Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

KÖYÜMÜZÜN ZANAATKARLARI (3)

Kategori Kategori: Portreler | Yorumlar 10 Yorum | Okunma 2940 Okunma | Yazar Yazan: tatar | 17 Aralık 2008 20:36:37

Hulusi Ağabeye Teşekkürler...

KÖYÜMÜZÜN ZANAATKARLARI (3)
Köyümüzde,şimdi akıllarda kalan bir zaman sonrada unutulacak olan mesleklerden biride değirmenciliktir.(su gücü ile çalışan değirmenler)Hani insan ölmeden malı ölür diye bir söz vardır ya işte, yıllarca mesleklerini icra edip,kendileri vefat ettikten sonra,maalesef köyümüzde ki bazı meslekler de bu meslek erbablarıyla birlikte yok olup gitmekte.Günümüz şartlarında bu mesleklerin devam etmemesinin tabii ki
çok çeşitli sebebleri vardır.
Değirmen deyince,köyümüzde faal halde iki tane değirmen vardı.Bunlardan birisi Y.Suçatı'da bir diğeri ise Sarıkaya'da idi.Sarıkaya'da ki değirmende bir defa un öğütmemize rağmen,
değirmeni çalıştıran kim di şimdi hatırlamıyorum.Fakat bu değirmenin tozcusu rahmetli Cin Yusuf Emmi idi.(Yusuf Öz) Y.Suçatı'da ki değirmeni ise,rahmetli İbrahim Emmi ile Hatem Emmi çalıştırırdı.
Değirmenci İbrahim Emmi,(İbrahim Şimşir)
uzun boyu,sağlam duruşu,babayiğit görünüşü,dobra dobra konuşması ve davudi sesiyle ilk karşılaşanda hafif bir çekingenlik yaratsa da,mütevazi kişiliği ile insanlar arasında sevilen biriydi.
İlkbahar yağmurlarının ardından gelen seller bittikten sonra.İbrahim Emmi değirmen harığı boyunca bahçesi olanları toplar,değirmenden başlayarak Almadibi'nin köprüsünün altında ki değir
men harığının bendine kadar harığı itina ile işlerler bendi de sağlamlaştırdıktan sonra suyu salarlardı.Değirmene ilk buğdaylar gelene kadar,değirmen taşlarına diş açılır,suyu çarkla buluşturan o büyük su boruları elden geçirilir,değirmen taşları da bir müddet boş döndürülüp ayarları yapıldıktan sonra,değirmen hazır hale gelirdi.Esas iş değirmene buğdaylar geldikten sonra başlardı.Değirmende, taşlar bütün hızıyla dönerken değirmencilerinde gündüzü ve geceleri bir birine karışır,dur durak bilmeden çalışırlardı.Arada bir İbrahim Emmi,öğütülen unlardan bir avuç alır direkte asılı duran fenerin altına gelerek avucundaki una baş parmağıyla bastırıp un kaba mı olmuş yoksa yanacak derecede incemi olmuş kontrol ederdi.Bu kontrollerden sonra, taşların dönüş hızını ayarlar veya hazneden dökülen buğdayları azaltır ya da çoğaltırdı.Bazen taşlar yavaş dönmeye başlar değirmene gelen suyun azaldığını anlayan İbrahim Emmi,küreği omuzuna vurduğu gibi
harık boyunca bahçelerini sulayıp erindiklerinden suyun yönünü ya aşağıdaki çayırlığa ya da ırmağa çevrilerek boşa akıtılan suyun yönünü tekrar değirmen harığına çevirir.Suyu çoğalttıktan sonra da  değirmene dönerdi.Bizim köyün olduğu kadar çevre köylerin unlarınıda öğüten bu değirmen o yıllarda büyük bir de yangın geçirmişti.Ağaçtan yapılan kısımları hemen hemen tamamen yanmıştı.Köyümüzün ve çevre köylerin nüfusu  o zamanlar çok fazla olduğundan değirmen, arı gibi çalışır bazen buğday çuvalları günlerce değirmende sıra bekler hatta bazen de çuvalları koyacak yer bile bulunmazdı.
Son olarak çalışırken görmek için gittiğim değirmende Gürün'lü bir değirmenci vardı.Değirmende ise sadece bir taş dönmekteydi.Bu dönen taşın önünde de elektirikle çalışan bir buğday eleği konmuştu.İbrahim Emmi zamanında 3 taş durmadan un öğütür bir taşta da ya bulgur ya da gendime çekilirdi.Değirmenin eski ihtişamından hiç bir eser kalmamış bütün
canlılığı kaybolmuştu.Zaten değirmenci ile konuştuğumuzda da artık bu işin bittiğini ve yakında burasını kapatacağını söylemişti.Aksaray'dan Darende'ye giderken Somuncu Baba'nın köyümüzde kaldığı ve bu değirmenede uğradığı söylenmektedir.Yaklaşık 600 yılı aşkın bir süre hizmet veren bu değimene iki yıl önce tekrar uğradım.Değimen kapanmış,çoğu yerleri yıkılmış, o büyük su boruları yok olmuş,
çatısı çökmüş kısaca bir viraneye dönmüştü.
Bu vesile ile köyümüzde değirmencilik yaparak vefat eden tüm değirmencilere Allah'tan rahmet diliyorum.

HULUSİ TATAR
İZMİR
 

 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

yurday { 23 Haziran 2009 14:32:29 }
emeğine sağlık hulusi abi.yazıların harika takip ediyorum.beni tanımazsın tabi.ama guguk siloğun torunuyum desem bi çırpıda hatırlarsın.o değirmende bizde çok sıra bekledik sıra gelincede rahmetli ibrahim ve hatem dayıların kaprisleri tabi bilerek yapıyorlardı dedemi kızdırmak için.o günleri özlüyoruz gerçekten.değirmeni bırak şimdi köyün yarısı harabe durumda.
ibrahim şimşir { 01 Mayıs 2009 14:30:00 }
dedem cok büyük insandı
hıdır kaya { 01 Ocak 2009 14:58:40 }
telinin su değirmenleri... ben emsal ve daha yaşlı yuvalılarda bu değirmenlerin anısı vardır özelliklede sarıkayadakinin... değirmenciler büyük ustalar gözleriyle adam tartar, sözleriyle en sert yürekleri öğütürler...

zor sanattır alnını kirletmeden terini silmek
ya sabır dokumak ilmek ilmek
arif olup ilerini gerini bilmek
en ince sanattır...
bir bakışta adamın ederini bilmek

eline sağlık h.tatar bey, selamlar...
pelin karakaya { 24 Aralık 2008 21:48:38 }
çok güzel ya memleketim hakkında herşeyi biliyorum(izmir/urla)
taner { 21 Aralık 2008 16:12:33 }
VALLAHİ değirmeni okurken bende size bir anımı nakletim .eskiden adanadan teline gelince rahmetli amcamların buğdayını değirmene götürmek için can atardım çünkü oraya vardığımızda ğö ırmakta yıkanacağız top oynayacağız ve civar bahçelerden elma` üzüm araklayacagız.AAHH AH oçoçukluk yıllarımız sonrada un bulgur torbaları bana telinden ayrılma zamanın yaklaştığını hatırlatırdı saygılarımla
Fahrettin yurtseven { 20 Aralık 2008 15:52:03 }
kimine göre güzel bir anı kimine göre zor ve meşakkatli günler o eski günler.Banada nasib oldu o değirmende bulunup su sesini taşların gıcırtısına duymak.Bembeyaz olan saçlarla dışarı çıkmak.Bunca yıllık şanlı tarihimiz,memleketin heryanında kültürel miraslarımız ve bunları yok etmek için adeta yarışan bizler,Bizler atalarımıza tarihimize layık olamadık.Bakın atalarımızdan miras kalan yerlere ; ya yıkılıp virane olmuş yada sarhoş ve berduşların yatağı olmuş,Bizler ise lafa geldimi şöyle şanlı tarihimiz vardı diye lafa başlarız.ancak konuşmasını biliriz icraat ise aklımıza bile gelmez.Kalemine sağlık Hulisi abi.Bu yazdıklarını bir kitapta toplasan ne güzel olur.İnşallah o günleride görürüz
Mustafa BOĞA { 19 Aralık 2008 08:21:40 }
...Ve gençlerin nostaljik aşk yaşadığı yerler!!!...evet su değirmenleri,Yunus'un dertli dolap'ına inat,mevlana'nın semazenleri gibi kendi etrefında dönüp duran taşlar,bir aşk sonucumu bilmem,ezilip un olan buğdaylar,bize göre un olmuş,taşlara göre mevlaya olan aşkından,dökülen göz yaşlarımıdır bilinmez...ve o taşlara bağlı ''yalaka'' şakşakı'ları vardı..gerçekten yalakamıydılar bilinmez...Ama bir vakıaydı.Kimine göre bir nostaljik şiir,kimine göre ise bir işkence odasıydı bu su değirmenleri..hatırlarım hiç bir zaman gündüze rastlamaz un üğütünce,gecenin on ikisinden sonra başlıyan bir macera..yaş 10-15 sözüm ona iki üç eşek'le yukarı suçatıdan mezarlıktan geçmemiz..Gecenin zifiri karanlığı...üff..ne korkunç...çocuktuk,her mezar taşı olurdu bir dev..çıktı çıkacak beyaz bir kol..aman allahım,kelimeyi şehadetlermi,dualarmı birbirine karışırdı..Sanki ''bermuda üçgeninden''geçerdik bizi mezarlık ha çekti ha çekecek...Sonunda kurtulurduk.Gelelim ''şuul''değirmeninee,yol yok ışık yok,küçüğüz..Harıkların kenarından,harıktan geçerken un döyürmesi'nin suya yıkılması,baba değirmende o karanlıkta anamı çağırmamız zavallı kadının hamur olmuş un çuvalını çıkarması..hiç unutamam bana zor yıllar geliyor..Gitsin.gitsinde gelmesin o yıllar diyesim geliyor...Vesselam
Mustafa BOĞA { 18 Aralık 2008 14:19:52 }
Hulusi bey merhaba,burdan Suçatı'dan kucak dolusu selamlar.Öylesi insanlar bir tarih idi,onlar bir milat idi,koca çınarlar...Hiç kimseye muhtaç olmadan çoluk çocuğunu geçindirmek,en güzel yaşamak olmalıdır.Böylesi insanlar,ölmeyecek kadar bir rızıkla yetinip,ölümsüz hayatın saadetlerini kazanmak,onlar için en büyük gaye olmalıdır..Böylesi alın teriyle,kazancını çoluk çcuğuyle paylaşan,böylesi insanların mesaisi övülmeye,nasırlı elleri ise öpülmeye layıktır...Veren elin üstünlüğü,ikramda bulunduğu paranın çokluğu ile değil,kazandığı paranın alınteri ile ve helal olarak elde etmesine bağlı olduğunu bilmeleriydi...çalışan bir insanın avuçları içindeki nasırlar,savaş meydanlarında gayret gösteren kahramanlara takılan''şeref nişanı''kadar değerlidir..Aziz milletimiz,tarihimize şeref veren sayfaları,çalışkan bu insanların alınlarında toplanan terler ve nasırlı ellerle yazdırmıştır..böylesi nasırlı elleri öpülesi insanlar,yaşarken şükranla,ebedi hayata göçtüklerinde rahmetle anılmayı hak etmişlerdir..Mekanları cennet olsun,Yattıkları yerler nurla dolsun..Selamlar
Ayşegül ERGİN { 17 Aralık 2008 23:30:59 }
Hulusi bey, yine bir solukta okudum yazınızı. Allah sizden razı olsun. Ne kadar şanslıyız ki bizlere o günleri anlatacak büyüklerimiz var. Peki bizden sonra gelecek nesillere bu kültürü nasıl aktaracağız? Sizler anlattığınız yerleri görmüş, o zamanları yaşamışsınız da böyle güzel ayrıntılar verebiliyorsunuz. Her yeni nesilde bu ayrıntılar azalacak ve git gide yok olacak diye endişelenmemek elde değil.
Keşke o değirmenlerden biri sizler gibi bilenlerin anlatacaklarıyla eski haline en benzer şekilde onarılıp gelecek nesiller için bir hatıra olarak kalabilse. Avrupalılar geçmişlerine ait minicik bir taş parçası bulsalar hemen sahip çıkıp çevre düzenlemesini ona göre yapıyor; özel ışıklandırmalarla sanki çok muhteşem bir anıtmış havası veriyorlar. Bizler ise sahip olduğumuz bu zengin kültürün kıymetini bilmiyoruz. Keşke kaybolan mesleklere ait doğal bir müze yapılabilse. Suçatı'da , Gürün'de başlasa sonra tüm illere yayılsa. Olmayacak iş değil de dedim ya biz kültürümüzün kıymetini bilmiyoruz. İnşallah her şey çok daha iyi olur. Ve inşallah bir gün böyle güzel bir doğal tarih müzesini gezerken çocuklarımıza orada nasıl çalışıldığını, emeğin ne olduğunu, duvarlarda asılı belge ve fotoğraflar yardımıyla anlatma şansını buluruz.
Bu güzel yazı için tekrar teşekkürler... Saygılar...
Emrullah TOPRAK { 17 Aralık 2008 21:36:46 }
Yukarı Suçatı'daki değirmenin çalıştığı ve un çuvallarının üstünde sabahlandığı güz günlerini hatırlıyorum. Rahmetli İbrahim ve Hatem Emmiler, bakıma almak istedikleri taşları iri cüsseleriyle bir tutuşta değiştirir, çocukların uğultusundan korktuğu su çarklarının yanına iner çeşitli ayarlar yaparlardı. Değirmenin tarihi de buyurduğunuz gibi çok eski. Büyüklerimden duyduğuma göre değirmenin yanında bir de tekke varmış ve orası vakıfmış. Belki de bir zamanlar burada Somuncu Baba geleneği yaşatılmış ve halka ekmek dağıtılmış. Böylesine tarihi bir mekanı ve şahsiyetleri bize hatırlattığın için ellerine, gönlüne sağlık Hulusi Abi.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun276 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI