TEPENİN EN TEPESİNDEKİ
“Sonsuzluk Kervanı, “peşinizde ben,
Üç ayakla seken topal köpeğim!”
Bastığınız yeri taş taş öpeyim.
Bir kırıntı yeter, kereminizden!
Sonsuzluk Kervanı, peşinizde ben...”
Varlık âleminin yegane mimarları, gönlümüzün keşanelerini temsil ederler genellikle. Varlar ve yoklar içinde devinip duran zaman seyyahları, kimi zaman en umulmadık yerlerde, yüreğimizi sararlar bir sığınak gibi...
**
Güzelliklerin soylu zaman temsilcileri, kalabalıkların şaşalı alkışlarına umursamadan, gölleri deryalara ulaştırırlar. Kutup yıldızının asude salınışı gibi, yolunu kaybedenlere rehberlik ederler. Ne gözükmek isterler, ne kaybolmak. Sırlı bakışlarını, bir kartalın enginliğinden sıyırıp, salarlar kalabalıkların yüreklerine...
**
İnsanın ne olduğu ve nice salındığı, hiç umurlarında olmaz. Hep âlemin, âlemlerini saklarlar gönüllerinde. İstiridye içindeki inciler gibi, saklı kaldıkça değerleri büyür sonsuzluk manifestosunda:
“Harabat ehlini hor görme zakir
Defineye malik ne viraneler var”
**
Şehrin en mühim varlık tapularıdır onlar. Başımız sıkışınca, Yüce Allah’ın izniyle, kapılarına varıp, gönlümüzü açarız. Kimseye dillendiremediğimiz, gölgeliklerimizi sunarız utana sıkıla. Biliriz, her aşikâre, bir destandan araklanarak sunulur edeplice.
Onların yaptıkları kahramanlıkları, dar zamanlarımızda yüreklerimize salarız. Kıssaları, içimizi aydınlattığı gibi, dışımızı da aydınlatır yüzyıllar boyu...
**
Cenk türkülerine, Abdülvehhab-i Gazi’nin yiğitliği ve Büyük Peygambere olan aşkı damgasını vurur. Hafakanlar düşlerimizi bastığında, kayanın tepesindeki yüce bilgeye arzuhalimizi iletiriz nemli gözlerimizle...
**
Onun sukut şiiriyle, asırlar boyu yürekleri yıkanır şehir sakinlerinin. Kayanın en tepesinde, tepenin en tepesinde, sonsuzluğa ramak kala, her şeyin sonunun sonsuzluk olduğunu haykırır sanki...
**
Varlık ve yokluk âleminin, ne menem bir sukutun destanını dillendirmesi gibi, soy güzelliklerin, mütevazı bildirgesini haykırır tepenin en tepesinden...
**
Gelenin ve dahi gidenin, ak akçe gelinliklere bürünmüş umutların, huzuruna varıp, bir cümle insana güzellik dilediği mümtaz sevgilidir o.
Güzellerin en güzeli, sonsuzluğun efendisi, kıyının en kıyısında, arzı endam eder hüzünlü gönüllere...
**
Binlerce yarenin en başında, anlatılması gereken her bilge öğüdü, O, sukutun kollarına yükler. Vefanın, sevginin en tepesinde, tepenin en tepesinde, sonsuzluğa ramak kala, seyr-i suluk eder gecenin karanlığına...
**
Göllerin, ıp ıssız bozkırda yok olmasını engeller sukut hanesinde. Kıyı kıyı gölcükler, onla ulaşırlar sonsuzluk deryasına. Tepenin en tepesinde, kolaçan eder Sultan Şehri. Tepenin en tepesinde, taptaze filizlere gark eder çorak gönülleri. Tepenin en tepesinde, tepenin en tepesinde...
Osman ÇELİK