Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

GERÇEĞİN PEŞİNDE

Kategori Kategori: Yazı - Makale | Yorumlar 8 Yorum | Okunma 2222 Okunma | 15 Haziran 2008 01:35:43

Tebrik ve teşekkür ediyoruz...

 

 

Cemil Bey telaşlıydı. Bir an önce kulübe varıp açıklanacak olan Anayasa Mahkemesi kararını arkadaşlarıyla birlikte izlemek istiyordu. Şu sigara içme yasağı hiç hoş olmamış, İsmail Bey sadece bu sebepten kulübe gelmez olmuştu. Neyse ki Yakup ve İskender Beyler her zaman oturdukları yerde onu bekliyorlardı. Cemil Bey, tomar halindeki gazeteleri masanın üzerine bırakırken, heyecanla kararın açıklanıp açıklanmadığını sordu. İskender Bey sakin bir eda ile:

 

“hayır, ancak alt yazılardan anlaşıldığı kadarıyla birazdan açıklanır.”

 

Cemil Bey: “ya kardeşim, herkes bu kadar meraklıyken sendeki bu sakinliği anlayamıyorum.”

 

“endişelenmeyin. Mahkeme,  partinin müracaatını kabul edecek”

 

“nasıl bu kadar emin olabilirsin? 148.inci madde açıkça, anayasa değişikliklerinin ancak şekil yönünden incelenebileceğini belirtiyor.”

 

“azizim burada çok özel bir durum var” diyerek söze giren Yakup Bey, devamını getirdi:

 

“anayasanın 2.inci maddesinde, değiştirilemeyecek hükümlerden birisini de laiklik olarak belirtilmiş, 4 üncü madde de ise laiklik ilkesinin değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği yazılmıştır. Meclis, yapmak istediği anayasa değişikliği ile bu ilkeyi dolaylı yoldan değiştirmek istemiştir. Anayasa Mahkemesi, anayasal düzeni korumak adına şekilden ziyade bir öz denetim gerçekleştirecek ve büyük bir olasılıkla da değişikliği iptal edecektir.”

 

Konuşmalar bu şekilde devam ederken haber kanalında canlı yayına geçildi. Spiker:

 

“evet, sayın seyirciler. Günlerdir merakla beklenen ve kapatma davasını da yakından ilgilendiren başörtüsü düzenlemesi olarak bilinen anayasa değişikliği paketinin iptal başvurusunu görüşen Anayasa Mahkemesi, kararını yazılı olarak açıkladı ve düzenlemenin iptal edildiğini belirtti.”

 

İskender Bey gülümser bir eda ile Cemil Beye bakıyordu. Rahatlamışlardı. Laiklik ilkesinin ihlaline dönük girişim Mahkemeden geri dönmüştü. Cemil Bey:

 

“cumhuriyeti savunmasız zannediyorlar. Kazanımlar kolay elde edilmedi. Cumhuriyetin temeli olan laiklik, görüldüğü üzere kim ne yaparsa yapsın Anayasanın teminatı altındadır arkadaşlar.”

 

Yan masada oturan Halil ve Mustafa Beyler de haberi izlerken, aslında beklenen bir kararın açıklandığını düşünmekle beraber şaşırmışlar; Anayasanın açık hükmüne rağmen Mahkeme, yetki aşımı yaparak düzenlemeyi iptal etmişti. Mustafa Bey:

 

“şimdi ne olacak Halil Bey kardeşim?”

 

“aslına bakarsan beklenen bir karardı. Tarihsel süreç iyi izlendiğinde bu tür bir sonucu normal karşılamak gerekir. Çünkü modernleşme tarihimizde asker-sivil yüksek bürokrasi ile milletimiz arasında temel kavramlarda bir türlü anlaşma sağlanamadı. Diyalog kurulmadığı sürece bu tür çelişkiler hep devam edecek.”

 

Cemil Beyin muzipliği üzerindeydi. Yan masada oturan Halil ve Mustafa Beylere yaklaşarak;

 

“hayırdır beyler, sizleri üzgün görüyorum. Ne o, cumhuriyeti sahipsiz mi zannediyordunuz?”

 

Epeydir tanışıklıkları olduğu için sarf edilen sözden alınmayan Mustafa Bey, çayları tazeleme talimatı verirken Cemil Beye buyur etti.

