
Teşekkürler Ayşegül Hanım...
Masalların Suçu Yok…
Çocukken Kaf Dağı’nın ardından masallar anlattılar bize… O nasıl bir dağdı ki her derdin devası, her hastalığın şifası ve daha bilmediğimiz sayısız güzellikler barınırdı ardında. Hep de ardında… Hiç bize bakan yanında olmazdı aradıklarımız, istediklerimiz, beklediklerimiz… ille ardında, ille ardında…
Hal böyle olunca biz de ta o yaşlardan sandık ki bizi mutlu edecek her ne varsa çok ama çok uzaklarda… O yüzdendir en yakınımızdaki mutlulukları göremeyip elimizin tersiyle itişimiz… O yüzdendir aynı topraklarda aynı inanca sahip olduğumuz halde eften püften sebepler bulup birbirimizle çekişmemiz… *O yüzdendir Kaf Dağının ardındaki bilmediğimiz güzelliklerin hepsi bizim olsun diye bencilce bu dünyayı mahvedecek kadar körleşmemiz…
Kim bilir belki de masalların hiç suçu yoktur bu saydıklarımda ve elimi tutmasam sayacağım daha nicelerinde… Belki de ben bunlara sebep olabilecek en masum şeyi bulmuşumdur suçlamak için. Eee ne de olsa masumları suçlamak kolaydır öyle değil mi? Zaten alışık olmadığımız bir şey de değil bu. Dünya kurulduğundan beri her türlü zalimliğin en büyük faturası hep masumlara ödetilmemiş mi? Şimdi ben de masalları suçlasam çok mu?
Tabi ki ÇOK! Çünkü masalların suçu yok…
Masallar gerçekleri hayallerle süsleyerek anlatır bizlere. İnsanlığı, sevgiyi, arkadaşlığı, dostluğu, v.s. öğrenmemiz için birer aracıdır onlar. E o zaman suç kimde? Tabi ki onları anla(ya)mayan bizlerde. Sanıyoruz ki dünyada bir tane Kaf Dağı var. İstiyoruz ki onun ardında ne varsa herkesten önce ben göreyim, oradaki her şeye ben sahip olayım ki geri kalan herkes bana muhtaç olsun. Siz de bilirsiniz hani biz insanlar çok severiz karşımızda bize muhtaç birini görmeyi… Bilmiyoruz ki böyle davranmak Kaf Dağı’na ulaşamamanın en büyük sebebidir.
Bunca şeyi yazdım buraya gelmek için. Sizlere bildiğim bir masalı anlatmak için:
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; Develer tellal iken, Pireler berber iken diye başlıyor bu masal da her masal gibi. Çok uzun zaman önce dağların arasında küçük, şirin bir köy varmış. Bu şirin köyün insanları mutlu mesut yaşar, şükretmeyi de unutmazlarmış. Bir gün şükretmelerinin karşılığı olarak Allah onlara bir mükafat vermiş. Öyle bir mükafat ki bırakın görmeyi duyanların dudağını uçuklatırmış. O mükafat, arkasında her türlü zenginlik, şifa ve devayı barındıran kocaman bir dağmış. Adı da Kaf Dağıymış. İlk zamanlar köylüler çok mutluymuş. Ne ihtiyaçları olsa bu dağın ardına gider ya da giden birinden isterlermiş ve ihtiyaçları görülürmüş. Günlerden bir gün bu köye dışarıdan biri gelmiş. Köyle ilgili olan biten her şeyi öğrendikten sonra köylülerin içinden en saf olanlarını bir kenara çekmiş ve “Bakın!” demiş. “Elinizde bu kadar büyük bir imkan varken neden kullanmıyorsunuz. Şu dağı biz sahiplensek zenginliğimize zenginlik katarız” demiş ve inandırmış onları. Çok geçmeden yabancı ve yanındakiler dağı sahiplenmişler. Artık öyle her isteyen rahatça gidip istediğini alamıyormuş. İşin kötüsü zavallı köylüler o güne kadar böyle bir durumla karşılaşmadıkları için ne yapacaklarını bilemiyorlarmış.
Günler böyle çaresizlik içinde geçerken bir gün küçük bir çocuğun canı elma şekeri istemiş bunun için de dağın diğer tarafına geçmek gerekiyormuş. Çocuk dağı sahiplenen kötü kalpli adamların yanına gelmiş -ama dedik ya kötü kalpli diye- ne dediyse dinletememiş onlara ve eli boş geri dönmüş. O gece sabaha kadar ağlamış ve yaratana yalvarmış “Allah’ım, ne olursun bu kötü kalpli adamlardan bizi kurtar.” Demiş. Yaratan, bu duayı duyar duymaz çocuğun isteğini yerine getirmiş. Ertesi gün uyananlar ne dağı görebilmişler ne de onu sahiplenenleri. Onlar böyle şaşkınlık içinde birbirlerine bakarken bulutların arasından bir ses duyulmuş. Ve o ses demiş ki:
“Beni iyi dinleyin. Ben Allahın görevlendirdiği bir meleğim. O dedi ki:
“Ben o dağı sizlere hem bir mükafat hem de bir sınav olarak gönderdim. Bana yine şükredip etmeyeceğinizi öğrenmek istedim. Belki farkında değilsiniz ama zenginliğiniz arttıkça, ihtiyaçlarınız giderildikçe şükürleriniz azaldı. Ben de ceza olarak o yabancıyı gönderdim. Aslında cezanız daha bitmemişti ama o küçük çocuğun yakarışına kayıtsız kalamazdım. O yüzden bu ceza yerine sizi başka bir şekilde sınamaya karar verdim.” “
Bu sözlerden sonra ortalığı büyük bir sessizlik almış. Köylüler, melek konuşmasına devam edecek, kendilerini ne tür bir sınavın beklediğini anlatacak diye uzunca bir süre beklemişler ama nafile. Hangi önemli sınavda sorular önceden bilinebilir ki?...
Aylar, yıllar birbirini kovalamış ve bir gün o köydeki herkes ömrünü tamamlayıp diğer aleme geçmiş. Orada sınavı geçip geçmediklerini öğreneceklermiş ki içlerinden biri “Allah’ım” demiş “Sen her şeyin en iyisini en doğrusunu bilirsin. Bizleri bir sınava soktun. Nasılsa o sınava tekrar girme ya da gireceklerle konuşma şansımız yok. Lütfen söyle sınav neydi?” demiş.
Yaratan, “demek sınavı merak ediyorsun, iyi dinle öyleyse” demiş ve devam etmiş:
“Sizin sınavınız sınavın ne olduğunu bilmemenizdi. Acaba ömrünüzü bu sınav ne diye boş boş düşünerek mi yoksa sınavın ne olduğundan çok bizi yaratan ne yaptıysa bir bildiği vardır diye düşünüp varlıkta da yoklukta da düzgün yaşayabilmek için elinizden geleni yapıp sağlam bir imanla şükrederek mi geçireceğinizi görmek istedim.”
Adam bir an duraksamış, sonra: “Peki, Kaf Dağı’na ne oldu?” demiş.
Yaratan:
“O küçük çocuğun yalvardığını duyar duymaz size gönderdiğim Kaf Dağı’nı geri aldım ve ondan her insan için bir tane yarattım. Şimdi kullarımı dünyaya gönderirken kendilerine ait Kaf Dağlarını da sınavları için yanlarında gönderiyorum. “
Şaşkınlık içinde yaratanın gücünü bir an unutan adam “O koca dağ bir insanın içine nasıl sığar?” demiş.
Yaratan:
“Çok kolay” demiş. “Önce ona ait Kaf dağını ikiye bölüyorum, yarısını sol göğüs kafesinin içine, diğer yarısını da kafatasının içine yerleştiriyorum.”
Adam sabırsızlık içinde “Peki” diyor “onların sınavı ne ?”
Yaratan:
“Onların sınavı şu” diyor “Hiç biri Dünyaya bunu bilerek gitmiyor. Benim isteğim, buraya geri döndüklerinde, ancak Kaf Dağının iki yarısı bir araya geldiğinde ortaya çıkacak olan tüm zenginlikleri de yanlarında getirmeleri; en büyük zenginlikleri zaten onların içine yerleştirdiğimi anlayıp bunu düzgün kullanabilmiş olmaları.”
Bu sözler üzerine başka söz söylenmemiş.
O günden sonra da nice insanlar gelip geçmiş Dünyadan.
Kimi ömrü boyunca Kaf Dağı’nı arayıp durmuş;
Kimi elini kalbine atar atmaz bulmuş…
Masal bu ya gökten de üç elma düşmüş; biri anlatana biri dinleyene biri de ta Kaf Dağı’nın ardına…
İşte böyle. Her şey aslında insanın içinde. Bakıp görebilmek gerekiyor.
İnşallah hepimiz kendimizde olan nice hazinenin değerini biliriz.
İnşallah her sıkıntıda suçlayacak birini ya da bir şeyi aramayız.
İnşallah gerçekten ilgilenmemiz gereken konulara kulak tıkamayız.
İnşallah özümüze, kültürümüze, masallarımıza, kısacası bize ait her şeye hakkıyla sahip çıkarız.
İnşallah artık birbirimize çelme takmaktan vazgeçeriz.
İnşallah Onlar “A” dan, bunlar “B” den, şunlar bizim karşı dereden diye kendimizi herkesten üstün ya da aşağı görmekten vazgeçeriz.
Ve inşallah İnsan olarak, Allah(c.c.) önünde eşit derecelerle dünyaya geldiğimizi, bu dereceyi ne ırkımızla, ne rengimizle ne de nereli olduğumuzla yükseltemeyeceğimizi, orada derece yükseltmek için buradayken kendi karakterimizi ve inancımızı sağlamlaştırmamız gerektiğini unutmayız.
Sizleri sıktıysam şimdiden özür dilerim. Yazı da içindeki masal da biraz uzunca oldu ama anlatmak istediğimi anlatabildiğimi düşünüyorum. Hem küçüklerimize anlatabileceğimiz bir masalımız daha oldu fena mı?...=) Bazı kısımlarını anlayamazlar belki ama ufak tefek açıklamalarla o sıkıntıyı giderebiliriz bence. Büyüklerimizin deyimiyle, sürç-i lisan ettiysem affola…
Hepinize sağlıklı, güzel günler diliyorum…
Saygılar…
Ayşegül ERGİN
Kasım // 2008
* İşaretli cümledeki “Kaf Dağı’nın ardındaki bilmediğimiz güzellikler” den kasıt, asla Cennet değildir. Zira Cennetin güzelliklerini bize açıkça anlatan Dünyanın en güvenilir kaynağına sahibiz. O kısım sadece masallarda geçen Kaf Dağıyla alakalı. Her hangi bir yanlış anlamaya meydan vermemek için bu notu da eklemek istedim.
Düşüncelerimi paylaşamak için, yazarlarıyla ziyaretçileriyle bu kadar kaliteli bir ortamı bulmuşken Allah(c.c) izin verdiği sürece yazdıklarımı paylaşmaya devam edeceğim. Güzel dilekleriniz ve destekleyici yorumlarınız için çok teşekkür ederim Habip Bey. Siz ve diğer tüm yazarlarımızdan çok şey öğreniyorum. Yaşam devam ettiçe öğrenme sürecinin bitmeyeceğine ve herkesin birbirinden öğreneceği şeyler olduğuna inanıyorum. İnşallah yazarlarımız, yazılarımız ve ziyaretçilerimizle bu kaliteli ortamı uzun yıllar muhafaza edebiliriz. Saygılar...
Allah(cc) insanı yaratılmışların en üstünü kılmıştır.Bu kadar vasıflara haiz bu varlık çok karmaşık duygularla donatılmıştır.İşte bu noktada imtihan sırrı ortaya çıkıyor.Allah(cc) içimize koydugu duyguları vicdan mekanizmasına tabi tutup imtihan unsuru var ediyor.Rabbim her hasleti kendi istikametinde kullanmayı nasip etsin.
Aradımız bütün güzellikler,zenginlikler bize çok yakın içimizde,gönlümüzde yeterki onları bulmak için gayret edelim...masal için ayrıca teşekkürler ayşegül hanım yazmaya devam..saygılar...