Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Sivaslılar'ın Deli Mustafa Hocası

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 5 Yorum | Okunma 4021 Okunma | Yazar Yazan: osman | 02 Mayıs 2009 15:08:33

Teşekkürler Osman Bey

Sivaslılar’ın Deli Mustafa Hocası

Eğer Sivas’ta yaşadıysanız, mutlaka kolunuza ihtiyar bir adamın girip, sizi sorgu suale çektiğine şahit olmuşsunuzdur. Onu tanımayanların, şöyle bir irkilip “sende kimsin be adam” demelerine fırsat bırakmadan, ahret soruları soran bu kişinin, Mustafa Hoca olduğunu sonradan öğrenirsiniz.

Kızmaya yeltendiyseniz de kızamazsınız, çünkü onun sevecen bakışı, keskin zekası ve nazlı duruşu sizi hemen etkiler.  Hele bir de, ağzından dökülen Arapça ve Farsça beyitleri de duyduysanız, hayretiniz bir kat daha artar. Onun geçmiş zamanlardan gelen, yitik bir derviş olduğu hükmüne varırsınız.

Efendim, Mustafa Hoca’ya, bu şehrin yetiştirdiği ender şahsiyetlerden biridir desek yanılmış olmayız. Derin ilminin yanında, nükteleri ile de, herkes tarafından sevilen, sayılan bir muhterem idi.

Fevri çıkışlarından mıdır, herkes tarafından sevilmesinden midir, Sivas halkı onu Deli Mustafa diye gönlüne yazar.

Halkın, yüz yıllardır gelen sağduyusu, her zaman deli ile velî arasında gidip gelir. Kimin deli, kimin velî olduğunu Allah bilir ama, Mustafa Hoca’yı bu iki anlayış içinde telakki eden, epeyce bir yekûnu tutar. 

**  

İmamlık göreviyle iştigal ettiği, herkesin malumu olsa da, onun asıl işi gençler ve sarhoşlardır. Herkesin kaçtığı ve dışladığı sarhoşlarla ahbaplık eder, onları, bir hal yolunu bulup, hizaya çekmeye çalışır…

Gençlerle muhabbet etmeye hiç doyamaz. Dini konularda, onları suale çeker. Eğer sorduğu  sorular bilinmezse, vay geldi başa. Okkalı azarları, bir biri ardına sıralar. Lakin hiç kimse gücenmez bu tatlı ihtiyara. Onun azarında bile, bir öğüt, bir ikaz vardır…  

Her ne kadar imam dediysek de, normal imamlarla bir tutmamız doğru olmaz.Cumaları okunan hutbelerden tutun da, sair zamanlardaki sohbetlerinde de, asla ve kata müftülüğün verdiği matbu yazılara riayet etmez, kendi kafasından hutbeyi irad eder. Sözü her daim gediğine koymayı da ihmal etmeyen, kendi şahsına münhasır bir zât.

 **

Onun caminde, cuma namazları, hınca hınç dolar, bir cümle cami cemaati, Mustafa Hoca’nın hışmına uğramamak için, gözlerini, onun gözlerinden kaçırır ve sataşmasına uğrayanlar ise, ya bir daha o camiye gitmezler, giderlerse de, kuytu yerleri tercih ederler. Onun hutbede celalli konuşmasına hayran olanlar, hiçbir Cuma namazını kaçırmadan, tekmil hazır ve nazır bulunurlar camide.

Mustafa Hoca’nın takılmalarına da alışan cemaat, “acep Deli Mustafa Hoca bu hafta ne konuşacak” diye, merakla arkasında saf tutarlar...

Ünü, Sivas sınırlarını bile aşan bu yitik zaman halk adamı hakkındaki rivayet sağanağı, dilden dile dolaşıp, hayli bir efsaneye de kapı aralamıştır.   

**

İmamlığın yanı sıra, siyasi faaliyetlerden de geri durmayan Mustafa Hoca, propaganda için gittiği köy ve kasabalarda da, ateşli konuşmalar yapar. Muhalifleri,  bir takım canlılara benzeterek, dinleyenlerin kahkahayla gülüşmelerine sebep olur. Hatta rivayet olunur ki; “siyasi çalışmalar için ilçelere veya köylere giden partililer, “Mustafa Hoca, oy kazandırdığı gibi de kaybettiriyor” diye onu almadan yola çıksalar da, o bir yolunu bulup, başka bir ekiple, köylere gider,  hararetli konuşmasını yapıp, kendini saf dışı bırakmaya çalışan ekibi de iyice benzetip, “tövbe hocam, bir daha seni almadan asla gitmeyiz” diye yalvarmaları sayesinde affeder. 

**

12 Eylül’ün o karışık günlerinde, o da bazı sıkıntılar yaşar. Kısa dönemlerde de olsa, hapse girip çıkar. Hocam hapiste ne işin vardı diye takılanları, “oğlum sen anlamazsın” diye gülümseyerek  geçiştirir. Aslı, astarı olmayan ihbarların kurbanı olur. Lakin Deli Mustafa Hoca, aldırmaz bu sıkıntılara. Hoca hakkında rivayet edilen olaylar o kadar çoktur ki, başlı başına bir kitap hazırlansa yeridir. Doğru mudur yanlış mıdır bilinmez ama, o Sivas insanının hafızasında tatlı sert Deli Mustafa Hoca olarak iz bıraktığı için, rivayet edilenlerin, ucundan bucağından, doğruluk payı vardır diye, hüsnü niyet etmek iyi olur sanki.  

**

Yine Sivas’ın meşhur simalarından Muhsin Kaya ile Mustafa Hoca’nın bir sohbetinde şahit olmuştum. Şamatanın gırla gittiği hoş bir ortamdı…

 Sıkıyönetim zamanında, bir kahvede arama yapılır ve üzerinde silah olan bir arkadaşının, “hocayı nasıl olsa aramazlar diye onun cebine silahı bırakmasını” Muhsin Kaya kahkahayla anlatıp, hocanın da tebessüm ederek, “oldu geçti”diye hafifçe gülümsemesi, hâlâ gözlerimin önünde....

**

Ya şu anlatılana ne demeli?

Deli Mustafa Hoca bir gün camide cemaati toplayıp nasihat ediyormuş; "Ey cemaat ben tekbir getirmeden siz yatıp kalkıyorsunuz, bu olmuyor, namazınız bozuluyor, buna dikkat edin demiş" Ondan sonra geçmişler namazı kılmaya.
Allahu Ekber demiş namaza durmuş, rükûya eğilmiş. Sonrada Allahu Ekber deyip kıyama kalkmış. Ama bunun burası Deli Mustafa Hoca, aklına bir hinlik düşünmüş ve Allahu Ekber deyip secdeye gitmeyi biraz geciktirmiş.
Bu esnada bütün cemaat, patır patır secdeye gitmiş. Hoca başlamış bağırmaya. "Ulan dürzüler, ulan boynuzlular daha beş dakka. önce anlattım. Benden önce yatıp kalkmayın, namazınız bozulur demedim mi? Şimdi yattığınız yerden sizi kim kaldıracak,ben kaldırmıyorum ne halt ederseniz edin " demiş.
**

Yine bir gün ısrarla camiye davet ettiği birine, “ula bey namaz işin gücün ne?.. Seni zorla camiye getirdim…” diye takılıp, adamın kızaran suratına aldırmadan nükteli vaazına devam eder.

**

Deli Mustafa Hocanın imamlık yaptığı camiye, bir gün  hocası Erzurumlu emekli vaiz Ahmet Efendi gelecekmiş. Deli Mustafa Hoca’da, hocamın önünde namaz kıldırmam uygun olmaz diye biraz ayak sürümüş. O esnada, cemaat başlamış homurdanmaya, “daha ne bekliyoruz ezan okundu, namazı niye geciktiriyoruz” demeye. Hocada mecburen namazı kıldırmaya başlamış. Tam rukuya eğildiği anda kapı açılmış. Deli Mustafa Hoca bacaklarının arasından bakmış ki hocası gelmiş. Hemen doğrulmuş ve namazı bozmuş; "Gel Hocam geç, namaza sen devam et" demiş.

**

Mustafa Hoca çok saf, çok iyi niyetli bir insan. Ama doğru bildiğini de söylemekten de çekinmeyen biri…
Yine bir gün, Cuma namazını kıldırmaya Çimento camisine gider.
Cuma Hutbesi için çıkmış minbere ve başlamış veryansın etmeye;
“Ey cemaat, yaşantınıza dikkat edin…” diye epey bir sayıp döktükten sonra, tam karşısında oturan müdürü parmağı ile göstererek;
“Ey Müdür, bütün bu söylediklerim sanadır” der.
Bunu üzerine Müdür kıpkırmızı olur, camiyi terk edip gider...

**

Yine parti çalışması için bir köye giden Mustafa Hoca, köyün ileri gelenlerinden iki kişiyi ikna etmek için epey bir çaba harcar. Yaşı yetmişe dayanan bu adamlar, bir türlü Mustafa Hoca’nın dediklerine aldırmayıp, bildiklerini okumaya çalışırlar. Hoca’nin suratı zamanla asılır ve baktı ki olmuyor, ikisini de dört ayaklı canlılara benzetip, hakaretlere boğar. Herkes bir anda ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, birden homurtular başlar. Epey bir arbede çıkacağını anlayan partililer, Mustafa Hoca’yı da alel acele alarak, gerisin geriye Sivas’a dönerler…

**

Bir gün “Çiçekli Caddesi” nden meydana doğru ilerlerken Mustafa Hoca’ya rastladım. Koluma girerek, aşağıya doğru yavaş adımlarla yürümeye başladık. Ölümünden hemen hemen bir yıl önceydi. Biraz bitkin ve yorgundu. Hocam hasta mısın soruma, “biraz rahatsızım, eski deliliğim yok” dedi. Ben de fazla üstelemedim. Yine de aşağıya kadar, azar azar konuşmasını sürdürdü. Günümüz insanının vefasızlığından, bencilliğinden, dürüstlüğe sırt çevirmesinden epey bir bahsettikten sonra, şöyle hoş bir kıssayla yürüyüşümüzü derinleştirdi:

"Padişahın biri, insanlarının dürüstlüğünü sınamak için bütün halkını sarayının bahçesine  toplayarak onlara hitaben;

Ey halkım!.. Sarayımın bahçesindeki şu kocaman boş havuzu görüyorsunuz... sizlere emir veriyorum!. sabaha kadar herkesin bir kova süt getirerek bu havuza dökmesini ve sabah kalktığımda havuzu süt ile dolu görmek  istiyorum!.." demiş

Padişahın emir verdikten sonra sarayına çekilmiş. Derken hava kararmaya başlamış.

İnsanlar nasılsa kimselerin kendisini karanlıkta görmediğini düşünerek kendi kendilerine..

"- Nasıl olsa bu havuza herkes bir kova süt dökecek!.. benim bir kova su dökmem bir şey değiştirmez!?.. diyerek.. başlamışlar aynı düşünce ile havuza kovalar dolusu suyu boşaltmaya..

Nihayet sabah olup gün ağardığında padişah merakla havuza baktığında ne görsün!..

Havuz süt yerine su ile dolmuş!..

 

**

Deli Mustafa Hoca hakkında, daha nice hatırayı anlatmak mümkün. Onun iyi niyetini, saflığını, insan sevgisini bilmeyen yoktur. Ama ademoğlu fanidir işte. Günü geldi, vakti saati doldu, o da sonsuzluk âlemine göçtü.

Sivas artık Deli Mustafa Hocasız kaldı. Yolda yürürken, artık, birinin koluna girip, ona ahret soruları soran, bir Mustafa Hoca daha olmayacak. Size, unutulmuş nice değerleri, nükteleriyle anımsatan, tatlı sert babacan, sıra dışı hoca daha karşınıza çıkmayacak.

 “Bir müddet dinlendiğimiz bu ağaç gölgesinde” Mustafa Hoca’da sevdiklerinin yanına gitti. Bâki kalan ise, onun adının geçtiği her anda, insanların yüzündeki tebessümler…    

                          

                                          Osman ÇELİK / osmancelik58@hotmail.com

 | Puan: 10 / 6 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Hidayet Takçı { 04 Mayıs 2009 17:06:15 }
Mustafa Ağabey, sitemizde edebi yazılarda var edebi olmayanlarda var. Bizim isteğimiz de herkesin isteği de o yönde zaten. Kimi arkadaşlar hislerini edebi ifadelerle dile getirirken kimileri de daha arı bir dil kullanıyor. Yorum konusuna gelince bazı yazılara yorum yazmak bile cesaret istiyor, belki o yüzden insanlar hata yapmamak için yorum yazmıyor. Yoksa şakşakçılık olsun diye birilerine yazıp diğerlerine yazmama yok kanaatindeyim. Bizim hoşumuza giden kişilerin sitemize daha çok mesaj ve yorum yazması, kime yazdıkları kime yazmadıkları onların meselesi.
Mustafa BOĞA { 04 Mayıs 2009 16:29:10 }
Sayın Hidayet hocam,burdan memleketten bolca selam yolluyorum..Sevgili hocam sizleri çok seviyor ve takdir ediyorum,gerçekten birşeyler yapmak istiyorsunuz ve arkadaşlarınızıda takdir ediyorum bu yola çıktıysanız devam edeceksiniz bunun notunu millet verecektir.Sitenize yazı yazan yazar arkadaşların hepside benim nazarımda aynı insanlar ama şurası muhakkakki bazıları gerçekten güzel yazı yazıyorlar.Ama inanırmısın bazı güzel yazıların edebi yazıların hiçmi hiç yorumcusu yok niye diye kendi kendime sordum ve biraz araştırdım baktımki bazı yazar arkadaşların çevresimi çok yoksa şakşakçılarımı çok hiç kimse kusura kalmasın alınmasında yazı değeri olmadığı halde yazıların yorumları bir hayli kabarıyor....ve bakıyorumki bu arkadaşların bazı yerlerden yakınları...Aynı isimler aynı yere yorum yazıyor... Ve bakıyorum bazı edebi değeri yüksek yazıların yorumları hiçmi hiç yok neden diye sordum..Ya bu sitenin okuyucuları benimgibi cahil birşeyden anlamıyor yada sadece benim olsun farketmez nasıl olursa olsun diyenleri çok...Yinede hepsine saygı duyuyorum selam yolluyorum...Sevgili hocam,kendimi daha hazır hissetmiyorum yazmak için,ama söz veriyorum yazarsam serbest kalırsam,ilk sizin sitenize yazacağım.Tekrar selam yolluyorum.
Hidayet Takçı { 04 Mayıs 2009 10:43:54 }
Mustafa Ağabey, yorumlarınıza bakıyorum da sizin de aslında güzel yazılar yazabileceğinizi görüyorum. Ayrıca sitemizi en iyi takip edenlerden birisiniz, eğer isterseniz sizin yazılarınızı da görmek isteriz sitemizde.
Mustafa BOĞA { 04 Mayıs 2009 08:38:37 }
Sevgili Osman hocam bunları sen nerden buluyorsun yani tek kelimeyle harikasın....Çünki deli mustafayı çok çok yakından bilenlerdenim.Çok ders verdi kafamızı şu duvara vurun gelin bakalım derdi sonrada tüprükle vurduğumuz yeri ovalardı.Hatırlarım cumaları bizim hocanın arkasında namaz kılmak için gayret ederdik.Hele hutbelerinde ey cemaat bazılarının kafasında 40 tane dilki dolaşır bunların kuyrukları birbirine değmiyor derdi..sonrada hızını alamaz ey cemaat ikinci hutbeyi biliyorum ama okumaya luzum kalmadı der hızlı adımlarla inerdi...Ah mustafa hocam ah...Sizler bizlere gerçekleri anlatırdınız ama bizler anlamazdık bazan gırgırına dinlerdik,şimdi sizi daha çok anlıyorum ve takdir ediyorum...Hele hele kış geceleri 1976-1978 seneleri sivasın kutbu Ali Canozan ağabayimiz bunlar birer kutub idi...Ders alınacak insanlardı...Sevgili Osman hocam Eğer o yollarda ki Zeki Hayran hocamızı da anlatır ismini yad ederseniz çok sevinirim...Sizi şimdi daha çok takdir ediyorum ..Sizi tanımıyorum ama her halde o yılların adamısınız..Daha nice yıllara ve bilgilendirmen dileğiyle sağlıcakla kalınız.....
Hidayet Takçı { 03 Mayıs 2009 21:20:27 }
Evet, iyi insanlar hayırla, kötü insanlar ise kötülükle anılırlar. Mustafa Hoca'da görünen o ki iyi insanlardan imiş ve sayenizde hepimizde yüzümüzde gülümseler ile onu hayırla anıyoruz. İnşallah bizlerde ölümünden sonra hayırla anılan insanlardan oluruz.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun505 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI