Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

KITMİR OLABİLMEK

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 9 Yorum | Okunma 3547 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 25 Ocak 2009 19:44:15

Ebubekir beyden bir yazı...

KITMİR OLABİLMEK

 

 

 

Kıtmir, Ashab-ı Kehf’in köpeğinin adı.. Ashab-ı Kehf’in kıssası kur’an da “kehf suresinde” anlatılmaktadır. Ne zaman yaşadıkları ve hangi peygamberin ümmetinden oldukları konusunda kesin bir bilgi yoktur. Ashab-ı Kehf’in kıssası, insanlık tarihi boyunca var olan iman ve küfür mücadelesinin ilginç ve ibretli bir örneğidir. Allah, inananları koruyacağını, galip getireceğini ve dinine hizmet edenlerin ayaklarını hak yolda sabit tutacağını vaat etmiştir.

 

 

 

Yedi uyurlar da denilen Ashab-ı Kehf’in kıssasın da, putperest bir hükümdar (Dakyanus)’ın baskı ve zulümleri karşısında imanlarından vazgeçmeyen ve can emniyetlerinin kalmaması neticesinde kaçarak bir mağaraya sığınan yedi kişinin ve içlerindeki çobana ait köpeğin hikayesi anlatılmaktadır.

 

 

 

Kıtmir, Ashab-ı Kehf tarafından saklandıkları mağaraya kabul edilmek istenmemiş ancak lisanı hal ile kendisinin de Allah’a inandığını ve onlardan ayrılmak istemediğini belirtmesi üzerine mağara arkadaşlığına kabul edilmiştir. Ashab-ı Kehf’i takip eden Dakyanus’un askerleri saklandıkları mağaranın girişini büyük kayalarla kapatarak onları bu şekilde mağarada öldürmek istemişlerdir.

 

 

 

Mağarada uyuyan Ashab-ı Kehf’in uykusu tam 309 sene sürmüş, mağara girişinden giren güneş ışığının durumuna göre Allah(cc) onları sağa sola döndererek uzun süre yaşatmıştır. 309 sene sonra uyandıklarında acıktıklarını hissederek içlerinden birisini ekmek almak için şehre(efsus) göndermişler. Ancak burada aradan uzun yıllar geçtiği ve ortada ibretli bir olay olduğu anlaşılıp sırları ortaya çıkınca kendileriyle aynı inanca sahip olan yeni hükümdar ve halkın mağaraya kadar takipleri sonucunda  Ashab-ı Kehf ve kıtmir mağarada gözden kaybolmuşlar.

 

 

 

Ashab-ı Kehf’in kıssası kısaca böyle. Ahir zamanda Mehdi(as) zamanında bunların yeniden gelecekleri rivayet edilmiştir.

 

 

 

Bu kıssanın en ibretli yönlerinden birisi de kıtmir tarafıdır.Zira kıtmir necisülayn bir hayvan olmasına rağmen Salih insanlarla beraber ve dost olması neticesinde cennet ehli olmuştur.

 

 

 

Mesnevide Mevlana(ks) Hz.leri  bu konuda necis bir hayvanın kamil zatlarla beraberliğinin onu cennet ehli yapabildiğini ifade ederek şöyle söylemiştir.“Bil ki, içi ilâhî aşk ve muhabbetle dolu olmayan insan, ne kadar zavallıdır; belki hayvandan daha aşağıdır. Zîrâ Ashâb-ı Kehf’in köpeği dahî aşk ehlini aradı, buldu, rûhânî bir safâya erişti ve o has kullarda fânî olarak cenneti kazandı” Aşkın sultanı böyle söylüyor. Böylesi gönül sultanlarının kapısında kıtmir olabilmek için can atmak ve onlarda fani olmak gerekir.  Ölü kalpler onlarla dirilir, sefa bulur.

 

 

 

Cenab-ı Allah(cc) Tevbe suresi’nde “Sadıklarla beraber olunuz” buyurmaktadır. Bu konuda sahabenin özelliklede Hz. Ebubekir (ra)’in hali ortadadır. O Resulullah(sa)’ın en yakın dostu olması ve kalbini Resulullah’a bağlaması neticesinde Peygamberlerden sonraki en kamil ve sadık insan olmuştur.

 

 

 

Kıtmir’in sadakat özelliği nedeniyle Salih ve takva sahibi insanlarca güzel bir vasıf olarak değerlendirilmiş ve Hak dostlarının kapısında kıtmir olabilmeyi büyük bir nimet olarak değerlendirmişlerdir. Bu nedenle kıtmir sözcüğü bir köpekten ziyade sadakat ve dostluğu ifade eden güzel bir vasıf olarak kabul edilir olmuştur.

 

 

 

Bu konuda Fethullah Gülen Hocaefendi kıtmiri nefsin aczini ifade eden bir terim olarak kullanarak şöyle söylemiştir; Müslüman bir ana-babadan dünyaya gelmiş, tekke ve zaviye çevresinde yetişmiş, İslâm'ı duya duya gelişmiş; bütün bunlardan sonra da Cenâb-ı Hak, onu din-i mübin-i İslâm'ı yüceltme adına mübarek bir hizmette istihdamla şereflendirmişse, bu mazhariyetleri tam değerlendiremediğinden ötürü bu insanın kendine yer yer "kıtmir", "aciz", "fakir" demesinden daha tabii ne olabilir? (fasıldan fasıla;3)

 

 

 

Müslüman alçak gönüllü, tevazu sahibi olmalıdır. Müslüman’da kibir olmaz, olmamalı. Bir damla kirli kandan müteşekkil bir varlığın kibirlenecek neyi olabilir ki. Müslüman nefsini kafirden aşağı görmelidir.. Ne kadar?.. yetmiş derece.. . Nefsi alçaltmak, ona başkaldırma, ben deme, kendisini üstün görme payesi vermemek için.  Zira emmare nefis inkârcıdır, cahildir. Çünkü kendi kendisine düşmanlık etmektedir. Emmare nefis kafirin ve münafığın nefsidir. Emareden levvame’ye çıkamayanın işi zordur.

 

 

 

Bir hadisi kudsi de Cenab-ı Allah, zikir meclislerine bir alacağını almak için gelen bir kişiden bahsedilirken “onların arasında bulunanlar şaki olmazlar” müjdesi verilmektedir. O zat zikir meclisine zikretmek kasdı ile gelmemiş, bir kimseden alacağını almak için gelmiştir. Buna rağmen o meclistekilerin Allah indindeki değerinden ve bu meclislerin bir rahmet vesilesi olmasından dolayı bu müjdeye kavuşmuştur.

 

 

 

Kamil bir zat şöyle diyor: “Sıkıntı ve bunalımın ilacı, kendini Allah’a adamışlarla sohbettir.” Kendini Allah’a adamışlar ise sadıklardır, Allah dostlarıdır. Bu zamanda stresten ve sıkıntıdan uzak kaç kişi gösterilebilir. Bu reçeteleri uygulamayan işin hakikatini hakkıyla idrak edemez.

 

 

 

Gökteki ayın bir ışığı yoktur ama güneşe bakan yüzü güneşten bir hisse alır.İşte Allah dostları da birer makes(ayna)tir. İnsan samimi olarak gönüllerini evliyaullah’ın önüne korsa  bu zatların kalplerindeki güzellikler gönüllere aksedecek ve o güzelliklerden nasipdar olacaktır. Peygamber efendimiz; “Allah bana ne verdiyse ben hepsini Ebubekir’in kalbine aktardım” buyurmaktadır.İnsan sâlih ve sâdıklarla ünsiyet ederse onlarla bir aynileşme meydana gelir ve oda onlardan olur.

 

 

 

Nuh (as) ululazim peygamberlerden idi ama O’nun oğlu müşriklerle arkadaş oldu.Nuh(as)’un peygamberliğini inkar etti. Tufanda, arkadaşlarıyla olan dostluğundan ve gönül bağından dolayı onları terk edemedi. Bir peygamber evladı olmasına rağmen kötü arkadaşlardan dolayı imansız olarak öldü.

 

 

 

Bir gün İbrahim b.Ethem (k.s) Hz.leri şöyle buyurdu;

 

- Bir gece rüyamda şöyle gördüm. Bir melek elinde bir defter tomarı tutarak bir şeyler yazıyordu.

 

 - Ne yazıyorsun? dedim.
 - O’nun dostlarının adını yazıyorum dedi.

 

 - Benim adımı da yazdın mı? diye sordum.

 

 - Yok dedi.

 

 - Ben onlardan değilim. O’nun dostu da değilim. Ama dostlarının dostuyum dedim. Ben bunları söylerken bir melek daha geldi.

 

 - Tomara tekrar başından başla dedi.
 - Bunun adını tomarın başına yaz ki, O’nun dostlarının dostudur dedi.

 

İnsan Allah’a dost olamasa bile O’na dost olanlara dost olmaya çalışmalıdır.

 Bir Pir’e ;

 

- Ey Şeyh nereye gidiyorsun? diye sordular. Pir;

 

- Falan dergah’a gidiyorum ki orada dervişler vardır. Ben orada oturayım. Orada dervişlerin üzerine bir günde yirmi defa rahmet yağar. Bilhassa kaylule zamanı gidiyorum ki, gidip orada kaylule edeyim. Belki o rahmetten benim de üzerime yağar dedi. Bu manada Allah Resulü(as); Allah dostlarının anıldığı yere Allah’ın rahmeti iner buyurmuştur.

 

Evliyaullah’tan bazıları da şöyle söylemiştir;” Sen Onlardan geçin, kendini onlardan göster. Her ne kadar sen onlardan değilsen de onlarla beraber olanlarda onlardandır. O’na yapışmaya kadir değil isen, dostlarına yapış. Her ne kadar mertebede onlara yetişemezsen de, onlar sana şefaatçi olurlar”

 

 

 

Ey bu zamanda bin türlü derde duçar olmuş, kalbi kararmış, dünyanın muhabbetiyle kasavete düşmüş ve elinde her türlü nimet olmasına rağmen huzuru yakalayamamış insan. Ya da üç beş kitap okuyarak kendini büyüklerden zanneden, büyüklerle kıyaslayan amma onların sırlarından, aşklarından zerresini bile elde edememiş bedbaht nefisler. Bizleri huzur ve gönül sefasına gark edecek nimetler orta yerde dururken bunları görememek, görüp de istifade edememek ne büyük bedbahtlık. Bizler bu gün nefislerimizin kandırmasıyla kendi nefislerimizi tatmin etme mücadelesi verirken başımıza ne büyük dertler açtığını ve bizleri ne büyük nimetlerden mahrum bıraktığını ancak haşir meydanında anlayacağız.

 

 

 

 Bir dost kapısında kıtmir olabilmek el aleme baş olmaktan bin derece daha evladır. Ne demişler; geda(kıtmir-köle) gedalığını bilirse sultan da sultanlığını bilir.

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

turgut samet { 17 Şubat 2009 23:43:12 }
rabbimin imtihanıda böyle kimi peygamber çocuğu nuhun gemisine binemiyor......
kimi it bir velini arkasına takılıyor cennete gidecek bir kaç hayvandan biri oluyor seçim insanların (sadıklarla olun!!!)
Ebubekir GÜR { 30 Ocak 2009 16:47:13 }
Mustafa kardeşim hiç kimse ölçüp biçmeden, tartmadan, düşünmeden kimsye gidip tabi olmuyor. Akıl işte burada işin başında çok önemli. En ince ayrıntısına kadar araştırabilirsin. Ama birisini rehber olarak kabul ettikten sonrada ona tabi olmak gerekir. Hasta olanların doktora teslimiyeti gibi. Bir rehbere gidenlerde kalben hastadır. Bu hastalıklardan kurtulmak için teslim olmak ve verilen reçeteyi uygulamak gerekir.Şimdi insanlar cahil değil diyorsunda alimde değiller. kaç tane hakiki alim var. Bu gün geçmişe göre toplumun dini bilgisi çok yetersiz. Buna rağmen hepimiz çok iyi bildiğimizi zannediyoruz. bana göre deyip başlıyoruz. Doğru dürüst ilmihal bilgilerimiz bile yok. Yeterli bilgi olmayınca açıkca yapılan haramlar, mekruhlar doğru şeyler olarak algılanıyor. Cahil halkı istismar etmek de çok kolay. kamil insanlar hakkında konuşmak içinde çok donanımlı olmak ve işin hakkını vermek lazım. Duyulan yalan yanlış şeylerle değilde insafla doğru görülmeyen şeyleri değerlendirmek ve gereğini yapmak lazım. Reklama gelince, reklam bir yere kadar etkili. Ama insanlar eğer bir fayda görmezlerse kolay kolay bir daha gitmezler.
Kıtmir konusunda hala ikna olamadığın belli oluyor. tekrar kısaca söylersek, kıtmir olmaktan kasıt büyüklere sadık ve onlarla beraber olmak manasında kullandım. Ayrıca insanın acziyetini de ifade eden bir terim olarak kullanılabiliyor. Aslında bir tevazu ifadesi olarakda algılanabilir.Bu kelime bu sıfatları ifade için kullanıldı.El aleme baş olmaktansa sözüne gelince kamil insanların kapısında bir hizmetci, sadık bir mürid olmanın başka bir yerde birilerine idareci, lider, müdür vs. olmaktan daha iyidir dedim. Mesela tüm peygamberler Ümmeti Muhammedden olmayı istemişlerdir. halbuki hepsi Allah tarafından seçilmiş elçiler idi, peygamberlerdi. Ama Muhammed ümmetinden olmayı daha efdal saydırlar. Yani demekki bir kavme peygamber olmaktan daha üstün gördüler. Aynen bunun gibi peygamber varisi evliyaların kapısında hzimetçi olmakta elaleme baş olmaktan bin kere daha efdaldir benim için. Bu benim görüşüm. Sana ters gelebilir ama bunu bir akaid meselesi haline getirmenin de bir manası yok.tasavvuf işi elbette bir nasip işidir. nasip olanların hedefide kötü sıfatları bırakıp, güzel ahlak sahibi olmaktır. Her konuda olduğu gibi nefis tezkiyesinde de ehil olan terbiye edicilere ihtiyaç var. Usta çırak ilişkisi hangi meslekte yok. İnsanlar neden okulllara gidiyor. Yani hocanın,öğretmenin, mürşidin hiçmi faydası yok. Mürşit yol gösterir, kendisi yaşayarak örnek olur. peygamberin terbiye yöntemini kullanır. Nazarı ve sohbeti kalbi hastalıklara şifa olur. Bu konu çok uzun bir konu. Daha fazla uzatmak hoş olmuyor. Bazı arkadaşlara sıkıntı veriyor olabiliriz. Eğer istersen maille çok şey anlatabilirim. Selam ve saygılar.
Mustafa BOĞA { 30 Ocak 2009 11:51:09 }
Sevgili kardeşim merhaba,bizim gayemiz o yüce kişileri inkar etmek değildir.Haşa.Onlarıda basit görmek değildir.haddimize düşmez.Ama bazı tabularıda yıkmak lazımdır.bize hiç düşünme ve kıyaslama şansı verilmemiştir.Neden,çünkü günahtır diye.Eğer araştırma ve sorgulama şansı mız olsaydı bazı gerçekler ortaya çıkacak ve saltanatlar bozulacaktı.Şimdi insanlar cahil değil.her şeyin farkına varabiliyor.Bizim derdimiz,her kendisine şeyhim diyenlerin o kefeye oturtulmaması lazımdır.''şeyh uçmaz,müridi uçurur'sözü çok gerçekci bir sözdür.İşin aslı reklamdır.Reklamı çok yaparsan bu çağda satışıda çok yaparsın.Reklamın gücü çoktur.Bizim itirazımız ''kıtmir''meselesinedir.Vede söylemiş olduğun ''el aleme baş olmakla''kıtmir olmanın arasındaki uçurumun farklılığını ve dernliğini belirtmektir.Yoksa tasavvuf yolunu inkar etmek değildir.Bazı gerçekleride göz önüne almak lazımdır.Hep aynı pencereden dünyaya bakmıyacaksın,dünya bir noktadan ibaret değildir.hep aynı yere bakarsan aynı noktayı görürsün.Dünyanın döndüğünün farkına varabilmek içinde dışarısını bir bütün olarak görmek lazımdır.Burda asıl olan insanın kendisidir.Vede amelidir.Kendini kurtaracak olan şeyhin nefesi değil,kendisinin belli bir amel ve ihlas seviyesine ulaşmasıdır.Bizim burda anlatmak istediğimiz ne kadar uğraşırsan uğraş,allah o kişiye nasip etmezse,o kapılara ne kadar yüz sürersen sür,ne kadar ''kıtmir''olursan ol o kapıda fayda vermez.Hz. peygamber kızına ''ey fatıma,amelinle kendini ateşten kurtar.Yoksa bende seni kurtaramam''buyurmuştur.Beyazid-i Bestami ''Kürkünüzden bir parça versenizde,teberrüken üzarimde taşısam''diyen müridine''Evladım,sen adam olmazsan,değil Beyazid-in kürkü,belki derisini yarsan içerisine girsen yine fayda etmez'' elbetteki kamil mürşitlerin şefaati olacaktır,buna hiç itirazım yaok.Gerçek mürşitlerin birde,bunu hakedenlere olacaktır.Yoksa her kapısının önünden geçenlere değil,çorbasını aşını yiyenler değil,kapısında kul köle olanlar değil.Hidayet aklı başında salim düşünenler ve bütün insanlara olsun.
Ebubekir GÜR { 30 Ocak 2009 01:48:19 }
Hulusi bey,yazınızda dünya seferini en iyi ve en doğru değerlendirenleri sıralarken ikinci sırada velileri göstermişsin. Çok güzel.. aynen katılıyorum ve bizde Allah Resulünden sonra gelen ve kıyamete kadar da gelecek olan bu velileri sevmeye, onlarla beraber olmaya ve onların rehberliğinde Allah'a hakkıyla kul olmaya çalışıyoruz. NAsılki Resulullaha itaat Allaha itaat olarak addedilmiş, Peygamber varislerine itaat de Resulullaha ve Allaha itaat olarak değerlendirilmiş. Maksadımız Allah ve talebimiz O'nun rızasıdır. Başka bir maksadımız yoktur. Ehli tasavvufun hedefi nefsi tezkiye kalbi tasfiye ederek Allah'ın ahlakı ile ahlaklanmaktır. Bu noktada İmam-ı Gazli hz.leri şöyle söylüyor."Tasavvuf ehlinin ahlakı ahlakların en güzelidir. Dünyanın bütün alimleri bir araya gelseler, tasavvufun adaplarını çıkarıp yerine daha güzelini getirmeye kalksalar daha güzelini bulamazlar". Çünkü tasavvufta kur'an ve sü
nnetin dışında hiç bir şey olamaz. Kur'an ve sünnete uymayan her şey reddedilir. Tasavvufun özünde bu vardır.Tasavvuf güzel ahlaktan, takvadan, ihlastan,ihsan sahibi olmaktan ibarettir. Tasavvufta bozulmalar, istismarlar olmuştur. Hatta geçmiş yıllarda sahte şeyhler, müritler peydah edilerek topluma servis yapılmış ve bu kurum yıpratılmaya çalışılmıştır.İkame prensibiyle hakikilerinin azaldığı yerde hemen sahteleri pazara sürülmüştür. Dolayısıylada haklı olarak bir çok müslümanın gözünde menfi bir şekilde algılanmıştır. Oysa geçmiş asırlardaki ehli tasavvufun hizmetlerini aklı selim olan kimse inkar edemez.Ancak bu yanlış ve bir çoğuda menemende olduğu gibi kasıtlı olarak servis edilen bu örneklere bakarak tamamını aynı kefede değerlendirmek ve artık hepsinin bozulduğunu zannetmek kötü bir zandır.Ben katı bir insan değilim. Ancak doğru olduğuna inandığım değerleri her şart altında savunmak benim en önemli şiarım olmuştur. Benim doğrularım ehli sünnetin doğrularıdır. Bu kriterlere uymayan hiç bir şeyi benimsemem. Müslüman davasında sadık olmalıdır.Herkesin farklı şekilde inanma özgürlüğü vardır. Buna kimse karışmaz bizde karışamayız. Ama benim doğrularıma tenkitler geldiğinde de doğrularımı anlatmak ve başkalarının bana göre yanlışlarını düzeltmek için bildiklerimi anlatırım. Bu yaklaşımın yanlış olduğunu da düşünmüyorum. Müslüman olan herkesin sahip olması gereken bir davaya sahip olduğumu ve onun gereklerini yerine getirmeye çalıştığımı düşünüyorum.
Müslüman topluluğa israiliyattan bir çok şey karıştığı doğrudur. Bunu net olarak ayırabilen varsa kabul ederim. Ancak birileri kendi düşüncesine ters gelen herşeyi israiliyattan sayarsa ne yapacağız. Bu iş alimlerin işi. Sorumluluk onların Ama bu kıssalarda kur'an ve sünnete açıkca ters olan çıkarsa onuda elbette benimsemeyiz. Bu gün maalesef kendisine alim diyen bir çok insan neredeyse hadislerin tamamına uydurma diyor.Buna inanan bir kimseye en sahih hadisleri dahi kabul ettiremezsin. Bu şekilde çok katı olanlarda var. Bu tür insanlarla oturup medenice konuşmak bile mümkün olmuyor.Asırlardır alimler, arifler ve evliyalar tarafından sahih kabul edilen hadisleri ve kıssaları bende doğru olarak kabul ederim. Çünkü bir imamı azamla, imamı gazali ile, imamı rabbani ile ilh. bu gün boy ölçüşecek pek kimse görülmediği gibi sahabeyi gören tabiin ve tebei tabiinlerce toplanan ve sahih görülen hadis ve diğer bilgilerin doğruluğunu bin dörtyüz sene sonra tartışmak da bana çok doğru gelmiyor. Bu gün hiç kimse o günkü alim ve ariflerden daha takva sahibi olmadığı gibi daha hassasda değiller.Sizinde "en doğru değerlendirir" dediğiniz evliyalar, alimler eğer yanlış değerlendirmiş ise ben onlardan daha doğru değerlendirecek ilimde ve kemalatta değilim. Kaldıki bu makalede anlatılan kıssa direk kur'an dan alınmış bir kıssa. Bu kıssa da verilen mesaj belli iken hiç kabul etmediğimiz yorumlarla suçlanmamız doğru değil. Ve "benim düşüncem budur" denildiğinde müslüman olan herkes beni ancak açıkca söylediğim düşüncelerle yargılayabilir. Niyet okuyarak yapılan yorumlar doğru olamaz.
Peygamberlerin dışında kimseye masumiyet izafe etmiyoruz.Herkesin hatası ve kusuru elbette vardır. İman ve amel noktasında ehli sünnetin içtihadı neyse bizimkiside odur diye hep söyledik zaten. Bizim farklı bir düşüncemiz olamaz. Tasavvuf akaid ve ahkam konusunda farklı bir yorum getirmez. Sadece tezkiyeyi nefis noktasında yorumlar yapar.Daha öncedende söylediğim gibi gerçek bir mürşit Allah'ın ahlakı ile ahlaklanandır. Bazı mürşitler bir sünneti terk edeni bile irşat ehli saymamıştır. İslamı ve güzel ahlakı nefislerinde yaşama noktasında bu kadar hassas olanların amellerindeki güzellikleri de ehli insafın görmesi lazım ki yanlış düşüncelere kapılmayalım. Aslında herkes birbirini samimi olarak daha iyi anlamaya gayret göstermelidir. O zaman farklılıkların özde olmadığı görülecek ve nefsani yargılamalar kalmayacaktır.Sondaki cümlenizde de haklısınız. Bu herkes için geçerli olmalı.. Yargılamak yerine anlamaya çalışmalıyız. Kim neler yapıyor, ne şekilde hizmet ediyor ona bakalım. Eğer ortada bir bidat varsa sağlam kaynaklardan delillerle konuşularak düzeltme yoluna gitmeye çalışılmalı. Belki Ümmeti Muhammed için en güzel hizmet bu yönde olacaktır. Zira bu zamanda belki herkesin imanı tehlikededir. Birbirimizle lüzumsuz yere vakit harcayacağımıza iman hizmetinde yarışmak ve büyüklerin ömür boyunca sarfettikleri gayretin bir zerresini de bizlerin göstermesinden daha anlamlı ne olabilirki. Herkese göre bir hizmet alanı var. Aynı hedefe doğru giderken çelme atmak yerine bir insanın hidayeti için sırt sırta vermek en güzeli değilmi. Bazı evliyalar şöyle söylemişler:" Başka bir şeyhin(cemaatin) müridleriyle beraberken onların şeyhinin sohbetini yapınız" Şeyh yada lider yarıştırmak yerine arada muhabbet tesis edecek güzelliklere koşan herkes baştacı.. Ben yinede bu tartışmalarda sorumlu olarak kendi nefsimi görüyorum. Eğer büyüklerin hoş görüsünden zerre kadar nefsimde olsaydı böyle olmazdı. Allah hepimizi hadimil müslümin olanlardan eylesin.
Hulusi TAKCI { 29 Ocak 2009 17:39:26 }
Selam dostlar. Dervişin fikri ne ise zikride odur. kabilinden sözler srfedeceğim.Umarım yanlış yapmış olmam. Dünya hayatındaki seyrü seferimizle ahiretimize azıklar dermekteyiz değilmi? Dünya seferini en iyi ve en doğru değerlendiren Nebiler,veliler,alimler,şehitler ve diğerleridir değilmi. Örnek almamız gerekenler bunlardır. En baştan sona doğru.Hani Allah resülünün vali atadığı sahabisine neyle amel edeceksin sualine verilen cevaptaki gibi. Kitapdan net olarak anlayamadığını resulün sünnetinden bulmaya çalışması gibi. Şimdi yaşadığımız dünya gün be gün şekil değiştiriyor. İmtihan alanı olarak. yoksa imtihanı verecek açısından değişen bir şey yok varlık, ve zaafiyetler açısından. Genelde israiliyattan alınan kıssa ve gerçekliği su götürür veli kıssalarıyla yol tutmağa yeltenmek biraz riskli değilmi? Bekir bey siz akıllı bir arkadaşsınız. Nakledilen her rivareyete inanmak yerine hikmetine vasıl olmağa çalışsanız belki bu kadar katı olmayacaksınız.. her insanın hataları ve kusurları olduğu gibi islam tarihinde yer tutmuş her anlayış ve yaklaşımında hata payı vardır. Anlayışlardaki yapılardan ziyade amellerdeki güzellik önemlidir. Her yaratılmış şey Allahın rahmetiyle kendisine biçilen ecel müddetince vardır. Yargılamaktan ziyade anlamaya ve doğru işler yapmağa çalışmalıyız. Allah hepimize selamet versin. Selamlar
Ebubekir GÜR { 27 Ocak 2009 15:14:42 }
Sevgili Mustafa kardeşim çok çok yanlış düşünüyorsun.Sizleri şimdiye kadar böyle şeylerle oyalayanlar kimler? Mevlanalarmı? İmam-ı Rabbanilermi? Şahı Nakşibendilermi? Abdülkadir Geylanilermi? Kimler? Çünkü bu yolu sistemleştiren ve hakkıyla uygulayanlar bunlar. Bu zatlar aynı şeyleri yapmışlar ve bizlerde bunları taklit etmeye çalışıyoruz. Eğer tasavvuf yolunu kökten reddediyorsan o senin bileceğin bir şey. İnsan kur’an da geçen kıssalarla insanı nasıl oyalarlar, el insaf. Bizleri kur’andaki kıssalarla oyalayandan Allah razı olsun. Kur’an daki hiçbir kıssada, olayda haşa abes ve zararlı bir şey yoktur. Önemli olan bu kıssalardan ders çıkarabilmektir. Allah dostları şöyle söylemiştir. “Kişinin ilahi bürhanlardan(keşif, keramet ve mucizeler) nasibi imanı derecesindedir”. Allah bu ve benzeri olayları anlatarak bizden ibret ,ders ve örnek almamızı istiyor ve bunların imanı kuvvetlendirdiğini söylüyor.Makalenin başlığına bakıyorsun. Güzel kardeşim ben sana diyorum ki kıtmirin ifade ettiği bir mana var. Bundan maksat köpek değil, sadakat ve insanın acziyeti.. Bunu ifade eder diyoruz. Ve kıtmir gibi Allah’a ve dostlarına sadık olmak gerekir diyoruz. Bizim tüm söylediğimizin özeti bu. Sen hala kelimelerle meşgulsün ve olayı nerelere çekiyorsun. Mevlana Hz.leri şiirlerinde şaraptan bahsetmiş. Bu şarabı da bildiğimiz şarap olarak algılıyorsak vay halimize.
İstersen yine Fethullah Hocanın kaleminden söyleyelim. “Kıtmir sözünü siz köpek mânâsında alabilirsiniz. Ancak köpeğin bile kendi adına birçok hususiyetleri olduğundan, ben şahsen kendime öyle demeyi bile bazen çok görmüşümdür. Evet o, çok duyarlı bir hayvandır. Burnunda, insanda olanın on katı, koku alma hücresi vardır. Kulaklarındaki hassasiyet de öyle, gözlerindeki de... Meseleye bu zaviyeden bakılacak olursa, kıtmir iddiası bile, büyük bir iddia sayılır. Gerçi, mahiyet-i insaniye meleklerden daha ulvîdir ama, o biraz da ilk mevhibeleri değerlendirmeye bağlıdır. Bunlar kişinin Rabbisi ile olan irtibatı, halkla olan münasebeti ve nefsiyle olan cedelleşmesi neticesi kendine lâyık gördüğü ya da -arzettiğim şekliyle- görmediği vasıflardır. Geçmişte nice İslâm hadimlerinin kendilerine bu tür yakıştırmalarda bulunduğu bir gerçektir. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer''den alın da merhum Necip Fazıl Bey''e kadar, niceleri kendini yerden yere vurmuşlardır. Necip Fazıl Merhum, ciddî bir nefis muhasebesi esnasında: ''E, bırakın da mü''minlere, tarlaların kuvve-i inbatiyesi için biz de gübre olalım.'' demiştir. Onun için biz böyle düşünemeyiz, ona hakaret olur. Ancak onun kendi yaklaşımı içinde, gübre toprağın kuvve-i inbatiyesini artırıyorsa epey bir mânâ ifade eder. “
Bir insana aslanım, bozkurdum dersin kimse yanlış anlamaz. Çünkü burada ifade edilen şey hayvanattan olmak değil onların temsil ettiği güzel vasıflardır. Akıl dediğimiz şey burada işe yaramıyor mu?
Bu gün kabul edilen dört tane hak mezhep var. Bunların ayrı olması bir kirlilik ve bozulma olmadığı gibi hak tarikatlarında 12 olması başlı başına bir kirlilik nedeni değildir. Bu gün hak mezheplerde olduğu halde haramlar, günahlar işleyen insanların olması bu mezhepleri hak olmaktan çıkarmadığı gibi, hak olan tarikatları istismar eden, yanlış yapan insanların olması da hak olan tarikatları hak olmaktan çıkarmaz. Çünkü hak yolda devam edenler hep olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Önemli olan bunlardır. Bediüzzaman; “ehil olmayanların tarikata girmesiyle tarikat mahkum edilemez “diyor. Bazı şeyleri söyleyebilmek için hakikatı bilmek ve öyle konuşmak lazım. Yoksa iftira edilmiş olur ki bunun vebali de o kişinin üzerine olur. Bir defa kamil şeyh kimdir onu iyi bilmek lazım. Kamil şeyhin hiçbir hareketi islamın, sünnetin dışında olamaz. Ahmed İ. Hanbel; her kim ki şeriat ayrıdır, tarikat ayrıdır derse o zındıktır” diyor. Şeriat ve tarikat ayrı şeyler değildir.Yani bir tarikat ve şeyh İslamın zerre kadar dışında olamaz. Her şeyi kuran ve sünnete uygun olmalıdır. Şeyh efendinin hiçbir buyruğu kurana aykırı olamaz. Buyuran varsa onlar sahte şeyhlerdir ve bizim onlarla bir meselemiz olmaz. Her şey şeyhin insafına kalır ne demek. Allah(cc) bu zatlar için;”benimle görür, benimle duyar, benimle iş yapar. Yani yaptığı iş benim muradıma göredir” buyururken gerçek bir mürşidi kamil iradesini Allahın iradesinde yok etmiştir ve asla kendi iradesiyle iş yapmaz. Sahabelerden sonra bu zatlardan daha güzel ahlak sahibi kimseyi gösteremezsin. Eğer hepsini aynı kefeye koyuyorsanız söyleyecek sözümüz yok. Ayrıca kaç tane hakiki şeyh tanıdın. Ben yüz binlerce bataklıktaki insanın, ayyaşın, sarhoşun, eşkıyanın, hırsızın, faizcinin vs. bu kapılarda hidayet bulduğuna şahidim. Ama henüz hiçbir müftünün vaiz efendinin eliyle hidayeti bulanı görmedim. Eğer M. İkbal o sözü söylemişse gerçek mürşitleri tanıyamamıştır. Eğer tanısaydı böyle söyleyemezdi.
Mustafa kardeşim.. Toptan ehli tasavvufu reddetmek için bence çok düşünmek lazım. Çünkü bu kapılardan hep evliya yetişmiştir.Ben onlardan daha akıllısını ve sağlıklı düşüneni görmedim. Çünkü aklı selim, kalbi selimin eseridir. Eğer insanın kalbi temizlenirse aklıda selim olur. Asıl doğru düşünen ve muhakeme yapan aklı selim sahipleridir. Selam hidayette olanların üzerine olsun.

Mustafa BOĞA { 27 Ocak 2009 10:38:55 }
Sevgili kardeşim,bizleri şimdiye kadar hep böyle şeylerle oyaladılar.İşte bazı hoca dediklerimiz anlatırken bilimsel bazı gerçekleri insanlara anlatmadılar,insanları böylesi kur'anda geçen kıssalarla oyaladılar.Daha gerçeklere bakmadılar,insanları yönlendirmediler.Ben makalenin başlığına bakarım.Benim için başlık makalenin özetidir.Ben yine o başlığı hiç uygun bulmadım.O ne kadar cennetle müjdelensede nihayeti bir hayvandır,gıpta edilecek bir durumu yoktur.Onun görevi sahibine sadakatti onuda yaptı.Asıl olan insandır,Allah'ın kendi ruhundan üflediği mukaddes olan kendisine secde edilmesini emrettiği insandır bizim dinimizde ve akıldır.Evet din kaide koyar akıl ise onu yapmakla görevlidir.Akıl'a farzdır.İnanmak için farz'a uymak için dinimiz akıl ve baliğ şartı koymuştur.Akıl olmasa o hiç bir şeydir,yalnız gelir ve gider,sorumluluğu yoktur.''bir dost kapısında kıtmir olabilmek el aleme baş olmaktan bin derece daha evladır''demek te çok sakıncalı ve tehlikelidir bana göre.O el alemlerle nice başarılı işler yapmış dinin hizmetinde çalışmışlar ve yüceltmiş çok baş'lar vardır.Aslında o dost kapıları dediğin yerlerin kapıları,kıtmirleri değil esas kendileridir evla olan.Onların mezarları değil,postları değil,hayvanları değil esas olan kendileri ve ilimleridir.Şİmdi binlerce tarikatler dost bildiğimiz kapılar vardır.Başlangıçta kaynak aynıdır ama bunlar kollara ayrıldıkca kirlenmişlerdir.işin içinden nasıl çıkılacak,senin dost kapısı bana,benim dost kapımda sana yabancı,o zaman gerçek dost kapısını nasıl bulalım.Muhammet İkbal''pirizm''demiştir.''şeyhperestlik''manasına gelir.Allah ne diyor,kur'anda ne geçiyor yerine ''şeyh efendi nasıl buyurdu,bizim tarikatimiz nasıl amaçladı''zihniyeti şimdiye kadar gelmiş,şimdide devam etmektedir.Muhammet İkbal'in izahı ile''Tekkelerde benliği yaratmak ve yetiştirmek imkanı kalmamıştır.Bu rutubetli alev,kıvılcım saçmaz''demiştir.Kimileri yükünü tutmuş,kimileri ise hala devam eder.En düzgün tarikatte bile kişiler şeyhlerine tabi olunca tarikatlerin geleceğide şeyh'in insafına kalır.İnsanlar bilginin değil,taklitin uygulayıcısı olurlar,mantık ve akıl bir kenara bırakılır.İnsan sağlıklı düşünemez ve bazı şeylerde kaçınılmaz olur.Sevgi ve muhabbetlerimle
Ebubekir GÜR { 26 Ocak 2009 14:18:16 }
Değerli Mustafa kardeşim, selamına aleyküm selam. Bu makalede vermek istediğim mesaj, körükörüne bağlılık olmadığı gibi kamil insanlar yerine kıtmiri takip etmek yada insanın yerini buda doldurur demek değil. Burada bizler için güzel bir örnek ve hikmet var.. Böyle olmasaydı Allah kur'an da bahsetmezdi. Zaten tevbe suresinde de bahsedildiği gibi insanın sadık Allah dostlarıyla beraber olması istenmiş. Bu kıssada görüldüğü gibi sadıklarla beraber olan necis bir hayvan olmasına rağmen o da bu beraberlikten fayda görmüş. Bizde bu mesajı vermek istedik. Müslüman salih insanlarla, iyilerle dost olur, beraber olursa bundan dünya ve ahirette fayda görecektir.Yoksa burada bir ittiba olayı yok.Hele bir köpeğe ittiba olurmu? İttiba elbette Allah'a, Resulüne ve O'nun varislerine yapılmalı. Hayvanlarında güzel sıfatları var. Köpeklerin en önemli sıfatları da galiba sahiplerine sadakat göstermeleri. Sıddıkiyet makamı çok büyük bir makam. Hz. Ebubekir'i büyük yapanda Allah Resulüne sadakati değilmi? Bu arada akıl da elbette çok büyük bir nimet ama islamiyet akıl dini değil vahiy dinidir. Akla uygundur lakin her şeyi hemen akla vuramazsın. İnsan Resulullah'a inanmış ise artık orada iradeyi O'na teslim etmek gerekir. Yoksa her şeyi önce aklına vurmaya kalkarsan ortada sıddkiyet falan kalmaz. Birde herkesin aklı bir değil. Senin aklının kabul ettiğini diğerininki kabul etmiyorsa ne olacak. Allah tarafından sevk ve idare edilen, yönetilen bir zatın yaptıklarını akla mı vuracaksın? Cenab-ı Allah; "Peygamberin söylediği her şey vahiydir" ve " salih kulları Allah yönetir" buyuruyor.Peygamberlerin dışında herkes günah da işleyebilir. Ama bazı olaylarda olur ki(Musa as ve Hızır as arasındaki kıssada olduğu gibi) akla ters gelir ama Allah katında doğrudur ve bir hikmete binaen olmaktadır. Bunu da her akıl sahibi anlayamaz.Burada bence ittiba ve teslimiyet olayını iyi anlamak lazım. Galiba makale tarafınızdan yanlış anlaşıldı. Saygılar
Mustafa BOĞA { 26 Ocak 2009 13:08:38 }
Kardeşim Bekir bey,selamlarımı yolluyorum.maksat körü körüne uymaksa,inanmaksa,akıla ne gerek var,onu söylediğin gibi kıtmir de yapmış,meleklerde soru somadan inanmışlar öyle programlanmışlardır.Karşı gelme diye veyahutta akıl yürütme sorunları yok.Eğer biri olacaksan veyahutta birilerini takip edecekse insan nice cennetle müjdelenmiş sahabiler ve alimler vardır.Hikmet sadece ne olursa olsun onu kabul etmek değildir,esas olan insandır,onu taklit etmek lazımdır,vayahutta o olabilmektir.Ne kadar cennetle müjdelenmiş de olsa insanı ve insanın yerini doldurması mümmkün değildir ve insanında onun yerini alması mümkün değildir.Helede yirmi birinci yüzyılda bilgi çağında yaşıyorsak bunu insanlara anlatmak ve kabul ettirmek mümkün değildir.Ne demek istediğimi anlamışsındır herhalde...İnkar babında değil.Hoşça kal
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun544 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI