“bir mevsim bahar için
bir ömür hazan yaşayabilirim
mevsim şeritlerinde.
raydaki buzlar
trenin kahkahalarıyla kırılır
asfalttan hızla kalkar kuşlar
peygamber yalnızlığını bir ömür taşıyabilirim
**
yanlış anafikir çıkaran yatılılar
hayatın ve şarkıların
yalnızca nakaratına katılırlar
usulca terk ederler
şairleri ve mesnevileri..”
Bir mevsimi, motiflerden çıkaran parmaklar kadar dokunaksızım yine. Çoğu zaman, kelimelerin hoyratlığından dem vuruyorsam da; bezginim bu hayatın çetrefilliğinden. Neye uğradığımı daha kestiremeden, tarihini bilmediğim istifhamlara kapılıyor yüreğim...
**
“Eksik yanları, adamı adam yapar” derse de bir bilge, tamlayanı olmayan bir cümle kadar pervasızım bu günlerde.
Bu günlerde, kırık yanlarımın sızlamasında da öte, ne için yanıp yakıldığımın cahiliyim. Kendimin cahiliyim bu günlerde. Kendime söz geçiremeyen; kendimin meftunuyum bu günlerde...
**
Her sabah, serçelerin musikisine dalan yüreğim, çalı çipriden kurulu yuvalarının sıcaklığına râm oluyor... Ah yüreğim, yine heyecanın en kalabalığını yaşıyor... Yine, yaşanması gereken bir devrana dönüyorum...
**
Ah hayat, anlamını yitirdiğim divanelik... Kayıpların çetelesini gün yüzüne çıkarmaktan ar edinen, kırıklıklar manifestosu. Geçmişin içleri kanatan rayihasından, bir türlü kendini alamayan meçhul bilgelik. Ah hayat, sana dahi burun kıvırmanın destansı heyulası...
**
Gülmekten kasılan suratımın, bir palyaço boyasına özlemini, kaç yıldır çektiğim halde, burnuma havuç dahi geçirmeyi tam akıl edinmişken, ne menem bir sukutla yeniden yüzleştirdin beni.
Beni neden bilinmez dertlere duçar eyledin. Kırık bir hayatı, heybemizde taşıdığımızdan dolayı mı suçluyuz gözünde.
Ah hayat, neylemeli seni, seni ne ile eylemeli?...
**
Kurşun kalemin seyrine dalan yılların, bir silgi darbesine uzak olacak kadar, uçarı bir silinmişliği sakladığını nerden bilebilirdim. Nerden bilebilirdim, hatalarımın utancından kendimi sukutun kollarına bırakmayı. Nerden bilebilirdim, yılların bir gün benden hesap sorabileceğini...
**
Kırık bir hayatta kaybettim sanki yalnızlığı. Kırık bir hayatta buldum sanki yalnızlığı. Kalabalıkların, gündemine sırtımı çevirerek, kendi içimde yol almanın ne menem güzel olduğunu yeniden öğrendim. Ah hayat, daha neler öğretip, neler alıp götüreceksin içimden... Otuza vurmuş çentiklerden, daha neler öğreteceksin cahil benliğime...
**
Niçin kalabalıklarda yalnız olur-um- insan?... Niçin yalnız zamanlarda kalabalıklaşır yüreği?... Çıkıp gelen hatıralar, neden yalnız bırakmaz insanı?
Neden her gördüğü suret, geçmişten nişaneler taşır ruhunda?... Neden yüreğinin ritimlerine eşlik edemez bazen? Neden, bir alaca karanlıkta, kendini yağmurun kollarına bırakır...Neden?...
Ah, hayat sen yok musun sen... Sen değil misin, yaşanmışlıkların hatıra yüklü ormanında bizleri dolaştıran...Sen değil misin, yağmurdan önce sağanağı gözlerimize sunan?...