Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

HARMAN ZAMANI

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 7 Yorum | Okunma 3127 Okunma | Yazar Yazan: tatar | 25 Ekim 2008 21:18:36

Hulusi Beye Teşekkürler...

HARMAN ZAMANI
   
        Bir gün önceki yolculuğumda o kadar yorulmuşum  ki, uyandığımda kuşluk vakti geçmek üzereydi. Yatağın içerisinde biraz daha sağa sola döndükten sonra kalktım.
Odanın kapısını açıp aralığa girdim. Kapının gıcırtısını duyan Gussü ebem: "kalktınmı oğlum" diye seslendikten sonra devam etti. "Biraz daha kalkmasaydın bende seni çağıracaktım, zarhalıktaki sininin üzerine  bir şeyler hazırladım onları ye de ırgata yemek götüreceksin "dedi. (zarhalık:kışlık yiyeceklerin konulduğu oda)


      Aralıktan zarhalığa geçtim ki sininin üzerinde peynir, kaymak, tavanın içerisinde beş kişiye yetecek kadar tereyağında pişmiş yumurta birde yufka ekmek.
İsteksizce sininin  başına geçtim. Gönülsüz gönülsüz bir kaç lokmayı zorla yedim ve sofradan kalktım. O zamana kadar ocaklıktan (ocaklık:yemek pişirilen yer) çıkmayan ebem yanıma geldi neredeyse hiç dokunulmamış yiyeceklere baktı. Sonra bana dönüp, yaşlılıktan iyice bükülmüş olan beline elini koyup güçlükle doğrulduktan sonra: "şu betine benzine bak bir deri bir kemik kalmışsın yeki oğlum biraz yüzüne kan gelsin "dedi. Söylenenleri dinleyen kim, öylecene odadan çıktım. Ebemin bu yaşlı haliyle bir ağıl dolusu sürüye, ahırdaki ineklere öküzlere, eşeğe ,ata nasıl baktığını yemlerini nasıl verdiğini, hele de 500 metre ilerideki kuyudan suyu çekip yaz kış demeden çatmayla eve getirip onca hayvanı nasıl suladığına hala aklım ermez.(çatma:ucuna iki kova bağlı omuza alınarak su taşımada kullanılan ağaçtan yapılmış bir araç) Ahırdaki eşeği çıkarıp kapının önüne getirdim. Üzerindeki heybenin  bir gözüne çıkına sarılmış  bulgur pilavını, öbür gözüne iki testi su ile ekmeği koyup, eşeğin üzerine bindim.


Önüme de bir bakraç yoğurt çorbasını alarak Seki denilen yerdeki tarlaya doğru yola koyuldum.
      Tarlaya vardığımda ırgatlar, ellerindeki oraklarla habire ekin deriyor ve küçük desteler halinde yere bırakıyorlar. Bu küçük desteleri başında bir yağlık (yağlık:oldukça büyük mendil)
,üzerinde eski bir ceket, içinde yakasız bir gömlek, onun üstünde bir yelek, altta paçaları düğmeyle iliklenmiş oldukça sağlam bir pantolon elinde dirgenle dedem. Çolak Hamit, hay hay oraya buraya konmuş küçük desteleri toplayıp büyük bir yığın yapmakta. Dedemin bu hali,beni şaşırttı. Dedemin bu halde tarlada çalışacağı hiç aklıma gelmezdi. Çünkü dedem bize genellikle kışın alnında beyaz lekesi olan, kahve renkli kuyruğunu topuz yapmış atıyla beraber gelirdi. Giydiği siyah şalvarı, diz kapağına kadar gelen çizmesi, başında altı köşeli şapkası, yeleğinin cebinde her zaman duran köstekli saati,elinde kamçısıyla gözüme çok heybetli görünürdü.


     Beni görünce elindeki dirgeni bir tarafa bırakan dedem bana doğru gelerek "geç kaldın oğlum adamlar acıktı" diyerek elimdeki bakracı alıp yere koydu bende aşağı indim. Dedem yapmış olduğu yığının gölgeli tarafına sofrayı hazırladı. Çalışanları çağırarak hep beraber yemek yemeye başladılar. Yılanhüyük'te tam harman zamanı. Kimi ekin deriyor. Kimi döven sürüyor. Kimi de dövülmüş harmanı savurup, samanla buğdayı birbirinden ayırmak için sabaha kadar rüzgar bekliyor. O zamanlar Biçer Döver nerede? Patos bile yok. Bütün dertleri yağmura yaşa kalmadan harmanı kaldırabilmekte. Dedem bir kaç defa  yemek için seslendiyse de, ben oralı olmadım elimdeki dirgenle sözde yığın yapmaya çalışıyorum ama gözüm biraz önce çayırlıktan geçerken gördüğüm döven süren çocukta. (Döven:Harmanda ekinlerin samanını ve danesini ayırmaya yarayan, öküz yada atla çekilen, altı kesici olması için sert çakmak taşlarıyla kaplanmış alet) Yemek bitip de çalışanlar işlerinin başına dönünce. Dedemin yanına yaklaşıp aşağıda döven süren çocuğu gösterip onun yanına gitmek istediğimi söyledim. Bana bakarak" orada ne yapacaksın" dedi. Bende o dönen şeye bineceğim dedim.Peki o zaman git deyince aşağı doğru koşmaya başladım. Dövenin yanına varınca yavaşladım. Hatta oraya oturdum. Benim oturduğumu gören çocuk, tam hizama gelince döveni durdurup, yanıma gelip konuşmaya başladı:
          -"Adın ne senin?"
           -Hulusi
         -"Hamit Emminin tarlasına giderken gördüm, torunu musun?"
          -Heye
         -"Dövene binmek ister misin?"  
          -İsterim.
        -"Önceden hiç dövene bindin mi?"       
       -Yok.Binmedim.
 ­­­­­-" Hadi öyleyse" diyerek yürüyüp dövene bindi. Bende ikircikli bir şekilde arkasından dövene binip  oturunca, döveni hareket ettirdi. Konuşkan biri olan Halil, hangi köyden geldiğimi,
kaçıncı sınıfa gittiğimi, kaç yaşında olduğumu, bizim köyün nasıl bir yer olduğunu öğrendikten sonra. Kendiyle ilgili merak edeceğimi varsaydığı şeyleri bir çırpıda sayıp döktü.
    Benimse gözüm ikide bir öküzlere dürttüğü uzun deynekte.
   -Elindeki  sopanın  adı ne?
   -"Meses"
  - Ne işe yarar ki?
 -" Öküzler harmandan çıkmak istediklerinde bununla dürterim, onlarda hemen geri aynı yerden dönmeye devam ederler" Dövenle ilgili sorduğum her soruya hiç yüksünmeden cevap veren Halil benim bu köyde ki en iyi arkadaşlarımdan biri olmuştu. Suçatı ileYılanhüyük arasında  fazla uzaklık olmamasına rağmen, iki yer arasında insanı şaşırtacak derecede fark vardı. Burada susuzluktan dolayı meyve, sebze yetişmiyor ama, buğday ,arpa, nohut, yulaf yetişmekte ayrıca da küçük baş hayvan yetiştiriciliğinde oldukça ileri seviyede. Çayırlıktaki bir kaç söğüt ağacı, sağda soldaki alıç ağaçlarını ve çalıları saymazsak hemen hemen hiç ağaç yok. Ayrıca burada insanlar içme suyuna da muhtaç. Okulun önünde Yaz'ın ip gibi akan bir çeşme ve birkaç yerde de su kuyusu. İklimi de bizim oraya nazaran çok sert. Ağustos ayının ortasında bile bazen bir fırtına çıkar ki zanedersin Kışın ortasındayız. Yılanhüyük'te en hoşuma giden zaman, akşama doğru Bahri,adaşım Hulusi, dayımın oğlu Güngör ve diğer arkadaşlarla beraber başta top olmak üzere çeşitli oyunlar oynadığımız zamanlardı.

     Dedem:Kızılburun'dan - Karadoruğa, Davulhüyük'ten - Sazcağız'a, Hüyüklüyurt'tan -Reşadiye'ye bütün köylüler tarafından tanınırdı. Ömürleri kimseye muhtaç olmamak için evde, ahırda, ağılda tarlada, dağda çalışarak geçen sert mizaçlarını altında yürekleri insan sevgisi ve yardım severlikle dolu, Anadolu'nun bu çalışkan,yiğit ve cömert insanlarına Allah'tan rahmet ve mekanlarının Cennet olmasını diliyorum.
                           
              HULUSİ TATAR
                         İZMİR

 

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

hulusi tatar { 26 Kasım 2009 18:20:41 }
Abdurrahman Bey merhaba.
Harman zamanı isiml iyazıma yapmış olduğunuz içten ve nazik yorumunuz için teşekkür ederim.
1962 Y.Telin doğumluyum.1978 yılında İzmir''e geldim.Ama kasabamdan hiç kopmadım.Fırsat çıktıkça kasabamıza sık sık gider,hısım akrabayı ziyaret eder ve eski anıları yadederim.Yazılarımda bahsettiğim insanları bire bir çoğunu ailesiyle beraber yakinen tanırım.Sadece duyduklarımla tanımadığım insanlar hakkında yazı yazmayı pek doğru bulmuyorum.Tesbitlerinizde son derece haklısınız.Genelde kasabamıza ait şimdilerde unutulmaya yüz tutmuş örf,adet, geleneklerimizi,göreneklerimizi,eskiden
yaşadıklarımızı,kasabamızın önemli yerlerini kah düz yazı ile kah şiir ile anlatmaya çalışıyorum. Şu anda kasabamız dışında yaşayan değerli insanlarımızın kasabamızın geçmişine ait bildiklerini Suçatı Haber''e yazarak paylaşmalarını çok isterim.Sizin gibi değerli insanlarla tanışmak bende isterim. Kadir abi ile bu yaz İzmir''de yapmış oldukları düğünde karşılaşmıştık. kendilerine ayrıca selamlarımı iletin.saygılarımla.Hoşçakalın.
Abdurrahman Engin { 26 Kasım 2009 12:21:38 }
Sayın Hulusi bey,

Kasabamızla ilgili yazılarınızı büyük bir zevk ve heyecanla okuyorum. Yöremiz hakkındaki yazılarınızı büyük bir anlatım tarzıyla, akıcı bir uslupla yazıyorsunuz. Yüreğinize ve kaleminize saglık.

O guzel anlatımlı yazılarınızı okurken sizi Deli Ehmet gilin Ali emminin oglu Hulusi olarak biliyor ve okuyordum ta ki "Harman zamanı" konulu yazınızı okuyana kadar. O yazıyı okumaya başlayınca tarladan , ekinden, ırgattan, koyundan, sığırdan, düveden, çatmadan bahsedince itiraf etmeliyim ki öyle şaşırdım ki... Zira Deli Ehmet gil reçberlik yapmıyorlardı ki bu neyin nesi dedim. Hem okuyorum hem de hayretler içerisinde kalıyor, bilmeceyi çözmeye çalışıyordum.
O anda yanıma Hoca gilin Ragıp emmini oglu Kadir Başpınar geldi. Ona sordum " Yahu Kadir, bu Hulusi Tatar kim? İzmir'de oturuyormuş" dedim. Zade bibinin torunu babası Feyzi amca dedi. Sizi yakından tanımak isterim. Kaç doğumlu oldugunuzu bilmiyorum ama . Yazılarınızdan anladıgım kadarı ile kasabımızla ilgili eskilerden bahsediyorsunuz. Bahsettiğiniz insanları birebir tanıyor musunuz yoksa duyumlardan mı esinleniyorsunuz ? Suçatı haber ekibinizdeki hemşehrilerimi şahsi olarak tanımıyorum , soyisimlerinden çıkarmaya çalışıyorum. Hatta Ekrem Madenli'yi soyisminden de tanıyamadım. Yine Kadir Başpınar'a sordum o söyledi. Ekrem Bey de çok guzel şiirler yazmış. Onun da ağzına , kalemine saglık.
Bendeniz Abdurrahman Engin. Cıncık Bayram'ın 3. oglu olarak 1945 yılında doğdum. Evliyim 3 oğlum 2 kızım var. 4 ü evli biri bekar.
Yazları Telin Karşıyaka mahallesinde, kışın da Hatay Dörtyol'da ikamet etmekteyim. Emekliyim.

Suçatı haber ekibine içten selamlarımı yollar başarılar dilerim.

Abdurrahman Engin
hatice boğa { 22 Mayıs 2009 23:37:31 }
dayıcım kalemine sağlık.bizim oranın diliyle nede güzel anlatmışsın.ben eskileri çok bilmem ama anlattıkların çokta yabancı gelmedi.insan çocukluğuna hep özlem duyar ama sizin ki daha başkadır uzak ellerde.en yakın zamanda bu hikayelerini enin ağızından duymak nasip olur inş öpüyorum dayıcım
abdurahman sarıkaya { 28 Ekim 2008 11:18:59 }
çok eskizamanlardan bahsediyorsun abi şimdi harman 2 gün sürüyorr biçer günde 250 dönüm biçiyorr belki daha fazla hemde o zamanlar çalışma vermış insanlar ekmeğe muhtaçmış şimdi nerde 1 günde ek
1 günde biç
adamlar aylarca dağdan inmezlermişş
harmana yatarlarmışş
şimdi bu sene biçer bir girdi tarlaya 250 dönüm yeri biçyi çıktıı
valla çalışma yok ağlayan çok
ibrahim sarıkaya { 27 Ekim 2008 23:13:38 }
sevgili kardeşim hulusi.senin bu yazını okurken çoçuklugumda sakdiyancının oglu mevlüt geldi aklıma.bizden düvene binmemiz için elma isterdi.bizde yakınlardan elma hırsızlığı yapar ona verirdik.onlar geldi aklıma.bir taraftan güldüm bir taraftan hüzünlendim.o dönemler harman yeri tam harman yeri idi.hallöğ şehamitlerin,guguk süloğlerin,gayacı gillerin hep harmanları olurdu.gider onların çoçuklarına az yalvarmazdık düvene binmek için yine bizi o günlere götürdün kalemine sağlık.
Mustafa Ünal { 27 Ekim 2008 19:53:18 }
Hulusi abi eline sağlık. Yazının başlığını ilk gördüğümde bir an bizim yukarı köydeki akşam okuldan sonra veya yaz tatillerinde top oynadığımız 'harman yeri' aklıma geldi. Bir zamanlar orası kadar kalabalık olurdu ki çocuklar ve gençler aşağıya sığmaz yukarı yolda musalla taşının yanında da bir maç kurulurdu. Şimdi bunlar hep mazide kaldı maalesef. Oradan geçerken harman yeri mahzun bir şekilde insanları seyrediyor. Top bazan aşağıdaki değirmenin harığına düşerdi, çıkartmak tam bir olay olurdu. Rahmetli Yemliha bu maçların hiçbirinden eksik kalmazdı. Akşam eve giderken top da genellikle ona emanet edilirdi, hem çok iyi korurdu, hem de ertesi gün tam zamanında harman yerine gelirdi. Taştan kalelerin yerine şimdi demir kaleler var ama maalesef ne çocuk var ne de genç. Hele de 'aşağıcılar-yukarıcılar' maçları çok zevkli olurdu. Bizim 'harman yeri'miz böyleydi, yani esas amacı dışı kullanımı ile ilgiliydi. Bizden önceki neslin 'harman yeri' ile ilgili anıları da muhtemelen çok daha farklıdır. O zamanlar gerçekten harman yeri imiş.
Hidayet Takçı { 26 Ekim 2008 22:15:04 }
Memleketin kültürü ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Elinize sağlık Hulusi ağabey, yazınız sayesinde eski zamanlara güzel bir yolculuk yaptım.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun953 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI