Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

DAVAMIZ

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 6 Yorum | Okunma 1809 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 03 Ocak 2009 19:39:41

Ebubekir beye teşekkür ediyoruz...

DAVAMIZ

 

 

 

Yaratılış gayesi Allah’ı tanımak ve O’na kulluk olan insanın kulluk içerisinde de O’nun ismini ve kelamını yüceltmek gibi bir davası vardır. Bu davanın adı İlay-ı kelimetullah davasıdır.

 

 

 

İlay-ı Kelimetullah, Allah(cc)’ın ismini yüceltmek, dinini ve ismini her tarafa yaymak demektir. Istılahı manası ise her türlü küfre karşı, Allah’ın varlığını, birliğini, İslam’ın ve Kur 'an-ı Kerimin yüceliğini ve üstünlüğünü savunmak’ tır.

 

 

 

Her Müslüman ilay-ı kelimetullah davasının davacısı olmak zorundadır. Bu Müslüman olmanın bir gereğidir. Müslüman’ın gönlünde Allah’ın ismini, dinini, kelamını yüceltmek ideali olmalıdır. Her Müslüman bununla mükelleftir.Bizler gece gündüz, Allah’ın dinini yaşamak, Allah ve Resulünü tüm insanlara anlatmak ve sevdirmek düşüncesinde olmalıyız. Ta ki dünyada Allah’ı ve O’nun Resulü(sav)nü ve son dinini bilmeyen bir fert kalmasın.

 

 

 

Müslüman’ın ilk görevi “tevhidi” kalbine indirerek  tasdik ettirmek ve sonrada kendi ailesinden başlayarak, toplumu ve insanlığı tevhid inancıyla tüm “sahte ilahlar”ın tasallutundan kurtarmaktır. Yani tüm gönüllere tevhid inancını yerleştirerek Allah’ın ismini, kelamını yüceltmektir.

 

 

 

Bunu gerçekleştirebilmenin yolu, öncelikli olarak insan kendisiyle savaşan nefsine karşı savaş açmalı ve bu savaşla her türlü kötü ahlakı kalbinden söküp atarak kendi özüne dönmelidir.Asıl düşman insanın kendi içindedir. İçimizdeki bu mücadele kazanılmadan hayatın her alanında maddi plandaki cephede yapılacak olan mücadele de bir anlam ifade etmez. İnsan önce davasını kendisine kabul ettirip bedeninde  uygulamalı ki başkaları üzerinde de etkili ve başarılı olabilsin.. Dava adamı tam bir gönül eri olmalı ve görüldüğü zaman onunla kalpler Allah’ın zikrine yumuşamalıdır. Burada birinci basamak, kalbi Allah’ın zikrine alıştırarak O’nu kalbe yerleştirmek, daha sonra Allah adını aynı şekilde diğer letaiflere (ruh, sır, hafi, ahfa ve nefis) taşımak ve sonunda tüm vücudun zerrelerini Allah’ın ismini zikreder hale getirmekle gerçekleştirilebilir.

 

 

 

Tasavvuf ehlinin kalben çektiği zikirlerden maksat da ilay-ı kelimetullah “ Allah’ın ismini yüceltmek”tır. Bu şekilde kalbini ve tüm letaiflerini zikirle çalıştırarak her an Allah’ın ismini kendi nefislerinde yüceltmiş olurlar. Allah’ın ismini kendi içinde yücelten ve tüm zerreleriyle O’na ram olan insanların Allah’ın davasını tüm beşeriyete hali ve kal’iyle anlatması çok daha kolay olacaktır. Bu nedenle de tarih boyunca ehli tasavvuf ilay-ı kelimetullah davasında hep en ön saflarda olmuşlardır.

 

 

 

İlay-ı kelimetullah bir tebliğ ve irşad işidir. İnsanların hidayetine vesile olmak, nefisleri terbiye ederek Allah’ı insanlara sevdirmek, emri bil maruf ve nehy-i anil münker  davanın en önemli ayağını oluşturmaktadır.

 

 

 

Peygamberimiz bir hadislerinde; cephelerde nöbet tutan ve Allah korkusundan ağlayan gözleri cehennem ateşinin yakmayacağını söyler. İşte insan nasıl maddi planda vatan, devlet, millet, can, mal, namus ve din düşmanlarına karşı hep tetikte olup onları gözetlemek zorunda ise manevi planda da yine içerimizde bize hep saldırmayı düşünen, bizi Allah’a isyana, günahlara, haramlara düşürerek mahv-u perişan edecek olan iç düşmanı (nefsi) da sürekli gözetim altında tutarak gerekli tedbirleri almak zorundayız. Bu iki planda elde edeceğimiz başarılarla bizim ilay-ı kelimetullah yolunda elde edeceğimiz başarılar birbiriyle bağlantılıdır. Yani yaşamadan yaşatmaya kalkmak doğru ve sağlıklı bir yaklaşım tarzı değildir.

 

 

 

Allah Resulü’nün davası ilay-ı kelimetullah idi. Bir hadislerinde Efendimiz(as); “Kim ki İlay-ı kelimetullah için çalışırsa o Allah yolundadır” buyurmaktadır.(Müslim). Bu dava uğruna sahabeler yurtlarını terk etmişler, bütün hayatlarını ilay-ı kelimetullah yolunda geçirmişlerdir. Bu gün bir çok ülkede bulunan sahabe mezarları bunun en güzel kanıtıdır. Asr-ı saadette ve sonraki dönemlerde onları takip eden derviş gaziler gündüzleri düşmanla yiğitçe savaşırken geceleri Allah’ın huzurunda bir derviş olup sabahlara kadar Allah ile beraber olmuşlar. Bu nedenle “gece zahid gündüz mücahid” terimi bu zatlar için kullanılmıştır.

 

 

 

Ecdadımız Müslüman olmadan önce “cihan hakimiyeti mefkuresi” için savaşırken Müslüman olduktan sonra savaşa giderken ilay-ı kelimetullah ideali ile gitmişler, bu uğurda can vermeyi büyük bir şeref olarak kabul etmişlerdir.Orhan Gazi vasiyetinde;' bizim davamız kuru cihangirlik davası değildir. Nizam-ı alem için ilayı kelimetullah davasıdır'' yani Allah’ın adını, kelamını yeryüzünde hakim kılmak davasıdır.İlay-ı kelimetullahı kendisine baş dava olarak kabul etmiş olan Osmanlı devleti, Osman Gazi ve şeyh Edebalı tarafından dikilen ve hayat damarları Medrese, Tekke ve Ordu üçlüsü ile sulanan bir çınardır. Bu gün bu üç damara can suyu vererek yeniden dirilişin emarelerini görebiliriz.

 

 

 

Pir-i Türkistani Hoca Ahmed Yesevi Hz.leri bu dava uğruna daha fetih orduları Anadolu’ya gelmeden halifeleri, Horasan erenleri ve derviş-gazileri göndererek bu toprakları fethetmeden önce  gönülleri fethetmişler ve bizlere vatan yapmışlardır. Bu mücahid erenler, İslam toplumuna yüzyıllardır devam eden çok güzel hasletler kazandırdılar ve Anadolu da,  Rumeli de manevi bir iklim oluşturdular. Anadolu coğrafyasına çalınan bu maya ile bu toprakları kendimize bin yıldır vatan edindik, sevdik, uğruna canlarımızı koyduk. Bizlerde kendi evlatlarımıza bu dava adamlarını ve davalarını anlatmak, böyle kutlu bir davanın davacıları olmalarını sağlamak, geçmişimizden aldığımız değerlerimizi bir emanet olarak alıp ehline aynı şekilde teslim etmek bizim boynumuza borçtur.

 

 

 

Peygamberimiz(as), Sahabelerine şöyle söylemiştir;

 

- Nasıl olacak haliniz, kadınların açılarak sokağa döküldüğü, kötülüklerin her tarafa yayıldığı ve hakkı söylemenin terk edildiği gün?

 

Bunların olacağına hayret eden Sahabeler;

 

- Bunlar olacak mı Ya Resulallah diye sorarlar. Allah Resulü;

 

-Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki daha şiddetlisi de olacak buyurur. Sahabe;

 

- Bunun daha kötüsü de olacak mı Ya Resulallah diye sorunca;

 

- Bütün kötülükleri iyi ve bütün iyilikleri de kötü gördüğünüz gün haliniz nice olacak bir bilseniz? buyurmuştur.Sahabeler;

 

- Buda mı olacak ya Resulallah diye sordular. Allah Resulü;

 

- Daha şiddetlisi de olacak buyurdu

 

- Daha şiddetlisi nedir ya Resulallah dediler. Peygamberimiz;

 

- Kötülükler karşısında susup ve onu bizzat teşvik ettiğiniz gün vay halinize.

 

 

 

İşte bugün bizler her türlü kötülük karşısında ne yapıyoruz. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığıyla susuyor muyuz? Çocuklarımızı her türlü tehlike karşısında serbest bırakıp sele kapılmalarına yada kendi yanlışlarımızla onlara kötü örnek olarak toplumun bu hale gelmesine bir destek de bizler mi veriyoruz? Bu gün galiba Allah Resulü’nün bizleri uyardığı gündür. Bu konuda kimse nefsini temize çıkarmasın. Yaşantımız Allah Resulünün, sahabelerin, sadatların, evliyaların yaşantısına benziyorsa mesele yok. Benzemiyorsa vay halimize….

 

 

 

İlay-ı kelimetullah davasına gönül erleri yetiştirmek için tüm ömrünü bu yolda harcayan merhum Seyyid Ahmed Arvasi’yi anmadan geçemeyiz. O ülkemizde milli ve manevi değerlerimizin yok edilmeye, insanımızın yabancı ideolojilerin uşağı haline getirilmeye çalışıldığı yıllarda imanlı ve dava sahibi gençler yetiştirmek için çalıştı. Ve gerçek dava adamlarının davalarını kendi nefislerinde yaşamaları gerektiğini ifade ederek şöyle söylemişti;” Yaşanmayan bir davanın yaşanma şansı yavaş yavaş ortadan kalkar. Zafer davasını yaşayarak yaşatanlarındır”. Mevlana Celaleddin-i Rumi(ks) Hz.leride ; “inandığınız gibi yaşamıyorsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” demiştir. Şimdi yaşadığımız gibi inanmaya başladık.

 

 

 

Bu gün fırsat bizlerin elindedir ve bir gün elimizden alınacaktır. Hak bir dava uğrunda Allah’ın ismini yüceltmek, ve O’nun nizamını hakim kılmak istiyorsak öncelikli olarak kendi hayatımızı inandıklarımız doğrultusunda tanzim etmek zorundayız. Davasını kendi nefsinde yaşamayan hiçbir dava adamı davasında başarılı olamamıştır. Dava adamı olmak inandığı davadan taviz vermemeyi, kınayanların kınamasına aldırmadan inandığı gibi yaşamayı gerektirir. Dava adamı mücadeleci, çilelere talip olan, kararlı, yorulmayan ve sabırlı bir insandır.

 

 

 

Bu gün çeşitli sıkıntılar, meseleler karşısında sızlanmamızın bir manası yoktur. İnançlarımızdaki tahribatlarla birkaç asır öncesinden gelen bir değişme ve bozulma yaşadık ve hala bu halimiz devam etmektedir. Eğer bazı şeylerin değişmesini istiyorsak önce kendimiz değişmeliyiz. Zira ayeti celile de ”sizler kalplerinizi değiştirmeden Allah’ın size olan muamelesi değişmez “ denilmiştir. Bizler yeniden kendi irademizi Allah’ın iradesinde yok etmeliyiz. Artık Ahmed Yesevi’lerin, Şah-ı Nakşibendi’lerin, Mevlana’ların, Hacı Bektaşi Velilerin vs. ocaklarından mezun, ahlak abidesi, insanı ve tüm yaratılanı seven, tüm insanların kurtuluşunu kendisine dert edinmiş, kararlı, tevekkül ehli, Hakk’a teslim olmuş ve kalpleri yeniden dirilmiş gönül insanları olmak, Allah ve Resulünün davasını kendimize dava edinmek  mecburiyetindeyiz. Bizler başkalarına benzemeyi bırakıp kendi öz değerlerimize sahip çıkarak kendi kendimize benzemeliyiz.

 

 

 

Dün olduğu gibi bu gün de haçlı seferleri şekil değiştirerek devam etmektedir. Dünkü ebu cehillerin, firavunların, nemrutların varisleri üstatlarına rahmet okutmaktalar.  Davanın ve hizmetin amacı, insanların kurtuluş ve hidayetine vesile olmaktır.Tüm insanlar, dava adamı Müslümanların hedefinde olmalıdır.

 

 

 

Osmanlıdan sonra hep ezilen, öldürülen, zulme uğrayan Müslümanlar olmuştur. Ecdadımızda ne zaman ki bu ideal bitmişse o zaman Osmanlı da bitmiş ve Müslümanlar perişan olmuştur. Yeniden aslımıza dönerek tüm insanlık için kurtuluşa vesile olacak bir medeniyetin mimarları olmak için çarklar bizden yana dönüyor.Yarın huzuru mahşerde Allah’ın davasına sahip çıkanlar, dinine yardım edenler safında yer alabilmek için bu yolda hizmete talip olunmalıdır. İdealsiz geçirilen bir dünya hayatı yaşamak bizlere ne bir şeref ne de bir onur kazandıracaktır.

 

 

 

Artık millet olarak yere düştüğümüzü fark edip yeniden ayağa kalkmanın mücadelesi içerisinde olunmalıdır. Davamız, hayatımızın her safhasını Hakk’ın ölçülerine uydurmak ve Hakk’ın ismini yüceltmek davasıdır

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

vasfi { 27 Şubat 2010 11:25:31 }
Allah Razı Olsun
Mustafa BOĞA { 05 Ocak 2009 15:57:02 }
İnsanın,bir hedefi bir gayesi olmalı,İnsan gayesinden kopunca,kendisi için,uğrunda mücadele edeceği bir dava,ve en azından doğru bir değer kalmamıştır.Uğrunda harcanacak bir dava yoktur.Onun için,başıboş gayesiz,amaçsız,insan aldırışsızdır,Davasız ve gayesiz böylesi insanlar,pasif,kişilikleri kaybolmuş,iradesi çökmüş ve ideallerini yitirmişlerdir.Gelen ağam giden paşam felsefesini benimserler...Böylesi kişiler yem olmaya başlamışlardır..Yavaş,yavaş bölünecek,ufalacak yutulması ve hazmedilmesi kolaylaşacaktır.Davasız insanın tek kişilik bir dünyası vardır.Bunlar yalnızlaştıkca küçülür ve bunlar için ''BİZ''yoktur sadece ''BEN'' vardır.İnsan davasından uzaklaştıkca heyecan kalmaz,irade kalmaz böylece içi boş,''kof'' bir insan olur..İnsan değeri,inancı ve davası için birleştikce büyür,büyüdükce amaca biraz daha yaklaşır...

           UTANSIN

Tohum saç,bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
hey gidi küheylan,koşmana bak sen!
Çatlarsan,doğurgan kısrak utansın.

Eski çınar,şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!

Ölümden ilerde varis dediğin,
Geride ne varsa,bırak utansın!
Ey binbir tanede solmayan tek renk,
Bayraklaşamıyorsan,bayrak utansın!

      N.FAZIL KISAKÜREK
Ebubekir GÜR { 05 Ocak 2009 14:10:26 }
Herkese sevgi ve selamlarımı sunuyorum. İlay-ı kelimetullah davası bütün peygamberlerin ve Müslümanların davası olmuştur. Dün ecdadımız bu davanın tam şuurunda olarak her şeyini bu yolda ortaya koymuştur. Ancak bu gün çoğumuz böyle bir davamız olduğunun şuurunda değiliz. Şu son siyonist vahşeti bile bizlerin böyle bir dava etrafında kenetlenerek bir an önce kendimize gelmemiz gerektiğinin ne kadar elzem olduğunu bas bas bağırıyor. Bayrak düştüğü yerden kaldırılır. Arap yönetimlerin gaflet ve ihaneti ortada. Bu iş yine Türk milletine düşecektir. Bu aziz millet, Allah Resulünün davasını sahiplenmiş, tüm ümmetin derdini kendisine dert edinmiştir. Gönül dostu, Allah dostu rehberlerin önderliğinde bu maya yeniden tutmaya başlamıştır. Bu süreci hızlandırmak için herkes elinden geleni yapmalı ve asla bir cemaat, tarikat taassubu ile hareket edilmemelidir. Bu dava uğruna şuurlu ve ihlaslı bir şekilde hizmet eden her hizmet erine canlar feda olsun.
Efendimiz(as); “Bütün halk Allah’ın bir ailesi durumundadır. Bu aile içindeki insanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır” buyurmuştur. Arifler de;” Bir kimse bütün halkı kendisi için bir aile ferdi gibi görmedikçe gerçek sufi olamaz” diyerek tüm insanlığı bizler için hizmet alanı olarak göstermişlerdir. Hizmette yer ve adam seçilmez. Herkese götürülecek bir hizmet vardır.Şu bir gerçektir ki bizler hizmeti değil, yapılan hizmetler bizi ayakta tutuyor. Hizmet aslında bizlerin kurtuluşunun vesilesidir. Her ibadet ve hizmetten maksat Allah’ı zikir ve yüceltmektir. Hizmet Allah’ın bir emanetidir ve onu taşıyanlar ilahi himayede olurlar. Yüce Allah dinine hizmet edenlere özel olarak yardım edeceğini, onların ayaklarını hak yolda sabit tutacağını müjdelemiştir(Muhammed;7). Bu ve benzeri müjdeler, bize Rabbimiz tarafından verilen görev ve sorumluluklar bizlerin bu yolda hizmet etmesini zorunlu kılmaktadır. Bu gün her Müslümanın birkaç tane kimliği vardır. Ve özellikle siyasetteki farklı kimlikler aynı ideal sahibi insanları bile zaman zaman birbirine düşürmüştür.Önemli olan farklı kimlikleri bir zenginlik ve hizmet vesilesi olarak görüp ilay-ı kelimetullah davasında tüm inananların bir araya gelmesi ve ortak hareket edebilmesdir. Saygılar…


Habip BEDİR { 05 Ocak 2009 11:59:49 }
İnsanın vazife-i asliyesi rabbini bilip ona ibadet etmek ve onun adını yüceltmek adına çalışmaktır.Allaha hamd olsun bu şuur bizim milletimizin damarlarına işlemiştir.Dünün alperenleri de bügünün hizmet erleri de aynı şuurla dünyanın dört bir yanını vatan edinmişlerdir.Rabbim bize bu şuurla kıyamete kadar yaşamayı nasip etsin.
Değerli Ebubekir Bey aslında hepimizin olması gereken bu davayı paylaştığınız için teşekkür ederim...Saygılar...
Ayşegül ERGİN { 04 Ocak 2009 15:18:41 }
Kıymetli Dayıcığım, yine çok güzel bir yazınızı bizlerle paylaşmışsınız.Çok teşekkür ederim.
İyisiyle, kötüsüyle hayatımızdaki gerçekleri ve iyi şeylerin devamına, kötü şeylerinse düzeleceğine dair umudu içinde barındıran güzel yazılarınızın devamını diliyorum.
Saygılar...
Nahit Yurtseven { 04 Ocak 2009 12:25:33 }
ebubekir bey tek kelime ile teşekkür ederim işte bizim davamız bu,
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun305 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI