Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

Yıldızlara Dokunmak...

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 6 Yorum | Okunma 2467 Okunma | 15 Temmuz 2008 11:08:45

Ayşegül Hanıma Teşekkürler

Yıldızlara Dokunmak…

 

İnsanoğlu, Bilgine sormuş:

 

“Sen ki bunca yıldır yaşarsın. İnsanların dertlerini dinlediğin, onlara çareler bulduğun söylenir. Benim öyle bir derdim var ki gezmediğim yer danışmadığım insan kalmadı. Doğrusunu söylemek gerekirse senin bana yardımcı olabileceğini de düşünmüyorum ama kıramayacağım insanların ısrarlarına dayanamadığım için kapına geldim.”

 

Bilgin, onun bu saygısızlığına aldırış etmeden her zamanki güler yüzlülüğüyle:

 “Ey insanoğlu hoş geldin. Derdin neyse dinlemeye hazırım.” demiş.

 

İnsanoğlu aynı tavırlarla başlamış anlatmaya:

“ Ben yıldızlara dokunmak istiyorum. Bunu o kadar çok istiyorum ki bu istek neredeyse tüm hayatımı etkiliyor. Gerçekleştiremediğimi ve gerçekleştiremeyeceğimi düşündüğüm her an mutsuzluğum daha da artıyor. Mutsuzluğum arttıkça içime kapanıyorum, çevremde olup biten her şey anlamını yitiriyor. Düşündüğüm tek şey: Yıldızlara dokunmak.” .

 

Bunun üzerine Bilgin sormuş insanoğluna:

“Peki bunu neden istediğini biliyor musun?”

 

İnsanoğlu:

“Biliyorum” demiş. “Ben çok başarılı biriyim. Her zaman başarılıydım. Hala öyleyim. Bundan sonra da başarısız olamam. Kariyerimin zirvesindeyim. Şehrin en zengin semtindeki en büyük evde oturuyorum. Çok güzel bir eşim var. Çocuklarım da çok zekidir. Bugüne kadar ne istediysem elde ettim. Bir gün evimin harika bahçesinde otururken densiz bir çocuğun futbol topu çiçeklerimin üzerine düştü ve onları mahvetti. Hemen gidip buldum o haylazı. Gerçi babası koşarak geldi. Neymiş efendim, özür dileyecekmiş. Ama ben yer miyim bu numaraları? patlattım haylazın suratına tokadı ki bir daha böyle bir şeye kalkışmasın. İşte ne olduysa o tokattan sonra oldu. O edepsizin babası, sert bakışları ve başını göğsüne bastırdığı oğluyla bana yaklaştı “Belki çok şeye sahipsin ama ne acı ki hiçbir zaman yıldızlara gerçek anlamda dokunamayacaksın.” dedi. O gün bugündür tek amacım yıldızlara dokunmak. Civardaki en küçük evde oturan o basit adam da dahil hiç kimse bana kafa tutamaz. Bana yardım etmelisin. Eğer biliyorsan yıldızlara nasıl dokunacağımı söylemelisin. Karşılığını fazlasıyla alacaksın.”

 

Bilgin, insanoğlunun son sözlerine içten içe kızsa da ona belli etmeden sorularına devam etmiş :

“Ey insanoğlu! Bizi diğer yaratıklardan ayıran özelliğimiz nedir biliyor musun?

 

İnsanoğlu:

“ Tabi ki biliyorum.” demiş. “En önemli özelliğimiz, düşünebilmemiz.”

 

“Peki” demiş Bilgin. “ Bu özelliğini en son ne zaman kullandın?”

İnsanoğlu susmuş. Bilgin devam etmiş.

“ Yani demek istediğim, en son ne zaman düşündün? Çiçek nedir?, Çocuk nedir?, Eş nedir?, İş ne içindir?, Sevgi nedir?, Saygı nedir?, v.s.

Hiç dönüp baktın mı kendine?.

Evet çok zenginsin. Kariyerinin zirvesindesin. Peki neden hiç arkadaşın yok?

Evet çok güzel bir eşin var. Peki sana hiç gülerek baktı mı? Ya da “günaydın” dedi mi?

Evet çocukların çok zeki. Önlerine gelen hiçbir soruyu kaçırmıyorlar. Her sınavda en yüksek puanı alıyorlar. Peki neden teneffüslerde yalnız dolaşıyorlar?

Evet harika bir evin, ve harika bir bahçen var. Peki neden bir gün olsun misafir gelmiyor o harika eve?

Ve daha bir sürü şey sorabilirim sana. Aynı zamanda bunların cevabını da verebilirim. Eğer o cevaplardaki şifreyi çözebilirsen yıldızlara da dokunabilirsin.”

 

Biraz önce sus pus olan insanoğlu bu son cümleyi duyunca birden heyecanlanmış ve:

“Hadi” demiş “Bir an önce ver şu cevapları. Yıldızlara dokunmak için sabırsızlanıyorum.”

 

Bilgin gülümsemiş ve devam etmiş:

“ Ömrün boyunca tek düşündüğün en iyi olmaktı. O kadar ki bunun için en yakın arkadaşlarını bile gözden çıkarabilirdin. Öyle de yaptın zaten. En iyi dostunun işini -hem de o işe çok ihtiyacı olduğunu bildiğin halde- elinden nasıl aldığını hatırlıyor musun? İşte o günden sonra arkadaşların sana güvenmez oldu. Bu yüzden yalnızsın.

Eşinle evlenmenin en önemli nedeni onun çok güzel olmasıydı. Aslında o seni seviyordu ama senin için bu önemli değildi. Önemli olan senin en iyiye sahip olmandı. Senin ilgisizliğin, sevgisizliğin yüzünden o da artık gülmüyor. Başlar da sana “Günaydın.” diyordu ama sen işinle ilgili haberlere o kadar kulak kesiliyordun ki onu bir kez olsun duymadın. O da artık söylemiyor.

Çocukların teneffüslerde yalnız geziyor. Çünkü sen onlara arkadaşlığın ne olduğunu öğretmedin. Anneleri öğretmeye çabaladı. Arkadaşları olsun istedi. Ama sen her seferinde “Siz ders çalışmalısınız. Diğer çocuklardan farklısınız.” diye azarlayıp çocukları eve hapsettin. Yalnız kalmalarında onların da diğer arkadaşlarının da suçu yok.

O harika evine bir tek misafir bile gelmiyor. Önceleri bir iki kez gelenler oldu ama senin o ukala tavırlarına dayanamadıkları için vazgeçtiler.

İnsanları sevmiyorsun. Dünyada sevilmeye, saygı gösterilmeye layık tek kişinin kendin olduğunu düşünüyorsun. Sadece istiyorsun. İstediklerin gerçekleştikçe daha da çok istiyorsun. Peki istediğin şeylere sahip olduğunda hiç şükrettin mi?

Bugün bir kaza geçirsen kaç kişi gelir ziyaretine hiç düşündün mü?”

 

İnsanoğlu:

“Yeter!” demiş. “Tüm bunları nerden biliyorsun? Kimsin sen?”

 

Bilgin:

“Ben, senin içinde unuttuğun insanlığınım.”  demiş. “Eğer böyle devam edersen yok olacağımı bildiğim için seninle konuşmaya; sana yıldızlara nasıl dokunulacağı konusunda yardım etmeye karar verdim.”

 

İnsanoğlu önce biraz düşünmüş. Sonra:

“Anladım demiş. Sana çok teşekkür ederim. Seni bir daha ihmal etmeyeceğime emin olabilirsin. “

 

Bu sözlerin üzerine Bilgin ortadan kaybolmuş. İnsanoğlu bir anda kendini yatağında bulmuş.

Yavaşça kalkmış ve eşinin yanağına bir öpücük kondurmuş. Eşi uyanmış şaşkın şaşkın bakarken, “Günaydın” demiş insanoğlu. Ve eşi ona gülümsemiş. Sonra kalkıp çocuklarıyla birlikte harika bir kahvaltı yapmışlar. Kahvaltıdan sonra çocuklarını alıp gezmeye çıkarmış. Dönüşte 3 tane top almış. Çocuklar sormuş:” Biz iki kardeşiz. Neden 3 tane top aldık?”.

İnsanoğlu konuşmadan yürümeye devam etmiş. Civardaki en küçük evin önüne gelince durmuşlar. Evin bahçesinde oturan çocuğa yaklaşmış insanoğlu ve elindeki topu uzatarak, hediyeyi kabul edip geçmişte yaptığı şey için kendisini affetmesini istemiş. Çocuk hemen gülümsemiş. O ve diğer çocuklar bahçede oynarlarken babaları da birlikte hoş bir sohbete dalmışlar. Akşam eve döndüklerinde insanoğlu son bir işi daha olduğunu hatırlamış. Geçmişte kırdığı tüm insanları tek tek arayıp özür dilemiş. Yıllardır hiç aramadığı neredeyse seslerini bile unuttuğu anne ve babasını da aramış. Düzelttiği her şeyde biraz daha rahatlayan insanoğlu. En çok da anne babasının sesini duyup onların duasını alınca rahatlamış ve kendi kendine bir daha eski hataları yapmayacağına dair söz vermiş…

 

"Peki yıldızlara dokunabildi mi?" diye bir soru gelebilir aklınıza.

Elbette dokundu. Hem de bir değil binlerce, milyonlarca yıldıza dokundu.

Yıldızlar sanıldığı kadar uzak değildir insanlara. Bazıları yanı başımızdadır hatta. Ama biz başka şeylerle o kadar meşgulüz ki onları göremiyoruz.

Bir çocuğun gülüşündeki, bir çiçekteki, bir “Günaydın” daki, bir " Nasılsın?"daki v.s. milyonlarca yıldızı fark edemiyoruz.

 

Hayatımız boyunca dokunabileceğimiz tüm yıldızları fark edip kıymetini bilmemiz dileğiyle…

                                                                Ayşegül ERGİN

                                                                Temmuz/2008

 

 Not: Yazıda geçen karakter sadece bir örnektir. Tabi ki iyi şeylere sahip olan herkes hırslarının esiri değil

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

HULIUSİ TAKCI { 18 Temmuz 2008 14:44:11 }
Musatafa bey bir kaç kavramı heyecanınna yenik düşerek eksik ve yanlış yerde kullanmış. özet olarak demek istediği varlığın mutluluk getirmediği ve mutluluğun bilinç işi olduğu..Son dönem eğitim sistemimizin ve magazin kültürünün etkilerinden dolayı insanlar daha bir bencilleşti. Bu, yaşanan dünyanın kültürü.Ne bizim dini anlayışımızın nede geçmişte din eksenli oluşturduğumuz kültürün ürünü.. Mutluluk la huzur kavramı arasındaki ilişki medeniyetle kültür kavramı arasındaki ilişki gibidir. Biri tüketir biri üretir.onun için kültür ve huzurun peşinde olmalıyız diye düşünüyorum.
Emrullah TOPRAK { 18 Temmuz 2008 00:21:50 }
Öncelikle hikâyeyi yazan kardeşimize teşekkür ediyorum. Ancak benim dikkatimi çeken husus Mustafa Bey'in yorumu oldu. "Eğitimimiz, kültürümüz, dinimiz; hepsi insanın hırslı olması gerektiği temel fikrine dayanır" diyor Mustafa Bey. Doğrusu bu cümleye şaşırmamak elde değil. Arkasından da tarihten örneklerle fikrini destekliyor. Ancak verdiği örnekler İslam tarihinden yada bizim kültürümüzden değil. Mustafa Bey'in bu yorumu bence her bakımdan arızalı. Zira "kâmil insan" yetiştirmeyi hedefleyen bizim dinimiz ve kültürümüz, muhteris davranışları yasaklamış ve günah saymıştır. Hırslar, kıskançlıklar, içinden geldiğimiz kültürün öğretisi değil, insanoğlunun fıtratında var olan kötü huylardır. Maalesef son yaşadığımız çağ, insanın bu huylarını fazlasıyla körükledi, ihtiraslarının esiri bir mahlûk yaptı. Mesele yine "kâmil insan" fikrine dönmek, önce kendimize sonra da nesillerimize doğru eğitimi vermekle hallolabilir. Selamlar.
Mustafa BOĞA { 17 Temmuz 2008 11:56:38 }
Bize şimdiye kadar hep hırslı olmamız söylendi.Zihnimiz kazanmıya çalışan birisininki gibi şekillendirildi.Eğitimimiz,kültürümüz,dinimiz;hepsi insanın hırslı olması gerektiği temel fikrine dayanır.Sadece hırslı insan doyuma ulaşacaktır.O hiç bir zaman gerçekleşmedi,hiç bir zaman da gerçekleşmiyecek ama cehalet o kadar derindirki,bu saçmalığa inanmaya devam ederiz.Şu ana kadar hiç bir hırslı insan mutlu olmamıştır;aslında,hırslı kişi dünyadaki en mutsuz olanıdır.fakat bizler çocukları hırslı olmak için eğitmeye devam ederiz.''Birinci ol,en tepede ol ve mutlu olacaksın'' ve hiç aynı zamanda hem tepede olup hemde mutlu olan birisini gördünüzmü?Büyük iskender dünya fatihi olduğunda mutlumuydu? O,yeryüzünde yaşamış en mutsuz insanlardanbiriydi.Diyojen'in saadetini görünce kıskandı.bir dilenciyi kıskanmak..Bu hiç bir şeyi olmayan adam,İskender'in zihninde kıskançlık yarattı.Ne kadar sefil olmuş olmalı''Şayet tanrı bana tekrardan doğum verirse ona bu sefer lütfen iskender yapma diyojen yap; diye yakaracağım'' diye Diyojen'e itirafta bulundu.Mutluluğun başarıyle hiç bir alakası yok bence,mutluluğun hırsla bir ilgisi yoktur.Mutluluğun parayla,güçle,prestijle hiç ilgisi yoktur bence.O tamamiyle farklı bir boyuttur.Mutluluğun bilinçle bir ilgisi var bence,karakterle değil.Karakter biz değiliz,o bizim oluşturduğumuz bir şeydir.Herkesin kendi düşündüğü ve hayalini kurduğu şekilde mutlu olması dileğiyle.
Ayşegül ERGİN { 16 Temmuz 2008 13:31:27 }
Değerli yorumlarınız ve güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederim.
Hepinize sağlıklı, güzel günler diliyorum...
Saygılar...
yunus emre { 15 Temmuz 2008 22:19:01 }
ayşegül hanım, insanı anlamaya dönük yazılarınızdan birini daha okumanın mutluluğunu yaşadım. evet, aslında hayat bir gülümseme kadar basit ve güzel. yeter ki bunun için biraz gayret gösterelim. somurtmak veya surat asmak daha zor değil mi? neden kolayı dururken zoru tercih eder, kendi fiillerimizle hayatı çelikmez kılarız, bilemiyorum.
size insanı anlama ve anlatma gayretinizde başarılar diliyorum.
HULIUSİ TAKCI { 15 Temmuz 2008 14:09:32 }
Harikasınız ayşegül hanım. Olmak yada olmamak işte bütün mesele bu.
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun964 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI