Sivaslılar’ın Deli Mustafa Hocası
Eğer Sivas’ta yaşadıysanız, mutlaka kolunuza ihtiyar bir adamın girip, sizi sorgu suale çektiğine şahit olmuşsunuzdur. Onu tanımayanların, şöyle bir irkilip “sende kimsin be adam” demelerine fırsat bırakmadan, ahret soruları soran bu kişinin, Mustafa Hoca olduğunu sonradan öğrenirsiniz.
Kızmaya yeltendiyseniz de kızamazsınız, çünkü onun sevecen bakışı, keskin zekası ve nazlı duruşu sizi hemen etkiler. Hele bir de, ağzından dökülen Arapça ve Farsça beyitleri de duyduysanız, hayretiniz bir kat daha artar. Onun geçmiş zamanlardan gelen, yitik bir derviş olduğu hükmüne varırsınız.
Efendim, Mustafa Hoca’ya, bu şehrin yetiştirdiği ender şahsiyetlerden biridir desek yanılmış olmayız. Derin ilminin yanında, nükteleri ile de, herkes tarafından sevilen, sayılan bir muhterem idi.
Fevri çıkışlarından mıdır, herkes tarafından sevilmesinden midir, Sivas halkı onu Deli Mustafa diye gönlüne yazar.
Halkın, yüz yıllardır gelen sağduyusu, her zaman deli ile velî arasında gidip gelir. Kimin deli, kimin velî olduğunu Allah bilir ama, Mustafa Hoca’yı bu iki anlayış içinde telakki eden, epeyce bir yekûnu tutar.
**
İmamlık göreviyle iştigal ettiği, herkesin malumu olsa da, onun asıl işi gençler ve sarhoşlardır. Herkesin kaçtığı ve dışladığı sarhoşlarla ahbaplık eder, onları, bir hal yolunu bulup, hizaya çekmeye çalışır…
Gençlerle muhabbet etmeye hiç doyamaz. Dini konularda, onları suale çeker. Eğer sorduğu sorular bilinmezse, vay geldi başa. Okkalı azarları, bir biri ardına sıralar. Lakin hiç kimse gücenmez bu tatlı ihtiyara. Onun azarında bile, bir öğüt, bir ikaz vardır…
Her ne kadar imam dediysek de, normal imamlarla bir tutmamız doğru olmaz.Cumaları okunan hutbelerden tutun da, sair zamanlardaki sohbetlerinde de, asla ve kata müftülüğün verdiği matbu yazılara riayet etmez, kendi kafasından hutbeyi irad eder. Sözü her daim gediğine koymayı da ihmal etmeyen, kendi şahsına münhasır bir zât.
**
Onun caminde, cuma namazları, hınca hınç dolar, bir cümle cami cemaati, Mustafa Hoca’nın hışmına uğramamak için, gözlerini, onun gözlerinden kaçırır ve sataşmasına uğrayanlar ise, ya bir daha o camiye gitmezler, giderlerse de, kuytu yerleri tercih ederler. Onun hutbede celalli konuşmasına hayran olanlar, hiçbir Cuma namazını kaçırmadan, tekmil hazır ve nazır bulunurlar camide.
Mustafa Hoca’nın takılmalarına da alışan cemaat, “acep Deli Mustafa Hoca bu hafta ne konuşacak” diye, merakla arkasında saf tutarlar...
Ünü, Sivas sınırlarını bile aşan bu yitik zaman halk adamı hakkındaki rivayet sağanağı, dilden dile dolaşıp, hayli bir efsaneye de kapı aralamıştır.
**
İmamlığın yanı sıra, siyasi faaliyetlerden de geri durmayan Mustafa Hoca, propaganda için gittiği köy ve kasabalarda da, ateşli konuşmalar yapar. Muhalifleri, bir takım canlılara benzeterek, dinleyenlerin kahkahayla gülüşmelerine sebep olur. Hatta rivayet olunur ki; “siyasi çalışmalar için ilçelere veya köylere giden partililer, “Mustafa Hoca, oy kazandırdığı gibi de kaybettiriyor” diye onu almadan yola çıksalar da, o bir yolunu bulup, başka bir ekiple, köylere gider, hararetli konuşmasını yapıp, kendini saf dışı bırakmaya çalışan ekibi de iyice benzetip, “tövbe hocam, bir daha seni almadan asla gitmeyiz” diye yalvarmaları sayesinde affeder.
**
12 Eylül’ün o karışık günlerinde, o da bazı sıkıntılar yaşar. Kısa dönemlerde de olsa, hapse girip çıkar. Hocam hapiste ne işin vardı diye takılanları, “oğlum sen anlamazsın” diye gülümseyerek geçiştirir. Aslı, astarı olmayan ihbarların kurbanı olur. Lakin Deli Mustafa Hoca, aldırmaz bu sıkıntılara. Hoca hakkında rivayet edilen olaylar o kadar çoktur ki, başlı başına bir kitap hazırlansa yeridir. Doğru mudur yanlış mıdır bilinmez ama, o Sivas insanının hafızasında tatlı sert Deli Mustafa Hoca olarak iz bıraktığı için, rivayet edilenlerin, ucundan bucağından, doğruluk payı vardır diye, hüsnü niyet etmek iyi olur sanki.
**
Yine Sivas’ın meşhur simalarından Muhsin Kaya ile Mustafa Hoca’nın bir sohbetinde şahit olmuştum. Şamatanın gırla gittiği hoş bir ortamdı…
Sıkıyönetim zamanında, bir kahvede arama yapılır ve üzerinde silah olan bir arkadaşının, “hocayı nasıl olsa aramazlar diye onun cebine silahı bırakmasını” Muhsin Kaya kahkahayla anlatıp, hocanın da tebessüm ederek, “oldu geçti”diye hafifçe gülümsemesi, hâlâ gözlerimin önünde....
**
Ya şu anlatılana ne demeli?
Deli Mustafa Hoca bir gün camide cemaati toplayıp nasihat ediyormuş; "Ey cemaat ben tekbir getirmeden siz yatıp kalkıyorsunuz, bu olmuyor, namazınız bozuluyor, buna dikkat edin demiş" Ondan sonra geçmişler namazı kılmaya.
Allahu Ekber demiş namaza durmuş, rükûya eğilmiş. Sonrada Allahu Ekber deyip kıyama kalkmış. Ama bunun burası Deli Mustafa Hoca, aklına bir hinlik düşünmüş ve Allahu Ekber deyip secdeye gitmeyi biraz geciktirmiş.
Bu esnada bütün cemaat, patır patır secdeye gitmiş. Hoca başlamış bağırmaya. "Ulan dürzüler, ulan boynuzlular daha beş dakka. önce anlattım. Benden önce yatıp kalkmayın, namazınız bozulur demedim mi? Şimdi yattığınız yerden sizi kim kaldıracak,ben kaldırmıyorum ne halt ederseniz edin " demiş.
**
Yine bir gün ısrarla camiye davet ettiği birine, “ula bey namaz işin gücün ne?.. Seni zorla camiye getirdim…” diye takılıp, adamın kızaran suratına aldırmadan nükteli vaazına devam eder.
**
Deli Mustafa Hocanın imamlık yaptığı camiye, bir gün hocası Erzurumlu emekli vaiz Ahmet Efendi gelecekmiş. Deli Mustafa Hoca’da, hocamın önünde namaz kıldırmam uygun olmaz diye biraz ayak sürümüş. O esnada, cemaat başlamış homurdanmaya, “daha ne bekliyoruz ezan okundu, namazı niye geciktiriyoruz” demeye. Hocada mecburen namazı kıldırmaya başlamış. Tam rukuya eğildiği anda kapı açılmış. Deli Mustafa Hoca bacaklarının arasından bakmış ki hocası gelmiş. Hemen doğrulmuş ve namazı bozmuş; "Gel Hocam geç, namaza sen devam et" demiş.
**
Mustafa Hoca çok saf, çok iyi niyetli bir insan. Ama doğru bildiğini de söylemekten de çekinmeyen biri…
Yine bir gün, Cuma namazını kıldırmaya Çimento camisine gider.
Cuma Hutbesi için çıkmış minbere ve başlamış veryansın etmeye;
“Ey cemaat, yaşantınıza dikkat edin…” diye epey bir sayıp döktükten sonra, tam karşısında oturan müdürü parmağı ile göstererek;
“Ey Müdür, bütün bu söylediklerim sanadır” der.
Bunu üzerine Müdür kıpkırmızı olur, camiyi terk edip gider...
**
Yine parti çalışması için bir köye giden Mustafa Hoca, köyün ileri gelenlerinden iki kişiyi ikna etmek için epey bir çaba harcar. Yaşı yetmişe dayanan bu adamlar, bir türlü Mustafa Hoca’nın dediklerine aldırmayıp, bildiklerini okumaya çalışırlar. Hoca’nin suratı zamanla asılır ve baktı ki olmuyor, ikisini de dört ayaklı canlılara benzetip, hakaretlere boğar. Herkes bir anda ne olup bittiğini anlamaya çalışırken, birden homurtular başlar. Epey bir arbede çıkacağını anlayan partililer, Mustafa Hoca’yı da alel acele alarak, gerisin geriye Sivas’a dönerler…
**
Bir gün “Çiçekli Caddesi” nden meydana doğru ilerlerken Mustafa Hoca’ya rastladım. Koluma girerek, aşağıya doğru yavaş adımlarla yürümeye başladık. Ölümünden hemen hemen bir yıl önceydi. Biraz bitkin ve yorgundu. Hocam hasta mısın soruma, “biraz rahatsızım, eski deliliğim yok” dedi. Ben de fazla üstelemedim. Yine de aşağıya kadar, azar azar konuşmasını sürdürdü. Günümüz insanının vefasızlığından, bencilliğinden, dürüstlüğe sırt çevirmesinden epey bir bahsettikten sonra, şöyle hoş bir kıssayla yürüyüşümüzü derinleştirdi:
"Padişahın biri, insanlarının dürüstlüğünü sınamak için bütün halkını sarayının bahçesine toplayarak onlara hitaben;
Ey halkım!.. Sarayımın bahçesindeki şu kocaman boş havuzu görüyorsunuz... sizlere emir veriyorum!. sabaha kadar herkesin bir kova süt getirerek bu havuza dökmesini ve sabah kalktığımda havuzu süt ile dolu görmek istiyorum!.." demiş
Padişahın emir verdikten sonra sarayına çekilmiş. Derken hava kararmaya başlamış.
İnsanlar nasılsa kimselerin kendisini karanlıkta görmediğini düşünerek kendi kendilerine..
"- Nasıl olsa bu havuza herkes bir kova süt dökecek!.. benim bir kova su dökmem bir şey değiştirmez!?.. diyerek.. başlamışlar aynı düşünce ile havuza kovalar dolusu suyu boşaltmaya..
Nihayet sabah olup gün ağardığında padişah merakla havuza baktığında ne görsün!..
Havuz süt yerine su ile dolmuş!..
**
Deli Mustafa Hoca hakkında, daha nice hatırayı anlatmak mümkün. Onun iyi niyetini, saflığını, insan sevgisini bilmeyen yoktur. Ama ademoğlu fanidir işte. Günü geldi, vakti saati doldu, o da sonsuzluk âlemine göçtü.
Sivas artık Deli Mustafa Hocasız kaldı. Yolda yürürken, artık, birinin koluna girip, ona ahret soruları soran, bir Mustafa Hoca daha olmayacak. Size, unutulmuş nice değerleri, nükteleriyle anımsatan, tatlı sert babacan, sıra dışı hoca daha karşınıza çıkmayacak.
“Bir müddet dinlendiğimiz bu ağaç gölgesinde” Mustafa Hoca’da sevdiklerinin yanına gitti. Bâki kalan ise, onun adının geçtiği her anda, insanların yüzündeki tebessümler…
Osman ÇELİK / osmancelik58@hotmail.com