Vakit ve zaman öyle çabuk ilerliyorki,insanın şöyle dönüp bakması öyle zorki.Akıp giden gençlik yılları zevkli veya zorla geçen bir ömür ama ne olursa olsun eli ayağı tutan,tuttuğunu koparan ve gelecekten umutlu ama hayat o kadar boşki sahip olmak istediklerine sahip oldukça zamanın geçtiğinin farkına bile varmadan elinin altındakiler sevdikleri yavaş yavaş gitmeye başlayınca insan anlıyor ve bunun sonunun yok olduğunu...
İşte bu gençlik yıllarında gençmi genç karayağız bir delikanlı kezim hasan yani Hasan Emre.O yıllarda kasabamızın en güzel yerlerinde dört yolun çatı dediğimiz yerde karşıyaka mahallesine giden köprünün bir yanında Toklu tüccarı Süleyman Emre'nin bir tarafında ise Kezim Hasan'ın dükkanı vardı.
Kasabanın gençleri FaramuzTuran,Faik bilgiçin oğlu rahmetlik Refik ve Kayacı abüdin'in oğlu Mustafa dükkana gelirler.O zamanda bunlar bir ekipti Allah göstermesin millete yapmadık şakaları kalmamıştı millet kendilerini çok severdi.Dükkana gelirler;
---Hasan abi bize on kuruşluk leblebi ver derler,ve kezim hasan teraziye gramı kor ve başlar leblebiyi tartmaya,o arada Mustafa ile refik Hasan emmiyi lafa tutarlar ve Faramuz Turan'da terazinin kefesini parmağıyle alttan bastırır,Hasan emmi ne kadar leblebi varsa terazinin gözüne doldurur bir türlü gramı denkleyemez,leblebi torbasını getirir gene olmaz şaşırır terler o arada birde bakarki Faramuz Turan'ın eli terezinin altında basılı tutuyor işi anlar sinirlenir;
Leblebi torbasını kaldırdığı gibi bunlara fırlatır,kiloyu kapar kapıya bunların arkasına doğru fırlatır ama tutturamaz kilo kapıya öyle değerki sesi ta dışarı gider.Tabi gençler kaçışırlar kezim Hasan hızını alamaz terezinin tabağını karşıyaka mahallesinin köprüsüne doğru kaçan gençlerin arkasına fırlatır.
Kezim Hasan öyle sinirlenmiştirki gözleri dönmüş küfürlerin biri bin para,terlemeye başlamıştır o arada Dilki Mıhtad peydah olur Kezim Hasan'a;
---Hasan abi eve misafir geldide anam beş kuruşluk çay versin demezmi,Kezim Hasan,bir tereziye bakar terezinin tabakları yok bir gramlara bakar gram ile kilo yok ortalık darma dağın bir Dilki Mıhtad'a bakar ve o sinirinen;
---Get s..... lan şu gözümün önünden der.
İşte sevgili dostlar o olaydan sonra kafası dank diyen Kezim Hasan emmi bu işin kendisine fayda getirmeyeceğini anlar ve çoluk çocukla uğraşacağıma devletin bir işine girerimde çocuklarımı kurtarırım der.Adana'da devletten bir sandalye kapar ve çocuklarını okutur vatana ve millete hayırlı birer evlat olarak milletin hizmetine sunar.Kasabamızda da hizmetinin kalan kısmını tamamlar ve emekli olur.
Bir bayram ziyaretinde bulunup elini öptüğüm Hal hatırını sorduğum O gençlik yıllarındaki halini bildiğim Sevgili Hasan emmiyi çok düşkün ve üzüntülü gördüm,Niye üzülmesinki kendisine hem kardeşlik hem hanımlık hem ana ve babalık yapan yıllarını beraber geçirdiği sevgili Lütfiye'sini kaybetmişti.Dalı kolu herşeyi gitmişti ama yapacak bir şey yoktu,doğan her canlı mutlaka ölümü tadacaktı er veya geç.Sevgili Hasan emmi sana uzun ömür ve şifalar dilerken sevgili Lütfiye'anamızada Allahdan rahmet dilerim....
Üstad N. Fazıl Kısakürek'in ''Çile''isimli şiirinden bir dörtlük ile bitirmek istiyorum.
Bu nasıl dünya,hikayesi zor
Mekanı bir satıh,zamanı vehim
Bütün kainat muşamba dekor
Bütün bir insanlık yalana teslim...
Mustafa BOĞA