Beklemeye değer tek şey; ölümdür!
Bir intihar mektubu girişi, yada nihilist bir ayyaşın milyarlarca tekrarladığı bilindik narası gibi geliyor ilk etapta kulağa. Ancak, ben bu yargıya, yaşamı en çok sevdiğim, bütün ruhumun yaşama sevinci ve isteği ile dolup taştığı bir anda vardım. Zaten bu yazıda da, başlık olarak kullandığım bu yargıya nasıl vardığımın hikayesini okuyacaksınız.
Öncelikle, her gün gelecek günlerin kaygılarıyla tedirgin olduğumu, olası başarılarımın olasılık derecelerince mutlu olabildiğimi, bütün mantığımın, aklımın ve algımın yarınlarla meşgul olduğunu fark ettim. Bunun haricinde ise geride bıraktığım günlerin hesaplaşmaları, pişmanlıkları, üzüntüleri ve sevinçleriyle meşgul olduğumu anladım. Kabaca bir matematikle çok uzun zamandır –aklın fazla huzur kaçırmadığı çocukluk yıllarından beri- yaşamadığımı, sarsılarak ayırt ettim. Gelecek ve geçmiş zamanların kıskacında asıl olan ve fiziksel olarak gelecek ve geçmiş zaman kavramlarının yapı taşı olan “şimdiki zamanımın” bu kıskaç içinde ziyan olduğunu gördüm.
Ve yukarıda ki noktadan hareketle ilgilenilmesi gereken şeyin içinde bulunulan an olduğu sonucuna ulaştım. Zaten doğruluk ilkesiyle yaşanmış bir “şimdiki zaman” hem mükemmel bir geçmişi hem de hiçbir surette kaygıya mahal tanımayan bir gelecek zamanı oluşturur kanısındayım. Evet gelecek mutlaka düşünülmelidir. Ancak bu düşünce şimdiki zamanın hareketlerini düzenlemek için bir prensipler bütünü oluşturmakta kişiye yardımcı olacak düzeyde kalmalı ve ötesine geçmemelidir. Yani gelecek zamanı düşünürken, şimdiki zamanımızın içini nelerle doldurmamız gerektiği sorusunun cevaplarını ortaya koyabilmek ve içinde olduğumuz anın hareket planını çizebilmek uhdesinde kalmalı, bu amaca hizmet etmeyen bütün düşünceleri, en önemli varlığımız ve bizlere parça parça sunulmuş zamanımızın selameti için def etmeliyiz.
Geçmiş zaman ise sadece bir tecrübe arşividir. Fazla pişmanlık da, mutluluk da, hiçbir amaca hizmet etmeyen, melankolik bir saçmalıktır. Çünkü hazla acı çoğu zaman zararlıdırlar; ruhta üşengeçlik, unutkanlık, çılgınlık ve yeğinlik uyandırırlar.
PLATON / Mektuplar Sf.-22 (Cumhuriyet Yn.)
Geçmiş ve gelecek zamanı bu düzeye indirgedikten sonra sıra şimdiki zamana geliyor. Bu konuda tam bir yargı ve öneriyi ya peygamberler yada salaklar yapmaya muktedirdir. Peygamberler semavi konumları ve bence de fevkalade hakları olan bir hukukla bunu yapmaya izinlidirler. Bir de kendini meseleyi çözmüş sanan aklı evveller vardır. İnsan kavramını ancak biyolojik düzeyde algılayıp, ruh olgusunu olabileceğinin en basit düzeyinde çözümleyen geri zekalılar, kişisel doğrularını ve mutluluklarını bütün insanlığın kurtuluş yolu sayan yanılsamalarından hareketle bir takım her kişide değişebilecek önermelerde bulunurlar. Ben her iki gruba da dahil değilim ve benim önerim gayet basit. Yapılacak tek şey YAŞAMAKTIR. Bunun nasıl olacağı, neye göre olacağı her kişinin ancak kendisinin cevaplayabileceği bir konudur. Bizleri bu noktada birbirimize bağlayan sadece evrensel değerlerdir. Bir başkasının hukukuna müdahil olmadığımız o geniş daire bizim alanımızdır ve o alanda ne yapacağımız sadece bizi ilgilendirir.
Genel prensip olarak YAŞAMAK kavramına ulaşmış durumdayım. Ve yaşamak fikrini güzelleştirmek için en önemli dayanak noktam ÖLÜM dür. Ölüm kavramının, kıymetini bilene yada bilmek isteyene eşsiz bir öğretmendir kanısındayım. Zira düşüncelerimizin bir köşesine ÖLÜM gerçeğini yerleştirdiğimiz zaman, çözümlerin kolaylaştığını görebiliriz.
Ölüm, dünya hayatında edinilecek bütün maddi varlıkları silip yok eden sıfırlayan, bir nevi doldurduğumuz hart diskimize acımasız yada vijdanlı bir reset çekmektedir. Örneğin bir çoban için kaçınılmaz olan ölüm, aynı prensibini bir Kral içinde devam ettirmekte, ve bu hiç tartışmasız adaletini varlığın başından beri korumaktadır. Ölüm aklımızın ucunda sabit yerinde bulundukça, dünya hayatının maddi boyutunun, boyunu hesaplamamız için bize inanılmaz ipuçları verecektir.
Yaşamaya verdiğim kararı ÖLÜM olgusuyla yoğurduğumda elde ettiğim bilgi, eğer uygulayabilirsem sonsuz bir özgürlük vaat etmektedir bana. Ölümü, yaşamayı pek çok severek bekleyen bir insanın, en azından ne kadar asil ve soylu bir kimse olacağını hayal ediniz. Ölüm var diye yaşamanın tadını, yaşamaya duyduğumuz aşırı ve sebepsiz bağlılık için ölümün tadını kaçırmaya ne gerek var. Düşününüz tüm tarihin ve insanlığın bunca kesiştiği ne var? En ilkel Afrika yerlisi bile YAŞAMAK ve ÖLÜM konusunda temel olarak bir entelektüelden geri değildir.
Yaşamayı çok severek ve her anın içini doldurarak, yaşamayı duyarak ve hissederek gerçekleştirmek ve bu kutlu eylemlerin ÖLÜM ile taçlanacağını düşünmek evet biraz ütopik ama sarsıcı bir hayal.
En son gelecek misafir, Ölüm olduktan sonra arada gelen şeylerin fazlaca bir önemi yoktur sanıyorum. Nasıl olsa öleceğime göre mezar taşımda yazan ünvanın veya varislerime bırakacağım servetin boyutu ne kadar anlamlı olabilir?
En kalıcı ve geleceği şüphe götürmez konuğum ÖLÜM’ü, coşkuyla bekliyorum. O mutlaka geleceği için acılarım teselli buluyor. Onun gelme konusundaki kararlılığını bilmek, mutluluklarımda hayal kırıklığı yaşamama çok erken, kesin ve mutlak bir teselli oluyor. Öleceğim için günümün kıymetini biliyor, öleceğim için haddini aşmış kinlerden mutluluklardan ve ihtiraslardan uzak kalabiliyorum.
“her nefis mutlaka ölümü tadacaktır.”
Ve ölümün tatlı olması öyle sanıyorum ki, iyi yaşanmış şimdiki zamanlarla mümkün olabilir. İyi yaşamak iyi bir ölümün yapı taşıdır. Ölüme yapacak bir şey olmaması bize iyi yaşamayı öğütlemiyor mu sizce de.
Saygılarımla....
Ben hayatın bir sınav olduğunu düşünüyorum ve içindede yaşamaya değecek çok fazla güzellik olduğunu zannediyorum.
Yazını severek okudum.Ellerine sağlık.Bu makalen beni çok değişik yerlere götürdü.Yazıların devamını bekliyorum.Ama ÖLÜMDEN KORKUYORUM...
Yazılarında kurduğun mantıksal örgü takdire şayandır. Her zaman ilgiyle okuyorum. Ölüm üzerine güzel bir deneme. Bir büyüğün dediği gibi, Ey ölüm! Ebedi bir hayata şükret, Seni onun için seviyorum.