 

“otur, Cemil Bey kardeşim otur. Bak ne diyeceğim. Bir defa cumhuriyeti ve onun kurumlarını hiç kimse tekelinde göremez. Cumhuriyeti bu millet kurmadı mı? Hem de ne mücadeleler vererek… Eğer korunacaksa hep birlikte koruyacağız. Bu gün demokrasinin kazanımlarından kim vazgeçmek ister? Bak sıradan insanların çocukları mebus, bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı oluyor. Kendi iradesini yönetime yansıtıyor. Bundan kim geriye dönülmesini ister ki…”

 

“tamam, da Mustafa Bey, biliyorsun devletimiz laiktir. Laiklik ise her türlü dini inanış ve görüntünün devlet otoritesinin bulunduğu yerlerden dışlanmasını gerektirir. Eğer bu tür önlemler alınmazsa yarın bir gün nelerle karşılaşabileceğimizi tahmin edemiyorum.”

 

Söze giren Halil Bey:

 

“sorun tam da burada işte Cemil Bey. Bir defa laiklikten ne anlaşılması gerektiği konusunda ortak bir anlayışa varmış değiliz. Önemli olan insanların giyim-kuşamları mı yoksa kafalarında taşıdıkları düşünceler mi? Örneğin bir bayan başını örtüyor ancak aklın ve bilimin bütün gereklerini özel yaşamında yerine getiriyorsa o bayana sen laik değilsin diyebilir miyiz? Kaldı ki laiklik devleti bağlayan bir ilkedir. Demokrasilerde kişilerin özel tercihlerine ancak yasalarda belirlenen sınırlar içerisinde yasak getirebilirsin.”

 

“tamam da Halil Bey, baksanıza velev ki… ile başlayan cümleler kuruluyor. Eğer laiklik bu şekilde uygulanmazsa yarın öbür gün bütün kamusal alanlarda dini simgeli bayanları göreceğiz. Bu gelişmeler, sonunda bizi farklı taleplerle karşı karşıya bırakabilir. Onun için Mahkeme çok yerinde bir kararla bu konuda son noktayı koymuştur.”

 

Mustafa Bey;

 

“Cemil Bey, öyle anlaşılıyor ki başta aydınlarımız olmak üzere resmi, sivil her neyse bütün kurum ve kuruluşların cumhuriyet, laiklik, demokrasi kavramlarından ne anlaşıldığı veya anlaşılması gerektiği hususunda bir mutabakata varmaları gerekiyor. Bunun için de ön yargısız, biri birini anlama ve çözüm üretme mantığı ile hareket etmek gerekir. Aynı ülkede yaşıyoruz. Bu günlere birlikte geldik. Geleceği de birlikte inşa etmeliyiz. Eğer amacımız, millet olarak huzur ve refah içerisinde yaşamaksa başka çaremiz yok. Aslında olmayan bir sorunu üretiyoruz. Bırakalım insanlar kendi geleceklerini kendileri belirlesinler. Korku üreterek bir yere varamayız. Size de hak vermiyor değilim. Eğer şüpheler varsa bunları gidermek te iktidar sahiplerinin görevi şüphesiz.”

 

“bilemiyorum, haklı olabilirsin.” Diyerek kalktı Cemil Bey. Bu arada TV kanallarında başlayan hararetli tartışmalar devam ediyordu.

 

Halil Bey;

 

“Mustafa dostum, yoksa bizler çok mu safız. Şu gariban Anadolu kızlarının, kadınlarının örtüleri üzerinden çok daha derinden bir takım mücadeleler veriliyor olmasın. Baksana bu kadar gürültü koparılıyor da kızlarımız bu konularda ne düşünüyor hiç görüşlerine müracaat ediliyor mu? Sokakta görmekten utandıkları ablayı çevirip; hanfendi pardon, nasılsınız, çoluk, çocuk, beyefendi nasıllar, hayat nasıl gidiyor, beklentileriniz nedir, hakikaten şu başınızdaki örtüyü takmakla devletin temel ilkelerini mi hedef alıyorsunuz, sizin derdiniz nedir kuzucuğum diye sordukları yok. Bilmiyorlar ki hiçbir dönemde Türk insanının devletin idare biçimi ile bir sorunu olmamış; tarihimizde halk hareketi ile bir sistem değişikliği görülmemiştir. Diyeceğim o ki gaza getiriliyoruz; belki de gerçek son derece yalın, basit. Birileri, bizleri patron, yüksek bürokrat falan görmek istemiyor galiba ne dersin?”

 

Halil Bey dalmıştı. İskender ve Yakup Beyler pür neşe kapıdan çıkarlarken, kulübün müdavimlerinden ayakkabı boyacısı çocuk içeri girmiş, boya kutusunu önüne koyduktan sonra ürkek bakışlarla etrafını gözlemeye başlamıştı.

 Yunus EMRE

Avcılar/İSTANBUL

Suçatı Haber sitesinde bir seneyi doldurmuş bulunuyorum. Yorumlarıyla yazılarıma katkıda bulunan bütün okuyucularımıza teşekkür ediyorum.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdırılabilir SayfaYazdır

Yorumlar

ibrahim { 17 Haziran 2008 20:51:44 }
sevgili kardeşim Ebubekir. kardeşim soyadımı soruyorsun soyadım SARIKAYA. SOYADIMI yazmamakla kendimi gizleme diye bir derdim yok tepkilerinde sence haklı olabirsin sana daha detaylı bir cvp yazacaktım ama şu anda çok yogunum .ilerde yazarım siteye sadece memlekette ne var yok iki dk bakmak için girdim uzun kalamayacagım görüşmek üzere. İbrahim SARIKAYA
Mustafa BOĞA { 17 Haziran 2008 11:03:22 }
Kızımın örtüsü batmakta rezilin gözüne,
     Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne....
                                    M.Akif Ersoy
Allah insanı ve ihtiyacı olan her şeyi yaratandır.Etrafımızdaki her şeyin ölçüsünü,durumunu ve vazifesini belirleyen Allah'dır.Allah'ın belirleyici ve kanun koyucu olduğu bu sahalar hiç bir insan ve bilim tarafından tartışılmaz,aksine''Ne mükemmel yaratılmış''denerek takdir edilir.Bunun sonucu olarak bir müslümanın bütün evren üzerinde kanun koyucu ve belirleyici olan allah'a hayatı üzerinde öncelikli belirleyici ve kanun koyucu olarak kabul eder.Allah'a nasıl ibadet edeceğini kendi belirlemediği gibi,nasıl örtüneceğini de kendi belirlemez.Harika bir şekilde yaratılan bedenini,harika bir deriyle örten Allah;derisinin üzerini örtmede birinci derecede belirleyici kabul eder.İnsanlar bugün yaşadığımız dünyada örtünürken değişik etkiler altında kalıyorlar.Kimi beğendiği bir insan gibi giyinir,kimi içinde yaşadığı toplum normlarını dikkata alıyor,kimide nasıl istiyorsa öyle tercih ediyor.Günümüz demokratik toplumlarda örtünme ferdin tamamen kendi tercihidir.Başkalarınında bu tercihlere saygı duyması lazımdır.Ama ''Baş örtülüler ve köpekler giremez''diyerek rezilliklerini gösteren zavallılar,Sütçü imamın ateşlediği Milli ruh ve heyecanın ne yüzünden çıktığını bilemezler.Seçim zamanı geldiğinde,Millet,Mastar ve şakülleriyle bu kişilerin yamuklukları'nı ölçecek vesabır duvarını örecek ve ayak altında dolaşan bu ''Helik''taşlarını bu duvarın içine sokacaktır.
hulusi takcı { 17 Haziran 2008 01:24:28 }
Makalenin yazarı kardeşimle Lise yıllarında;boş geçen rehberlik derslerinde,birbirimize ciddi konularda sorular sorar cevaplar bulmağa çalışırdık, bundanda tad alırdık. Seneler sonra Yunus kardeşin böyle bir yazısıyla karşılaşınca seneler öncesine gittim.birden.. O zamanlar 12 Eylül hükümeti iş başındaydı. Gündem maddeleri yaklaşık bu günkülere benziyordu. Seneler geçti. Gerek siyasette gerek insan kalitemizde iyiye gitme var diyemiyeceğim. Kısacası kafalar bu kadar karışık değildi. Bir tarafta millet diğer tarafta millete don biçmeğe azmetmişler ordusu. Millet bilincini kaybetmiş çekiştirmeler,ayartılmalar eşliğinde. At izi it izine karışmış, kavramlar anlamından kopmuş. Denilen söz değilde diyen önem kazanmış.Ve millet günbegün öz güvenini yitiriyor ,tahammülsüz,her sözü aleyhine vehmediyor. Durup düşünmemiz gerekiyor. Bunca tarışma ,bunca mücadele neticesinde kazanan kim kaybeden kim görmek lazım. Kuzu postunda kurtlar sarmış etrafımızı. Bizden dediklerimiz, bizden değil. Yine birileri alınıp akıl verdiğim zehabna kapılacak ama söylenen ve yazılanları önce iyiniyetle değerlendirelim.İbrahim bey bu toplumda birilerinin kaygılarını dillendirmiş. Bu tarz düşünen insanlar yokmu elbette var. Bunun karşısında fikir beyan eden bekir abimiz hemen tepkisini koyuyor,kendince haklı olabilir,Ama hiçbir şey sanıldığı veya görüldüğü kadar net değil.NFK nın bir mısraı geldi aklıma”Millete kastedenin adı milli kahraman”diye..
Kim milletin safında kim karşısında net değil. Daha fazla devlet diyen mi ,daha fazla özgürlük diyen mi haklı. İthal ideolojiler kumkuması içinde,yorum farklarımızdan yola çıkarak kavga veriyoruz birbirimize karşı. Suyun başındakilerinin korkusunu anlarımda,millete mensup insanlara ne oluyor. Bize bir kazanım olarak sunulan her ne ise,kaybımızı artırmaktan başka işe yaramıyor. Bir millete ,bir vatana bir dine mensup insanlar olarak kaderimizi ilgilendiren konularda düşünmekten kaçıyor insanlar.Ve bu konuda düşünen insanlarda cüzamlı muamelesi görüyor bu topraklarda.. Milleti ve vatanı bir beden bir aile olarak farzedip ona göre düşünmeliyiz ve ona göre tavır koymalıyız. Yetişkin insanlar olarak dediki demişkiler bizlerin arasına duvarlar örmemeli..Önemli olan herkesin tekil olarak kıbleye yönelmesi değil. Önemli olan omuz omuza adı konmuş bir zeminde kıbleye yönelebilmek. Bilindiği üzere Vatan sevgisi imandandır. Selamlar
yunus emre { 16 Haziran 2008 18:06:22 }
arkadaşlara, yapmış oldukları yorumlardan dolayı teşekkür ediyorum. görülüyor ki anlamaya ve anlaşmaya ihtiyacımız var. ötekileştirmeden, sevgiyle, muhabbetle yaklaşmalıyız birbirimize. aslında sokakta bir sorun yok. insanlar biribirlerinin giyiminden kuşamından dolayı cadde de sokakta tartışıyorlar mı? hayır...peki toplumsal alanda yaşanmayan sorunlar neden Meclis'te yaşanıyor? burada ebubekir ağabeye hak vermeden edemiyorum; dert başka yerlerde galiba. güven tesis ederken saygılı olmalıyız. herkes yeteneğine ve çalışmasına göre bir yerlere gelebilmeli; şekil engelleriyle karşılaşmamalı. gelişme başka nasıl sağlanabilir? kaldı ki Atatürk"vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır" demiştir. evet, bence de gerçek Atatürkçülük budur. itirazı olan beri gelsin! önce saygı, önce sevgi. sonrası gelir...
m.toprak { 16 Haziran 2008 12:24:06 }
Maalesef ,Türkiye bilinçli bir şekilde 28 şubat sürecine doğru gidiyor.Balık hafızalı olmaya gerek yok aynı seneryoyu tekrar tekrar izliyoruz sonra koca koca adamlar yahu bak şu kadın şu adam bunu dedi nasıl olur. Allah aşkına niye bunu anlamak istemiyoruz bunlar bir seneryo vatandaşın bir Atatürk ü sevmiyorum demiş diyen halt etmiş, Atatürkü bir kişi sevmiyormuş varsın sevmesin bir kişi çokmu önemli ,ama bak biz dememişmiydik diye üzerine atlamak mahsunlaşmak akıl karı değil yapmayalım Allah aşkına daha dün . ÖSS için çocuğunu götüren başörtülü velilerin bahçede beklemelerine bile izin verilmedi. Marmara Üniversitesi'nin kampüs girişinde başı açık-kapalı veli ayırımı yapıldı. Başı kapalı olan ve açmamakta direnen veliler çocuklarının önünde aşağılanarak kapı dışarı edildi.Bunu kim ne için yaptı biliyormusunuz Atatürk cumhuriyetine sahip çıkmak için yaptığını söylüyorlar yapanlar, şimdi herkesin ellerini başının arasına koyup düşünmesi lazım bu tür sığ işlerle uğraşmaya kimin vakti var 20. Yüzyıla uzay çağı dedik olmadı 21 yüzyıla milenyum çağı dedik olmadı 22. Yüzyıla ne derseniz deyin orta yolu bulmazsak çok daha Hulki cevizoğlunun ,Fatih Altaylı nın programlarını tartışırız saygılarımla
hıdır kaya { 16 Haziran 2008 11:46:18 }
"begenmiyorsan çek git" alabildiğine çirkin ve tehlikeli bir yaklaşım...haklıda olsanız bu yaklaşım sizi dayatmacı, fikri gelişimlere kapalı, tek doğru elindeki mastar zanneden, şakülü görünce tüyleri diken diken olan faşist bir duvar ustası yapar...
Ebubekir GÜR { 16 Haziran 2008 11:34:51 }
Sayın İbrahim kardeş, soyadını yazsaydın kim olduğunu anlardık. Bence bu tür eksik isimlerin yorumları yayınlanmamalı. Belki İbrahim ismi de takma. Yani şimdi ortaya konuşacağız. Bence bir fikri olan varsa ve fikrine güveniyorsa mertçe adını soyadını doğru olarak yazıp meydana çıkmalıdır. Bu nedenle bu yorumu yazan İbrahim’i muhatap almadan fikrimi söyleyeceğim.Bir defa analarımız ve bacılarımızda artık 15-20 sene önce taktıkları baş örtüyü takmıyorlar. Zamanın değişmesi, gelir seviyesinin yükselmesi, sürekli olarak insanların giyim –kuşamlarında, kültürlerinde vs. bir değişimin ve gelişmenin doğal sonucu olarak erkeklerin olduğu gibi bayanlarında giyimleri değişti. 1970 li yıllarda bol paçalı, yüksek topuk ayakkabı giyer ve saçlarımızı uzatırdık. Şimdi artık kimse buna itibar etmiyor. Eskiden babalarımız çarık ve şalvar giymişler. Şimdi her şey çok daha farklı. Tarih boyunda bu tür değişimler ve milletler arasında kültürel alışverişler hep olmuş. Şimdi modernleşme ve gelir düzeyinin artmasıyla birlikte kızlarımız- buna yaşlı olan analarımız bacılarımızda dahil- giyim ve kuşamlarında değişiklikler yaptılar. Bundan daha tabii bir şey olamaz. Ve bu yeni giyim şeklinin kendilerine daha çok yakıştığını gören kızlarımız Allah’ın emrini yerine getirmek isteyen diğer kızlarımıza da cesaret vererek ve din noktasında her gün daha da bilinçlenme ile başörtülülük oranı hızla artmaya başladı. Şimdi İslam’ın yeniden milletin gündemine oturmasından korkan, yıllardır bu milletin kaynaklarını sömüren bir avuç elit tabakanın hoşuna gitmedi. Çünkü bu milletin başında hep bu elit tabaka hükümran olmalı ve saltanatlarını devam ettirmeliler. Anadolu çocuklarının, köyden çıkmış saf ve temiz dindar insanların yükselmelerine ve makamlarını sarsmalarına asla tahammülleri olamaz. Bu nedenle İslam’la barışık olamayan bu insanlar açıkça İslam’a saldıramadıklarından çeşitli suçlamaların arkasına sığınıp saldırıyorlar. Ve ne garip ki Atatürkçülüğü ve laikliği de kendi menfaatleri içinde kullanmaya kalkıyorlar.Başörtüsü siyasi bir simge imiş. Kalpleri ancak Allah bilir. Galiba bir de başörtüsü düşmanlığı yapanlar. Kimin ne niyetle taktığı kimseyi ilgilendirmez. Siyasi simge takmak memurların ve askerlerin dışında tüm vatandaşlara serbest. Yasak olmayan bir şeyle bu insanlarımızı suçlayanların asıl niyetlerini bu millet çok iyi biliyor. 80.000 genç kızımız baş örtüsü yüzünden üniversitelerden atılmış ve hayatları karartılmıştır. Bu kızlar eğer siyasi bir simge olarak taksalardı her halde üniversiteden atılmayı asla göze almazlardı. Bu kızlarımız üniversite son sınıftan atılmayı göze alabilecek kadar şuurlu iken, kendi halinde ve ülkemizde ne oyunlar oynandığını düşünecek durumda olmayan analarımızın yemenisine elbetteki kimse karışmazdı. Zira onlar için bir tehlike oluşturmuyorlardı. Bunu anlamayacak ne var ki.
