Osman Beye Teşekkürler...
SİVAS FASIL HEYETİ
Değil mi ki aşk olmasa âşık ta olmaz, aşk olmasa âlem de olmaz. Her ne varsa aşkın gücüyle durmaz mı ayakta zaten. Her ne varsa âlemde, aşk ile yanıp kül olmaz mı zaten. Ve o aşk külünden, Zümrüt Anka uçmaz mı arayanların ve dahi arananların gönül diyarına...
“Dilim boğazıma kaçtı,
Senden ayrı kaldıkça yâr
Nutkum durdu rengim uçtu,
Senden ayrı kaldıkça yâr.”
Anadolu; ötelerin ötesine nazlı selamların yollandığı, kırık gönüllerin sazla tımarlandığı, başakların türkülerle hasat edildiği yürek diyarı. Acıların, buram buram gönülleri dağladığı, insanların sitemlerini, nazlı türkülere yükledikleri garipler otağı.
Utangaç bozkır delikanlılarının, gün görmemiş deli sevdalarını, telli turnaya emanet ettikleri, koca sevdalı soy insanlar ülkesi. Yitik düşlerin, ardı ardına gök kubbenin merhametli kollarına gönderildiği, yitiğin ve yine yitikle arandığı, bulunduğunda baş üstü tutulduğu, onurlu insanların sevdası. Anadolu, bizim Anadolu. Sazda, sözde, nazda Anadolu...
**
Âşıklar, bir milletin renkli aile fotoğrafları. Onların ellerinden, dillerinden ve yüreklerinden inen her cümle, adeta insanı gizli dünyalara çeker. Aşkı, acıyı, vefayı bir bir işlerler zihinlerimize. Bizim de boğazımızda düğümlenip, yutkunduğumuz her kırılganlık bir başka yaklaştırır ruhumuzu âşıklara.
Hele de bir deli sevda dağlarsa onların yüreklerini, o zaman bir başka coşar sazın deli telleri, o zaman bir başka akar gözlerden ince dereler...
**
Yârin taş bağrına gülden selamlar yollanır seher yelinin ılgıt ılgıt esişiyle. Sevgili, bazen nazda ısrarlı, bazen de sözde ısrarlı ise o zaman deli yılkılar bir bir salınırlar Sivas’ın yüce dağlarında. Cânânın buruk salınışı, âşığın gönlündeki kuşları kıyıya vurdurur ve yükler yüreğini sözlerin omuzlarına:
“Yana yana ölür sevdaya düşen
Muradını alır yâre kavuşan
Yâri gördüm zülüfleri perişan
Ben saçımı taramadım üç gündür”
**
Yüzyıllardır, nice savaşlara, ölümlere, zulümlere şahitlik eden Sivas, bunun yanında âşıklık geleneğini de kuşaktan kuşağa aktararak, sultanlığının haklılığını gösterdi. Âşıkların adeta sığınağı oldu. Sazını beline atıp gelenlere, hep kucağını açtı. Onlar söyledi, Sivas dinledi. Onlarla ağladı, onlarla güldü, onlarla birlikte bozkırın türküsünü dillendirdi...
Ve zaman inince günlerin koynuna âşıklara düştü sözün en kırılgan manifestosu:
“Pınar olsam çağlar gibi
Gazel döksem bağlar gibi
Altın olsam dağlar gibi
Benden bir pul alan olmaz
Kıymetimi bilen olmaz"
**
Âşıkların sazla sözle kavilleşmesi hala yaşıyor Sultan Şehir’de. Kalabalıklarda yüreği daralanlar, suskunluğu bir şiir gibi çıkınlarında taşıyanlar, usulca süzülüveriyorlar aşıkların söz meclisine.
Ve bir özge gelenek, yürüyor usul usul Sivas’ta.
“Sivas Fasıl Heyeti” kültürümüzün rayihasını sunuyor gönüllere. Her gelene geçene, sazın ince sözünden imbik imbik süzüyorlar zamanı. Nakış nakış ürünen bedenler, bir ok talimi gibi ileri ve geri salınıyorlar her daim. Gönül telinde zamanı arayan âşıklar, aynı telde var olmanın dinginliğiyle insanları fasılda bekliyorlar…
Haydin kulak verelim söz sultanlarına. Hele bir dinleyelim ne söylüyorlar.
Sahi Karacaoğlan ne demişti gurbet üstüne? Ya Talibi, ne için düşmüştü dağların kara perçemli ellerine? Sahi hiç dinlemediniz mi Celal’in türküsünü?...
Osman ÇELİK
Kültürümüzün inceliklerinin yansıtıldığı onlarca sanat ve gelenekten biri, aşıklık geleneği de ne yazık ki yok olmak üzere. Kısır çekişmelerle milletimizin enerjisinin heba edilmeye çalışıldığı böyle bir zamanda Sivas Fasıl Heyeti'ni saygıyla selamlıyorum. Teşekkürler Osman Çelik.