi kesmiş, Say Dağ'ında onuda yüzmüş, eti torba'ya doldurmuş, sırtlamış getirmiş. Hamit gile demeden kapı'larına bırakmış gitmiş.
Hamit gil de hiç sormadan hemen eti sac'a kelley'i kazan'a doldururlar komşularıyle beraber hem çok şükür derler hemde gülerek akşama kadar bunları hep yerler.
Sevgili Hamit anlattığın bu olay hem size hemde bize bir ders olsun, her zaman hayat insana böyle hazır et yedirmez. Geleceğin rahat ve huzurlu çocuklarında vatana millete hayırlı bir insan olarak yetişsin.
Mustafa BOĞA
Mustafa bey dilinize sağlık.. ilk duyduğumdada çok gülmüştüm şimdide.
Telin bir gariplikler diyarı:)))