Bir başörtülü kızın bir programda söylediklerini genelleyerek herkesi aynı kefeye koymak insafsızlıktır. Dindar bir insandan devletine, milletine, vatanına asla bir zarar gelmez ve gelmemiştir. Ve milletimiz tarih boyunca hiçbir zaman Humeyni gibi Müslümanların arasında fitne sebebi olan adamların sevdalısı da olmamıştır. Bu ülke hepimizin. Öyle ucuz laflarla kendilerine rahat edecekleri bir ülke arasınlar demek de kimsenin haddine değil. Bu ülkenin asli unsuru Müslüman milletimizdir. Bu aziz vatan kimsenin tapulu malı değildir.
Bunların ne yapmak istedikleri ortadaymış. Ne yapmak istiyorlarmış söyleyin de bilelim. Müslüman, bu ülkede sadece insanca inançlarını yaşamak istiyor. Ama demokrasi ve laiklik adına bu kızlarımıza zenci muamelesi yapılıyor. Bunlara yapılan onca baskı ve zulüm varken yine bunlar suçlanıyorlar. Herkesin dini kendine. Nasıl Müslümanlar başkalarının dinine, inancına karışmıyorsa başkaları da Müslüman’ın inancına, dinine karışamaz.
Artık bizi içeriden yıkmaya, bizi birbirimize düşürmeye ve Milletimizin yeniden dünya liderliğini engellemeye çalışan emperyalistlerin oyunlarını görme ve bozma zamanı gelmedi mi?. Bu tür suni gündemlerle kardeşi kardeşe düşman ettiklerini hala anlamayanlar var galiba. Bizi uyutuyorlar, oyalıyorlar ve birbirimize düşman ediyorlar da farkında değiliz. Allah hepimize şuur ve feraset versin ne diyelim.
ibrahim { 15 Haziran 2008 19:42:12 }
sevgili kardeşim yunus bey yıllardan beri hiç kimse bu ülkede analarımızın bacılarımızın eşarpına yemenisine karışmadı.bu yüzden yargılanan birinide görmedik.ta ki türban diye başörtüsünü farklı bir biçimde siyasi bir simge olrak karşımıza çıkardılar ondan sonra olaylar patlak verdi.eger seyretiyseniz Fatih A LAYLININ TEKE TEK PROGRAMINI orda türbanlı bir bayan ATATÜRK ,ü sevmedigini humeyniyi sevdigini söyledi.ülkeyi müslümanların kurtardıgını söyledi peki bu ülkenin kurtuluşu için cepheden cepheye koşan ATATÜRK ve silah arkadaşları müslüman degillermiydi.buların din kispeti altın ne yapmak istedikleri ortada.eger ATATÜRK ün kurdugu Türkiye cumhuriyetinden rahatsız olanlar varsa kendilerine rahat edecekleri bir ülkede yaşasınlar nasıl olsa türkiyede özgürlüklerimi yaşayamıyorum diye iltica ettinmi bütün ülkeler kabul ediyor ATATÜRKÜ sevmeyen kardeşimizin yaptıgı gibi.bu ülke kolay kazanılmadı.parçalamayada hiç kimsenin gücü yetmez.bu güzel memleketi bizlere canları pahasına bizlere emanet eden tüm şehitlerize ATATÜRK ve silah arkadaşlarına ALLAH tan rahmet diliyorum.seninde kalemine saglık
Diğer Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalınİtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Yeşilin ve Mavinin Buluştuğu Yerdesiniz

SuçatıHaber Anket

Sizce Gürün Belediye Başkanlığı seçimini kim alır?
Ak Parti adayı Feyzullah Arslan
MHP adayı Nami Çiftçi
Sonuçlar

Google

Il Il Hava Durumu


Ziyaretçi Sayımız

Aktif Ziyareti
Bugun789 
Ayrnt
 
SuçatıRSS
 Haberler | En Çok Okunanlar | En Çok Oy Alanlar
 


Altyapıda yardımları olan mydesign ve efkan teşekkürler.
Suçatı Haber 2007
Tasarım ve Kodlama: Fatih TAKCI