Dünya Ticaret Örgütü karar aldı
Dünya Ticaret Örgütü karar aldı. Tarıma yapılan bütün destekler kalkacak, tarım ürünlerinin ticareti serbestleşecek. Allah razı olsun. Yıllardır bunu bekliyorduk. Ben şahsen 1980lerin başından beri bu işlerin içindeyim ve hep gelişmiş ülkelerin tarım ürünlerine yaptığı desteğin kalktığı günü bekledim. Bekledim ama Türkiye tarımının o günlerdeki durumu ile bugünkü durumu arasında dağlar kadar fark var.
O dönemde, Türkiye denince akla tarım gelirdi. Eski bankacılar ve ihracatçılar düşünsüler. Sanayicilerin kullandıkları ucuz ihracat kredilerini kapatmak için hangi ihracatlar kullanılırdı? Canlı hayvan, mercimek, kuru bakliyat, fındık v.b. Peki bugün bunlardan kaç tanesini hâlâ ihraç edebiliyoruz?
O günlerde, yani 1970li yıllarda ülkemiz hesapsız yatırımlar yapıp sık sık döviz dar boğazına düştükçe, batılı ülkeler bize “sanayi ile ne işiniz var? Siz bölgenin manavı bakkalı olun, tarıma yönelin, bunu geliştirin” dediler. Peki biz ne yaptık? Tarımdan geçinen kesimi etkilemek için aşırı taban fiyatları, plansız ve gereksiz ekimler neticesinde alınıp daha sonra yakılan tütünler, çürütülen buğdaylar, terör belasına kaybedilen meralar ve mezralar ile yok olan bir canlı hayvan ihracatıyla bütün bunların neticesinde ihtiyacı olan hammaddeyi uygun fiyatla bulamadığı için bir türlü katma değeri yüksek ürün ihracatına geçemeyen bir sanayi.
Bugün Türkiyede tarımın ve tarımdan geçinenlerin hali “ölmüşüm ağlayanım yok” misali bir durumdur. Bu şartlar altında serbest ticaret veya kısıtlı ticaret bizi fazla etkilemez. Çünkü biz kendi kendimize elimizi ayağımızı bağlamış ve her türlü silahımızı yere bırakmış vaziyetteyiz.
DÜNYADA TARIM DESTEKLERİ VE TÜRKİYE
Bugün Dünya Ticaret Örgütünün rakamlarına göre, dünyada tarıma yaklaşık günde 1 milyar dolar destek yapılmakta. Bunun yaklaşık yıllık 170 milyar doları Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği tarafından yapılmakta. Bu şartlar altında, tabii ki gelişmekte olan ülkelerde bu kadar sübvansiyon yapılamayacağına göre tarım ticaretinin serbestleşmesi ve sübvansiyonlardan tamamen vazgeçilmesi gelişmekte olan ülkelerin lehine. Ancak bu tabloya Türkiyeyi de dahil edebilmek için bizim en azından rekabet edebilirlik endeksimizin 1970li yıllardaki konumuna gelmesi gerekmekte.
TÜRKİYE TARIMI NİÇİN BU HALE GELDİ?
Başında da söylediğimiz gibi Türkiye bundan 30 sene önce gıda fazlası olan 7 ülkeden biri diye tanınırdı. Bu da hepimizin hoşuna giderdi. Çünkü ne de olsa ele güne muhtaç olmadan yiyecek bir lokma aşımız var diye düşünürdük. Bugün dünyada kendi kendini besleyemeyen 7 ülke ya kalmıştır ya kalmamıştır. Bunlar da tabiatın her türlü hoyratlığı ile karşı karşıya kalan Ekvatoral veya kutupsal bölgelerdeki birkaç fakir ülkedir. Türkiyenin ise gıdada net ithalatçı olmasına az kaldı.
Yine yukarıda sözünü ettiğimiz gibi bunun en büyük sebeplerinden birisi tarımın maalesef çok uzun süredir bir siyaset aracı olarak kullanılmasıdır. Bunun en güzel örneği yakın geçmişte tarım birliklerinin katrilyonlarca liralık borcunun silinmesidir. Peki bu yanlışlardan ders alıp da bu işlerden vaz mı geçtik? Hayır kesinlikle vazgeçmedik. Birliklerin bu borçları silindiği gibi bir daha bu duruma düşmemeleri için ne yapmamız gerektiğini söyleyen bir kanun da çıkarmadık. Çıkan yasalar ve kararnameler ise böyle bir işin önüne geçmeye yeterli değil. Öte taraftan hiç farkına varmadan Türkiyede devlet içinde devlet olmuş kuruluşlara bir yenisini daha eklemek için çıkarmış olduğumuz ziraat odaları kanunu ile, alınan ve satılan tarım ürünlerinden ziraat odalarına binde bir pay ayrılması diye bir kural getirdik. Memleketimizin milli gelirinin 300 milyar dolar olup bunun da %15nin tarımdan geldiğini düşünürsek ülkemizde yaklaşık 45 milyar dolarlık tarım ürünü alınıp satılıyor. Demek ki ziraat odalarının kasasına yılda en az 45 milyon dolar para girecek. Peki söyler misiniz bu ülkede tarımı iyileştireceksek, bunu Allahın inayeti ile mi gerçekleştireceğiz yoksa kendimiz de bu işe bir katkı yapacak mıyız? Katkı yapacaksak ziraat odalarının bu katkıda başrol oynamaları gerekmez mi? Peki siz ziraat odaları mensubu olsanız, bir tarafta hükmedilecek yılda 45 milyon dolar varken öte tarafa gidip tarlada güneş altında terleyerek tarımı geliştirmeye mi uğraşırsınız yoksa dönüp ziraat odası yönetiminde bir yer edinip bu kadar zengin bir kuruluşun idarecisi olarak memleketin kaderinde biraz da siz söz sahibi olmak için siyaset mi yaparsınız?
Ziraat odaları eğer bu ülkenin tarımında etkin ise bu gün gelinen durumda da büyük kusuru vardır. Bu durumda neyi mükafatlandırıyoruz ve niçin bu mükafatı ödeyecek olanları, rızaları hilafına kanun zoruyla ödemeye mecbur tutuyoruz? Bu çok yanlış bir uygulamadır. Diğer taraftan tarım ürünlerinin enflasyona etkisi de en az yüzde 0,5dir.
TÜRKİYE ŞU AN NE DURUMDA?
Bugün Türkiyenin dış ticarette rekabet edebilirlik endeksi yüzde 150nin üzerindedir. Bu sebeple de bizim, sübvansiyonsuz dahi olsa birçok ülkeyle rekabet edebilmemize imkan yoktur.
Burada bizim dışımızda cereyan edebilecek olan diğer bir konu da tarife dışı engeller. Her ne kadar “ticaret serbest olsun, sübvansiyonlar ortadan kalksın” deniliyor ise de hepimiz biliyoruz ki gelişmiş batı ülkeleri “ele verir talkını kendi yutar salkımı” misali tarife dışı engeller çıkartmayı çok severler. Kendileri de bize yapmayın dedikleri ve kural olarak yasak olan sübvansiyonları ve destekleri yapmakta fevkalade ustadırlar. Bunları da çok ciddi bir şekilde kontrol edip, önüne geçecek bir denetim organının mutlaka kurulması gerekmektedir.
Ama gelin, biz önce kendimize bakalım. Şimdi bazı noktaları, gerek tarım açısından gerekse de genel ekonomi açısından madde madde özetlemek istiyorum:
• Tarım bu ülkede çok önemlidir. Çünkü nüfusun %40ı geçimini tarımdan sağlamaktadır.
• Tarıma dayalı sanayi bu ülkede çok önemlidir. Çünkü tarıma dayalı sanayi;
a) Yatırımlarda kapital başına en fazla istihdam sağlayan sektördür.
b) Büyük ölçüde ihracata dönüktür.
c) Net döviz girdisi en yüksek olan sektörlerden biridir.
d) Tarımdan sanayiye geçişin köprüsüdür. Sanayi işçisi yetiştirir.
e) Toplumdaki en düşük gelir seviyelerindeki vasıfsız işçi ve küçük çiftçinin gelirini artırıcı, gelir dağılımını düzenleyici rol oynar.
• Tarım diğer sanayiler için de çok önemlidir. Çünkü bir ülkenin %40 nüfusunun geçim kaynağı olan bir sektör eğer kendisine bağlı olan %40 nüfusa gerekli satın alma gücünü veremez ise diğer sanayi kuruluşları da yaptıkları malları satacak alıcı bulamazlar.
• Dış ticaret açığının önemi son günlerde daha iyi anlaşılmaya başlandı. Ancak duyuyoruz ki bazıları “açıktan fazla korkmayın çünkü bunlar tüketim malından değil ara mallardan kaynaklanmaktadır. Bu sebeple bunlar ithal edildikçe sanayide kapasite kullanım oranı artmaktadır” gibi bazı düşünceler ortaya sürmekte. Bu yanlışı hemen düzeltip bu düşünce tarzından vazgeçmeliyiz. Ara malı ithalatı demek Türkiyede ara malı üreten eden bir sürü sanayi kuruluşunun kapanması demek. Yayımlanan %80lik kapasite kullanım oranları yanlıştır. Çünkü bunlar anket yolu ile bulunan rakamlardır. Bir sektörde 10 tane fabrika varken bunun 8 tanesi kapanırsa geriye kalan 2 tanesinin kapasite kullanım oranı tabii ki yükselecektir. Aslında genel itibariyle Türkiyede kapasite kullanım oranı son derece düşüktür. Dolayısıyla işsizlik yüksektir. Çünkü kapalı birçok fabrika vardır. Bunu vurgulamamdaki gaye, bugün ihracatla ayakta durduğunu zannettiğimiz sanayi kollarının, yarın iç piyasada alım gücü olmadığından sadece ihracata bağlı olarak istikballerinin üç tane alıcı ülkedeki birkaç siyasinin iki dudağının arasında olduğunu bilmemiz gerekliliğindendir.
KISA VADEDE NELER YAPILABİLİR
Dünya fiyatlarından temel girdi temini
• Tarımın diğer ülkelerle rekabet edebilmesi için tarımdaki girdilerin dünya fiyatlarından olması gerekmekte.
• Türkiye dünyanın en pahalı elektriğini, en pahalı mazotunu, en pahalı gübresini kullanırken tarımda kimse ile rekabet edemeyiz.
• İşletme büyüklükleri de verimli ziraat yapabilmek için gerekli büyüklüklere getirilemezse mekanik ziraat yapma imkanı olmaz ve bugünkü gibi birçok ürüne, ürün fiyatından fazla toplama işçiliği ödeyerek rekabet gücümüzü kaybederiz.
• Aylık 450 doları bulan vasıfsız işçi maliyetleri ile tarıma dayalı sanayinin uluslararası rekabet güçü çok zayıftır.
Tarım ürünleri oto planlama sistemi
• Birlikler yasası yeniden düzenlenerek birliklerin kesinlikle ticaret ve sanayiye girmemeleri ve girdikleri yerden de çıkmaları sağlanmalı.
• Birlikler çiftçiden malı alıp ona belli bir avans veren finansman, depolama ve müzayede kuruluşları haline gelmeli. Örneğin, çiftçi, pamuğunu ister tüccara satmalı, istemiyorsa da Birliğe teslim etmeli. Birlik piyasada oluşması beklenen fiyatın belli bir yüzdesini çiftçiye avans vermeli. Sonra bu pamuğu belli dönemlerde haftalık vb. ihaleye çıkararak satmalı. Çiftçi o hafta ne kadar, malını ihaleye sokmak istediğini Birliğe söylemeli. O hafta ihale hasılatı, ihaleye girenler arasında bölüştürülmeli ve bir kısmı çiftçinin borcuna mahsup edilirken, kalan kısmı da varsa çiftçiye ödenmeli.
• Çiftçi sonunda almış olduğu avansı da faizi ile (makul oranda) geri ödeyeceğini bilmeli. O sene aldığı fiyattan memnun değilse önümüzdeki sene daha başka bir şey ekmek isteyeceği için, bu da kendi kendine bir tarım planlamasını ortaya çıkaracaktır.
Toprak düzenlemeleri
• Devletin elindeki araziler mutlaka, başka hiçbir şekilde kullanılmamak üzere bahçecilikte 50 sene civarında, tarla bitkilerinde 10-12 sene civarında ziraat yapacak kişilere ve sanayicilere, kendilerine hammadde yetiştirmek üzere, verilmeli. Her boş kalan sene için bunu alandan kira talep edilmeli. Bu ödenmediği taktirde de toprak geri alınarak başkasına verilmeli.
• Kontrol edilebilir belli bölgelerde “organik tarım” teşvik edilmeli ve bu ürünlerin nasıl yetiştirilmesi gerektiğine dair eğitim programlar hazırlanmalı. Ayrıca bu ürünleri belgeleme yetkisine sahip kuruluşlara süratle uluslararası akreditasyon sağlanmalı.
• Bugün ülkemizde tarıma dayalı sanayiye hammadde olarak üretilen tarım ürünlerinden, her 30 dekar araziden çıkan hammadde 1 kişiye sanayide istihdam sağlamakta. Toprak düzenlemeleri ile verimlerin normal seviyelere çıkmasıyla, bu 10 dekara düşebilir.
Destekler
• Tarım yapan ve sanayiye ham madde yetiştiren çiftçilere üretim desteği adı altında yapılan destekler Avrupa Birliği ve Amerikada devam ettiği müddetçe bizde de devam etmeli. Açıkça veriyorlarsa açıkça, gizli veriyorlarsa gizli verilmeli ama mutlaka verilmeli.
• Bugün yapıldığı gibi tapusunu gösterene doğrudan destek adı altında herhangi bir para ödenmemeli. Üstüne üstlük boş bırakılan araziden daha fazla vergi alınmalı.
• Tarım Bakanlığı kadroları bürodan çıkarılmalı ve arazide mutlaka çiftçiye yol gösterici roller verilmeli.
• İnsanları mesleklerini yapmaktan alıkoyacak ve onları başka heveslerin içine itecek bedava kazançlar hiçbir meslek kuruluşuna verilmemeli. Bugün devletimiz borç faizi sarmalı içinde yüzerken devletin çıkarmış olduğu kararnamelerle hepimizin bu kuruluşlara ödediği paralar ciddi fon birikimlerine sebep olmakta ve bu kuruluşlar bu fonlarını devlete tekrar borç vererek zenginliklerini her yıl katlamaktalar. Bu fonlar üretime katkı yapmadan rant kaynağı olarak kullanılmakta.
ORTA VADEDE NELER YAPILABİLİR
• Tarım ürünlerimizi satmak için yakın zamanda bir mecburiyet haline gelecek olan “EURO GAP” kurallarını uygulamaya bir an evvel başlamalıyız.
• Türkiye bir tarım ülkesidir. Nüfusunun halen % 40ından fazlası fiilen tarımla uğraşmaktadır. Ancak Türkiyenin tarım topraklarını bölünmeden kurtaracak, optimum işletme büyüklüğünü sağlayacak hukuki bir düzenlemesi yoktur. Bu düzenlemeler mutlaka yapılmalı.
• Bunu sağlayabilmek için miras kanununda değişiklikler yapılmalı.
• Toprak reformu deyince hep toprak sahibinden alıp topraksıza dağıtmak akla geliyor. Bölünmüş toprakları birleştirici tedbirler alınmalı, tarıma özel şirketleşme şekilleri, modern kooperatifçilik gibi yöntemlerin uygulanması teşvik edilmeli. Bu şekilde makine kullanımına imkan sağlayacak optimum toprak büyüklüklerine ulaşılabilir. «
ıyı ben sızı mail atmamın amacı ben tez odevımın konusu eura gap ve ıyı tarım uygulamqası eger sız bu konuyu bıze bır4azda acıp bana mail olarak atarsanız cok sewınır gercekten cok guzel bır arastırma olmus