Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

BAB-ÜL HACC-I EKBER

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 9 Yorum | Okunma 2260 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 11 Eylül 2009 05:14:02

Ebubekir beyden bir yazı...

BAB-ÜL HACC-I EKBER

Hacc-ı ekber en büyük hac demektir.. Bazı âlimler, hacc-ı ekber’in Resulullah(sav)’ın haccı olduğundan bahsetmiş bazıları da her fert için kabul olmuş her hacc’ın hacc-ı ekber olduğunu ifade etmişlerdir. Hacc-ı ekber her yönüyle mükemmel olan ve Allah indinde kabul gören hacdır. Bu elbetteki kolay bir şey değildir. Maddi ve manevi bütün şartları hakkıyla yerine getirere hac yapmak bu zamanda zor bir olay.. Zira Allah Resulü(as); “Bir zaman gelir ki, hacca sultanlar gezi için, zenginler ticaret, fakirler dilenmek, din görevlileri de gösteriş için giderler” buyurarak Allah için haccetmenin zorluğundan bahsetmiştir.

Bununla beraber Peygamberimiz(as); “Kim Allah için hacceder de kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arınmış olarak döner” buyurmuştur. Demek ki hacc-ı ekber’in sonunda günahların bağışlanması vardır.

Yine insan bir Arif-i Billah’ın elinde Tövbey-i Nasuh yaparsa onun da günahlarının bağışlanacağı ifade edilmiştir. Müslümanın günahlardan temizlenmesi, ahlakı hamidenin elde edilmesi, Allah(CC)'a hakkıyla kulluk yapılması ve ibadetlerde edebe riayet edilebilmesi için Allah dostlarıyla dost olmak gerekir. Zira insan O’nların yanında dostluğu ve edebi öğrenir. Edebe riayet edilmeden yapılan bir ibadetin Allah indinde bir değeri yoktur.

Şah-ı Nakşibendi(ks) hz.leri; “Bab’ül Hacc-ül Ekber” buyurmuştur. Yani bu kapıyı ziyaret etmenin sevabı hacc-ı ekber sevabıdır demiştir. İbrahim Hakkı (ks) Hz.leri de Tillo’da medfun olan şeyhi İsmail Fakirullah(ks) Hz.lerinin kapısına; “Bu kapı, hacc-ı ekberdir” yazmış..Hadis-i Kudside belirtildiği gibi Allah tarafından sevilen kimseler ancak Allah'ın muradına göre konuşurlar. Yani O'nların sözleri hakikatten başka bir şey değildir."Allah için sevmek ve Allah için ziyaret etme"nin karşılığında cennet vaadedilmişken elbetteki bu gönül dostlarını ziyaretin ve onlara ittiba etmenin değerini anlamaktan çok uzağız.

İnsan tekkede ahlak-ı hamideyi, kemalatı elde eder. Her kim ki nefsini ıslah edip güzel ahlakı elde ederek hac yaparsa bu kişi haccın kadrini, kıymetini anlar. Niyetini düzeltir, kulluğun tadını alır. Nefsini boş ve lüzumsuz şeylerle geçirmez. Onun için arifler “önce tekkeye sonra Mekke’ye” demişler. Tekkede nefsini ıslah etmeyenin, gönlüne marifet nurları dolmayanın, ilahi idrak sahibi olmayanın haccın hakkını vermesi zordur.

İnsan ancak kalbini kirlerden temizlediği zaman o kişiden güzel işler ortaya çıkar. Kalbi tasfiye olmayanın sözü katı ve yaralayıcı olur. İnsanlara ve Allah'a karşı edebi zayıf olur. İnsanların hukukunu koruyamayan Allah ve Resulü’nün hukukunu hiç koruyamaz. İnsanların, amirlerin, ariflerin huzuruna çıkmasını bilmeyen Allah ve Resulü'nün huzuruna çıkmasını da bilemez. Namazda Allah’ın huzurunda olduğunu ayn-el yakin müşahede edemeyenin hacda bunu yakalayabilmesi de muhaldir.

Sivas'ta alim bir zat anlatmıştı.Hacı hacda aldığı yoğurdu beğenmemiş; “bizim memleketin yoğurdu nerede bu nerede?” demiş. Hacda bile kalbini, ruhunu değil nefsini doyurmak, tatmin etmek davasında… Her şeyde bir incelik ve edep vardır. Bunu anlayabilmek lazım. Mesele yoğurt meselesi değil edep meselesidir.

Bir kimse birine misafir olsa ve önüne getirilen ikramları beğenmese nankörlük etmiş olur. Halbuki hacı Mekke de Allah’ın, Medine de ise Resulullah’ın misafiridir. Bu ikramları da böyle anlamak gerekir. Allah ve Resulü'nün misafiri iken bile birbirimizle kavga eder, cedelleşir, kalp kırarız.

Mehmet Ildırar(emekli yarbay) bir gün hacca giderken Seyyid Muhammed Raşid(KS) Hz.leri ona şöyle talimat verir; “Mehmet ! Hicaz itaat makamıdır. Sen Medinelilere karışma, onlar Resulullah’ın hemşerisidir. Mekkelilere karışma, onlar Beytullah’ın komşusudur. Hacılara karışma, onlar Allah’ın davetlisidir. Senin kusurun varsa sen onu gör, kimsede kusur arama. Kimseyle münakaşa etme, kimseyi gücendirme. Hacı demek ölü demektir, ihram kefen gibi değil midir?”

Orada Yunus’un dediği gibi “dövene elsiz, sövene dilsiz” olmak gerek. Allah ve Resulünün hatırına…Herkesin sıkıntısını çekmek ama kimseye sıkıntı vermemek gerek..Bu kal ile değil hal ile olur.Yani her ibadetin zahiri bir yönü, farzı, vacibi, sünneti olduğu gibi birde manevi yönü, edebi, aşkı, muhabbeti, takvası, ihlası vardır ki asıl ibadeti Allah indinde daha değerli kılan bu yönüdür. İşte bu tasavvuftur.

Edeb bilmeyenler ayaklarını Allah Resulüne doğru uzatıp da yatarlar. Edeb bilenler ise Şair Nabi gibi Resulullah’ın makamının değerini ve anlamını bilir. Orada terk-i edeb edilemeyeceğini ve edebin nasıl olması gerektiğini de bilir ve öyle davranır. Sonrada Allah Resulünün övgüsüne mazhar olur.

Sakın terk-i edebten, kûy-ü mahbub-u Hüdadır bu.

Nazargah-ı ilahidir, makam-ı Mustafa'dır bu.

 

Müraatı edeb’le, gir Nabi bu dergaha.

Mutaf-ı kudsiyadır, busegah-ı enbiyadır bu.

Bu edebi elde etmeden hacc-ı ekber yapmak ve bu edebi elde etmek kolaymı?

Seyda hz.lerinin halifelerinden birisi, Şanlıurfada görev yaptığı yıllarda ziyaret ettiği Ravzay-ı Mutahhara’da namaz kılarken Allah Resulü'nün türbesi çok hafif yana ve arkaya düşüyor ve Hz. Ebubekir(ra) olduğunu anladığı bir zat tarafından” sen kimin huzurunda namaz kıldığını biliyormusun?" Diye ikaz edilerek bu hareketin bile edebe aykırı olduğu ifade edilmiştir.

Yine edebin ne olduğunu bilen ecdadımız trenler Medine'ye girerken tekerlerine keçe bağlamışlar. Ta ki çıkan sesle Allah Resulü rahatsız olmasın diye. Bu gün bizler bu ince ruh halinden ve edebten ne kadar uzağız.

Mevlana Celalaeddin-i Rumi(ks) hazretlerine daha önceden haccını ifa eden bir müridi gelerek yeniden hacca gitmek için izin ister. Mevlana hz .leri ona akşam gelmesini söyler. Akşamleyin Mevlana hz.leri sema halindedir. Hac izni için gelen müridi gördüğü manzara karşısında hayretler içindedir. Kabe-i Muazzamanın Mevlana hz.lerinin başında dönmekte olduğunu görür. Mevlana(ks); “Oğlum, kabe bize geliyor, sen nereye gidiyorsun?” buyurur. Bu ifade elbette hacca gitme manası taşımaz. Bu demektir ki tekkenin kıymeti bilinmeden Mekke’nin kıymeti bilinmez. Tekke’den geçerek Mekke’ye gitmek insana edeble hac yapmanın ve gerçek kulluğun yolunu açar.

İşte kamil mürşitlerin, varis-i Nebi olan zatların kapısı, tövbey-i nasuhun, kemalatı elde etmenin, Allah'a dost olmanın, nefsi ıslah etmenin kapısıdır. İnsan bu kapılarda edebi öğrenir.Edeb öğrenilmeden ibadet edilmez.Taklitten tahkike ulaşmanın ve makbul ameller işlemenin yolu kamil terbiye edicilerin kapısından geçer. Bu kapıları ziyaret insana hacc-ı ekber sevabı kazandırır ve hacc-ı ekberin kapılarını açar.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

hıdır kaya { 17 Eylül 2009 10:45:20 }
hulasai kelam anlaşılıyorki mustafa kardeşimiz ne ilmi ne fikri isdifade peşinde... tamamen ortalıgın şenlendigi, şaklabanlıgın hat safaya çıktıgı, kıran kırana luzumsuz tartışmaların yaşandıgı bir ortaoyunu arzusunda... mustafa kardeşim şen bir ortam arzuluyorsan bence zekeriya beyazla ismail nacarı bulsan daha ala olur...
herkese aynı selamlar...
Mustafa BOĞA { 16 Eylül 2009 15:59:11 }
Ha şöyle bir canlılık gelsin,sanki üzerimize ölü toprağı serpildi ya...Kızmak küsmek yok.Kesinlikle burası bir fikir bahçesi ise herkes istediğini yazmak zorunda ise herkesin yazdığınıda okuyanlar kabul edecek diye bir dayatma yoksa,bırakın herkes istediği şekilde yazsın.aşırıya gitmemek şartıyle hakaret etmemek şartıyle.Burası eğer herkesin ortak malı ise bir yazı yazıldığı andan itibaren herkesin ortak malı olmuştur.isteyen istediği şekilde tenkit veya kabul edebilir.cahil kendi bildiğine göre akıllıda kendi bildiğine göre yazsın.bizler ne kadar kızsakta ayrı yollardan hareket etsekte nihayet ana yolda birleşmek mecburiyetindeyiz.kimisi erken gider cennete kimiside cehennemi dolanır gider cennete.Korkmayın kimse boşlukta kalmaz,herkes kendine göre bir yer bulur.Herkese selamlar,hıdır'ada ayrıca selamlar
Hulusi Takcı { 16 Eylül 2009 11:19:30 }
Kardeşler,önceden beri sevgi ve saygıya dahalı paslaşmalarınız ve tatlı muhabbetlerinizi okumaya alışık olduğumdan,bu kadar gerilmenizi yadırgadım. Ümmet içindeki anlayış ve algılayış farklarından kaynaklanan çatışmalar devamlı olagebilmiştir. Çatışmalardan kastım insanların birbirini tekfir etmesi değildir. Bu tartışmaları devam ettirmek bir şey kazandırmıyor ,zıtlaşmaları ve kemikleşmeyi getiriyor,buda insanların birbirini anlama yollarını tıkıyor.Dini inançlarımız ,imanımızın gayesi nedir? Allahı razı etmek dünya ve ahirette kurtuluşa ermek. Sınanma araçlarımız dünya daki yaşam şartlarımız ve birbirimizle olan ilişkilerimiz değilm?.Sabır,kanaat,teslimiyet bizim şartlara karşı takınmamız gereken tavırlar. Birbirimizi rencide ederek, üzerek, kırarak bu sınavı kazanamayız.Sınavda kazanmak için önce kendimiz kendimizden razı olacağız,sonra insanlar bizden razı olacak ki gerçek rızaya ulaşalım.Allah için sevip Allah için buğzedelimki imana ermiş olalım. allah gönüllerimize esenlik versin selametle kalın
Mustafa BOĞA { 16 Eylül 2009 10:02:02 }
Güzel kardeşim evet fazla uzatmıyacağım yalnız şunu diyorum ben cahilim bilmiyorum sadece sana bir bilmiş olarak şunu soruyorum.Ben hacca gitmek istiyorum allah kısmet ederse inşallah,hangi tekkeye başvurup hangi şeyhden nefsimi terbiye etmesini isteyeyim?bana apaçık yazarmısın,malumya kapısının üzerinde''bab'ul Hacc'ı ekber''yazan bir kapı bulamadımda.Bana ve benim gibilere yardımcı olabilirmisin.şimdiye kadar bizleri aydınlatan müftüler hocalar prof.lar bize böyle bir şeyler demediler,bizler kılıçları çoktan kaldırdık kardeşim,hilafet devrinde yaşamıyoruz,bak kılıçlardan keskin nice kalemler var şu zaman islamın yaşandığı en güzel ülkede yaşıyoruz,ne güzel bu güzelliği görenlere ne güzel bu aydınlığı devam ettirmek isteyenlere...Selamlar
hıdır kaya { 15 Eylül 2009 12:36:35 }
Dostlarım gücenmezlerse eger bi maruzatım olacak; mustafa beyin kullanmış oldugu "vatanı ve dini kurtaracak olan lar kimlerdir" cümlesinde sık sık karşılaştıgımız sakat bir durum söz konusu... "dini kurtarmak" vatan kurtarabilirsiniz, mal mülk kurtarabilirsiniz ama din başka bir olgudur yaşayarak kendinizi kurtarabilirsiniz... kasıt olduguına asla inanmıyorum ama toplumumuzda çok sık rastlıyoruz "dini kurtarmak" sakat bir ifadedir... selamlar...
ebubekir gür { 14 Eylül 2009 23:46:37 }
Sayın Boğa, aslında sana cevap yazmayacaktım. Zira yazdıkların tam bir bilgisizlik yada yanlış bilgi ürünü. Sana ne yazsam sen anlamayacaksın.. Bunu farkettim. Hidayet Allahtan, O istemeden biz isteyemeyiz. Ancak bu yorumları okuyanların kafaları bulanmasın ve senin yüzünden fesada uğramasınlar diye yazıyorum.
1- Sana göre eski şeyhler, alimler iyi idi ama şimdikiler kötü. Bazıları derki; Kürtten evliya, koyma kapıya.. Bu söz ne kadar saçma ise senin sözünde öyle.. Evliya Allah'ın dostu ise Türk- Kürt olmuş fark edermi. Allah dostum demiş.. Ama bizim kaba softa kapıya koyma diyor. Allah Resulü, Benim varislerim(Resulullah'ın zahiri ve batıni ilmine varis) gelecek diyor. Her asrın başında Allah bir müceddidi din gönderir diyor.Bazı insanların vesilesiyle yağmur yağıp rızıklandırıldığımızı söylüyor.Bir kişiden, üç, beş, yedi, kırk(üçler, yediler, kırklar) ve üç yüz kişiden bahsediyor ve bunlardan birisi ölürse yerine alttakilerden birisi geçer ve kıyamete kadar bu makamlar boş kalmaz diyor.Ahir zamanda Allah'ın halifesi Mehdi (as)'ın geleceği müjdeleniyor. Yeryüzünde Allah Allah diyen kalmayınca kıyamet kopacaktır diyor. Bu hadisi tefsir eden Muhyiddin ibni Arabi hz.leri "bundan kasıt zamanın kutbudur. Ne zaman ki kutuplar biterse o zaman kıyamet kopacaktır. Zira gerçek manada Allah diyenler onlardır buyuruyor. İmam-ı Rabbani ve diğer bir çok Allah dostu; "nakşibendi tarikatı ve hanefi mezhebi kıyamete kadar devam edecektir" demişler. Bu hadis ve sözleri çoğaltabiliriz.Bunlardan anlıyoruzki evliyalar, kamil zatlar, mürşitler kıyamete kadar devam edecektir.
2-Peygamberimiz(as); ahir zamanda bir rekat namazın sahabelerin kıldığı elli rekat namaza denk olduğunu söylemiştir. Yine ahir zamanda islamın onda birini yaşayan kurtulur ama sizler islamın onda birini terkederseniz helak olursunuz demiştir. Zira ahir zaman iman kurtarma zamanıdır. Bu nedenle az bir amel bile çok değerlidir. Bu zaman zordur, iman zaafiyeti çoktur, iman tehlikededir. Bu nedenle müslümanın Allah dostlarına, mürşitlere daha çok ihtiyacı vardır. Madem ki bu zamandaki az bir amel sahabenin amelinden daha değerlidir. Bu zamanda Allah Resulüne tam ittiba ederek islamı harfiyyen nefsinde yaşayan mürşitlerin eski devirlerde yaşamış şeyh ve alimlerden daha az değerli olduğunu kimse söyleyemez.Ama genelde hayatta iken değerleri pek anlaşılmaz.
3-Eski devirlerde devletin kolu her tarafa yetişemiyormuş.. Allah Allah.. Bunları nereden uyduruyorsun.Tarihçi Hammer derki; Kendi zamanında sadece Anadolu ve Rumelide 1250 civarında tekkenin olduğundan bahseder. Ecdadımız her caminin yanında bir medrese ve birde tekke kurmuş. Padişahlar hep bir şeyhe bağlanmışlar. Zannedersinki tekkeler kuş uçmaz kervan geçmez dağ başlarında kurulmuşlar. Sadece İstanbul merkezinde bile yüzlerce tekke vardı.Demekki o zaman devlet her yerde yoktu, dolayısıyla boşluğu tekkeler doldurdu. Şimdi ise devlet her yerde var, diyanet var, fakülteler var, prof.lar var. O zaman şeyhe gerek yoktur. Buna kargalar bile güler. Bu bence tam bir tasavvuf ve tarikat cehaletinin emaresi. Bre desteksiz atan Boğa, dün şeyhe gidenlerin başında hep alimler geliyordu. Senin prof.ların onların eline su bile dökemezler.Yinede senin var dediğin o profların da çoğu ne hikmetse şeyhe gidiyorlar. Alim yolu tarif eder ama mürşit insanı Allah'a götürür. İmamı Şafi hz.leri ümmi olan Şeyban-ı Rai hz.lerine gidiyordu. Dediler ki, ona niye gidiyorsun? Sen büyük bir alimsin.O ise bir ümmi. İmamı Şafi; Gördüm ki o Allahı benden fazla tanıyor. Dün böyle idi bu günde böyle. Bunca alim ve prof boşamı onlara gidiyor zannediyorsun. Niyetini düzelt ve kamil birisine git de ne olduğunu sende görürsün. İhlası ve takvayı yakalayamayınca sureti kemalat zannediyorsunuz.
4- Bediüzzaman Şöyle buyuruyor;" Bu tarikat-ı aliyenin, sünneti seniyye dairesindeki iyiliklerinin kötülüklerine üstün geleceğine delil, ehli dalaletin(sapıkların) hücumu zamanında imanlarını muhafaza etmeleridir. En küçük rütbeli bir tarikat ehli, zahiri bir mütefenninden/ alimden daha ziyade kendini muhafaza eder. Muhabbeti ve zevki tarikat vasıtasıyla kolaylıkla zındıkaya sokulmaz, onunla imanını kurtarır. Büyük günah işlemekle fasık olurlar ancak kafir olmazlar.Bir kimse muhakkik(hakiki) bir alim zatta olsa, tarikattan nasibi yoksa ve kalbi harekete gelmiyorsa bu günki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkilleşmiştir" Bediüzzaman böyle diyor. Acaba proflar, hocalar kendilerini muhafaza edebileceklermi?. Bediüzzamana göre hayır.Kendini bile kurtaramayan başkasına ne verebilirki????? Şu ilim sahibi olmakla irşat işinin farkını bilen birilerine sorup öğrenin. Yoksa daha çok acayip durumlara düşersin.
5_ Yine Bediüzzaman tarikatın, alemi küfrün ve siyaseti hristiyaniyenin İslamiyeti söndürmek için hücumlarına karşı İslamiyeti koruduğunu söylemiştir.Dün böyle olduğu gibi bu günde böyledir.
6- Hacı olmak ayrıdır, hac sevabı almak farklıdır. Hakeza şehit olmak farklı şehit sevabı almak farklıdır. Bazı hadislerde Peygamberimizin; şöyle yapan nafile hac sevabı alır...umre sevabı alır vs. şeklinde hadisleri vardır.Yine Pygamberimiz bir müslümanı Allah için sevmenin, Allah için ziyaret etmenin karşılığında cennet vardır demiştir. Peki ya bu ziyaret edilen bir peygamber varisi kamil bir Allah dostu ise bunun sevabı bir hacc-ı ekber olamazmı?? Allah isterse elbetteki kabul olmuş bir hac sevabıda verir.
7- Senin denklemlerin senin olsun.Bizim böyle denklemlerle işimiz yok.
8-Tekkelerin yada mürşitlerin yaptığı hizmeti idrak edemeyince aynı görevi devletin yaptığını söyleyebilirsin. Devlet belki alim yetiştirebilir ama mürşit yetiştiremez.Mürşit fakültede yada okulda yetişmiyor. Bin tane alimden bir tane mürşit çıkmaz.Mürşit bir terbiye edicinin yanında nefsini ıslah ederek, kalbini tasfiye ederek ve tüm sünnetleri nefsinde yaşayarak yetişiyor. Birileri çıkıp sana islamı anlatabilir, öğretmenlik yapabilir ama irşat yapamaz. Çünkü bu devletin öğrettiği ilimle olmaz. Hızır(as)ın ilmiyle olur. "himmete muhtaç dede. nerde kaldı başkasına himmet ede.
9- Sana göre şeyhlere gerek yok.Ama İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani vs. bir şeyhe gitmenin farzı ayn olduğunu söylüyor. Sen bilgisizce ve desteksiz atıyorsun ve nefsinden konuşuyorsun. Farzı ayn üç tane ilim vardır.a- Akaid ilmi b- Ahkam ilmi c- Tezkiyeyi nefis ilmi.. Allah herkese nefsiyle mücadeleyi emretmiş ve nefsini tezkiye edenlerin felah bulduklarını söylemiştir. İşte bu ilim tasavvuf ilmidir, batın ilmidir yada ledün ilmidir. Her şeyde olduğu gibi bu ilim de bilenden öğrenilir. nefsini bilmeyen ve tezkiye edemeyenler bana bir şey veremez.
10- Hem hiç kamil şeyh tanıdınmı? ne kadar tanıdın? Senin gibi onları inkar eden bir çok kimse ilk gördüklerinde ayaklarına kapandılar. Allah dostları iki tarafı keskin kılıç gibidir. Böyle yapmaya devam edersen bir gün bu kılıçlara toslayacaksın.haberin olsun. Sonra söylemedin deme. Son söz; Bir daha yazarken biraz bilgi sahibi ol ve öyle yaz.Gülecek halim yok.
Mustafa BOĞA { 14 Eylül 2009 11:00:08 }
Sevgili kardeşim,güzel söz kime ait olursa olsun her zaman güzeldir.O sözlerini alıp söylemek o kişileri tasvip etmek değildir.Siz beni anlamıyorsunuz,ben eskiden yaşamış alimleri haşa ben kimim ki onları tenkit edeyim bu benim gibilerin harcı değildir.Güzel kardeşim o zaman larda tekkeler ve bu tekkelerdeki zatlar görevlerini başarıyle yapmış veya yapmamışlardır,bu bizim bileceğimiz iş değil.O çağlarda devletin kolu her tarafa yetişmiyordu devletin bu görevlerini bu tekkeler ve alimler devam ettirmişler ve çokta başarılı olmuşlardır.Ama benim derdim şimdiki yaşadığımız zamana aittir.Bu tekkeler ve şeyhler kimlerdir,vatanı ve dini kurtaracak olan lar kimlerdir,yani açıkcası kapılarına ''bab-ül Hacc'ı ekber''yazılacak yerler neresidir.O zamnın şartı neydi dinin durumu neydi o tekkelerin derdi neydi vazifesi neydi de o alimler öyle konuşmuşlardır.Onu araştırmak lazımdır.Şimdi durum öylemi devlet her yerde vardır şimdi,diyanet denen bir kuruluş vardır,fakülteler prof.lar vardır,din kurulu üyeleri vardır,ve herşeyden önemliside bizim ülkedeki dini anlayış ve inançlar diğer ülkelerden kat kat üstündür öyle değilmidir.Bunlar şimdi mersedesli şeyhlerdenmi kaynaklanıyor.Ve hac farizasınıda dikkat buyur ben şimdiki zamanı kasdediyorum,böylesi yerlere ziyaret ve tabi olmakla eşdeğermi bulalım.milletin kafasını bulandırmayalım,o zatların ne amaçla söylediklerine iyi bakalım.imam Ebu hanife çok zengin birisydi,malının yarısını alim yetiştirmek gayesi ve din için diğer yarısınıda o zamanki emevilere karşı mücadele için harcamıştır.Bir sözlerinde ''bunlarla mücadele etmek hac kadar önemlidir demiştir''Şimdi bu sözünü kime karşı kullanalım,o o zamana ait söylenmiş bir sözdür.Şimdi bir denklem kuralım(kur'an+Sünnet)=İslam değilmidir.Şimdi (tekke+şeyh+onlara uymak)=Hac ve İslamın beş şartından birisi hac ise o zaman (Tekke+şeyh+onları ziyaret+onlara tabi olmak)=İslamın şartımıdır.Bu hangi yerde yazar.Evet güzel kardeşim inkar değildir,bu bir gerçektir,şimdiki zamanda tekke ve şeyhlere gerek yoktur,bunların görevlerini devlet laikiyle yapmaktadır,ve başarıyle Diyanet işlerimiz bunu gerçekleştirmektedir.illaki müslümanlığın şartında bir tekke veya bir şeyhden el alma işi yoktur.O yazıyı kapılarına asacak yerler bence bitmiştir.Selamlar
ebubekir gür { 12 Eylül 2009 00:28:45 }
Ben ne camiye yararım, ne havraya
Bir başka hamur benimki, başka maya
Yoksul gavur, çirkin o..... gibiyim
Ne din umurumda, ne cennet, ne dünya

Bu dünyadan başka dünya yok, arama
Senden benden başka düşünen yok, arama
Vazgeç ötelerden, yorma kendini
O var sandığın şey yok mu; o yok, arama

Bir damla şarap ver, Çin senin olsun
Bir yudumu bütün dinlerden üstün
Söyle, ne var dünyada şaraptan hoş?
O acıya tatlılar feda olsun.
Mustafa kardeşim bu dizelerin de Hayyam tarafından yazıldığı ifade edilmiştir. İranlı bir matematikci olan Hayyamın kökten bir din karşıtı olduğu belirtilmiş bazı eserlerde. O tam bir Gazali ve tasavvuf karşıtıdır. Gazali ile çağdaş olan Hayyam''ın bu ve benzeri fikirlerine kimse itibar etmemiş, sufiliğin devlet yönetimine hakim olması ve halkın büyük teveccühü karşısında beyhude yere çırpınmış durmuştur. Allah dostları karşısında kim üstün gelmiş, kim haklı çıkmış ki?
Böyle bir adamın dizeleriyle bana cevap vermeye çalışıyorsan senin adına ancak üzülürüm. Sen Şah-ı Nakşibendi hz.lerinin, Erzurumlu İbrahim Hakkı hz.lerinin ve diğer sadatların sözlerine itibar etmeyip inanç noktasında bile şüphelerle bocalayan iranlı Ömer Hayyama mı itibar ediyorsun.Çok yazık!. Keşke tasavvufu anlamış, bilmiş olsaydın.. Ben tekke derken sadece taştan, duvardan, binalardan oluşan bir yerden bahsetmiyorum. Tekkeden maksat Peygamber varisi bir mürebbinin makamıdır. Tekkeye gitmekten maksat bir mürşide varmaktır, tövbey-i nasuh yapmaktır, ahlakı hamideyi elde etmektir.Sen arza bakarak kemalatı elde edebiliyorsan ne mutlu sana. Senden başka bu şekilde ulaşan varmı bilmiyorum.Ey benim güzel kardeşim! Yunusun, Mevlananın gözüyle bak diyorsun da kendinle çelişiyorsun. Tapduk Emre ve Şems-i Tebrizi olmasaydı Yunus ve Mevlana olurmuydu?.Bunlara bakmasını ve görmesini öğreten onlar değilmi? Onların kalp gözlerinin açılmasında vesile olan mürşitleri değilmi? Kendi kendilerine mi ilahi idrak kapıları, basiret gözleri açıldı da hikmeti, takvayı, ihsanı elde ettiler. Bunu işte tekkeye giderek elde ettiler. Bende bunu ifade etmeye çalışıyorum. Bediüzzaman da dahil tüm kamil insanların yolu bu olmuştur. Anlamayana yapabileceğimiz bir şey yok.Herkese selam ve saygılar...
Mustafa BOĞA { 11 Eylül 2009 13:21:48 }

Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
tekkede,manastırda eremezsin
Birkez gerçekten sevdinmi bu dünyada
cennetin,cehennemin üstündesin
                                Hayyam
Hz.mevlana''Aramakla bulunmaz,ama bulanlar yalnız arayanlardır'' Evet arayış güzel bir şeydir,aşığın maşuğunu bulmasıdır.Her yer onun eseri değilmidir,mekan ve yer arz neylesin.. sen hala yermi arıyorsun...yeterki ara sev onu heryerde onu görürsün,ne tarafa bakarsan bak yeterki görmesini bil yunus'un mevlana'nın gözüyle bak.ne mutlu böylelerine ne mutlu bu gözle bakanlara...selamlar
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun395 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI