Ayşegül Hanım'a yazısı için teşekkür ediyoruz.
İki Satıra Sığmayacak Şeyler…
Hayat…
“Hayat nedir?” sorusuna herkesin kendine has bir cevabı vardır. Ama bu cevap hiçbir zaman tam ve net değildir. Mutlaka içinde bir eksiklik vardır ve bence bu eksikliği yaşayan hiç kimse tarif edemez. Ancak kendinin de emin olmadığı tahminlerde bulunabilir. Tıpkı şimdi benim yapacağım gibi: Bence bu eksiklik ölümün içine saklanmıştır. Şu halde hayatın tam anlamını ancak öldükten sonra anlar insanoğlu. Bu teorimin doğruluğunu ne yazık ki ispatlayamayacağım. Çünkü eğer ben doğruluğunu görmüşsem farklı bir boyuttayım demektir. Geri dönüp anlatma şansım yok. O boyuttakiler de işin aslını zaten biliyorlar…=))
Bu kadar uzun bir girişten sonra aslında gelmek istediğim nokta, hayatın anlamının - hep eksik kalacak olsa da - artırılabilirliği… Evet, öyle sabit bir anlamı yoktur. Her iki yöne artırılabilir ki bu yön tayininde bizler son derece önemli bir role sahibiz. Bakarak, görerek, susarak, konuşarak, gülerek, ağlayarak, kısacası yaşayarak anlamlandırırız hayatımızı. Ne kadar yararlı, güzel işlerle dolu olursak o kadar olumlu ve ne kadar gereksiz, çirkin, boş işlerle uğraşırsak o kadar da olumsuz anlamlar yükleriz hayatımıza. O halde hayata iki üç satırlık anlamlar vermeye çalışmak gereksizdir. Ne kadar uğraşsak bırakın iki satırı sayfalarca yazsak yine bir eksik tarafı olacak. Dudaklarımızdan dökülen iki heceden çıkıp sonsuza uzanan tarifi zor bir yoldur “Hayat”…
Ve bizler… Henüz onu oluşturan şeyleri bile iki satıra sığdıramazken iki kapak arasına almaya çalışırız hayatı. Hayatın içinde anlamı iki satıra sığmayacak şeyler… Bunlar nelerdir? Acaba yazmaya kalksam hepsini yazabilir miyim? Tabi ki hayır ama birkaç örnek verebilirim:
“Gülmek “ derim mesela. Gülmek deyince aklımıza gelenleri yazmaya kalksak kaç sayfa tutar sizce? Var mıdır iki satırda gülmenin tam anlamını verebilecek bir insan?
Burada bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek istiyorum. Ben bu kavramların sözlük karşılığından değil anlamından bahsediyorum. Yoksa herkes, gülmek dediğimde:
“İnsanın, hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genellikle sesli bir biçimde duygusunu açığa vurması. [TDK-Sözlük]”
Şeklinde iki satıra sığabilecek bir tanımlama yapabilir. Ne kadar katılırsınız bilmiyorum ama bence hayatta tanımlardan çok anlamlarla ilgilenmek gerekir. Tanım yüzeysel bir tariftir; anlamsa çok derin…
Peki “Yanmak” desem. İki satırlık bir anlamı var mıdır acaba yanmanın? Yanan belki bir kağıt belki de yürek… Aynı şekilde “Sönmek” diye devam etsem. Yanan bir şey elbet söner de öyle değil mi. Peki yanmanın ve sönmenin anlamı nedir?
Susmak, konuşmak, koşmak, düşmek, koklamak, görmek, duymak, doğmak, yürümek, uçmak, konmak, öğrenmek, istemek, almak… v.s. Bunlar benim ilk anda aklıma gelen anlamı iki satıra sığmayacak şeyler. Eminim sizin aklınıza çok daha fazlası gelmiştir. Eğer hayatın anlamıysa aradığımız önce onu oluşturan şeylerin anlamını bulmalıyız.
Derinlere ve yükseklere doğru ne kadar iyi teçhizatla gidersek o kadar ilerleriz ve ne kadar ilerlersek o kadar görülmemişi görür o kadar sırrı çözeriz. İşte bu kural hayat için de böyledir. Hayatın manasını çözmek istiyorsak önce kendimizi donatmalıyız. Bakarak, görerek, duyarak, okuyarak, gezerek, dikkat ederek, özen göstererek, severek, sayarak v.s. bize gerekli olan teçhizatı elde ederiz. Tabi elde etmek yetmez. Yenilenen her şeyle uyumlu olmalı ve onlarla birlikte yenilenmeli teçhizatımız. Kısacası bir kere okumak, bir kere görmek, bir kere sevmek yetmez. Yapılan eylemlerin sürekliliği şarttır bu anlam yolculuğunda. Fakat başta da dediğim gibi bence yaşayan hiç kimse ne kadar iyi teçhizatla ne kadar derine inerse insin ya da ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın bu mananın izin verilen kısmından fazlasını öğrenemez. Demek ki illa tam anlamını bulacağım diye hep eksik kısmını aramaktansa bize düşen kısmını en iyi şekilde anlamaya çalışmak çok daha yararlı olacaktır. Zaten eksik kısım -benim teorime göre- zamanı gelince tamamlanacak…=))
Hepimiz için hayatı anlama sürecinde güç ve sabır; bu sürecin sonunda da gerçek mutluluğu bulmayı yürekten diliyor ve çok beğendiğim minik bir yazıyla bitiriyorum.
Saygılar…
Ayşegül ERGİN
Ekim // 2008
~YANMAK~
Dört tane kelebek, bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş:
-- “Bu ateş aydınlatıcı bir şey!” demiş.
İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş; Demiş ki:
-- “Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!”
Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş, Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş; Şöyle demiş:
-- “Ve bu ateş yakıcı bir şey!”
Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını kavurmuş ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek "poff !" diye ortadan kayboluvermiş...
Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş;
Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve
bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!!!
Yazan: Bilinmiyor (İnternetten Alıntıdır)
Teşekkürler, bize hayatı hatırlattığınız için.Hayatın içindeyiz ama her güneşin doğuşu ve batışıyle kayıp giden ömrümüzün nasıl ve ne şekilde geçtiğini bilmeden yaşamak...Hayat bana göre,Doğum ile ölüm arasıdır.Hayat bir mücadeledir.Kimi kazanır kimi kaybeder.hayat tüm bu yaşananların kendisidir.hayat bir yolculuktur ve bu yolculukta nasıl davranılması gerekir esas olan onu yapabilmektir.Hayat ölenlerin yerini doldurmak değil,öldükten sonra yerini doldurmak için yaşıyanların mücadele ettiği şey olmalıdır.Ve hayat yaşadığımız yerdir dünyadır,çevredir,hayat doğa''nın ta kendisidir.William balith şöyle der ''''Hayatta en önemli şey kazançlarımızı kullanmak değildir.Bunu herkes yapar.Asıl önemli olan kayıplarımızdan kazanç sağlamamızdır.Bu zeka gerektirir;Akıllı insanla aptal insan arasındaki fark budur''''selam ve saygılar