Osman Beye Teşekkürler...
Ben Yıldız Dağı’nda Yalnız Bir Ahlatım
Ben Yıldız dağında bir ahlatım
Sen, Konya düzünde bir sarı söğüt.
Dizlerim tutmadı varmaya yanına
Tutup bu mektubu yazdım sana.”
**
Nasılsın; kök saldın dal attın mı?
Boyun uzadı mı beş on santim?
Bense, bildiğin üzere
Bakar dururum açık göklere.
**
Yaz der, sonbahar der
Yel alır yaprağımı götürür
Sel alır toprağımı;
Kanım donar kara kışta damar damar
Şimdi görme beni
Ölümle yaşamak arasında
Bir perişan halim var.
Muzaffer Özden
Ben Yıldız Dağı’nda yalnız bir ahlatım…
Bahara doğru açılır tomurcuklarım. Bahara doğru salınırım tepenin en tenha yerinde. Yalnız bir ahlatım dağın doruğunda. Kış yaz, aynı serçelerle söyleşip dururum. Aynı serçeler, şakımalarını kondururlar bağrıma.
Aşka tutsak bir bedenden arakladığım, gözü yaşlı zamanları anımsamadan, şerha şerha paralanan kovukçuklarımda söylenir adım.
Ben Yıldız Dağı’nda yalnız bir ahlatım. Anlamaz kimse, derdimin dermanının bende saklı olduğunu… Anlamaz kimse, ne için bedenimde göz göz yaraların açıldığını…Ben yalnız bir serçe gibi, tutunacak bir dal ararım. Ben yalnızlığı her daim heybesinde taşıyan yalnız bir ahlatım. Dağın en tenha yerinde, filizlerimle güneşi selamlarım. Bilirim dizlerimin dermansız olduğunu. Sen narin gözeler başında saçlarını dağıtırken rüzgarlara, ben yüce bir dağın başında, bulutlarla örerim sana hasret gergeflerimi…Ben Yıldız Dağı’nda yalnız bir ahlatım… Geceden örülmüş şiirler kadar mağrur, tan vakti öten bülbüller gibi nazlıyım… Ben yalnız bir ahlatım… Yalnızlığının su aldığına aldırmadan, gururdan örülü keşanelere sığınan yalnız bir ahlatım…
**
Ben Yıldız Dağı’nda yalnız bir ahlatım…
Göğe sunduğum taptaze resimlerden, hayaller kursam da, bulutlara erişmeyen yanlarım var benim. Ancak bahara kök salar umutlarım… Ancak tomur tomur tomurcuklanır bedenim baharda. Ben Yıldız Dağında yalnız bir ahlatım.. Yalnız bir şiir kadar üşüyor, yalnız bir kartal gibi divaneyim…Ben Yıldız Dağı’nda yalnız bir ahlatım… Yalnızlık kaderim olsa da, uzak tepeciklerin en tenha yerinde parlarım ötelere.
**
Ben Yıldız Dağı’nda yalnız bir ahlatım…
Uzak dururum pınarların başına. Uzaktır zaten hayalim ötelere. Kök salsamda yüzyılların bereketine, içimin sancılarından bir türlü sıyrılamam. Bedenimde dolaşan kurtçuklara aldırmadan, uzak bozkırlardaki başak denizlerinden sıyrılarak, bir hayale odaklanır yüreğim. Ben Yıldız Dağı’nda, bin türlü zorlukla cebelleşirken, sen öte düzlüklerdeki pınarların başında, sap sarı başını göklere uzatırsın…
**
Ben Yıldız Dağı’nda yalnız bir ahlatım…
Baharla parlayan filizlerim kadar asiyim zamana. Zaman kadar yakınım meyvelerimin hasretine. Tuttuğum dileklerden de soyarak yılları, yara, pere içindeki yorgun bedenimle umuda yöneldi dallarım. Mağrur bir sultan gibi, yapraklarınla oynaşa dur sarı söğüt, ben yalnızlığa hüküm giymiş, yalnız bir ahlatım.
Senin başında serçeler oynaşırken, ben öte dağların en tenha yerinde dinlerim bir çobanın yürek çalkantısını. Kavalın yanık ezgisinde, bahar sultanının muştusunu yudumlarım bir zaman. Yanı başımda açılan azık çıkınlarındaki esrik rayihayla mutlu olurken, körpecik kuzuların bana sürtünmelerinin seyrine dalarım ansızın. Dedim ya, ben yalnız bir ahlatım.
Ben Yıldız Dağı’nda yalnız bir ahlatım… Yalnızlık kadar koca bir hayal biriktiriyorum heybemde…Koca bir sevdaya ram olan seyyahlardan araklıyorum iyilik muştularını…Bulutlardan aldığım seyir günlüklerine daha bir göz atmadan, heybemdeki anılarla söyleşen yalnız bir ahlatım… Anadolu’nun en narin doruğunda, yanı başıma dökülen kekremsi anlardan arakladığım günleri yarınlara saklayan yalnız bir ahlatım…
Osman ÇELİK