Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

ERTELE(N)ME...

Kategori Kategori: Güncel Olaylar | Yorumlar 3 Yorum | Okunma 1773 Okunma | 27 Şubat 2009 13:35:59

Ayşegül Hanıma Teşekkür ediyoruz...

~ERTELE(N)ME~

Bir an için birinin çıkıp bize, “Hayatınızda “keşke ertelemeseydim!” dediğiniz en önemli şeyler nelerdir?” sorusunu yönelttiğini düşünelim. Hiçbirimizin listesi bir diğerininkine uymayacaktır elbette ama bu listeler içinde öyle bir eleman vardır ki bu eleman doğrudan ya da dolaylı olarak hepimizi aynı yere götürür: Sevdiklerimize…

Hayatımız boyunca birçok şeyi erteleriz. Çok sevdiğimiz bir diziyi izlemek uğruna, etrafımızdakilerle -ki bu çoğu zaman ailemizdir- konuşmayı ve paylaşılacak onca şeyi erteleriz mesela. Ya da aslında çok da önemli olmayan işle ilgili bir problem yüzünden gün boyu gülümsemelerimizi ve bizi rahatlatacak güzel düşüncelerimizi erteleriz. Çocuğumuz ya da yeğenimiz, yeni bir şey öğrenmenin heyecanıyla yanımıza gelir; bize öğrendiklerini göstermek ister ama biz meşgulüzdür. Bu meşguliyetlerimiz genelde boş ve önemsizdir. Bir süre sonra belki hatamızı fark edip yanına gider öğrendiği şeyi merak ettiğimizi söyleriz. O da gösterir fakat ilk andaki hevesi ve heyecanı yansıtan ışıl ışıl gözlerinin artık o kadar da parlamadığını görürüz. Onu her erteleyişimizde bu heves ve heyecan daha da azalacak, bir süre sonra yok olacak ve daha o yaştan yeni şeyler öğrenmeye karşı isteksiz olacaktır.

Olsun… Biz yine de erteleriz. Kimi zaman çocuklarımızı kimi zaman işimizi bahane ederek hastalıklarımızı görmezden gelir tedaviyi erteleriz. “Bir şeyim yok.” deriz. Bekleriz… Bekleriz… Ne zaman ki dayanamayacak hale geliriz, işte o zaman anlarız ki insana önce sağlık lazım. Hastaneye gideriz. Uzun tahlil ve tetkiklerden sonra yanımıza gelen doktor çoğu zaman : “Üzgünüm! Sizin için yapabileceğimiz bir şey yok.” der. Aslında burnumuzun dibinde milyonlarca örnek vardır. Zamanında çok da eleştirmişizdir belki. “Sağlık şakaya gelir mi? Doktora daha erken gitseymiş keşke.” deriz. Zaten insanoğlunun en iyi yaptığı şey bir başkasını eleştirmek ya da ona öğüt vermektir. Çoğu zaman da bu eleştiri ve öğütleri sıralarken bizim için de geçerli olduklarını unuturuz. Diğerlerinin erteleme sebepleri hep bahanedir. Bizim sebeplerimizse olmazsa olmazdır.

Herhangi birine “Bir gün kaç saattir?” diye sorduğumuzda aldığımız cevap hep aynıdır: 24…

Ancak insanoğlu, “ Yarın”ı, “Bugün” den uzun sanır. İşte budur, “Bugün dursun yarın hallederim.” dediğimiz işlerin bir türlü bitmeyişinin bitse de düzgün olmayışının sebebi. Öyle olmasaydı o meşhur Atasözümüz de olmazdı sanırım. Herkes işini vaktinde yapıyor olsaydı veya ertelenen işler hiçbir sorun yaratmasaydı kimse çıkıp da “Bugünün işini yarına bırakma.” demezdi.

***

Yeri gelmişken…

Geçenlerde okuduğum, “Erteleme ve Ertelemeyle Baş Etme Yolları” başlıklı yazıya ait bağlantıyı da eklemek istiyorum. Ertelemenin, yaşamınız için bir sorun olup olmadığını eğer sorunsa bununla baş edebilmenin küçük ipuçlarını okumak istersiniz belki diye düşünüyorum…

Yazıya ait bağlantı:

http://www.mc.metu.edu.tr/~pdrm/pdfs/brochure10.pdf

***

Ertelemek, gönüllü esarettir bence. Bile bile sürükleriz kendimizi ertelenenlerin karanlık çıkmazına… İster işle, ister aileyle, ister duygu ve düşüncelerle ilgili olsun; ertelenen her şey bizim için yeni bir sıkıntı oluşturacaktır. Hem ertelediklerimizi daha sonra gerçekleştirebileceğimizden nasıl emin olabiliriz ki? Bırakın yarını, bir saniye sonra nelerle karşılaşacağımızı bilemezken neden şimdi yapmamız gerekenleri sonraya; bu bahar yaşanmasını istediklerimizi –çoğu zaman boş bahanelerin arkasına sığınarak- yaşanıp yaşanmayacağını bilmediğimiz meçhul baharlara bırakırız? Neden erteleneceğimizi bile bile ertelemekten bir türlü vazgeçmeyiz? Oysaki erteledikçe daha çok yorulup üzülüyor, yaşamdan zevk alamıyoruz; erteledikçe mutsuzlaşıyoruz. Şimdi bizimle olanlar hep olacak sanıyoruz… Hepimiz bir son olduğunu biliyoruz aslında ama kendimizi öyle alıştırmışız ki bazen bu sonu düşünmeyi bile erteleyebiliyoruz. Sonra bir an geliyor ertelenen her şey karşımıza dikiliyor ve artık hiçbirini gerçekleştiremeyeceğimizi fark ediyoruz. “Söz veriyorum, yarın parka gideceğiz.” dediğimiz çocuğumuz 40 yaşına gelmiş. “İşimde en iyi yere geleyim. İşte o zaman ona evlenelim diyebilirim.” dediğimiz insan çoktan çoluk çocuğa karışmış bile. “Bu hafta işim var ama haftaya söz elinizi öpmeye geleceğim.” dediğimiz büyüklerimiz bir bakmışız ki diğer hafta sonu hayatta değiller… Ve daha bunun gibi bir sürü örnek.

Burada bir noktaya özellikle değinmek istiyorum:

“Ertelemeyelim!” diyorum ama bundan kastım bazılarının bahsettiği gibi,

“Aklınıza eseni yapın.”,

“Afrika’yı görmek istiyorsunuz ama bakmanız gereken hasta bir anneniz var. Napalım bırakıverin bir seferlik. Ya bir daha gidemezseniz!”

“Canınız isteyince nerde olduğunuza bakmadan bağırın çağırın, ortalığı yıkın. Hiç bir duygunuzu ertelemeyin”

v.s. şeklindeki sahte “Özgür ve Dolu Hayat” safsatalarını kastetmiyorum. Ben aslolandan, “Hayat” tan bahsediyorum. Annemize, babamıza, eşimize, çocuğumuza, sevgilimize, arkadaşımıza… v.s. hayatımıza anlam katan, bizim için değerli olan insanlara “Seni seviyorum.” demeyi; “Benim için değerlisin.” demeyi ve bunları aynı zamanda hissettirmeyi ertelemeyelim diyorum. Sevdiklerimizle geçireceğimiz anları mümkün olduğunca uzatıp daha çok şey paylaşalım diyorum. Çünkü insana sadece o güzel anılar kalıyor. Para, mevki, şan, şöhret… Hepsi bitip unutuluyor bir tek o güzel anılar…

“Hadi hepimiz işi gücü bırakalım ailemizle oturalım.” da demiyorum. Tabi ki iş önemlidir ama işi bir araç olmaktan çıkarıp hayatımızın en önemli yerine koyarsak. İşimizi herkesten, her şeyden önde tutarsak er ya da geç bir ömrü heba etmenin derin üzüntüsü ve hep yarına ertelediklerimizi gerçekleştirememenin pişmanlığıyla baş başa kalırız diye düşünüyorum.

Ertelemek, bağımlılıktır ve insan isterse bağımlılıklarından kurtulabilir. Her şeyde olduğu gibi bu sorunda da dönüp dolaşıp kendimize geliyoruz. Yüce Allah(c.c), bizi öyle bir hazineyle göndermiş ki içinde tüm sorunların çözümü var. Yeter ki onu keşfedip nasıl doğru kullanacağımızı bilelim. Aklımızı doğru kullanıp, düşündüğümüzde; ertelemenin hayatımızda bırakacağı derin izleri tüm gerçekliğiyle görür ve hayatımızın sonunu asla erteleyemeyeceğimizi; bugünden yarına, önümüzdeki yıla, bir başka bahara ertelediğimiz “Yapılacaklar, Yaşanacaklar” listemizin her an daha da kabaracağını ve aslında hiçbirini tam anlamıyla gerçekleştiremeyeceğimizi anlarız.

Umarım hayatımızın sonuna geldiğimizde yanımızda götüreceğimiz şeylerden biri, hep sonraya atıp yaşayamadığımız anların hüzünlü “keşke” si değil; fırsatımız varken gerçekleştirdiğimiz isteklerimiz ve sevdiklerimizle paylaştığımız nice güzel anının huzurlu ve muhteşem “iyi ki” si olur.

Kıymet verip okuduğunuz için teşekkür ederim…

Ayşegül ERGİN

Şubat / 2009

Bu da benden size küçük bir armağan…

http://s1.dosya.tc/ertelemek.pps.html

Not: Çok sevdiğim kuzenimin sağlık problemi nedeniyle yazılarıma bir süre ara vermek zorunda kaldım. Elimde olmayan nedenlerle de olsa yaşanan bu aksaklıktan dolayı değerli site yönetimimiz ve bir o kadar değerli ziyaretçilerimizden özür diliyorum. Umarım bir daha böyle aksaklıklar olmaz.

Yüce Allah(c.c)’ tan hepimiz için, sevdiklerimizle birlikte geçireceğimiz, sağlıklı, güzel günlerle dolu; hayırlı, huzurlu, uzun ömürler diliyorum.

Saygılar…

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Ayşegül ERGİN { 02 Mart 2009 15:32:15 }
Kıymetli yorumlarınız ve yorumlarınıza eklediğiniz güzel dileklerinizle yazımı daha da anlamlı hale getirdiğiniz için çok teşekkür ederim.
Hepimize "İYİ Kİ!" lerle dolu, hayırlı,huzurlu, güzel günler diliyorum.
Saygılar...
Mustafa BOĞA { 02 Mart 2009 09:05:22 }
Ayşegül hanım,insanoğlu hayatın kenarında,teğet geçen düz bir çizgi üzerinde değildir.inişli çıkışlı,zikzaklı bir hayatın ve onun içindeki olayların odağındadır.insanoğlu merkezdir,olayların baş aktörüdür.Güzel bir konu işlemişsin teşekkürler.Belliki seni üzen bir küçük çocuğun hastalığı ile etkilenmiş ve bazı durumlardan şikayet eder bir hal almışsın,buda normaldir.Doğrudur hayat öyle bir şeydir,insana ne zaman süpriz hazırlıyacağı belli değildir,insan hereşeyden önce kendini bu olaylara hazır laması lazımdır.Bazı şeyleri zamanında yapmamız lazımdır,hastalıklarımızın tedavisi,ruhlarımızı kötülüklerden arındırmamız ve en önemlisi ise ibadetlerimizi gençlik günlerimizden sonraya ihtiyarlığımıza ertelememiz lazımdır.İnsanoğlunun nerde ve nasıl ne zaman öleceği belli değildir,işte ertelenmeyecek bir ölüm gerçeği vardır...Hayatı zamanında değerlendirmemiz lazımdır.İnsanoğluna bir akıl verilmiştir,insanları diğerlerinden ayıran en önemli vasıfdır,eğer insanoğlu aklına değilde hislerine uyarsa en umulmadık şeylerle karşılaşması an meselesidir.Aslında hayat ertelenmeye değmez,ertelendikce boğlursun,boğuldukca kurtulmayı beklersin,ama seni kurtaracak insanlar yüzme bildiği halde kenardan boğulmanı seyredeceklerdir.Sonrada nasıl çırpındığını bibirlerine abartarak anlatacaklar ve onlarda hayata bıraktıkları yerden başlıyacaklardır.mutluluk ve mutsuzluk insanın yanıbaşındadır,hangi tarafa dönersen onu görürsün,yani irade senin elinde hangisini dilersen o olur,gerisi ise yazgıdır...hayatı erteleyenlerden değilde zamanında yaşayanlar olma dileğiyle,iyi günler dilerim.
taner { 28 Şubat 2009 21:48:06 }
saygıdeğer hemşerim,yazınızı okuduktan sonra inanın çok duygulandım.keşke bizim yaştan 10 20 yaş büyüklerde bazı şeyleri ertelemeselerdi .amcamla bir ertelediğimiz bir olayımız vardı,şimdi çok geç ve hep o meşhur lafı söyler dururuz,AHKEŞKE.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun285 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI