Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

BERBERLER (...Adil BERBER)

Kategori Kategori: Portreler | Yorumlar 1 Yorum | Okunma 2104 Okunma | 06 Aralık 2008 13:07:42

Teşekkürler Yunus Ağabey...

BERBERLER (…Adil BERBER)

 

Beldede, ilçede, şehirde…merkezden çok uzak olmayan mekanlarda berber dükkanları görürsünüz. Dış pencere camlarında, “….BERBERİ” veya “KUAFÖR VEDAT” gibi yazılar vardır. Bazen, dükkanı daha da görünür kılmak için sokak veya caddeye taşan levhaların asıldığını görmek te mümkündür. Bu yazıların şeklinden, henüz içeri girmeden berberin yaşı, dünyaya bakış tarzı hakkında ipuçları elde etmek mümkündür. Beyaz boya ile ve büyük harflerle dik yazılı bir “BERBER” ifadesi, ihtimal orta yaş ve üzeri ciddi bir esnafı temsil eder. Eğer camda saçları dik dik resmeden bir insan kafası ve el yazısı ile rüzgar savruntusunu andırırcasına “…KUAFÖRÜ” yazılmışsa büyük ihtimal genç bir berberle karşı karşıyayızdır.

 

Berberler, toplumun en canlı tiplerinden olup, hemen çoğu çıraklıktan yetişmedir. Bunu duvarlara asılan çıraklık, kalfalık, ustalık belgelerinden de anlayabiliriz. Zor şartlar altında bugünlere gelmişlerdir. İşte “…bu oğlan nasıl olsa okumayacak bari bir mesleği olsun” veya”…hanım zaten kalabalığız, bari şu büyüğü bir berberin yanına verelim de hem birkaç kuruş kazansın, hem de bir meslek sahibi olsun” anlayışı onları, çoğu zaman geri dönülemez bir sürece sokar. Kem sözlere, ustanın azarlamalarına, hatta ufak yollu dayaklarına alışkındırlar. Bazı müşterilerin küçümser bakış ve konuşmalarına da…bütün bu zorluklar onları çoğu zaman sabırlı, kanaatkar, insan sarrafı kılar. Müşterinin mizacını çabucak kavrar, ve hafızasına kaydeder. Bir kez, müşterinin hangi takımı tuttuğunu bilir ve ona göre pozisyonunu alır. Kendisi farklı bir takımı tutsa dahi müşteriyi kızdıracak ifadelerden kaçınır. Ekonomiden, politikadan en azından magazinsel düzeyde bilgi sahibidir. Kısacası toplumu ilgilendiren ne varsa berberde de  vardır!!

 

Aslında babası onu okuyamayacak diye bir berberin yanına vermişti ama işte ustamıza bakın, maşallah caddenin en işlek yerinde dükkan açmış. Otuz-otuz beş yaşlarında. Kilo yok. Uzun burunlu siyah ayakkabı, siyah pantolon,  üstten birkaç düğmesi açık beyaz gömlek. Saçlar jöleli ve uzunca. Fauller kulak hizasını biraz geçmiş. Eller, ayaklar, her taraf oynuyor maşallah! Hem üç-beş tane de kalfa çalıştırıyor! Gözler fır dönüyor; içerisi tamamen kontrol altında. Kalfaları izlerken, içeriye yeni giren müşteriye hem de ismiyle hitap ederek” hoş geldin…abı” diyor,  yeni yetme çırağı ufak yollu azarlayarak ortalığı süpürmesini istiyor, çayları söylüyor, aynı zamanda daimi müşterisiyle de hoş sohbeti devam ettiriyor! Çocukluk arkadaşı mühendis Bekir şantiyelerde tozları yuta dursun, bizimkisi daha işlek bir caddede ikinci bir dükkan açmanın hesaplarını yapıyor. Ah güvenebileceği birisi olsa. Belediye Başkanından sözü çoktan aldı bile. Yine de okumak, ah okumak. Ne efsunlu bir şeydi arkadaş şu okumak. Zaman zaman Bekir’le konuşur, hasbıhal eder, çaktırmadan neyi var neyi yok öğrenir, kendisinin daha iyi durumda olduğunu anlar buna sevinir, ancak yine de Bekir’e imrenmeden edemezdi.

 

Tabi, berberlerin yaşlarına ve dükkanlarının bulunduğu mekana göre müşteriler de çeşitlilik gösterir. Gençlere gençler, yaşlılara yaşlılar… Buna göre dükkanın dizaynı, içeride bulunan gazeteler, dergiler, çalan müzikler, yapılan sohbetler de  farklılıklar gösterir. İşte bakın, artık Mustafa Amca diyebiliriz. Ununu elemiş, eleğini asmış. Kızlar gelin olmuş, oğlanlar evlenmiş Öyle çok müşteri tıraş edeyim endişesi yok.. Bir karı bir koca. Beyaz önlüğü üzerinde. Baba yadigarı radyoda sanat müziği çalıyor. Sehpa üzerinde “merkez” gazetesi. Duvarda, geçmişe dair birkaç fotoğraf. Müşteri ise emekli öğretmen Hulusi Bey. Yine uyukluyor. Makasın ve eskimeyen makinenin çıkardığı sesler uykuyu derinleştiriyor adeta. Neyse ki her zamanki aksırık Hulusi Efendi’yi uyandırmaya yetiyor. Tıraştan sonra her ikisinin de  acelesi yok. Şöyle koltuklara yaslanıp demlenen çaydan yudumlarken politikadan konuşmanın tam zamanı. Zaman ağır işlemekte.

 

Akranlarım hatırlarlar,  belediye binasının altında Adil Abi’nin berber dükkanı vardı. Daha sonra belediyenin yeni binasına taşındı. Bir zamanlar her mahallesinde bir ilkokulun olduğu beldemizde Adil Abi’nin işleri de bayağı fazlaydı. Gerçi hemen her evde bir tıraş makinesi bulunur, çocuklar bu makinelerle tıraş edilirdi ama özellikle ortaokul çağlarından itibaren Adil Abi’ye uğramak bir zorunluluktu. Çünkü hocalarımız saç tıraşı  konusunda bayağı hassas davranıyorlardı.

 

Küçük bir dükkandı. Her zaman temiz ve bakımlıydı. Duvarlarda karşılıklı iki büyük ayna, kapı girişindeki büyükçe  saksıda, türünü şimdi hatırlayamadığım bir bitki vardı. Duvara asılı namaz postunu ve  manzara yağlı boya tablosunu da unutmayalım. Tıraş olmaya gittiğimde bana büyük insan muamelesi yapar, insan, topum ve ülke meseleleri üzerine derin tahlillerde bulunurdu. Meraklı olduğum bu konular üzerine konuşması beni de çok mutlu eder, vaktin nasıl geçtiğini bilmezdim. Okumaya çok büyük önem verir, dükkanında kitap veya gazete eksik olmazdı. Oğlu Abdurrahman benim akrandı. Hatırlarım, okula o meşhur bisikleti ile getirip götürürdü. Dışa dönük, yeniliklere de açık bir insandı. Çocuklarıyla kurmuş olduğu diyalogu gıptayla izlemişimdir. Abdurrahman haricinde diğerleri de kendisi gibi berberlik mesleğini seçtiler. Bu bile çocukları üzerindeki etkiyi açıklamaya yeter sanırım. Geçen yaz kendisiyle az da olsa sohbet imkanım oldu. Her zaman olduğu gibi enerjik ve iyimserdi. Yine beni yüreklendiren şeyler söyledi. Sağ olsun, üzerimde hep pozitif enerji bırakmıştır. Artık berberlik yapmıyor. Bir gence teslim etmiş. Şöyle göz ucuyla baktım. Beldemizin son halini resmediyordu sanki. Neyse…bu vesileyle Adil Ağabeye uzun ömürler diliyorum. Belki muhterem yazarımız Hulusi TATAR Bey serisini başlattığı ZANAATKARLAR yazı dizisinde Adil Ağabey’den daha fazla bahseder.

 

…bu arada herkesin Kurban Bayramı’nı kutluyorum.”

 

Yunus EMRE

Avcılar/İSTANBUL

04.12.2008

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Mustafa BOĞA { 15 Aralık 2008 15:41:58 }
Merhaba yunus bey,güzel bir potre yakalamışsın,olgun insanlar bir başkadır...Olgun insan kendisiyle barışık,dolayısıyle kendisini bilen,sınırlarını gücünü,zaafını,meziyetlerini bilen,hep kendi olmaya çalışıp başkası olmak için çırpınmayan,taklitçi değil,özgün insandır...olgun insan,düşünce ve eylem dengesini kurmuş insandır...Ne aşkını mantığına feda eder,nede mantığını aşkına...önce düşünür,sonra inanır en sonunda da yapar...hüzün... insani bir duygu olmasının yanında bir imkandırda,yerinde kullanan kimsenin ruhunu inceltir...hüzün o kimseye içtenlik verir ve bilge bir kişilik kazanır...Tüm insanlığın olgun ve bilge kişi olması dileğiyle...Sağlıcakla kal

Can olmayan,cananı ne bilsin,
Dindar olmayan,mezhep'i ne bilsin,
Bu meclis dost meclisidir,herkes gelsin,
Bir olalım,birlik olalım,''iktidar''olalım....
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Gürün ve Suçatı'nın daha iyi bir hale gelebileceğine inanıyor musunuz?
Evet
Hayır
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun1603 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI