Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Sivas'ın Gürün'ündenim Gardaş

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 15 Yorum | Okunma 15850 Okunma | Yazar Yazan: emrullah | 11 Şubat 2009 14:56:15

Emrullah beyden güzel bir yazı...

Sivas’ın Gürün’ündenim Gardaş

 

   Her şehrin kendine meftun olan küçük bir aşığı vardır. Uzakta da olsa ona tutkun, ona sevdalıdır. Yahya Kemal’in İstanbul ve Üsküdar’ı ne ise bizim Sivas ile Gürün’ümüz odur aslında.  Birisi büyük fethe tanıklık etmiş, gece gündüz süzmüş denizin öte yakasındaki maşukunu. Diğeri bozkırların ta güney ucundan uzanmış yârine, dağların geçit vermezliğine aldırış etmeden. Yolu batıdan doğuya ya da doğudan batıya düşmüş hemen herkes Anadolu’nun orta yerinde duran bu şirin ilçeden mutlaka geçmiştir. Sivas’ın en güney ucunda yer alan Gürün, aynı zamanda Kayseri-Malatya yolu üzerinde, Sivas, Kayseri, Kahramanmaraş ve Malatya dörtgeninin ortasında yer alır.

 

   Sivas’ı hep uzaktan seyretmiş ama onun binlerce yıllık tarihinde sürekli var olmuştur Gürün. Sebastia’dan Tilgarimmu’ya, Bizans’tan, Selçuklu’ya, Eretna Bey’den, Kadı Burhanettin’e ve Osmanlı’ya kadar geçen dönemlerde Sivas ile aynı tarihi serüveni yaşamıştır. Sivas’ın tarihi biraz da Gürün’ün tarihidir. Timur istilasında Sivas’a ağıt yakmış. Osmanlı devrinde sancak merkezi olan Sivas’a bağlanmış bir daha kopmamak üzere. Tarihin son dönemeçlerinden olan Milli Mücadele’de Sivas’ın yanında yer almış, üç temsilci göndermiş Sivas Kongresi’ne.

 

   Bir şehrin tarihi seyrini belirleyen en önemli unsurlardan biri yol olsa gerek. Anadolu’da kurulmuş ilk medeniyetler, Hitit, Asur ve Pers dönemlerinde önemli bir yol olan Kral Yolu’nun üzerinde bulunan Gürün, o dönemdeki adıyla Tegerama, ta Babil’den, Ninova’dan kalkıp Halep ve Urfa üzerinden Kayseri Kültepe ve Manisa Sardes’e uzanan güzergâhta Asurlu tüccarların uğrak yeri olmuştur. Akabinde Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki tarihi ipek yolunun bir kolu yine buradan geçmektedir. Gürün’ün bugün de doğuyu batıya bağlayan önemli bir yolun önemli bir durak noktası olması boşuna değildir.

 

   Kral yolu, İpek yolu, Kayseri-Malatya yolu… İsmi değişse de yolların, Gürün öylece kalmıştır orta yerinde Anadolu’nun. Gelip geçenlere, konup göçenlere misafirperverliğini hep göstermiştir. Şehrin bir ucundan diğer ucuna kadar yol boyunca dizilmiş dinlenme tesisleri görürsünüz. Gurbete gidenlerin yahut sılaya dönenlerin hüzün ve sevinçleri birbirine karışır bu mekânlarda. Şehirlerarası otobüslerin yarım saatlik molası yolculara kâh Gürün’ün gece ayazını solutmuş kâh Gürün lokantalarının nefis yemeklerini tattırmıştır. “Burası nereye bağlı?” diye soran yolcular, Kayseri ya da Malatya cevabı beklerken Sivas cevabıyla çoğu kez şaşkınlığa düşmüşlerdir. Olsun Gürünlü bu şaşkınlıktan rahatsız değildir. Her bir Gürünlü nerede olursa olsun “Sivaslıyım” der önce. Sonra mütevazı bir şekilde Gürün’den bahseder. Sivas’a sadece idari olarak değil gönülden de bağlıdır Gürünlü.

 

   Yollar dedik ya, bir şehrin kaderini belirleyen en önemli unsur. Sultan IV. Murat Han, Bağdat seferine çıkar. Bu seferin akabinde bugün beşyüz küsur yaşında olan Ulu Camii inşa edilir. Kuzeydeki antik mağaralar ve kilise etrafında yerleşen şehir, artık Ulu Cami civarında şekillenmeye başlar. Cami’nin batısında köşkerler çarşısı, doğusunda sebze pazarı oluşur. Kuzeyine terziler ve demirciler yerleşir. Güneyinde ise yol boyunca uzanan oteller ve lokantalar yer alır. Zamanla Tohma Suyu’nun iki yakasında mahalleler kurulur ve şehir bu küçük vadiye yayılır.

 

  Gürün’ün köşkerler çarşısı, zamana direnen mekânlardan biridir. Bu çarşıdan geçerken kendinizi bir zaman tünelinde hissedersiniz. Köşkerin iki dudağına sıkıştırdığı çiviler kösele ayakkabıyla buluşma anını beklerken, sobacıların çekiç sesleri, marangozların garip bir çığlığı andıran rende seslerine karışır. Gelenek her şeye rağmen yaşam mücadelesi verir bu mekânlarda. Bugün aslına ancak müzelerde rastladığımız tarihi Gürün Şalı bir zamanlar usta ellerde ilmek ilmek dokunmuş, Şam’dan İstanbul’a kadar methi duyulur olmuştur. İçinde hâlâ şal tezgâhı bulunan ev var mıdır bilinmez ama özgün ve sade yapısıyla bazı Gürün evleri, kimi sokak başlarında siyah beyaz bir fotoğraftaki bindallı giymiş bir gelin gibi süzülmektedir. Günümüzde değişen hayat tarzları, bu küçük şehrin elbisesini de değiştirmiş. Toprak damlı çarşılar ve konak görünümlü eski oteller hızla betonlaşmıştır. İsminin sonu palas diye biten ve yakın zamana kadar hizmet vermiş bu küçük otellerde kim bilir kimler konakladı. Han Duvarları’ndaki Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış misali otelin hangi duvarına yol türkülerini kazıdı. Ya da civar kasabalardan gurbete giden bir yiğit, otelin alt katındaki kahvehanede mecburi sabahlayarak zehir zıkkım kaçak Bitlis tütününü kaç kez sarıp iç geçirdi bilinmez.

 

   Cuma günleri bir başka şenlenir Gürün. Köşkerler çarşısından sebze pazarına, belediye binasından çevre yola kadar Ulu Cami civarındaki tüm yollar, sabahın erken saatlerinden akşama kadar sürecek olan pazarın şamatasına tanıklık eder. O gün erken saatlerde Gürün köylerinin dolmuşları tıklım tıklım gelir pazara. Her köyde en iyi yetiştirilen ürünler Gürünlünün beğenisine sunulur. Öyle cafcaflı büyükşehir semt pazarlarının havasını bulamazsınız burada. Tezgâhın üstüne çıkıp türlü şaklabanlıklarla avaz avaz pazar malı satan simsarlar yoktur burada. İddiasız ama ürününden emin, sırtında güneş yanığı bir ceketi, başında sekiz köşe kasketi ve yüzünde yılların getirdiği çizgilerle size adeta alın terinin, emeğin ne olduğunu anlatırcasına bakan köylüler görürsünüz. Çok da övmez ürününü. Ama beğenir alırsınız, hormonsuz, yalansız, hilafsızdır. Telin pekmezi, Tepecik peyniri, Tıhmın pestili, Gürün elması, Gübün lahanası, pazarda ısrarla tercih edilen ürünler arasındadır. Bunun yanında sumak, kenger, kuzukulağı, alıç, kuşburnu yöreye has ürünlerdir. Geçmişin izleri yavaş yavaş yok olsa da, Gürün’de pazar geleneği, yenilenen mekânlarda hâlâ yaşamaktadır.

 

   Anadolu’nun orta yerindeki bu şirin belde aynı zamanda coğrafi konumu itibariyle de büyük bir öneme sahiptir. Bölgedeki üç büyük havzanın tam kesişme noktasıdır Gürün. Yani bu bölgeye düşen her üç yağmur damlasından biri kuzeye Kızılırmak havzasına oradan da Karadeniz’e kadar gider. Gürün’ün güneybatısındaki Göğdeli yaylasına düşen yağmurlar, Zamantı, Seyhan ve Ceyhan havzasından Akdeniz’e karışır. Doğuya düşen bir yağmur damlası da Tohma yoluyla Fırat havzasına oradan da Basra Körfezi’ne kadar gider. Tarihinden ve coğrafi konumundan kaynaklanan bu geçiş özellikleri Gürün’ün insanına da yansımıştır. Bugün yurdun hemen her bölgesinde Gürünlülere rastlayabiliriz.

 

   Doğduğumuz topraklardan bir müddet sonra hasbelkader ayrılıyor, ama kopamıyoruz. Yaşımızın ve aklımızın yettiğince, mevsimsiz bir zaman aralığından tekrar tekrar dalıyoruz eski fotoğraflara. Geçmiş ile gelecek arasında bir yerde, yolların, suların buluştuğu veya ayrıldığı bir yerde. Yüzümüzde hüzünlü bir tebessüm, dudağımızda Dutlu Pınar Lokantası’nda içtiğimiz buz gibi gazozun tadı var sanki. Geçmişi yâd etmek, mekânları, hatıraları ve kaybolup giden zamanı geri getirmeye çalışmak değil tabi ki. Beşiğimizin sallandığı bu topraklara olan vefa borcumuzu ve unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizi hatırlamak. Sivas’ın Gürün’ünden olmak, bir otobüs molasında Gürün’de inmek. Bir cuma kalabalığına karışıp tanıdık bir yüzle karşılaşmak, eski bir dostla bir çay bahçesinde hasbıhal etmek. Akşamın kızıllığında bir otobüse binip Gürün’e el sallamak. Sivas’ı nasıl uzaktan seviyorsan Gürün, seni de uzaktan sevmek güzel.

 

Emrullah TOPRAK

Şubat–2009

Melikgazi-KAYSERİ

 | Puan: 10 / 8 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Osman ÇELİK { 14 Şubat 2009 16:20:41 }
Emrullah Bey;
Tebrik ederim, gerçekten çok zarif bir yazı olmuş...
hayrullah { 13 Şubat 2009 14:26:23 }
eline ve yüreğine sağlık.Mükemmel bir anlatım
Hidayet Takçı { 12 Şubat 2009 12:57:53 }
Saygıdeğer Emrullah Hocam,
Bizleri böylesine güzel yazılardan lütfen mahrum etmeyin olur mu. Olağanüstü bir yazı olmuş, nerelisin diyene doğrudan sunulabilecek bir yazı. Elinize, emeğinize sağlık.
yunus emre { 12 Şubat 2009 12:10:35 }
emrullah bey kardeşim, öncelikle böylesi emek gerektiren bir yazı kaleme aldığınız için teşekkür ediyorum. yazı yazmanın, hele hele ciddi yazı yazmanın ne kadar zor bir iş olduğu dikkate alındığında, verdiğiniz emeğe saygı duyuyorum.

itiraf etmeliyim ki, gürün ve çevresi ile ilgili ilk defa yazınızdan öğrendiğim bilgiler mevcut. ilmi ve edebi anlatım biçimi yazınızda hemen kendini hissettiriyor. bu öyle kolay başarılacak bir durum olmasa gerek; hem taihi ve coğrafi bilgiler vermek hem de duygulara hitap etmek...

sizin gibi bir yazar arkadaşa sahip olduğumuz için gerçekten şanslı olmalıyız. inşallah bundan sonra kendinizi fazla özletmezsiniz!
Mustafa Ünal { 12 Şubat 2009 09:34:00 }
Emrullah hocam teşekkürler. "Bir" yazıyorsun "pir" yazıyorsun. Harika bir yazı. Coğrafi durum, tarihçe, günlük yaşam, anılar, portreler,... Hepsi aynı yazıda ancak bu kadar güzel harmanlanabilirdi. Eline sağlık.
Diğer Sayfalar: 1. 2. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun156 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI