Osman Beye Teşekkür Ediyoruz...
İstanbul’a Doğru Ağır Zaman
Günü gelir, kavrulmuş öyküler gibi, his yoksunu zamanlar da kaybolur hatıralarda. Çiziktirdiğimiz kalanlar, bir belleğin alabileceğinden çok ötedir çoğu zaman. Hayatı ve hatıraları kayda geçtiğimiz ağır zaman, İstanbul’a doğru ilerlemeye başladı. Şartların iktizası ile başlayan iki günlük yolculuk, ağır ağır sıralandılar belleğimize…
1 Kasım 2008 Cumartesi Sivas Havaalanı
Sivas Havaalanı’na erkenden servisimiz bizi götürdü. Epey bir bekleme senası başladı sanki. Gecikmeli de olsa, uçak saat 10’da alana indi. Kontrollerden sonra yavaş yavaş alana ilerledik. Kalabalık yolcu topluluğunun içinde, üç tane tekerlekli sandalye ile bekleyen ihtiyar yolcu dikkatimden kaçmadı. Büyük ihtimal, kışı geçirmek için İstanbul’daki oğullarının veya kızlarının yanına gönderiliyorlardı. Yüzlerinde bin yılın yorgunluğu okunuyordu sanki. Pek de hoşnut gözükmüyorlardı. Derin iç geçirişleri nasırlı yüzlerinden ara ara okunuyordu. Bir anda Sezai Karakoç’ta rastladığım bir mısra aklıma geldi: “İhtiyarlık kötü pusattır” Sahiden de insan ihtiyarlayınca, şehir şehir dolaşıyor çocuklarının yanına. Akılları ise, bin türlü hatırayı kilitledikleri evlerinde (saraylarında) kalıyor…
Herkes yerini aldıktan sonra uçağımız havalandı. İlk defa uçağa binmenin korkusunu üç beş dakikadan atıverdik. Uçağımız bulutların üzerine çıkınca, aşağıdakilerin bir nokta gibi küçülmeleri beni son derece şaşırttı. Koca bir alem sanki göz önündeki. Pamuk tarlasını andıran bulut kümecikleri, pembemsi bir rüya gibi çepeçevre sarıvermş dünyayı. İnsan ne olursa olsun bu koca alemde bir nokta nazarında. Ve bir noktanın böbürlenmesine, kibirlenmesine ne gerek var diye aklımdan geçiveriyor aniden. Alemler içinde bir alemde yol alıyoruz sanki. İnsanın imanı daha bir kavileşiyor bu uçsuz bucaksız gök sarayında.
1 Kasım 2008 Sabiha Gökçen Havaalanı
Bir saatlik yolculuğun ardından alana iniyoruz. Anadolu yakasında işimiz olduğundan dolayı bu alan bizim için en uygun bir zaman aralığında adeta. 7 yıl önce askerliğimi yaptığımdan beri ilk geliyorum galiba. Çok şey değişmiş gibi. Beton kafeslerin gök kubbeye erişmesi, Sivas gibi yarışta sanki. Kadıköy’e uğradıktan sonra Ataköy’e doğru yol alıyoruz o trafikte. Boğaz Köprüsü’nün üzerinde, denizin o engin merhametine baka baka ilerliyoruz. O karışık trafikte bir akrobat gibi ilerleyen Ali Abi, hem yolu gözlüyor hem de bize İstanbul’u tanıtıyor. Ataköy’de işimizi hallettikten sonra yine karmaşık trafik eşliğinde gerisin geriye dönüyoruz. Akşamın karanlığında, Çamlıca, Hasippaşa’daki misafir evimize döüverdik.
2 Kasım 2008 Pazar Çamlıca Tepesi
Öğleye doğru İstanbul’un en güzel gözüktüğü yer olan Çamlıca Tepesine çıktık. Gerçekten de boğaz oradan çok güzel gözüküyor. Sultan Ahmet, zamana meydan okuyan dayanıklılığı ile seyri suluk ediyor zamanın kalbinde. Çamlıca’da küme küme insanlar, o güzel havanın keyfiyle hemhal olmuşlar sanki. Ağaçlardan ara ara esen rüzgar, bir bir indiriveriyor sararmış yaprakları. Sapsarı bir yaprakta usul bir sukutla düşüveriyor önümüze. O an İsmet Özel’in sanırım bir şiiri canlanıyor hafızamda:
"Mevsimlerin bizim aşklarımız olduğunu bilmezdim
Bizi duysunlar için doluyorlarmış meğer etrafımıza
Koynumuzdan her geçişinde kendine yol edermiş bir mevsim
Ve gelirmiş sargımız kalkıverince uyarak çağrımıza."
Çamlıca’ya sararmış yapraklar, çok da güzel yakışıyor aslında. Bir şiir gibi dolaşıyorlar insanların içinde. Alaca bir kedi, bir yaprağın üzerine basıyor patileriyle. Bir şiir gibi oyunlaştırıyor zamanı. Alaca bir kedi, insanların kalbine dokunuyor sanki…
2 Kasım 2008 Pazar Harem
Saat 6:30 da otobüsümüz Sivas’a hareket edecek. Yaklaşık bir saat önce iniyoruz Harem’e. Oradan Kız Kulesi ve deniz bir tablo gibi arzı endam ediyor önümüzde. Hele Sultan Ahmet, hala o eski zaman gizlerinden fısıltılar yayıyor kulağımıza. Manevi bir dalga hakim sanki her tarafta. Denizin ılık silueti, renk cümbüşüyle zamanı eritiveriyorlar sanki…Ve kısa bir gezintinin sonunda, perona yaklaşan otobüsümüze binerek, yarım bıraktığımız şehrimize, Sivas’a doğru yol alıyoruz…
Haşiye:
(İstanbul’a gittiğimiz andan itibaren, bütün hafta sonlarını bize ayıran ve misafirperverliklerini hiç eksik etmeyen, değerli Ali Öz ve Ayşe Öz’e sonsuz teşekkürler…)
Osman ÇELİK