Ebubekir Beye Teşekkürler...
ZEVK ALAMIYORUZ
Şu fani dünya bir zevk ve sefa yurdu değil ama nedense genelde hepimizi bir mutsuzluktur almış gidiyor. Sanki hepimiz aynı derde duçar olmuşuz. Genelimizde bir tatminsizlik, kalp huzursuzluğu, bıkkınlık, hayattan lezzet alamama gibi şikâyetler söz konusu. Üstelik büyükten küçüğe herkeste bir stres… hayatımız allak bullak...
Zengini de aynı durumda fakiri de..Zenginin hali belki daha kötü..Para huzur vermediği gibi insanı daha çok oyalıyor, gaflete düşürüyor, geceleri uyutmuyor. Fakirin bir derdi varsa zenginin bin derdi var.
Allah(cc) dostlarından Behlül Dane(ks) Hz.leri bir gün kardeşi olduğu muhtemel hükümdar Harun Reşidin sarayına gider, tahtında görmeyince boş bulduğu tahta oturur. Biraz sonra durumu gören görevliler Behlül’ü bir güzel benzetirler. Behlül ağlarken Harun Reşit gelir, neden ağladığını sorar. O da” senin haline ağlıyorum. Ben şu tahta bir kere oturdum bir ton dayak yedim. Sen her gün nasıl dayanıyorsun diye ağlıyorum” diyor.
Zaman gerçekten zor, belki her birimiz Harun Reşid’in pozisyonuna düşmüşüz. Dertler, sıkıntılar, meşgaleler öyle çoğalmış ki dayak yemekten daha kötü. İhtiyaç nispetinde, kur’an ve sünnet ölçüsü dışındaki dünya bizim derdimizi artırıyor. Üstelik bir de kendimizi ilgilendirmeyen meselelerle kalplerimizi meşgul ederiz. Yatakta, ibadette, tatilde hemen her an bunları düşünüyoruz. Böyle bir kalp nasıl zevk alabilir, huzur bulabilir ki? Fert fert hepimiz nefsin zindanına düşmüşüz de haberimiz yok.
Artık aileler kısa sürede yıkılıyor, eşler birbirlerine karşı tahammülsüz olmuşlar. Kimse eşinin çok küçük sıkıntılarına bile katlanmak istemiyor. Küçük küçük meseleler boşanmalara kadar varan musibetlere dönüşüyor. Ufacık şeylerde hemen sinirlerimiz tepemize çıkıyor. Vefa duyguları zayıflamış, fedakârlıklar yok olmuş ve Allah Resulü’nün;” Allah emaneti olarak aldınız” buyurduğu eşlerimize karşı hiç de bir “Allah emaneti” gibi davranamıyoruz. Çoğu evlilikler maddi varlıklar ve fani güzelliklere göre kurulur olmuş, eşler arasındaki sevgileri yel almış…Önceliklerimiz değişmiş, araçlar amaç haline dönüşmüş…Ya bizlerin koşturmaları ve boğuşmaları arasında ezilen, feleği şaşan, sevgiden, hoşgörüden habersiz, kendi ellerimizle yarınların cinnet toplumuna hazırladığımız yavrular….
Toplumda yok yere adam öldürmeler, intiharlar, tecavüzler, fuhuş olayları, her türlü ahlaksızlık alabildiğine çoğalmış ve bu tür olaylar gün geçtikce toplum içerisinde olağan karşılanır hale gelmiştir. Belki en büyük tehlikede buradadır.
Son günlerde daha yoğun bir şekilde evlatlar anne- babalarını öldürmeye başladılar. Ebeveynler kendi öz evlatları tarafından sokağa terk ediliyor, anneler kendi çocuklarını cami avlusuna bırakıp kaçıyor ve kimisi de hiçbir suçu olmayan yavrularını dünyada nefes almaya başladıkları anda cahiliye döneminin vahşetini aratmayacak bir vahşetle öldürüyorlar.
Diğer taraftan toplumda ticaret ahlakı kalmamış, çalmak çırpmak meşru sayılır olmuş, nice insanlar kefil oldukları en yakın arkadaşlarının attığı kazıkları çıkarmaya çalışıyorlar. Adam bir malı alırken borcunu ödemeyi düşünmüyor. Ödenmeyen çek- senetler yüzünden nice esnaf kepenk kapatmak zorunda kalıyor.Toplumun her kesiminde farklı boyutlarda travmalar yaşanıyor. Artık candan dostluk ve arkadaşlıklar kurulamıyor. Allah için birbirini sevenler nerede? Kardeşini kendi nefsine tercih edenler, kendisi için istediğini mümin kardeşi içinde isteyenler, başkasındaki nimetleri kıskanmayıp gıpta edenler, her şeyin Hak’tan olduğunu bilerek ve inanarak içinde bulunduğu her hale razı olanlar ve bu düşüncelerle asla kimseye zarar vermeyi düşünmeyenler neredeler?
Bunlar bu gün yok denecek kadar azalmış. İlişkilerimizde menfaatler ön plana çıkmış, dostluklar sahteleşmiş ve insani ve İslami duygular gönüllerde barınmaz olmuş..Asr-ı saadeti ve Osmanlıyı ne kadar özlüyoruz.. Hayvanların bile haklarını koruyan bir neslin evlatları olarak bizler bu gün insana hayvan kadar bile değer vermeyen bir hale nasıl geldik?
İşte tüm bu olumsuzluklar ve çürümüş ve bataklığa dönmüş kalpleri yeniden dirilterek insanın dünya hayatından zevk alıp huzurlu bir hayat sürebilmesi için kalbine dikkat etmesi ve kalbini meşgul eden etkenleri kalpten çıkarıp atması yani kalbi bu fani sevgilerden boşaltması gerekir. Zira bu sevgiler kalbi öldüren birer zehirdir.
İnsan kalbini fani şeylerin meşguliyetinden kurtardığı gibi hatadan ve günah kirlerinden de temizlemelidir. Kalpler temizlenmeli, cilalanmalı ve güzelliklerle süslenmelidir. Kalpte kibir, gurur, riya, haset, şirk, gaflet, gazap, şehvet, şöhret, servet, kin, dünya sevgisi ne ararsan var. Bütün gün boyunca bir kalpte bu hataların tezahürü varken akşam istirahat etmek için evimize geldiğimizde tüm bunları kalbimizden çıkarıp bir kenara koyarak bu halleri evdekilere yansıtmayabiliyor muyuz? Öyle olabilseydi aile içindeki bunca kavgalar, huzursuzluklar olur muydu?
İnsanı ve tüm kainatı yaratan Allah her şeyin fıtratına uygun bir düzen kurmuş ve bizim her türlü ihtiyacımızı düşünerek bize maddeten ve manen sağlıklı bir hayatın reçetelerini de sunmuştur. Artık iş insanın kendisine kalmıştır. Açıkçası ne yaparsa herkes önce kendisine ve sonrada tüm insanlığa yapmaktadır.
Bu noktada zikirsiz, şükürsüz bir huzur olmaz. İnsan Allah’ı unuttuğu ölçüde derde, sıkıntıya düşer. Huzur kalpte olur ve ancak Allah ile elde edilir. Bunun içinde kalpteki tüm fani sevgileri çıkarıp oraya Hakk’ın sevgisini yerleştirmeliyiz. Tertemiz bir saraydan çöpleri toplayıp atmalıyız ki saray saraya benzesin. Yoksa orası bir çöplükten kurtulamaz. İsyan ile kirletilmiş ve katılaşmış bir kalp ölüdür.
Huzurlu bir hayat sürmek isteyen kimse lokmalarına da dikkat etmelidir. Haram lokmalarla beslenen bir kalp ibadetlerden nasıl zevk alıp huzur duyabilir? Allah Resulü(sav) “İbadetin onda dokuzu helal kazançtır” buyuruyor. Haramda haksızlık ve zulüm vardır. Birilerine zulmedenlerin kalpleri harap ve vicdanları kör olur. İnsan ağzına girenlere dikkat ettiği gibi gönlüne girenlere de dikkat etmeli, kalbini bozuk itikatlardan korumalıdır.
Fakat ne hazindir ki, kalbimizdeki kirleri bir türlü kabul etmeyiz de “kalbim temiz “ der ve daha baştan gerçek huzuru ve mutluluğu elimizden kaçırmış oluruz. Hastalığını kabul etmeyen bir insan nasıl tedavi olabilir ki? Kabul etmeyince de hastalığımız günden güne azar, derman ararken derdimiz artar.
Kalbini düzeltenin gözü, kulağı, ağzı, eli, ayağı düzelir. Azaları düzelen güzel görür. Bediüzzaman(ks)’ın dediği gibi;” Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır”. Şunu bilmeliyiz ki maddi şeylerin, yemenin içmenin, gezip tozmanın bize verdiği huzur kurdun, kuşun huzurudur. Dünya için yaşayanlar dünya lezzetleri ile teselli bulur. Oysa insan Allah’ın rızasına ulaşmayı murat ederek yaşarsa gerçek huzuru o zaman bulacaktır.
Yasemin kardeşim haklısınız.. Biz insanlar gerçekten çok kötü şeyler yapıyoruz. Elimizdeki ömür fırsatını heba ediyoruz. Dünyaya öyle bir dalmışızki tanklar, toplar bile bizi uyandırmaya yetmez. Nerde kaldı bu cılız yazılar...Bu yazıları ben önce kendi nefsime nasihat olarak sonrada gerçekten içinde bulunduğumuz gafletten bir nebze kurtulabilirmiyiz düşüncesiyle yazıyorum. Böyle söylerken kendimide bunun dışında tutmuyorum. Hep bir anlık nefsani lezzetler bizi kandırıyor.Keşke ebedi hayatı bu yalan , sahte ve içerisinde elemler barındıran lezzetlere değişmesek..O kadar çok keşkelerimiz varki. Kendimizi, evlatlarımızı ve tüm insanları samimi olarak sevebilseydik güle oynaya ateşlere atamazdık. Her şeyimiz suretten öteye geçemiyor. Sureti sevgiler, sureti yaşantılar bir türlü hakikilerine dönüştürülemiyor. Kaybedenlerde haliyle bizler oluyoruz.Her türlü güzellikler bize çok yakınken hep elimizin tersiyle itiyoruz. Ve belki daha da vahimi ihlastan yoksun az bir amelimize bizi güvendiren nefislerimizin nasihatleri hep başkalarına yakıştırması, kendi üzerine almaması. Akıl sahibi biz insanlar için bunlar akıl karı değil... Allah hepimizi ıslah etsin.. ne diyelim..Teşekkürler.
böyle bir zamana alışmak çok acı gerçekten ama herşeyi kendi elimizle yapıp Allah''ın bize verdiği nefesi bugibi olaylarla tüketmemiz gerçekten kötü.yazınız çok güzel olmuş umarım insanların birazda olsa gözlerini açmalarına yardımcı olur da inşallah daha güzel ortamlarda nefes alırız.