Kurtarın Geleceğinizi Dizilerin Darağacından!!!
Kategori: Yazı - Makale |
6 Yorum |
1862 Okunma | 28 Ekim 2008 08:54:25
Ayşegül hanıma teşekkür ediyoruz...
Kurtarın Geleceğinizi Dizilerin Darağacından!!!
“Bu sessiz bir yakarıştır sadece! İster okuyup geçersiniz; isterseniz can kulağıyla dinler ve yüreğinizde hissettiğiniz bu yakarışı anlarsınız. Anlamak isteyene de anlayana da selam olsun…”
Çok isterdim “Türk televizyonları mükemmel. O kadar kaliteli, o kadar özenle hazırlanmış yayınlar var ki ne zaman açsak yeni bir şey öğreniyoruz. Bu öğrenme süreci aynı zamanda son derece eğlenceli ve dinlendirici de oluyor.” Demeyi, diyebilmeyi… Ama maalesef bu cümleyi kuramıyorum. Uzunca bir süre de kurabileceğimi sanmıyorum. Bu özelliklere sahip programları saymaya kalksak parmaklarımızın sayısını geçmez sanırım.
Güya kumanda bizde ama neye kumandanlık yapıyoruz? Karşımızda hiçbir emrimizden anlamayan bir yayıncı ordusu var. Hangi düğmeye bassak üç aşağı beş yukarı aynı şeyler çıkıyor. Anlayacağınız bizim kumanda ettiğimizi sandığımız tüm askerlerimiz bizi ve hayatımızı mahvetme ortak fikrinde mutabakata varmışlar. Bunun için de son derece zekice tuzaklar kurmuşlar. Aslında kurdukları tüm tuzaklar aynı mantıkla çalışıyor ama isimleri farklı ya biz her seferinde düşüyoruz…
Çizgi filminden, müzik videolarına, dizisinden, sinema filmine, eğlence programına kadar her yayında kan gövdeyi götürüyor. Eğer kan ve şiddet yoksa bilin ki saçma sapan bir aile ve o ailedeki her bireyin cılkı çıkmış ikili ilişkileri mutlaka vardır. Hatta o kadar ki bu ilişkinin tarafları çok önemli bir kalp ameliyatı yaparken bile dakikalarca göz göze kalabilirler. Bizim zamanımızda - hani çok eski de değil ama – “aşk” yüce bir duygu olarak bilinirdi; “anne-baba sözü” çok değerliydi. Onlar kuyu kazıcı değil yol göstericiydi. Aslında hala öyle ama kendine “Yerli Dizi” diyen o hiçbir işe yaramayan ve son üç yıldır saçmalama sınırlarını zorlayan yayınlar, bu ve bunlar gibi nice önemli olgunun tabiri caizse canına okuyorlar…
Başından kalkamadığımız, yemek saatlerimizi ayarlarken eşimizin ve çocuklarımızın eve dönüşünden çok yayınlanacakları saati dikkate aldığımız o çok mühim dizilerimiz bize diyor ki: “Sen özgürsün kardeşim!”,”Aile bir yere kadar. Kendin olmalısın.” , çok moda bir de sözleri var: “ Yüreğini dinle!” ve bu sözden kastedilen de gördüğüm kadarıyla şu: Aileni, herkesi, her şeyi bir kenara bırak. Canının istediğini yap. Bunları yaparken başkalarını sakın düşünme önce sen hatta hep sen. Seni bu yoldan çevirmeye çalışan kim olursa olsun haddini bildir. Annen ya da baban da olsa tavrını değiştirme. Başkaları kim oluyor da senin hayatını kısıtlıyor. Gençsen tek derdin karşı cins olmalı. Gerisini boş ver gitsin. Dersmiş, işmiş ne gerek var bunlarla o güzelim beynini yormana? Sen zaten hep genç kalacaksın tabi karşındaki de öyle. Parklarda el ele gezer durursunuz. Sizin aşkınız en büyük. Siz her konuda “en” siniz. Baktınız para kalmadı. Hiç problem değil hemen bir racon kesersiniz para cepte. Aşkta her şey mümkün ya haram da yoktur zaten değil mi?
Oh ne ala her şey çok kolay. Zaten herkese o şirin dizilerimizde olduğu gibi çok büyük şirketlerde iş verirler. Hem de hiç tecrübe aramazlar. Her an izin alıp çıkma imkanınız da var. Yani istediğiniz her şeyi rahatça yapıyorsunuz. İşçiler patrondan çok sizi dinliyor ama ne hikmetse patron da sizi işten çıkarmıyor. Ne güzel değil mi her şey tozpembe. Hiç paranız yokken bile en uzak mesafelere taksiyle gidebiliyorsunuz. Çok özür dilerim ama benim çocukken dinlediğim masallar bile bunlardan çok daha gerçekçiydi. En azından masal işte derdik. Bunlar kendilerine hayatın gerçeği diyorlar. Hayatın gerçeği öyle mi? Hangi fakirin çocuğu hastalanınca en özelinden bir hastanede birinci sınıf bir tedavi gördü acaba. Ya da kaç kişi acil bir durumda gideceği yere taksiyle gidiyor ki bu dizilerde okula bile taksiyle giden liseliler var. Sadece gülüyorum… Eminim siz de gülüyorsunuz bu saçmalıklara. Kimse yanlış anlamasın bu gülüşler mutluluktan değil tamamen sinir boşalması…=))
Hadi bu bahsettiklerim az çok kendi seçimlerini yapabilecek yaştaki insanlara hitap ediyor. Yani izleyen kendini eliyle ateşe atıyor. Ama Allah(c.c.) rızası için çocuklarımızı bu ateşin yanından bile geçirmeyelim. Bir nesli mahveden televizyona bir nesil daha kurban etmeyelim. “Bilmem ne Büyücüsü”,”Prenses…”, “Cadı…” v.s. üç kağıtçıların tabiriyle “Modern Masal”lardan uzak tutalım onları. İki saat o saçmalığı izleyeceklerine otursun aileleriyle yarım saat oyun oynasınlar. Ne olursa olsun. İster saklambaç, ister misket, aklınıza ne gelirse… İnanın çok çok daha fazla zevk alacak ve çok daha fazla şey öğrenecekler. En önemlisi aile olmayı öğrenecekler. Belki şimdi farkında değiliz ama çocuklarımızın geleceğini elimizle asıyoruz dizilerin darağacına. Her çocuk sonsuz bir yetenekle doğar ve bunu köreltmenin en mükemmel yolu televizyondur. Yeter ki sussun; kendi kendine oyalansın diye saatlerce televizyonun başında oturmasına göz yumduğumuz bir çocuktan gelecekte harikalar yaratmasını beklemek ıssız bir çölde vapur beklemek kadar anlamsızdır. Hatta belki çöle vapur bile gelir de o çocuktan aldıklarımızı ne yapsak geri getiremeyiz. Ne yapacaksak şimdi yapmalıyız. Ne karar vereceksek şimdi vermeliyiz. Aman canım bir bölüm daha izlesin ne olacak dersek neler olacağını çok geçmeden görürüz. En basitinden İlkokuldayken “Öğretmen” denince ne düşünürdük? Bunu bir hatırlayalım. Sonra da şimdiki ilkokul çocuklarına bir soralım aynı konuda onlar ne düşünüyormuş?
Tabi ki çocuklar çizgi film de izlemeli ama belli bir yaşa kadar izleyecekleri bizim kontrolümüzde olmalı. Bir çizgi filmi, sinema filmini ya da belgeseli ona izletmeden önce bunların, neyi nasıl anlattığını bizim bilmemiz gerekir. Çünkü çocuğumuzun neyi nasıl daha iyi anlayacağını da en iyi biz biliriz.
Eğer gelecekte onlardan bir şey bekleyeceksek bunu şimdiden aşılamalıyız. Anneler, babalar, halalar, teyzeler, amcalar, dayılar, dedeler, babaanneler… Evet, hepimiz sorumluyuz onlardan. Günde yarım saat ayırıp onları dinleyemez miyiz? Onlarla oyunlar oynayamaz mıyız? Tabi ki yapabiliriz. Yarım saati neye ayırmıyoruz ki? Bir akşam kapatın televizyonu onlarla birlikte şarkı, türkü söyleyin. Sesinizin güzel olması gerekmez. İnanın onlar için dünyanın en muhteşem seslerinden biri olacak. Ve o an unutulmaz olacak. Bu sadece bir örnek daha ne kadar çok ve ne kadar güzel şey var onlarla yapabileceğimiz bir düşünsenize. İşte böyle güzel anılarla dolduralım geleceğimizin geçmişini. Sadece söyleyerek değil aynı zamanda yaparak da örnek olmaya çalışalım. Onlara olan sevgimizi göstermekten çekinmeyelim. Hiçbir çocuk sevildiği için şımarmaz. Bu boş laflara da inanmayalım.
Çocuklar, işlenmemiş cevherlerdir. Onları eline alacak olan ustanın maharetine göre şekillenirler ve usta ne kadar maharetliyse, elindeki cevhere ne kadar değer verir, onunla ne kadar ilgilenirse onu o kadar değerli bir mücevhere dönüştürür. Onlar bizim her şeyimiz. Onlar bizim geleceğimiz… Öyleyse.
Kurtarın Geleceğinizi Dizilerin Darağacından!!!
Ayşegül ERGİN
Ekim // 2008
Not: “Dizilerle ilgili bu ayrıntıları neye dayanarak veriyorsun?” diyebilirsiniz. Ne yalan söyleyeyim bir ara benim de kaçırmadan izlediğim oldu ama sonra “izlemeyeyim bakalım ne olacak?” dedim ve hiçbir eksiklik olmadığını gördüm. Hatta onlara ayıracağım vakti çok daha yararlı işlere ayırarak çok daha mutlu olabiliyorum. Ayrıca kimseye asla televizyon izlemeyin demiyorum. Kimsenin tercihlerine karışmak gibi bir düşüncem yok. Çok az da olsa işe yarar yayınlar da oluyor. Benim derdim henüz neyin ne olduğunu ayırt edemeyecek yaştaki çocuklarımız, saçma sapan şeyleri izlemesin. Onlara televizyondan çok aile lazım. Şunu unutmamak gerekir ki bir çocuk için ilk, en iyi, en önemli ve en unutulmaz öğretmen ailesidir.
Bir Not Daha: Yazılarımda mümkün olduğu kadar güzel dilimiz Türkçeyi düzgün kullanmaya gayret gösteriyorum ama buna rağmen bazen gözümden kaçan hatalar olabiliyor. O konuda da affınıza sığınıyorum. Hepinize sağlıklı, güzel günler…
Yorumlar
Bu konuyu önemseyip, değerli yorumun ve düşüncelerinle katkıda bulunduğun için çok teşekkür ederim Gökhan Abi...
Bugünümüz ve geleceğimizi ilgilendiren konularda, hepimiz birey olarak üzerimize düşenleri elimizden geldiğince yapmalıyız ki şikayet etmeye hakkımız olsun. İnşallah çocuklarımızın dizi izlemekten çok daha yararlı işler yapan bireyler olarak yetişmelerine katkıda bulunabiliriz.
Bunu başarabileceğimize olan inancım tam. Böyle güzel fikirlerimizi paylaştıkça birbirimizi doğruya ve güzele daha çok yaklaştıracağız ve geleceğimiz umduğumuzdan da aydınlık olacak inşallah.
Herkese selamımı ilet Gökhan Abi...Tekrar teşekkürler...Saygılar...
Öncelikle yazının başlığı cok güzel evet hepimizin yarınları olan çocuklarımız için başkasından medet ummak yanlış olur.Herkes kendi geleceğini teminat altına almak için bu konuda bence yapacaği ilk iş bu dizi esaretinden kendini kurtarmakla başlayabilir .Çünkü kendini kurtarırken emimin geleceğinide kurtarır.
Yaklaşık iki hafta önce, "Televizyonun kötü etkisini nasıl en aza indirebiliriz?" Şeklinde bir soru sorup gelecek önerileri bekleyelim demiştik. Henüz gelen bir öneri yok ama ben bugün internette bulup, tamamını yahoo grubumuza gönderdiğim küçük bir araştırmanın sonuç bölümünü burdan da paylaşmak istiyorum. İnşallah faydalanabiliriz...
Ne yapmalı?
Televizyon, günümüz toplumunda yok sayabileceğimiz bir araç değil. Evinde televizyon olmayan anne-babaların çocukları bile televizyondan haberdar ve buldukları yerde seyrediyor. Dolayısıyla, esas sorulması gereken soru, televizyonun çocuklar açısından en yararlı hale nasıl getirilebileceği.
Bugünlerde çocukların televizyonda gerek çocuk programları adı altında seyrettikleri, gerekse yetişkinler için hazırlanmış programlar, fazla özenilmeden hazırlanmış, insanların en temel dürtülerine hitap eden, yüzeysel programlar. Bu da çocukların televizyondan edinecekleri kazanımları en aza indiren bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan, çok emek harcanarak hazırlanmış, örneğin "Susam Sokağı" tipinde bir programın da çok popüler olabileceğini biliyoruz. "Seyirci bunu istiyor" mantığını bir an önce bir kenara bırakıp, "Ben yapımcı olarak toplumun genel kalitesini nasıl yükseltebilirim?" sorusunu sormanın tam zamanı.
*Önce kendinizi televizyon esaretinden kurtarın. Çalışmaya ara verdiğinizde veya yorulup koltuğa oturduğunuzda kumandaya sarılmaktan vazgeçin. Bunun için en iyi yol, olanağınız varsa televizyonunuzu evin en çok kullanılan salon veya oturma odası gibi yerlerine yerleştirmek yerine, kapısı sadece bu iş için açılacak bir oda ayırmak. Küçük çocuğunuzun odasında ise televizyon asla olmamalı.
*Çocukların televizyon izleme zamanlarını sınırlandırın. Bu sürenin, günde bir veya iki saati geçmemesini sağlayın.
*İzlediği programları denetleyin. Çocuğunuz televizyon karşısında savunmasız kalmasın. Ayrıca programları beraber izleyerek, program üzerinde konuşmak, anlatmak, açıklamalarda bulunmak da faydalı olabilir.
* Şiddet konusunda konuşarak doğuracağı sonuçları ve gerçek hayatta vereceği acıları belirtin.
*Televizyondaki şiddet programları, reality şovları izlemesinin kesinlikle önüne geçmelisiniz.
*Örnek alınabilecek çocuk oyunları içeren programları seyretmesini sağlayabilirsiniz.
Güzel duyguları pekiştiren,yorumlayabileceğiniz ve sentez yapabileceğiniz programları beraber seyredebilirsiniz.
* Televizyon çocuğunuzun dadısı değildir; kendinize zaman ayırmak için kesinlikle televizyon karşısında çocuğunuzu yalnız bırakmayın.
*Televizyona alternatif olarak aile katılımı gerektiren oyunlar ve diğer etkinlikler düzenleyin.
*Çocuğunuzun hangi programları seyredeceğine yönelik planı önceden yapın.
Şeniz PAMUK
Klinik Psikolog, Davranış Bilimleri Enstitüsü, Çocuk ve Genç Birimi
Kaynak: Netpano.com
Öncelikle yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Bana göre olması ya da olmaması gerekenleri tabir-i caizse kalemim döndüğünce sizlere aktarmaya sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Bu konularda benimle aynı fikirde olan başka insanlar da olduğunu görmek çok güzel...
Habip Bey, bu sorunun çözüm yollarını sunmalıyız demişsiniz. Çok haklısınız. O zaman "Televizyonun kötü etkisini nasıl en aza indirebiliriz?" şeklinde bir soru soralım. Sonra da değerli yazarlarımız ve ziyaretçilerimizden gelecek önerileri bekleyelim.
Bilindiği gibi sitemiz, İsim soyisim bilgileri eksik olmadığı ve kimseye karşı saygısızlık, hakaret v.s. içermediği sürece tüm yorumlara açık...
Bu önemli bir konu... Ne kadar insanı bu kutuya müptela olmaktan kurtarırsak kar diye düşünüyorum...Hepinize sağlıklı, güzel günler... Saygılar...
Bu güzel yazınızı okudum teşekkürler size bende sizin gibi düşünüyor ama yazma kabiliyetim olmadığından dile getiremiyordum teşekkürler size çok güzel olmuş devamını bekleriz.ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN.
Günümüz toplumunda insanlara enaniyet zehirli yalancı bal sunuluyor ve agıza tatlı gelip mideyi delen,organları zedeleyen bu zehir en çokta televizyonlar sayesinde veriliyor.Çok sistemli ve planlı bir şekilde her gün insanlar manevi değerlerimizden ve temel dinamiklerimizden,inancımızdan uzaklaştırılıyor.Ve malesef insanımız bu kara kutunun müptelası.
tamamen uzak durmamız imkansız belki ama seçici olmalıyız.Televizyon kanallarının sahiplerine bakılınca ne amaca hizmet ettikleri anlşılıyor sanırım.Rabbim hepimize basiret versin.
Yazınızı zevkle okudum bence insanlara çözüm yollarını da sunmalı ve bilinç toplumu olma adına çalışmalıyız.
Diğer Sayfalar: 1.
Yorum Yazın