Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Yücel Çakmaklı ve Osmancık

Kategori Kategori: Portreler | Yorumlar 4 Yorum | Okunma 3972 Okunma | Yazar Yazan: osman | 13 Eylül 2009 00:45:59

Osman beye teşekkür ediyoruz

Yücel Çakmaklı ve Osmancık

Güzdü. Sonbaharın bütün asaleti ortalığı kaplamıştı. Doğduğum köyde ortaokul olmadığı için, bize en yakın kasabadaki ortaokula yazılacaktım. Babam “öğretmen olacaksın” diyordu. “Ben okuyamadım, sen okuyacaksın” diyordu. Daha o zamanlar alın yazıma işlemişti öğretmen olmak.

Güzdü… Ağaçlar hırkalarını yeni yeni çıkarmaya başlamışlardı. Sivas’a, bir takım elbise ve kırtasiye için gitmiştik. Aldığımız siyah takım elbiseye, mağaza sahibi bir adet kravat hediye etmişti. İlk defa kravat takacaktım. Hayallerimin alamadığı, büyük adam olma sözleri perçinliyordu her şeyi. Sahi nasıl büyük adam olunurdu? Nasıl bir çocuk, büyük adam olma ruhunu yakalardı?…

Güzdü… Bir takım elbise, bir yün döşek, birde gıcır gıcır kara lastik ayakkabı… Dokuz, on kilometre ötedeki Deliilyas Kasabası'na doğru yeni bir hayat. “Bibimin” orada kalacaktım üç yıl boyunca...  

Güzdü… İlk defa hasrete gebe bir andı yaşananlar. Okumanın ilk adımı Deliilyas Ortaokulu’ndan geçiyordu. Okulun başladığı ilk hafta, elbiseyi giyinmiş, kravatı bağlayacak birini bulmanın zorluğu içinde, bibimlerin hemen yanındaki evde oturan Filiz Yenge, imdadımıza yetişmiş, kravatımı bağlayarak, bu çözülmez düğümü çözmüştü.

Cebime de, ilk günün harçlığını koyup, “hadi göreyim seni” diyerek okula yolcu etmişti.

Mevsimlerden güzdü… Serçeler ve kargaların bir tek bizle kaldığı o tenha mevsim. Siyah takım elbise, mavi kravat, içi kitap defter dolu çanta ve gıcır gıcır lastik ayakkabı.

Deliilyas Ortaokulu’nda ilk günlerim. 1986 yılının Eylül’üydü ve ben ilk defa ayrı kalıyordum sevdiklerimden.. Hasret ilk defa yokluyordu kapımı. Günler geçiyor ve biz Deliilyas Ortaokulu’nda hayatı ilmek ilmek işliyorduk ruhumuza…

Okuldaki öğretmenlerimizden Ahmet Sevimli ve İskender Çankaya, “bu akşam Kuruluş diye bir dizi var. Sakın kaçırmayın okulda anlattıracağım” diye sıkı sıkı bize tembihlemişlerdi.

Korku belası seyredecektik bu diziyi. Geceyle birlikte TRT’li akşam oturmasında, ilk defa gördüğüm insanlar, bir bir geçiyordu ekrandan.

Oysa bize, başka kahramanlar öğretilmişti. “Ziyaret Tepesi’nin” başında, elimizdeki çubuğu havaya kaldırır, “gölgelerin gücü adına Hiiimen” diye bağırırdık.

Bizden olmayan bir şeydi bu ama, öğrenmiştik bir kere.

“Kuruluş”… Bütün ahalinin pür dikkat takip ettiği bir şeydi bu. Herkesin ilk defa gördüğü, lakin yüreğinden bir şeylerle hesaplaştığı bir şeydi. Söylenen her şey, binlerce yıldır akan bir su gibi, insan yüreğine akıyordu “Kuruluş”.

Hele Osmancık… “Bre Nikeferos…”, “Bre Abdullah gardaşım” dedikçe, içimizdeki “biz” dile geliyordu sanki.

İlk defa görüyorduk bu insanları. Şeyh Edibali, Ertuğrul Bey, Sungur Alp, Osmancık… Sahi kimdi bunlar? Neden biz ve büyüklerimiz ilk defa görüp, duyuyorduk bunları?

“Kayı” ne demekti, Bursa neden alınmalıydı? Yada onca atlının, “dünyaya adalet dağıtmak için” verdikleri o mücadeleyi neden ilk defa görüyorduk?…Mazluma kucak açan, zalime karşı koyan bu yitik zaman insanları kimdi?

Ve kimdi bu Yücel Çakmaklı, bu ziyafeti evlerimize getiren?

Hem değişikti bu “Kuruluş”. Bizden bir şeyleri salıyorlardı içimize… Vefa vardı, aşk vardı, iman vardı… “Bunlar bizim dedelerimizin hayatı” demişti öğretmenlerimiz. Ben çocuktum yeni öğreniyor olabilirdim ama, ya büyüklerimiz, onlar da yeni öğreniyorlardı dedelerimizi.

Onlar bizimdi, biz onların… Pür dikkat her bölümü izlerken, Osman Bey’in konuşması ve düşmana hücumuna kendini kaptıran Meryem Bibimin, “hay maşallah koluna kuvvet, Allah yardımcın olsun” diyerek kendini bir anda film senaryosunun içinde bulması, bu insanların bizden olduğunun ve binlerce yıldır içimizde taşıdığımız duyguların ifadesiydi sanki.

Ben ilk defa ayılıyordum bu diziyle. “Benim atalarım çok büyükmüş” diye gururlanıyordum. Akşam seyrettiğimiz bu dizinin, okulda bir cümle arkadaş ve öğretmenlerimizle kritiğini yapıyor, kendimizce hisseler alıyorduk.

Özellikle benim en çok hoşuma giden, satır satır ezberlediğim, Şeyh Edibali’nin Osmancık’a söylediği sözlerdi:

“Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana...

Güceniklik bize; gönül almak sana..

Suçlamak bize; katlanmak sana..

Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana..

Geçimsizlikler, çatışmalar,uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana..

Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana...

Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana..

Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..”

Yıllar geçti, yaş yolu yarıladı ve hala ben unutamadım o diziyi. Belki yüzlerce defa aynı heyecanla seyrettim desem mübalağa etmiş olmam.

İnsan kendinden olana, nasıl ilgisiz kalabilir?

Geçen haftalarda Yücel Çakmaklı’nın Hakka yürüdüğünü duyunca içim burkuldu doğrusu. Bize sevdirdiği, kendimizi düşündüm bir an. Bizden olanı, yeniden görmemizi sağladığı geldi aklıma.

Yücel Çakmaklı bir mum yaktı. O mumun ışığında yol alacak, yeni yönetmenlere yeni işler bırakarak gerçek âleme göçtü.

Daha sinemaya aktarılacak nice kıymetlerin olduğunu söylüyordu hep. Mesela İstanbul’un Fethi… Yahut Necip Fazıl… Yavuz’un Mısır Seferi… Kadı Burhanettin… Çanakkale Zaferi… Daha sayamadığım nice kıymetli değerler, yeni sinemacılarımızı bekliyor.

Siz bu milletin özüne hitap edin, göreceksiniz ki bir nesil de, size sevgiyle hitap edecek…

                                                      Osman ÇELİK         osmancelik58@hotmail.com

 | Puan: 10 / 12 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Naci TOPRAK { 04 Şubat 2010 20:15:15 }
Kanal 7 televizyonu namına "Selam olsun Anadolu'ya" adlı dökümanter bir dizi çekimleri vesilesiyle 2 Ağustos 1995 tarihinde Darende'ye de uğramıştı merhum üstad... O yaz günü İmam Hatip Lisesi'nde idarede nöbetçi idim. Bir Ford Transit münibüste dört kişilik bir ekiple gayet mütevazi bir eda ile Çakmaklı hocayla karşılaşınca gözlerimize inanamamıştık. Büyük usta, sanatçılara tavır biçen Sinemanın Hocası sade bir yol aracıyla... Osman hocanın belirttiği gibi, "İstanbullu Hoca"yı "Çolak Salih" i karekterize eden büyük usta ne kadar da mütevazi idi. Muhterem Hamideddin efendi ile görüşmesi, o mekanlarda çekim yapması bizler için bulunmaz fırsatlardı tanıklık etmede. Daha sonra Elazığ'a doğru yönelmeden ,Okulumuzun girişinde Atatürk köşesi yanında kilim üstünde bağdaş kurup semaver çayı içmesi orada bir mülakat lütfetmesi asla unutulmayacak anılarımız arasına girdi.O röportaj Somuncubaba Dergisinin 6. sayısında (Eylül 1995) yayınlandı.Akşam Efendi hazretlerinin, maruf bahçedeki köşkünde yapılan çekimde Merhum bizzat kendileri de kareye girmişti.Musa hoca güzel ilahileri söylerken... Makamı cennet ; yarı, yaranı veliler olsun... Teşekkürler Osman hocam. Selamlar..
Hidayet Takçı { 13 Eylül 2009 23:17:18 }
Sevgili Osman Hocam,
Belki çok farketmediğimiz, es geçtiğimiz bir alan film veya sinema sektörü, fakat bir filmin belki 40 nasihatten fazlasını verebildiğini görerek bu alana daha fazla özen göstermemiz gerekiyor. Yeni Yücel Çakmaklı'ların sektöre girmesi ve topluma faydalı olması tek temennimiz. Böyle önemli bir konudaki böyle güzel bir yazıdan dolayı teşekkür ediyorum.
ebubekir gür { 13 Eylül 2009 07:46:17 }
Değerli Osman hocam! Geçmişte ecdadımızın yaşadığı şanlı tarihimizden hepimizin alacağı dersler var.Hep ecdadımızın yaptıklarıyla övünüyoruz (her ne kadar küfredenler olsada). Kökü mazide olan atiyiz diyoruz ancak geçmişimizi geleceğimize taşıyamıyoruz. Türk- İslam medeniyetinin yeniden inkişafı için geçmişin değerlerini hayatımıza aktarabilmeliyiz. Sadece söylemlerle bu yolda tek bir adım bile atamayız. Osmanlının ordu-medrese ve tekke ayakları üzerine kurduğu medeniyeti aynı temeller üzerinde bina edebiliriz. Şeyh Edebali''nin Osman Bey''e nasihatini çerçeveletip duvarlara asmışız. Lakin bunun muhatabı noktasındaki idarecilerimize bakınca görüyoruz ki uysallık yerine öfke,gönül almak yerine gücenme,katlanmak yerine suçlama, hoş görmek yerine acizlik, adalet yerine çatışma, bağışlama yerine şom ağız, bütünlemek yerine bölmek hep onlarda. İdarecilerimiz ise toplumun temsilcileri, yani bizlerde farklı değiliz.Tüm değerlerimizi, ideallerimizi, inandıklarımızı nefislerimize kabul ettirip ihlas ve muhabbetle hayata aktaramadan nasıl olacak? Yıllarca bu medeniyetin hamisi görünerek milleti mi aldatıyoruz acaba? Ve yine böyle bir medeniyeti ehil olmayanlar yüklenemez ve geleceğe taşıyamazlar.
Emrullah TOPRAK { 13 Eylül 2009 03:29:28 }
Değerli kardeşim Osman Hocam, Rahmetli Yücel Çakmaklı'nın anısına kaleme aldığın bu yazı için tebriklerimi arzediyorum. İstanbul'da öğrenci iken birkaç kez kendisi ile görüşme şansım oldu. Bir kısmını hayata geçiremediği çok güzel projeleri vardı. Türkiye'de mutlaka çok değerli sinema yönetmenlerimiz vardır. Ancak milli sinemayı, köklerimizle barışık olan sinemayı Yücel Çakmaklı ile tanıdık ve sevdik. Burada şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Geçenlerde yabancı bir belgesel kanalında Kazıklı Voyvoda'nın filmini tanıtıyorlardı. Sırplar, batılılar kendi rezil, kanlı tarihlerini o kadar allı pullu, güzel sunuyorlar ki, güçlü krallar, temiz giyimli dürüst(!) papazlar vs. vs. Bizim klasik Yeşilçam filmlerini hatırladım bir anda. Fakir Baykurt hikayeleri tarzında uçkuruna düşkün imam tiplemeleri, kafası bozulunca kelle alan padişahlar. Bu mu bizim tarihimiz, sinemamız dedim. Şiirlere bile sokmuşuz "padişahı kovduk" diye. Neyse ki son zamanlarda böyle şiirleri okutmuyoruz artık çocuklara. İnşallah yeni Yücel Çakmaklılar çıkar Rahmetli'nin yarım kalan rüyalarını gerçekleştirir. Yüce Allah'tan değerli yönetmene rahmet diliyorum.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1020 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI