Kaplumbağalar ve Kelebekler
Kategori: Şiir |
6 Yorum |
2220 Okunma | 12 Ekim 2008 01:55:49
Canip Beye Teşekkürler...
Kaplumbağalar ve Kelebekler
Bir kaplumbağa gibi
Uzun ama dingin
Öfkesiz
Kahkahasız mı
Yoksa
Bir kelebek gibi
Bir günlük
Ama rengarenk
Macera dolu yaşamak mı?
“Bir kabuğun içinde
Sürünerek hapsolmaktansa hayata onca zaman
O kuvvetli değişimin renk cümbüşü içinde
Bir anlık yaşamak yeğdir”desem
Çok çocukça olur biliyorum.
Ve o müthiş kaçamağı
Biz yarım düşünen bilgelerin
Yarım yamalak imanlarına sığınarak;
“bir sınav için geldik hayata.
Nefsimizle savaşmaktır görevimiz.
İyiyi kötüden ayıracak
Gafilin ölüm saydığı o kutlu hadiseyle
Gerçek hayata uyanacağız
Ve muştulanacağı cennetle”desem
Çok hoşunuza gider biliyorum.
Ama aklımın şeytanları
Yarım bilgeliğindeki hüsranı unutup
Hayal kırıklığından uyandığında
Akılla bağdaştırılmak üzere
Askıya alacak bunu da bir zaman sonra..
Mehmet Canib ÖKSÜZ
Ağustos/2008
Yorumlar
zeka ve akıl arasındaki tesbit ettiğiniz ve bencede son derece isabetli farklara katılıyorum. benimde "eşek" olarak nitelediğim "akılcılığın" aklı yani zekadır. tartışmamızın bu noktasında aynı şeyleri düşünmemize rağmen kelimler ve kullanımları çelişkiler yaratıyor sanırım. aktardığınız bilgilere mahiyeti konusunda benden daha fazla ehliyet sahibi olmanız sebebiyle itibar ediyorum. ancak yazı tastamam bir serzeniştir ve hiç bir tanımda bulunmamış, hiç bir yargıya varmamıştır. menzile varan yolda bilgilenme ve esin arasında yol arayan, ne zaman bilgiyi ne zaman esini kullanacağını kestiremeyen bir sıkıntının ifadesidir. sonsuza kadar aslının korunacağı müjdelenmiş kitabın ve dinin mensupları olarak, kıyamete kadar değişmeyecek ve tüm zamana hitap eden bilgiyi elde etmek değil, o bilgiyi anlayabilmek ve yaşayabilmektir sorunumuz. değerli bilgileriniz için tekrar teşekkür ederim . saygılar.
Canip kardeşim, bugün bir çok noktada teorik bilgidede sıkıntı var ama söylediğiniz gibi asıl sıkıntı pratikde. Bu günün müslümanında iman-amel ilişkisi çok zayıf.Elbetteki müslümanın en önemli meselesi ölene kadar imanı muhafaza etmektir. İman kalbin amelidir. O zaman imanı muhafaza etmekte yada kuvvetlendirmekte kalbi desteklemek gerekir.Büyük bir nimet olarak verilen akılı neden eşek olarak nitelendirdiniz bilemem ama Kur''an aklı muhatap alır. Aklı kullanmayı ve akılla hayrı şerden ayırmayı ister. Aslında bizler zeka ile akılı hep karıştırırz. Kur''anın ifadesiyle akıl iman ile oluşur ve imanı ölçüsünde insana verilen bir nimettir.Zeka bilgi toplar, akıl ise bu bilgilerin arkasındaki hikmeti, hakikati görür. Muhakeme, nihai karar ve tercih akılla olur. Hak batıldan akıl ile ayrılır, zeka ile değil.Çok zeki bir kimse hırsızlık yaparsa ona ancak akılsız denilebilir.Aklı kullananlar ancak iman sahipleridir. Dolayısıyla işi bozan herhalde nefis ve şeytanın iğvası ve vesvesesidir. Allah insandan aklı selim ve kalbi selim istemiştir. Bu ise sadece bilmekle değil yaşamakla, kalbi temizlemek, itminana ulaştırmak ve çalıştırmakla yani zakir hale getirmekle olur. Aklı selim ise kalbi selimin eseridir ve ancak kalbi selim sahibi olmuş kamil insanlarda bulunur. Bize düşen hakk-el yakin iman, selim bir kalp ve ihsan sahibi bir kul olabilmek için gayret etmektir.
ebubekir bey değerli yorumunuz ve tanımlamalarınız için teşekkürler. ancak sıkıntı tanımlamalardan ve teorıik bilgiden ziyade bunu yaşayabilmede sanıyorum. yoksa imanın ne olduğu, insanın ne yapması gerektiği ana esaslar bakımından pek çok kimsenin bildiği şeyler. ama teorik bilgiye erişmek iman konusunu çözümlemeye yetmiyor. akıl ise, bu noktada devreye istem dışı ve şeytani bir şekilde giriyor. sonra iman etmek ve bunu ölene değin muhafaza etmek insanın en temel görevi olduğunu siz daha iyi takdir edersiniz. kazanılması ve muhafazası bir ömür süren bir konu her halde zor ve çileli olmalıdır. sonra "yarım bilgelik" ve "yarım iman" tanımlamalarımın metnin edebi oluşundan kaynaklı ve ancak bütün içerisinde anlamını kazandığından, bütünden ayrıldığında rahatça eleştirilebilir ve çürütülebilir olduğunu sanırım ikimizde biliyoruz. yoksa yazımda "bilgelik" ve "imanın" esaslarını belirlemek iddiam olmadığı ortadadır sanıyorum. akıl ile ilgili düşüncelerimi ve onu haşa huzurdan bir "eşek" olarak nitelediğimi bir önceki yazımdan -eğer okuduysanız-hatırlarsınız. akıl meselesinde mutabıkız. iman konusunda da. ancak iman konusunu "ciddiye" alan insanları ciddiye almak lazım değil midir? saygılar....
Canip kardeşim''..Evet.. Eşrefi mahluk olarak yaratılan insanın kendi iradesiyle Hakk''ın tarafında olması istenmiştir. İslamda sadece akaid de siyah ve beyaz vardır. İman eksiklik kabul etmez. Kişi ya inanır yada inanmaz. Yarım düşünenler bilge olabilirler mi bilmem ama yarım yamalak iman olmaz.İibadetlerde ise sadece siyah ve beyaz yoktur. Farklı renk tonları da vardır. Ehli sünnete göre bir müslüman amel işlemesede müslümandır. Ve bu dünyada müslümanın ibadetlerdeki gayesi,sadece cennet düşüncesi olmamalıdır. Kimse ibadetle cenneti elde edemez. Yine müslüman hiç bir zaman anlık yaşamaların hesabını yapmaz. Çünkü anlık zevklerin kıymeti olmaz, önemli olan istikamettir. Ve islamiyet vahiy dinidir.Her ilahi emir akla uygunmudur diye sorulmaz. Bizim aklımıza uysada uymasada terddütsüz tasdik edilir. Bir kimsenin akılla bağdaştırdığını diğeri akılla bağdaştıramıyor. Bence akıl tek başına yetersizdir.
keşke bahsettiğiniz şeyi gerçekleştirmek dediğiniz kadar kolayca ugulanabilir olsaydı. taraf konusuna gelince, insanın en önemli işlerinden birinin tarafını ve yerini tesbit etmenin olduğunu düşünenlerdenim. ve son olarak "Yaratıcı" temelinden çıkan bir düşünce siyahla beyazdan başka bir şey kabule etmemeli değil midir?
Biz insanlar ne kadar da aciziz. Hayatı sadece siyah ve beyazdan ibaret sanıyoruz, ve mutlaka bir tarafta olmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz. Halbuki 'Yaradan' ikisini de bizim için yaratmış ve ölçülü olduğumuz sürece ikisine de izin vermiştir.
Diğer Sayfalar: 1.
Yorum Yazın