Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Suçatı'na Doğru Ağır Zaman

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 3 Yorum | Okunma 2351 Okunma | Yazar Yazan: osman | 11 Ağustos 2009 21:38:28

Osman Beye Teşekkür ediyoruz.

Yeni Sayfa 2

Suçatı’na Doğru Ağır Zaman

“Hayatı hesaba katmadan plan yapmayın” derdi bir dostum. Sahiden de, önceden yapılmış nice plan programın aksadığına şahit olmuşumdur. Lakin adımların kendi seyri âlemi içerisinde de, işleyişine bir sözümüz hiç olmadı. Bizler, yazılan bir senaryoda figüran olduğumuzu unutmuş bir durumda iken, içine doğru akan bir ırmak, kendi mecrasını şaşırmadan yoluna devam ediyor. Ve hayat, bildik tiyatrolara aldırmadan, kendi bakışını eksiltmeden, adım adım ilerletiyor ağır zamanları.

6 Ağustos 2009 Perşembe Kayseri

Sivas’ın serin günlerinin ardından, bir pastırma sıcağında, Kayseri’nin belki de tek sevdiğim görüntüsü Erciyes, bütün yüceliğiyle selamlıyor herkesi. Koca bir şehir ve ardına düşen binlerce insan. Sonu olmayan bir koşturmanın cenderesinde, kıvranan insanlar. Sahi niçin koşturur bu insanlar? Ne alır ve ne satarlar üç günün her birinde?

“Ölürse Tenler Ölür, Canlar Ölesi Değil”

Gecenin bir yarısında, ölümün ansızın gelmesi ile irkilen bedenlerin, 75 koca yılın noktalanmasını haykırıyordu sanki. Bir ömre düşen saniyelerin, son gongu kadar anlamlıydı her şey. Tedaviye cevap vermeyen Lütfiye Ebe’nin yorgun bedeni, daha fazla dayanamamıştı, hayatın alacalı bulacalı gidişine. Tanıdığım ilk günden beri, hafızamda “tam bir Osmanlı kadını” imajını çağrıştıran, hayat ile bağlantısını dengede tutan, şaşa ve gösterişten uzak yaşayan bir toprak kadını. Bir Anadolu, bir anne, bir baba, bütün dalları gölge ile hemhal bir çınar…

7 Ağustos 2009 Cuma Pınarbaşı

Kayseri’den aldığımız emaneti, bir hüzün yumağı eşliğinde, doğduğu topraklara doğru, peşi sıra dizilen arabalarla götürüyoruz. Anlamını yitirmiş her şey geçiyor aklımdan. Ölüm kadar anlamlı bir şey olmasa gerek. Ölüm kadar insanı etkileyen bir hikâye daha yazamadı yazarlar. Koca bir ömrün, sükût içinde yatışı kadar, insana nasihat eden yoktur inanın.

Uzun yolun orta yerinde ulaşıyoruz Pınarbaşı’na. Denizin kenarında kurulmuş bir ilçe konumunda. Barajın deniz gibi, efil efil göründüğü bir yer. Cuma vaktini kaçırmamak için Sanayi Cami’nde, Cuma namazını kılmak için sağa doğru sapıyoruz. Yeni yapılmakta olan cami, on, on beş kişilik ekipe de kollarını açıyor hemen.

7 Ağustos 2009 Cuma Gürün

Pınarbaşı’ndan ayrılan konvoyumuz, yüzükoyun, nice medeniyete beşiklik etmiş Gürün’e doğru ilerliyor. Gür ırmakların bereketini görmek mümkün. Meyvenin sebzenin velhasıl tabiata dair her güzelliğin bol olduğu bir ilçe. Kayalıkların ortasında, bir yaşam alanı oluşturmuş insanlar doğrusu. İmkânsızlıkların imkâna dönüştürüldüğünü orada görmek mümkün. Umutsuzluğun, umutla yeşerdiğini orada görmek mümkün…

7 Ağustos 2009 Cuma Suçatı

Yolumuz Suçatı’na doğru ilerliyor. Epey bir kalabalığın cenaze için orada toplandığını söylemek mümkün. Köklü bir belde. Geleneklerin hala canlı olduğu bir yer. İkindi namazı akabinde, toprakla vuslata hazırlanan Lütfiye Emre için orada, tanıdık ve tanımadıklar.

Gerçi fazla tanıdığı olmayan biri için, hiç de yabancılık çekmedim doğrusu. İkindi namazından sonra toplanan kalabalık, içlerinden birini daha sonsuzluk âlemine göndermenin hüznü içerisinde, saf saf sıralanan insanlar, haklarını helal ettiklerini söylüyorlar gür bir ses ile. ..

Evlerin balkonlarında, kalabalığın seyrine dalan çocuklar ve kadınlar, gözyaşları içerisinde, cenaze namazına bakıyorlar. Kim bilir, hangi yakınlarını uğurladılar bu yoldan. Sırası gelenin itirazsız boyun eğdiği ebedi yolculuğun, her yürekte bir yangını dillendirdiği muhakkak…

7 Ağustos 2009 Cuma Suçatı, Ali Hoca’nın Sohbeti

Cenazenin defin işlemlerinden sonra, Anadolu’ daki bin yıllık gelenek olan “Kuran Okutma”burada da hala geçerliliğini sürdürüyor. Mezarlıktan gelen insanlar, akın akın, önceden hazırlanan bahçede toplandılar. Başsağlığı dilemeden önce okunan Kuran-ı Kerimler, hüzün ortamını manevi atmosfere çekmekle kalmayıp, bir cümle ahalinin geçmişlerinin ruhuna da ithaf edilmekte.

O arada, sözü alan yaşlı biri dikkatimden kaçmadı. Coşkulu konuşmasını pür dikkat dinleyen kalabalığın, dikkatli bakışları eşliğinde, bir bir sıraladı hikmetli nasihatlerini. Masallardan gelen, yitik bir halk filozofu görünümünde. Kim olduğunu yanımdaki arkadaşa sorduğumda, bu şahsın kasabanın maruf simalarından, Ali Hoca olduğunu söyledi. Güzel şeyler anlattı doğrusu. İlerlemiş yaşına aldırmadan, dimdik sözü ve yürüyüşüyle konuştu Ali Hoca. İnsanının içinden çıkan, onların dertlerini dert edinen bütün herkes dikkatimi çekmiştir zaten.

7 Ağustos 2009 Cuma Suçatı Dut Ağacı altında sohbet

Akşamın karanlığı yavaş yavaş üzerimize inerken, kalabalığın, bir bir çekilip gitmesiyle, daha bir hüzne ram oluyor insan. Dut ağacının altında, cırcırböceklerinin akşam musikileri, insanı bambaşka âlemlere götürüyor sanki. Hiç bitmese gece… Oldum olası geceye meftunumdur zaten. Oldum olası, tabiattaki her canlının bir şeyler söylediğini düşünürüm. Kora halinde şarkılarını söyleyen böceklerle, gecenin hoş sohbeti vaktini şaşırmadan devam ediyor.

Yaşı kemale ermiş insanları çok severim. Çocukluğumdan bu yana, hep yaşları büyük olanlarla konuşmuşumdur. Akranlarımla pek konuşmadım desem yeridir. Onlardan çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Dut ağacının altında, küçük bir halka ile sohbeti, geceye demirledi zaman. Kayseri’den gelen Âşık Veli ile Suçatılı Nurettin Takçı’nın komik ve düşündürücü anlatımlarını, inanın bunca yıllık kitaplarla iştigal eden birisi olarak, çoğu eserde göremedim. İtiraflar, yanılgılar, keşkeler, iyikiler derken gece, benim istediğim demde seyri âlemine doğru ilerledi. Çok şey öğrendiğimi belirtmek isterim. Zaman, bir cümle haşeratın tanıklığı eşliğinde, esen serin rüzgârlara demirledi sanki. Göz göz ışıklarla, geceyi noktalamaya çalışan Suçatı’nın, hangi hikâyeleri de bağrında sakladığını, doğrusu merak edenlerdenim. Ölümü, her dem unutmaması gereken âdemoğlunun, ölümde nice öğütler olduğunu da unutmaması gerek. Toprakla vuslata eren birinin, gerçek âleme adım attığı bir günde, bizim de toprakla haşır neşir olmaklığımızı artırmamız lazım.Sahi ne demişti bizim koca Yunus: “Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil.”

OSMAN ÇELİK

 

 | Puan: 10 / 7 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Nurten Takcı { 02 Eylül 2009 16:08:33 }
Halam cefakar vefakar çilekeş ince düşünceli kadirşinas edep timsali ağırbaşlı ailesini çevresini herşeyin hatta sağlığının bile üstünde tutan mekanı cennet olası canım halam....İnsan bazen yaşadıklarını unutmak gerçekleri görmek istemiyor ama şu bir gerçek halam artık ebedi aleme göç etti.Tatil dönüşü yazınızı aynı acıyı yaşayarak okudum elinize sağlık, o anı çok güzel anlatmışsınız tanık olduğum kadarıyla.
Kemal { 18 Ağustos 2009 21:22:44 }
Sayın Osman hocam çok güzel bir yazı, teşekkür ederim ancak haddim olmayarak birşey belirtmek istiyorum. "Pastırma sıcağı" sizin yazınızda geçtiği gibi yaz günlerinin sıcağı değildir, özellikle ekim ayının sonlarında olmak üzere sonbaharın serin günlerinde kısa süreli olarak ortaya çıkan ve gıdaların kurutulmasına şans veren sıcaklar için kullanılan bir tabirdir. Hatta bu "zamansız"lıkları ve şaşırtıcılıkları nedeniyle yaz hariç diğer mevsimlerde de ortaya çıkan sıcak havalar da zaman zaman pastırma sıcakları ismi ile nitelendirilir. Teşekkürler.
Hidayet Takçı { 11 Ağustos 2009 22:44:40 }
Hocam bu ne güzel yazı yine böyle. Eline, gönlüne sağlık, gözlerim nemli nemli, söylediklerini yaşayarak okudum var olasın. Geçmişlerimizin ruhuna el fatiha diyorum, sizlere de rabbim uzun ömürler versin. Hepimizin başı sağolsun...
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1080 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI