Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Divriği'ye Doğru Ağır Zaman

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 2479 Okunma | Yazar Yazan: osman | 29 Temmuz 2009 14:32:27

Osman Beye Teşekkür ediyoruz…

Divriği’ye Doğru Ağır Zaman

Kayıt düşülen bir hayat kadar, anlamlısı yoktur” der bir düşünür. Hayatı anlamlandıran anlamların en muteberi, zamanı donuklaştıran satırlardır. Satırlardan yoksun hatıralar kadar iç acıtıcısı da yoktur hani. Nice kayda değer anların, kalem ve kâğıdın azizliğinden azade olduğu için, varlık sebebinin en önemli rüknü kabilindedir. Ve tenhalaşan bir giz arayıcısı endamıyla, yıllara uzak düşen lakin gönle uzak düşmeyen Divriği’ye doğru ağır zaman işlemeye başladı.

26 Temmuz 2009 Pazar Tecer Dağı

Sabahın erkenin de yola koyulan arabanın sakin ilerleyişi, bir ip nizamındaki yolu daha da hareketlendirerek, heyecanı beraberinde taşıyan istifhamlarla yoluna devam ediyor. Ulaş’ın hemen kıyısından ilerlerken Tecer’in o haşmetli salınışı, adeta göz kırpıyor bizlere. Tecer Dağı, büyük dağ… Nice kervana konaklık eden, nice bağrı yanık yolcuya su veren Tecer Dağı. Tecer’in hemen yanı başından geçerken tarihin tozlu raflarına uzanıyor zihnim. Tam 7 tane su değirmeninin olduğu, bir cümle ahalinin un öğütmek için orada konakladığı, türkülerin, manilerin dilden dile dolaştığı Tecer Dağı. Âşık Ruhsati Baba’nın da bir müddet çalışmışlığı geliyor aklıma. Orada bulunan çerçilerle, atışmalarını düşünüyorum kendimce.

Orada türkü harmanında pişenler, yüreklerini doldurduktan sonra başkalarını pişirmeye koşuyorlar. Kinsiz, garazsız zamanlar… Tecer Dağı, yüceler yücesi dağ. Kerem’in dahi uğrayıp, “ey yarenler Aslım buradan geçti mi?” diye nida ettiği söylenen dağ…

26 Temmuz 2009 Pazar Yağdonduran

Uzak iklim şarkıları besteleyen çayır kuşlarını görmesek de, onların varlıklarını bile bile gözlerim dolanıyor yeşilliklerde. Bozarmaya yüz tutmuş dağlar, bir iç şiiri kadar alınganlığı dillendiriyor bende. Ölüm kadar yakın, mutluluk kadar uzak şiirler.

Arabamız, yokuşa doğru kendinden emin bir tırmanış içinde devam ederken, oradan her geçtiğimde taze, soğuk Yağdonduran Suyu’nu içmemek hiç olur mu? Kısa bir mola akabinde, mis gibi soğuk suyu avuçluyoruz ellerimizle. Soğuk su, soğuk rüzgâr… Orada rızkını temin etmek için duran satıcılar, ekmeğin onurlu kavgasını hatırlatıyorlar bana. Efil efil esen rüzgâr, birkaç saniyelik zihin anaforuna sokuyor beni. Çocukluğum bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor adeta. Ay dedenin parıltısı eşliğinde, esen rüzgârın cama vurmasını hatırlıyorum Yağdonduran’da. Ah gönlüm seni neylemeli?

26 Temmuz 2009 Pazar Kangal

Yağdonduran’dan hareket eden arabamız, yol boyu ilerlerken, tek tek gözüken köyler, sanki terk edilmiş bir hissi uyandırıyor insana. Yol boyu bir iki insan gözüküyor sanki. Uçsuz bucaksız ovalarda, hemen hemen hayvancılık yok denecek kadar az. Diz boyu otlar öylesine sararmayı bekliyor. Oysa ne güzel hayvancılık yapılır buralarda. Keşke büyük şehirlere gitmek yerine buralarda yaşasa insanımız.

Kangal girişi, bizi kocaman bir Kangal Köpeği karşılıyor. Yaklaşık iki insan boyunda bir görünümle merhaba diyor bizlere. Güzel yapmışlar doğrusu. Düz bir alanda Kangal. Tipik bir Anadolu yerleşimi. Yeni yeni gelişme işaretleri mevcut. Kangal Ağaları ile özdeşleşmiş bir ilçe. O anda, türküler de takılıyor aklıma. En çok sevdiğim türkü. Ta öte yıllardan beri her duyduğumda tanıdığım yanık bir Kangal türküsü:



Kangal'dan aşağı Mamaş'ın köyü
Derindir kuyusu serindir suyu
Güzeller içinde Zeynep'in huyu
Zeynep'im Zeynep'im allı Zeynep'im
Beş köyün içinde şanlı Zeynep'im



Bu türkü kadar anlamlısı var mıdır acaba, sevgiliye nazda? Bu türkü kadar içli bir söylenişi var mıdır acep türkülerin? Kangal’dan Mamaş’tan seyre duran gönlün, kim bilir Zeynep’te aradığı mutluluk neydi sahi? Paraya, pula sevdalı günümüz insanının, bu türküde azıcık duraklaması lazım…

26 Temmuz 2009 Pazar Divriği

Dereler, tepeler, platolar göz alabildiğince uzanıyor. Büyük otlaklar, yol kıyılarındaki kaynak suları… İnsan baktıkça daha bir âşık oluyor memleketine. Aşk bu bizimkisi. Hani Anadolu’cası var ya aşkın işte öyle. Dağa, taşa, kurda, kuşa sevda. Memleketimin her zerresine sevda… Eğri büğrü yollarda ilerleyen arabamız, iki saati aşkın bir zaman sonunda Divriği’ye varıyor. Divriği nakışın, taşın, aşkın, dünyanın başşehri…

Bizi bekleyen dostumuz, bir rehberin bilgeliği ile ilçeyi tanıtmaya çalışıyor. İlkin kapı tokmakları gözümüze takılıyor. Gelen misafir hakkında ön bilgileri sezdiren kapı tokmakları. Gelenin bayan mı, çocuk mu, erkek mi olduğunu anlamaya yarayan kapı tokmakları. Daha henüz mahremiyetin berhava edilmediği yıllarmış o yıllar. Şimdi her şeyin bitpazarına düştüğü çağları yaşar olduk. Hatıralarımız bile, teknolojinin hışmına uğradı.

26 Temmuz 2009 Pazar Divriği Ulu Cami

Divriği’yi ziyaret amacımız olan Divriği Ulu Cami’ne doğru yavaş yavaş ilerliyoruz. Zamana meydan okuyan bir abide. Nakış nakış taşla söyleşmiş bir abide. Gergef gergef taş nakışlarda, geçmişin gönül rayihası duyuluyor sanki. Bolluğun, bereketin, aşkın, vefanın kokusu duyuluyor sanki ta ötelerden. Kazan kazan kaynayan tarhanalar misali, kokusu öteyi çağrıştıran bir gül medeniyetinin nişanesi sanki. Hayata tutunma abidesi. Hayatı taş şiiriyle anlamlandırma haşiyesi. O taş dantelleri izlerken, rehberimizin anlatımları eşliğinde, zihnim her nakışlı taşı gördüğünde, şiir ülkesine doğru yol alıyor:



Kazmayı kayalara değil kalplere vur ey
Ferhat niçindir kırdığın bunca taş senin
*
Anne seninle bağrın döğer gider mi acı
Hanidir Ferhad'dan aldığın ders taş senin
*
Ölüm sendendir bana nedir taşlamak beni
Bana güldür çiçektir attığın her taş senin”



Taş işte deyip geçmemek lazım… Taş işte deyip, nakkaşın aşk ile vücuda getirdiği zaman şiirlerini görmek lazım. Yapracığının her birinde, en nazenin anlamların olduğu yoncaları, bir seyyahın acemi bakışlarından araklayıp, yeniden soluklamak lazım. İç içe geçmiş kahırları dahi, koca koca taş bakışlarıyla incelten ve inceltirken de kendi gönlünü incelten bir taş tabibinin yürek kokusu geliyor sanki. Taşa şiir yazılır mı demeyin sakın. Taşa değil şiir, ansiklopediler dolusu anlatımlar kaydedilmiş. Ne yok ki bu taş dantelinde. Aşk, bağlılık, vefa, nezaket, doğallık, duruluk velhasıl insanı kâmil var. Kapıların kapısına açılacak, bu dünyanın kapıları var sanki. Sıra sıra sıralanan nakışlar, bu taş şiirinden ne sırla sızdırırlar bilinmez ama onun söyleyeceklerini çözmek için epey bir gönlü hamlıktan kurtarmak lazım. Taş şiiri işte. Bağrı taş olanların dahi, gönül kalemiyle oyularak dantelleşeceğini anlatan bir taş manzumesi. Yüzyıllar önce inşa edilen bu medeniyeti, anlayamamanın verdiği bir sıkıntı da doğmalı içimize. Onların taşı pamuklaştırdığı kadar, bizim insanı taşlaştırmamız geliyor aklıma. Onların o yüce duygularını keşke alabilsek yüreğimize. O zaman daha bir nezaket kaplayacak içimizi. O zaman daha hoşgörülü olacağız herkese karşı…

O taş şiirini siz de görün. Onu gördüğünüzde, kalbinizdeki sevginin daha da arttığına şahit olacaksınız. Onu solukladığınızda, ötelerden gelen mis kokulu bir medeniyeti de soluklayacaksınız. Taşın üzerine yazı mı yazılırmış diye, bu satırların yazarını sakın suçlamayın. Elbette taşın üzerine yazı yazılır. Kalem sevgi ile tutulur ve sevgi ile bakılırsa hayata, taşın üzerine en güzel yazılar yazılır. Memleketimin her köşesi cennetten bir bahçe benim için. Sahi siz o taş şiirini görmediniz mi? O taşın gül bahçesindeki, geçmiş zaman yolcularının fısıltılarını duymadınız mı? Onların gönül deryasından su içmediniz mi? O taş şiirini soluklayınız efendim. Yolunuzu ve gönlünüzü Divriği’ye mutlaka düşürünüz. O gönlünüzün taşla yıkanıp, pamuklaşacağını göreceksiniz…

Osman ÇELİK


 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazılmamış

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1044 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI