Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

EHL-İ BEYT-İ SEVMEK İMAN ALAMETİDİR

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 9 Yorum | Okunma 2752 Okunma | Yazar Yazan: ebubekir | 02 Aralık 2008 09:18:26

Ebubekir Beye teşekkürler

EHL-İ BEYT-İ SEVMEK İMAN ALAMETİDİR

 

Ehl-i Beyt Peygamber Efendimiz(sa)'in ailesi (hanımları) ve O’nun soyundan gelen Hz Fatıma(ra), Hz Ali(kv), Hz Hasan(ra) ve Hz Hüseyin(ra) ‘dir.

 

Şia bu konuda aşırı bir taassup göstererek Ehl-i Beyt olarak peygamberimizle beraber Hz.Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Fatıma dışında kimseyi kabul etmemişlerdir.Ancak Peygamberimizin pak zevceleri, hatta amcaları ve Selman-ı Farisi(ra) de Ehl-i Beyt’ten sayılmıştır.

 

Peygamberimizin şerefli nesebi Hz Fatıma vasıtasıyla devam ettiği için onların kıyamete kadar gelecek olan evlatları da Ehl-i Beyt’in birer parçasıdır. Onları sevmek her müminin vazifesidir. Zira Peygamberimiz(as); “İmanın birinci alameti Ali(kv)’yi sevmektir” buyurmuştur. Hz. Hasan’ın soyundan gelenlere Şerif, Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere ise Seyyid denilmektedir.

 

Allah Resulü bir hutbesinde iki emanet bıraktığını, birincisinin Kur’an, ikincisinin ise Ehl-i Beyt olduğunu söylemiş ve ”Ehl-i Beytim hakkında Allah’tan korkmanızı hatırlatırım” diye üç defa tekrarlamış ve O’nlara karşı hayırlı davranmamızı isteyerek “Ehl-i Beyti dost edinenleri kendisinin de dost edineceğini, düşmanlık edenlere kendisinin de düşman olacağını” belirtmiştir. O zaman Ehl-i Beyti seven Allah Resulü’nü sevdiğinden dolayı sever. Aynı şekilde Sahabelere olan sevgi ve buğz da Allah Resulü’ne olan sevgi ve buğzun alametidir.

 

Allah-ü Teala, müminlere Resulü’nün sevilmesini farz kıldığı gibi O’nun parçası olan ve kendisine inanan yakınlarının da sevilmesini istiyor. Allah-ü Teala(CC); “ Resulüm onlara de ki:” Ben bu davetime karşılık olarak sizden bir karşılık ve ücret beklemiyorum; sadece yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum(Şura/23)” buyurmuştur.. Müfessirlere göre bu ayetin içine Peygamberimize iman ve itaat eden bütün Sahabe-i Kiram da girmektedir. Zira Peygamber efendimiz bir hadislerinde de “Bütün muttakiler Muhammed’in âlidir(ehl-i beyti)  buyurmuştur. Allah Resulüne olan sevgi ve sadakati İranlı Selman-ı Farisi’yi ehl-i beyt’ten kılmıştır. Onlar da Efendimizin yakınlarıdır. Kısaca, Ehl-i Beyt’i ve Ashâb-ı Kiram’ı sevmek vaciptir. Tevbe suresi(100.ayet)nde ise Allah(cc), Muhacir ve Ensar ile iyilikte onların izinden gidenlerden razı olduğunu beyan buyurmuştur. Allah’ın razı olduğu Sahabeler hakkında atıp tutanların kulakları çınlasın. Allah’ın razı olduğundan razı olmamak kimin haddine. Bunu ancak bedbahtlar yapabilir.

 

İman, sevgi ve takva yolunda hizmet ile herkes Ehl-i Beytten olma şerefinden bir derece pay sahibi olabilir. Bu kapı herkese açıktır. Zira Cenab-ı Allah; “Allah’ın dostları ancak mattakilerdir.”(Enfal/34) buyurmuştur.


            Gerek Sünni’lerde ve gerekse Alevi’lerde Ehli Beyt sevgisi çok büyüktür. Ancak kişi sevdiğinin amelini işlemeye ve sevdiğine benzemeye çalışmalıdır. Büyükler; “sevmek sevmek değil, bulmak bulmak değil, evliyaya gönül vermek, rengine boyanmaktır” demişler. Ehl-i Beyt nasıl bir hayat sürdü ise ona uygun bir iman- amel ilişkisi içinde olunmalıdır. Ehli beyt’ten olanlar Allah Resulü’ne tam ittiba etmişler, O'nun yolundan gitmişlerdir. Sevmenin alameti sevdiğine benzemektir, onun gibi olmak, rengine boyanmaktır.

 

Bir taraftan sürekli Ehl-i Beyt sevgisinden bahsedip diğer taraftan da farklı meşrep ve mezheplerde olan Seyyid ve Şerifler hakkında hiçbir sevgi ve tazimde bulunmamak Ehl-i Beyti sevme iddiasını kökten çürütmektedir. Her Müslüman tüm Ehl-i Beyti sevmek zorundadır. Ancak Seyyid Sıbğatullahil Arvasi(ks) hz.lerine; “Şia olan Seyyid’ler hakkında ne dersiniz?” sorusuna, “O’nların şialık vasfına buğz ederiz” diye cevap vermiş ve sadece şialık vasıflarına razı olmadıklarını beyan etmişlerdir.

 

Ahir zamanda gelecek ve İslam’ın dünyada hâkimiyetini tesis edip izzetini tüm âleme gösterecek olan Hz Mehdi de Ehl-i Beyt’ten olacaktır.

 

Peygamberimizin mübarek kanını taşıyan Seyyid ve Şerifler birçok ülkeye dağılmışlardır ve ülkemizde de çeşitli bölgelerde yaşamaktadırlar. Ancak bugün bir çok Müslüman bu zamanda Ehl-i Beytin yaşadığının şuurunda değildir.. Birçoğumuz sanki bu zatlar geçmişte yaşayıp gitmişler gibi düşünüyoruz. Hâlbuki Allah Resulü’nü sevmenin bir tezahürü olarak her yerde bulabileceğimiz Ehl-i Beyte hürmet, hizmet ve tazim ile şereflenmeliyiz. Hele bu zat birde Resûlullah’ın edep ve ilminin manevi mirasçısı ise, bu bulunmaz bir nimettir.

 

Ahzab/33’te Cenab-ı Allah; “Allah sizden(ehl-i beyt) kusuru gidermek ve sizi temizlemek istiyor” demektedir. Âlimler; O’nlar mermer gibidirler, üzerleri tozlanabilir ama toz silindiğinde aslı ortaya çıkar” buyurarak derece derece bu temizlikten nasipdar olduklarını ifade etmişlerdir.

 

Bir gün İmam Azâm (rah) hocası ve aynı zamanda üvey babası olan İmam Cafer-i Sadık hazretlerinden ilim tahsil etmeye gelmişti. Hocası elinde bir asa ile geldi. İmam Azam (rah), “Ey Resûlullah’ın evlâdı, siz henüz asaya ihtiyaç duyacak bir yaşta değilsiniz” dedi.

 

Cafer-i Sâdık (rah); bu asanın Resûlullah’ın asası olduğunu ve onu teberruken taşıdığını ifade edince İmam-ı Azam asayı öpmek istedi. Bunun üzerine Cafer-i Sadık hz.leri kolunu açarak: “Vallahi sen bilirsin ki bu ten Hz. Peygamber’in hücrelerini taşıyan bir tendir ve şu gördüğün kıllar da onun kılındandır. Onu öpmüyorsun da asayı öpmek istiyorsun!” dedi. Bununla, Ehl-i Beyt’in Hz. Peygamber’in (s.a.v) bir parçası olduklarını hatırlattı .

 

Aşağıdaki Hadisi Şeriflere bakıldığında da O’nları sevmenin ne kadar önemli olduğu görülmektedir.

 

            - “Ehl-i Beytime cehennemlikten başkası buğz etmez”

 

- “Ensara ancak münafık buğz eder. Ehl-i beytime, Ebubekir ve Ömere buğz edende münafıktır”.

 

- “Ashabımı, ezvacımı ve Ehl-i Beytimi seven, cennette benimle beraber olur”.

 

- “Bana ve Ehl-i Beytime salavat getirilmedikçe, dua ile Allah arasında perde vardır”.

 

-“Yâ Ali, seni ancak mümin olanlar sever; sana ancak münafıklar buğzeder.”

 

 “Ehl-i Beytim Nuh’un gemisi gibidir, ona binen kurtulur, uzak duran boğulup helâk olur.”

-“Rabbim bana, Ehl-i Beytim içinden kim Allah’ın birliğini ve benim peygamberliğimi kabul ederse ona azap etmeyeceğini vaat etti”.


             
İmam-ı Şafii(ra);”Ey Resulullah’ın Ehl-i Beyti, sizi sevmek bize farzdır. Allah indirdiği kur’anda böyle emretmiştir. Size salat okumadan namaz kılanın namazının kabul olmaması sizin için en büyük bir övünç kaynağıdır ve size kafidir demiştir.(Şafii mezhebine göre namazda son oturuşta Peygamber efendimize salavat okumak farzdır. Dolayısıyla bu salâvatta Peygamberimizin âli de nasibini almaktadır.) Bizler Ehl-i Beytin kemalatını, büyüklüğünü hakkıyla idrak edemiyoruz. Ama Allah onları temizlemiş ve sevilmelerini istemiş ise bu bizlere yetmez mi?

 

Ehl-i Beyti sevmenin bir ölçüsü olmalıdır. Kuru kuruya sevgi olmaz, olmamalıdır. Bu konuda Bediüzzaman; ancak sünneti seniyye’ye tabi olan bir Müslüman’ın Ehl-i Beyti gerçek anlamda sevmiş olacağını söylemiştir. Dolayısıyla Ehl-i Beyti sevdiğini iddia edenlerin Peygamberimize tam ittiba ederek Allah’ın kitabı ile amel etmeleri gerekir.

 

Kur’an ve sünnetten ayrı bir Ehl-i Beyt sevgisi düşünülemez. Alevilerin Ehl-i Beyti çok sevmiş görünmelerinin yanında kur’an ve sünnete ittiba da geri kalmaları ve yeterli ehemmiyeti göstermemeleri bu noktada bariz bir yanlışlığın olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Bu konuda Bediüzzaman, Hz. Ali ( r.a )' ın asıl şiası ve dostlarının , Ehl-i sünnet olduğunu şu ifadelerle ortaya konmaktadır:

“Hadîsçe Hazret-i Ali'nin (r.a) şîası hakkındaki Peygamberimizin övgüsü , Ehl-i Sünnete aittir. Çünkü istikametli muhabbetle Hazret-i Ali'nin (r.a) şîaları (dost), ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaattir. Çünkü , Şiiler Hazret-i Ali'yi (r.a) fevkalâde sevmek davasında oldukları halde eksik görüyorlar ve kötü ahlâkta bulunduğunu onların mezhepleri iktiza ediyor. Çünkü diyorlar ki: "Hazret-i Sıddık ile Hazret-i Ömer (r.a) haksız oldukları halde Hazret-i Ali (r.a) onlara takiyye etmiş; yani onlardan korkmuş, riyakârlık etmiş. " Acaba böyle İslâm kahramanı ve "Allah'ın Aslanı" unvanını kazanan ve sıddıkların kumandanı ve rehberi olan bir zâtı, riyakâr ve korkaklık ile ve sevmediği zâtlara görünürde muhabbet göstermekle ve yirmi seneden ziyade korku altında takiyye etmekle haksızlara tabi olmayı kabul etmekle vasıflandırmak, ona muhabbet değildir. O çeşit muhabbetten Hazret-i Ali (r.a) uzaktır. İşte Ehl-i hakkın mezhebi hiçbir cihetle Hazret-i Ali'yi (r.a) eksiltmez, kötü ahlâk ile ittiham etmez. Hazret-i İsa (a.s)'a karşı fazla muhabbet, Hıristiyanlar için tehlikeli olduğu gibi; Hazret-i Ali (r.a) hakkında da o tarzdaki aşırı muhabbet, sahih bir hadîste tehlikeli olduğu beyan edilmiş.” ( Lem'alar, 25)

 

Yine Bediüzzaman, ilk üç halifeyi Hz. Ali’nin hak olarak görüp kabul ettiğini, eğer hak görmeseydi bir dakika bile tanıyıp onlara itaat etmeyeceğini söylemiştir.

 

Şu bir gerçektir ki Ehl-i Sünnet, Alevilerden ziyade Hz. Ali taraftarıdır. Tasavvuf ehli evliyalar, cehri zikir çeken Sünni tarikatlar Hz. Ali’yi kendilerine bir mürşit ve Şah-ı Velayet olarak görmektedirler.

 

Ehl-i Beyt sevgisi bizim sermayemizdir. Ehl-i Beyti sevmemizi Allah bizden istemiştir. Hanefi mezhebine göre O’nları sevmek vacip, Şafi mezhebine göre ise farzdır. Biz Ehl-i Beyti severken hiçbir ayırım yapmadan sahabeleri de seviyoruz. Zira Allah O’nlardan razı olduğunu ifade etmiştir. Allah’ın razı olduğundan elbetteki bizlerde razı olmak zorundayız. Bizim sevgimizde ifrat ve tefrit yoktur. Ne kadar sevilmesi gerekiyorsa o kadar seviyoruz. Ehl-i Beyti sevmek, son nefeste ahirete iman ile gitmeğe sebep olur. Allah bizleri O’nların gölgesinden ayırmasın.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Mustafa BOĞA { 06 Aralık 2008 10:15:23 }
Kardeşim bekir bey saygı ve selamlarımı yolluyorum,sizi gerçekten tebrik ediyorum,bu sizi pofpoflama için değil sizi tanıdığım bildiğim için.Ayrıca takdir ediyorum.Bize bir şey koymamışsın diyeceğini demişsin.Bende biraz şöyle açayım.Başlangıçta aynı kaynaktan doğmuşlarsada,zamanla bu islam kaynağından ayrılan bu kollar.yani tarkatler,yayıldıkca bulundukları ülkelerin ve toplumların gelenekleriyle birbirlerine karışmışlardır.Bunların mezheple bir alakası yok,sadece bana göre bir kültür olayıdır.Din ile alakası olmayan bir çok gelenekler dini inanç gibi gösterilmiş çok yerde araştırılırsa gerçek islam diniyle uyuşmuyan hareket ve tavırlar ortaya çıkmıştır.İslam dininde şüphe yoktur.İslam dininde sapma kurallar yoktur.islama uyanlar veya uyuyoruz diyenler onun kesin hükümlerini kabul etmek zorundadırlar.İşte bu kurallar sünnilerde yani bizlerde 32 farz olarak kabul edilmiş,işin aslı ve kökeni ordadır.Onun birini dahi kabul etmemek,inkar etmek dinden çıkma sebebi olarak görülmüş ve mezhep imamlarınca kabul görmüştür.Sadece Allah'ın varlığını kabul etmekle kalmayor onun emirlerini de yerine getirmek bizlere farz oluyor.İslam dini Siyahve Beyazı kendisine unsur edinmiştir.İslamda ikisinin ortası olan ''gri''lik yoktur.Çünki din kavramının bünyesinde oluşturacağı en ufak bir ''gri''lik bile o kavramdan duyulacak kuşkuyu pekiştirecektir..Hele islam dini ise hiç bir zsaman kuşkuyu götürmez,ve gerçek her zaman bu olduğunu ve başka bir doğrunun olmadığını kabul eder..Bu doğrular ise akıl ile bulunur...Aslında akıl ile din birbirini tamamlayan iki unsurdur...Biri emreder,kurallar koyar diğeri ise onu yapmakla mükellefdir..başka şeylerle insanın kendisini kandırması normal bir durum değildir...Allah hepimizi ıslah etsin demekten başka bir şey gelmez elimizden..Kurban bayramını en içten dileklerimle kutlar islam alemine hayırlara vesile olmasını dilerim...Hoşça kal
Ebubekir GÜR { 05 Aralık 2008 22:52:20 }
Yunus kardeşim bende seni canı gönülden tebrik ediyorum. Seviyeli bir şekilde konuşulamaz zannedilen, asırlardır mayınlı bir tarla haline getirilen bazı konuları oturup kardeşçe konuşmamızın, alışverişlerde bulunmamızın hiç bir zararı yoktur. Aksine güzel sonuçlar doğurabileceğine inanıyorum. 1970'lerde bizler farklı düşüncedeki gençlerle konuşamıyorduk, buna imkan yoktu. Çünkü birileri bizleri çizilen senaryolar ve asılsız suçlamalarla düşman kardeşler haline getirmişlerdi. Birbirimizi vurduk ama oturup konuşamadık. Kaybeden ülkemiz oldu, gariban anadolu insanı oldu. Ama şimdi çok şey değişti. O zaman bir araya gelemeyenler oturdular, konuştular ve bir çok tabu yıkıldı. Eskiden doğru olarak bildikleri bir çok yanlışları yargıladılar.Mezhepler konusuda hep düşmanlar tarafından kaşınan bir konu olmuştur. Ama konuşmadan, birbirimizi anlatmadan nasıl anlaşıp kardeşlikler tesis edilebilirki. Kişi bilmediğinin düşmanıdır.Bu gün müslümanım diyen nice insan şeriat, tarikat deyince tüyleri diken diken oluyor.Ama diğer taraftanda birer tarikat şeyhi olan Mevlana yada Hacı Bektaşı Veli gibi gönül dostlarındaki hoşgörü, insan sevgisi, aşk, tevazu gibi güzellikleri ecnebiler bile gıpta ile dile getiriyorlar. Bu insanlar bizler gibi kavgamı etmişler, asla. Kim olursan ol gel demişler.İster mucusi ister putperest..Ama onları kendimize örnek almaya çalışan bizler bazı şeyleri konuşamayacağız bile..Bence hakaret ve ukalalık yapmadan samimi olarak bazı şeyleri konuşabiliriz. Keşke farklı meşreplerden daha fazla arkadaş bu tür konularda bildiklerini bizlerle paylaşsalar daha güzel olacağında şüphe yok. Maksat Allah inidinde kabul görecek bazı güzelliklere sebep olabilmek. Yoksa bizim kimseyle tartışmak, cedelleşmek gibi bir niyetimiz yok. Geçmiş yıllarda Ulaşta bir süre kurucu ilçe tarım müdürlüğü yapmıştım. Elemanların geneli alevi idi. Başlangıçta biraz çekingen davrandılar ama özellikle benim bu konularda samimi olarak konuşmalarım onları hayrette bıraktı. Daha önceki sünni tanımları tamamen değişti ve çok güzel dostluklar oluşmuştu.Bu vatan sathında bir ve beraber yaşamak zorunda olan bizlerin dostca yaşamaktan başka alternetifimiz yok. Bizlerki müslüman olmayan halklarında hak ve hukuklarını koruyarak barış ve huzur içerisinde asırlarca beraber yaşamayı bilmiş bir milletin evlatları olarak bir çok ortak paydası olan bizlerin daha güzel bir hayat için aradaki tek engel her halde nefislerimiz.Saygı ve sevgiler herkese.
yunus emre { 05 Aralık 2008 18:59:23 }
üstadım(Hulusi Takcı bey), sizi tebrik ve takdir ediyorum. doğrusu bu kadar dengeli ve kuşatıcı bir yaklaşım sergileyeceğinizi tahmin etmiyordum. genelde çatışmacı bir üslup kullanırdınız. işte böyle. eğer birbirimizi seviyorsak, birlikte bir hayat süreceksek, bu yaklaşım içerisinde olmalıyız. hıdır bey'in( ki bu isimde bir şahsın var olduğu varsayımı ile bunu söylüyorum) ifadelerinden aslında tarihin bize nasıl bir anlayışı ödünç bıraktığını ve bunda da tarafların ne kadar hatalarının bulunduğunu/bulunabileceğini görüyoruz. kardeşimiz var olan önyargıların haricinde bişey belirtmiyor, aslında. bunu onu yargılamak anlamında söylemiyorum. kendisini işte hanefi, sünni görenlerin de bu ilişkide ne kadar hatalı olduklarını veya olabileceklerini sorgulamaları gerekir. kanımca esas mesele, dinimizi, tarihimizi olması gerektiği veya gerçekte nelerin olup bittiğini layıkıyla bilemememiz. bütün bunların yerini zamanla oluşan ön yargılar, hatta hurafeler almış. ki bu vasatta da diyalog veya anlayış birliği nasıl tesis edilebilir bilemiyorum. ama en azından bu sitenin zenginliği hıdır kaya gibi arkadaşlarımızın aramızda bulunmasıdır. hiç bir komplekse kapılmadan diyalog içerisinde bulunmalıyız. şunu unutmuyorum: gürün'e gelen ancak geç kalan yuva'lı veya külaf'lı hemşehrilerimiz rahatlıkla dedemlerde misafir olarak kalırlardı. ki alevi kardeşlerimizin misafirperverliklerini anlatmamıza zaten gerek yok. ebubekir bey aslında önemli bir konuyu gündeme getirdi. kendisini tebrik ediyorum. bu vesile ile isterim ki bu konuda daha fazla görüşler dile getirilsin ve önyargıların yıkılmasına vesile olsun.
Ebubekir GÜR { 05 Aralık 2008 18:09:32 }
Hıdır bey, öncelikli olarak kimin sevip sevmediğini belirlemek için papatya çekmiyorum. 1400 senedir ortada olan, yazılıp çizilen gerçekler var. Ben sadece bir konuda bunlardan bahsettim ve bu konudaki bize göre yanlış olan şeylerin Müslümanların kardeşliğine zarar verdiğini ifade ederek bu konudaki yanlış düşüncelerde ısrar etmenin kimseye faydası olmayacağını söyledim. Buna neden alındığınızı açıkcası anlamakta zorlanıyorum.. Ama bu konuyu bizler kaşımaya devam ederiz diyorsan oda sizin bileceğiniz bir şey. Bunun vebali de size olur. Ehli beyti daha fazla seviyoruz demenin bence hiçbir sakıncası yok. Sizde aynı şeyi iddia edebilirsiniz ama bunun bir alameti olmalı, kuru kuruya sevgi olmaz diyoruz. Hem bunu kur’anda Allah(cc) peygamberimize hitaben şöyle söylüyor;” De ki.. Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” Burada Allah’ı sevdiğini iddia edenlerin peygamberimize tabi olmaları gerektiği söyleniyor. Bu alevi, Sünni tüm Müslümanlardan isteniyor. Ayrıca ben Hacı Bektaş Veli Hz. lerinin “makalat”ını okudum. Aramızda kıl kadar fark olmadığı görülüyor.Sizlerde okuyorsanız eğer sizin amellerinizde Ona benzemesi gerekmiyor mu? İşte ehl-i beyti, Hz. Ali’yi, Hz. Hüseyini, Hacı Bektaşı Veliyi sevdiğini söyleyen ister Alevi ister Sünni olsun eğer samimi ise bu zatlara tabi olmaları, her halleriyle onlara benzemeleri, renklerine boyanmaları herkes için gereklidir. İşte benim söylediğim "Sevmenin alameti sevdiğine benzemektir, onun gibi olmak, rengine boyanmaktır” sözümüzde buraya varır. Ama sen bunu da yezidle ilişkilendiriyorsun. Herkesi kendi inancıyla değerlendirmek lazım değilmi? Biz yezidi sevmedik, bizi yezidlikle suçlamayın, kardeşliğimiz zarar görmesin diyoruz. Bu sözümüz çok mu abes?
Ayrıca resmi ideoloji bizi pek de ilgilendirmiyor. Bu gün resmi ideoloji Sünni tarikatları da yok sayıyor. Bu tarikatlarla, tasavvufla ilgili ne var Allah aşkına? Biz dinimizi, mezhebimizi, tarikatimizi resmi ideoljiden öğrenmiyoruz. Resmi ideolojini din derslerinde ne öğrettiğini iyi tahlil etmek lazım.” Aleviliği Alevilere öğretmediler” diyorsun ve bunu en önemli problem gibi söylüyorsun. Bu biraz kolaycılık değilmi? Sizlerde önce yılların verdiği eksikliği, boşluğu kendiniz gerçek alevi- Bektaşilere ait sahih eserlerden doldurabilir siniz.Bence artık Aleviliğin ne olduğuna karar verilmeli. Tarikatmi, mezhepmi? Bana göre tarikat. Eğer öyle ise bir mezhebe göre amel etmeniz gerekir. O zaman bu mezhep hangisi?. Bu soruların cevabını bulursanız mesele yok. Ama kendi içinizde herkes ayrı telden çalıyor sunuz. İşiniz zor, Allah yardım etsin. Bizde fikrimizi söyleyince kızmamanız lazım. Siyaset ve mezheplerin siyasi tarafı beni ilgilendirmiyor. Siyaset müslümanı bölmemeli. Maksat Allah’a ve Resulüne ittiba ve O’nun rızası. Bu konuda samimi olanlar samimi olarak da dinini öğrenir ve öğrendiği ile amel etmeye çalışır. Ben aleviler aleyhinde konuşmak için konuşmuyorum. Gayet medeni bir şekilde düşüncelerimizi aktarabiliriz. İnsan herkesle fikir alışverişinde bulunabilir. Olur ki alacağımız bir fikir bizlerde bazı skolastik düşüncelerin değişmesine vesile olabilir. Biz gerçek yani Allah ve Resulüne tam ittiba eden yada etmeye çalışan her aleviyi seviyoruz ve baş tacı ederiz.
Hıdır bey Sünni kesimlerde çarpıklıklar elbette çok var. Çarpıklık kimde olursa olsun tasvip edilmez. Bu gün kendini Sünni olarak kabul eden ama cahiliyetten yada kalbindeki bozukluktan dolayı İslam düşmanlığı yapan hatta İslam adına çizgiden sapan çok kimse var. Ölçü kur!an ve sünnet. Mihenk taşı bunlar. Kişinin itikadı doğru olur ama nefsine ve şeytana uyarak günahlar işler. Ayrıca Hulusi beyin söylediklerine katıldığımı belirterek saygılar sunuyorum.
SuçatıHaber { 05 Aralık 2008 15:50:31 }
Sayın Hıdır Kaya sizin ençok şikayet ettiğiniz, rahatsız olduğunuz, suçlayıcı, toptancı gorüşü bu yorum ile siz temsil etmiş oluyorsunuz. İnsanların yaptığı hataları topyekün "sünniler Kur'anı şöyle sömürüyor, sünniler böyle yapıyor" gibisinden yazarak ne kadar kuşatıcı(!) ne kadar ehlibeyt(!) ne kadar insancıl(!)olduğunuzu gösterdiniz. Biz yine de sizin yorumunuzu yayınladık. Şunu da bilmeniz gerekir ki Sünniler ayırımını siz yaptınız. Sünniler diye nitelediğiniz bu insanlar en az sizin kadar Ehli beyt'i seviyor. Bakın bizim babalarımızın, çocuklarımızın isimlerine. Muaviye değildir, Yezit değildir. Hasandır, Hüseyindir, Alidir. Lütfen bir daha yorumlarınızı akıl süzgecinden geçirerek yazınız.
hulusi takcı { 05 Aralık 2008 15:18:29 }
Selam olsun bekir beye mustafa beye ve hıdır beye.. Bir tartışma olsun istemem. Tarihteki kavgaların çekişmelerin kan davası güder gibi devam ettirilmesinden yana değilim. Kim haklı kim haksızın peşine düşmekde bize bir şey kazandırmaz. Her bir yol ve yöntem kendince Allah rızasının peşindeyse,hesapları görücü olarak Allah yeter. Onun için kavga etmeye düşmanlıklar inşa edip yaşatmaya gerek yok kanaatim. Şunun peşine düşmeliyiz bence.Yaşadığımız dünyada güzellikleri doğrulukları artırıp adaletin tesisi için ne yapabiliriz. Bunun peşine düşerken eldeki bligi ve yöntem kaynaklarımızı iyi araştırıp tahlil etmeliyiz..tarite biri biriyle kavga etmeyen insanlar adına onların takipçisi geçinerek neden kavga edelim. Toptan red ve toptan kabüllerden uzaklaşmamız lazım. Her anlayış ve algılayışın temsilcilerinde proplemler olabilir. Asıllar ve usuller üzerinde durmalıyız olayı şahsileştirince içinden çıkılmaz bir hal alacağı aşikardır. Neyse uzatmayayım bütün yollar Allah rızasını aramaya çıkıyorsa proplem yok. Niyet ve amel meselesi. Ama maksat üzüm yemek değilde bağçıyı dövmek olursa bu kavganın galibi yok, olmazda..selamlarımı sunuyorum.
hıdır kaya { 04 Aralık 2008 18:46:11 }
herkes eline birer papatya alsın çekelim sırayla seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor aaa bakın bu az seviyor... bu mantıkla nere varacağız... tabii ehli beyti islam üzere olduğunu idda eden herkes sevmek zorundadır, bunda sanırım mutabıkız, velakin sürekli aleviliğe atıflarda bulunmanız sürekli eleştirmeniz normal değil, günümüzde alevilik kendi içinde bile çok çeşitlilik göstermektedir, bunun altında yatan enbüyük etkense aleviliğin alevilere öğretilmemesidir, resmi ideoloji tamama yakın çoğunluğu islam olan bir toplumda meşrutiyetini kutsamak için sadece sünniliğin hanefi görüşünü kendine baston seçmiştir,bütün din hizmetlerini ve din eğitimlerini BASTONLUKTAN öteye geçmemek kaydıyla hanefiliğe göre tanzim etmiştir... sünniliğin diğer kısımlarını ve sünnilik dışındakilerini yok saymıştır... hal böyle olunca ciddi eğitimi olmayan diğer dini akımlarda ister istemez yanlış algılama ve uygulamalar kaçınılmazdır...
şimdi sünni kesimde çarpıklıklar yomu, onları neden görmezden geliyorsunuz mesala sünni kesimdeki cenaze merasimleri, kurana göre yaşamak diyorsunuz, allah aşkına kuran haşa okuyup üfleme kitabımı... sünni cenazelerinde ölü için okunanın ücreti diriden taleb ediliyor... bumu kurana göre yaşamak, kusura bakmayın ama yeryüzünde hiç kimse kuranı sünniler kadar sömürmüyor, rant kitabı haline getirmiyor... eğer çarpıklıkları konuşacaksak tüm islam alemindeki tüm mesheplerdekini kıvırmadan enine boyuna gocunmadan delikanlıca konuşalım...
diger konuya gelecek olursak; muaviye, yezit, hz.alir ra. ... neydi ihtilaftaki yezidin muaviyenin tek gerekçesi: - ben ebu süfyanın oğluyum, mekkenin ileri gelenleri biziz, ben mekkenin en zengin ailesindenim... bu emperyalist zihniyet bugünde üzerimizde hakim değilmi, toplumuzun egemen felsefesi degilmi... hangi siyasi akım olursa olsun halkın önüne zengin ve ileri gelenleri dayatmıyormu, ehil ve akıllı olmasına bakılmadan "sizi zengin ve ileri gelenler yönetecek" denilmiyormu... toplumda bu yezit kültürü hakimken sizin "Sevmenin alameti sevdiğine benzemektir, onun gibi olmak, rengine boyanmaktır." sözünüzün nereye vardığınıda lütfen siz söyleyin...
selamlarımı sunuyorum....
Ebubekir GÜR { 04 Aralık 2008 10:42:00 }
Kıymetli Mustafa kardeşim yorumlarınız ve cesaretiniz için teşekkürler. Yalnız suçatıdan kucak dolusu selamı yeterli görmüyoruz.Ehl-i beyt sevgisi ve konusu gerçekten tüm müslümanlar için çok önemli ve ciddi bir konu. Bunların sevilmesi Allah tarafından emredilmiş olmasına rağmen İslam tarihinde çok önemli bir olay, bir vahşet yaşanmıştır ki ondan bahsetmedik. O da Kerbela olayı.. Bu asırlarca tüm müslümanların gönlünde derin yaralar açan bir konu. Bu olayın bir şiiler tarafından bir de ehl-i sünnet tarafından bakış açısı var. şiilerin bu olaya bakışları da çok insafsız. Tüm sünnileri cennetin iki gülünden birisi olan, Resulullah''ın gözbebeği, Seyyidlerin efendisi Hz. Hüseyin''i şehid ederek İslam tarihindeki en büyük vahşeti işleyen Yezid taraftarlarının suçunu tarih boyunca tüm sünnilere malederek hepimizi Yezid''ler olarak adlandırmaları açıkça bir iftira ve zulümdür. Hiç bir sünni bu olayı tasvip etmediği gibi bu olaydan dolayı hiç bir sünni Yezidi sevmemiş, hiç kimse çocuğuna onun adını vermemiş, hatta bir çok sünni alim onun lanetlenebileceğine hüküm vermiştir.Bu olay gerçekte halifelik makamı ve dünyalık için yapılmıştır. Bu olaya kadar siyasi bir fırka olan şiilik bu olaydan sonra itikadi bir mezhep haline dönüşmüştür. Bu olay tam bir vahşettir. Ancak Hz. Ali ve Hz. Osmanda hariciler tarafından vahşice şehid edilmişlerdir ve bunlara matem tutulmamıştır. Hz. Hamza da Resulullah hayatta iken şehid edilmiştir ama asla Peygamberimiz bu ve diğer şehidler için matem tutmayı emretmediği gibi bir hadisi şeriflerinde yasaklamıştır.Hadiste, matem tutupda tövbe etmeden ölen kimsenin ahirette şiddetli azaba uğrayacağı ve küfre girebileceği ifade edilmiştir. Yine bu olaya elbetteki en çok üzülenler Hz. Hüseyin''in soyundan gelen Seyyidlerdir ama Abdülkadir Geylani, Ahmed Bedevi, Ahmed Rufai gibi binlerce kemalat sahibi Seyyidler kerbela olayını hiç bir zaman dile getirip kimseyi küfürle itham etmemişlerdir. Asırlardır bu olayın her yıl matemler tutularak dile getirilmesi ve canlı tutulması müslümanların birliğine, kardeşliğine, huzuruna zarar vermediğini kimse söyleyemez.Asırlar sonra gelen bizlerinde bu olaya kendimizi bulaştırmamızın kimseye bir faydası olmayacaktır. Selam ve saygılar herkese...
Mustafa BOĞA { 02 Aralık 2008 12:03:38 }
Kardeşim Bekir bey,burdan suçat'ıdan kucak dolusu selamlar.İnanınki yazınızı okuyunca hüzünlendim,İnsanın ufku öyle açılyor içimiz öyle hüzünleniyorki..Bizlerin nazarında o kutsal insanlar ve o insanların sonraları karşılaştıkları eziyetler...Sevmemizgereken en kutsal varlıklar...Güzel söylemişsin ''Şu bir gerçektirki Ehl-i sünnet,Alevilerden ziyade hz.Ali taraftarıdır.Tasavvuf ehli evliyalar.cehri zikir çeken sünni tarikatler hz.Ali'yi kendilerine mürşit ve şah'ı velayet olarak görmektedirler'' bu cümle her şeyi özetliyor.''Ehl'i beyt''kelimesi,hz.peygamber(s.a.v.)'i seven,ona iman eden yolundan giden herkes için,sönmeyen nur ve sonsuz fazilet ve muhabbet kaynağının ifadesidir.''Allah,ancak ahl'i beyt'ten her çeşit pislik ve kötülüğü giderip sizleri tertemiz kılmak ister''(ahzap/33)Böylesi bu gibi ayetler,peygambereden sonra islam'ın anlayış ve mantığına uygun olarak tarihin akışını n yön ve çerçevesini belirlemiştir. ''şerif''ve ''seyyid''ler güzel ahlak numunesi olup,onlara saygı ve muhabbet göstermemiz,bizlere hem vacip hemde farz'dır...Allah onların şefaat'inden bizleri mahrum kılmasın...Saygı ve muhabbetlerimle.hoşçakal
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun442 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI