Osman Beye Teşekkür ediyoruz...
Ben Bir Dut Ağacıyım
Ben bir dut ağacıyım
Dallarım özgürce gök yüzüne ulaşır
Her bir yaprağım, kendini en güzel sanırdı
Ne zaman meyveler vermeye başladım
Aç gözlü insanlar tarafından taşlandım
**
Ben bir dut ağacıyım
Üç beş meyvem için kırdılar, kolumu kanadımı
Mutluluktan tebessüm eden yapraklarımı
Soldurdular, kestiler can damarımı
**
Ben bir dut ağacıyım
Misk kokulu çiçekler açan tomurcuklarım yok artık
Bir yetim gibi sahipsiz kalmışım
Kimsecikler korumaz beni
Bir damla hayat suyu verenim yok
Meyve vermişim diye kötülük edenim ise çok
Mahmut Hayran
Ben bir dut ağacıyım…
Ben bir dut ağacıyım yıkık bir duvar dibinde. Bahara doğru açılır kollarım. Issız bir şiir gibi hissettirmem duygularımı. Hiç oralı olmaz, beni tanıyanlar. Bir tenhada, göz göze gelmekten korkarım yağmurlarla. Şerbetli bir rüzgar esmeye görsün bedenime; o zaman kelebekler tüner dallarıma. Kırmızı, sarı, mor hepsi, öbek öbek öperler yapraklarımdan. Kızım kızım kızaran yemişlerim, güneşle selamlanır aniden. Hele vakit güze döndüğünde, mini minnacık bir çocuğun ceplerine iner yemişlerim. Dallarım savrulur, rüzgarlarla ötelere. Ben çağıramasam da, ürkek iki serçe tüner bağrıma. Küçücük gagalarıyla çekiştirirler dutlarımı...
Ben bir dut ağacıyım. En son, sarı bir çocuktan içtim hayat suyunu. En son, bir mor kelebek selamladı yemişlerimi. En son, bir turna katarı uğradı, iklim şarkılarıma. İnsanlar kökümden söküp atıncaya kadar, yemişlerimin en güzelini vereceğim çocuklara. Yapraklarımı, ipekböceklerine yorgan yapacağım bir zaman…
**
Ben bir dut ağacıyım…
Yanımda yöremde olsa da çeşit çeşit ağaçlar, içimde taşırım nedensiz bir öksüzlüğü. Annelerinin kucaklarından, okula koşan çocukları görünce, tarifsiz bir acı kaplar yüreğimi. Pıtı pıtı seslere kapatırım gözlerimi. Ben yanmaya yakın bir yalnızlıkla cebelleşirken, yapraklarımı büzemem yinede. Tarifsiz bir kırlangıcın kanat çırpışı gibi, pır pır atar yüreğim. Nice ağaçlar olduğu halde etrafımda, ben yalnızlığı içselleştiren bir dut ağacıyım. Viran olmuş bir evin, geçmiş zaman masallarına kulak kabartan bir dut ağacıyım. Nerede nasıl olduğunu bilmediğim, bir hayatı özler eksik yanlarım. Küçücük çocukların, ellerinden içtiğim sularla tutunurum yaşama. Yaşamı, bir şiir gibi uzaktan haykırırım anlayana…
**
Ben bir dut ağacıyım…
Dün gece, nazlı bir iğdecikle söyleştim azıcık. Hemen yanı başımdaki iğdecik. Hani şu güney yamacımdaki. Yıkık duvarın hemen yanındaki var ya…Hani şu serçelerin hep dallarına konduğu iğdecik. Bildiniz değil mi onu? İşte onla söyleştim dün gece. Yıldızları seyrediyordum ki, “hey dut ağacı çiçeklenmem yakın” dedi bana. Asıl çiçek açtığımda izle beni dedi. Nasıl kokarım insanların burnuna. Nasıl efil efil ararlar beni kırlangıçlar. Duvar dipleri meskenim olsa da, azıcık bir güneşle açan çiçeklerimle övünürüm dedi. Azıcık bir zamanda neşelendiririm etrafımı. Sen kollarını göğe uzatıver dut ağacı. Ben hemen yanı başında, sana gelen kelebekleri uğurlarım yanına. Yeter ki sen üzülme dut ağacı. Yeter ki yemişlerini hazırla sarı saçlı çocuklara.
Sağ ol dedim iğdeciğe kendimce. Açtıkça çiçeklerin, alacağım bağrımın girdaplarına. Misk kokulu güllerle bir tutacağım, senin nazenin duruşunu…Dün gece bir iğde ağacı anlattı bana yaşamın güzelliğini. Azıcık bir zamana yaydığı kokularıyla, mutlu olduğunu anlattı bana. Sarı sarı çiçekçiklerinden, nasılda bir rayiha yayıldığını öğretti bir bir. Nasılda o kokuya hasret insanların, yılın on iki ayı, kendisini beklediklerini söyledi bir bir.
**
Ben bir dut ağacıyım…
Oynayamadığı için oyundan atılan bir çocuk gibi, boynu bükük bir halim var benim. Bahçelerde, bostanlarda bütün ağaçlar neşe içinde söyleşirken birbirleriyle, ben ayrı dururum nedense. Herkesin en mutlu olduğu anda, ben kendi içimde yaşarım hayallerimi. Bir tek göz göz yapraklarıma inen kelebeklerden sorarım ahvalimi.
Alıp başını gidende turna katarları, tarla kuşları şakımalarını kesende, öteye beriye savrulan kelebekler sırra kadem basanda, daha bir yalnızlık kaplar içimi. Uzak dağların en tenhasında, zamana meydan okuyan yalnız bir ahlat ağacı gibi yalnızlaşır bedenim. Kavakların suya namzet duruşları gibi, içimin pınarları tükenir nedense. Dutlarımı taşlayan çocuklara bile kızamam bir türlü. Küt küt bağrıma inen taşlara bile aldırmadan, yemişlerimin biran önce mini minnacık masum çocukların, ceplerine inmesini isterim…
**
Ben bir dut ağacıyım…
Dün gece, nazlı bir iğdecikle söyleştim azıcık. Hemen yanı başımdaki iğdecik. Hani şu güney yamacımdaki. Yıkık duvarın hemen yanındaki var ya…Hani şu serçelerin hep dallarına konduğu iğdecik. Bildiniz değil mi onu? İşte onla söyleştim dün gece. Yıldızları seyrediyordum ki, “hey dut ağacı çiçeklenmem yakın” dedi. Asıl çiçek açtığımda izle beni dedi. Nasıl kokarım insanların burnuna. Nasıl efil efil ararlar beni kırlangıçlar. Duvar dipleri meskenim olsa da, azıcık bir güneşle açan çiçeklerimle övünürüm dedi. Azıcık bir zamanda neşelendiririm etrafımı. Sen kollarını göğe uzatıver dut ağacı. Ben hemen yanı başında, sana gelen kelebekleri uğurlarım yanına. Yeter ki sen üzülme dut ağacı. Yeter ki yemişlerini hazırla sarı saçlı çocuklara...
Osman ÇELİK osmancelik58@hotmail.com
hocam bn eren özkur belki tanımışsınızdır hocam nasılsınız iyimisiniz yazınnızıda okudum ellerinize sağlık hocamm
Edibane intakınız tam da bizim oraları vasfetmeye muvafık düşmüş.Teşekkürler Osman hocam.. SELAMLAR